Adres :
Aşağı Öveçler Çetin Emeç Bul. 1330. Cad. No:12, 06460 Çankaya - Ankara Telefon : +90 312 473 80 41 Faks : +90 312 473 80 46 E-Posta : sde@sde.org.tr

Savaş Kültürünün Gelişimi ve Füze Savaşları

Güray ALPAR
25 Şubat 2019 10:54

Kültür, insanın bilgi birikimi. Bütün dünyada savaş kültürü ve strateji giderek gelişiyor. İngiltere’de kazılarda bulunan MÖ 200 bin yıl öncesine ait ilkel savaş aleti mızrak, giderek gelişerek günümüzdeki kıtalar arası füzelere dönüştü. Bazı ülkeler savaş kültürünü geliştirirken bazıları yüzyıllar içinde fazla ilerleyemedi. 1935 yılında İtalyanlar uçaklarla saldırırken, savaş kültürünü geliştiremeyen Etiyopyalılar hala mızrak kullanıyordu.

Savaşlardaki en büyük tehlike beklenilmeyen durumlarda ortaya çıkar. Biz buna “Sürpriz Etki” diyebiliriz. Sezar, “Hiç kimse beklenilmeyecek şeylerden tedirgin olmayacak kadar cesur değildir.” demişti. Böyle bir durumda bütün planlar altüst olur ve her şey yeniden başlar. En iyi plan yapabilmek entelektüel bir bilgi düzeyini ve derinliği gerektirir. En iyi strateji ise sürpriz etkiyi en aza indiren stratejidir.

Savaşa hazır olmak her şeyden önce caydırıcılık sağlamakla mümkündür. Bu açıdan günümüzde füze teknolojisini geliştirmek caydırıcılık ve üstünlük sağlıyor. Son dönemde büyük küçük birçok ülkenin uzay ve füze çalışmalarını artırmaları da bu yüzden. İsrail 22 Şubat’ta Ay’a ABD, Rusya ve Çin’den sonra dördüncü ülke olarak insansız bir hava aracını gönderdi. İsrail’in uzaya gönderdiği ilk hava aracı olan Beresheet, adını İbranice’de Tevrat’ın birinci kitabından alıyor ve özel sektör destekli bir araç olma özelliği taşıyor. Aracın fırlatılmasını izleyen İsrail Başbakanı Netenyahu’nun, “Biz küçük bir ülkeyiz ancak girişim kapasitesi ve başarı bakımından büyük bir ülkeyiz. Mars’a gönderilecek bir uzay aracının halen planlanmakta olmasını umuyorum.” açıklaması ise ilginçti. Orta Doğu’da nükleer silahlara sahip olduğu düşünülen İsrail’in elinde 100’den fazla nükleer füze olduğu ve bunları savaş uçakları ve denizaltılardan atabileceği değerlendiriliyor.

Yine şubat ayında İran, 1300 kilometre menzilli füze denemesini başarı ile gerçekleştirdi. ABD Dışişleri Bakanı’nın İran füzelerinin Avrupa’nın bir bölümü ve Orta Doğu’da herhangi bir yeri vurma kapasitesine sahip olduğunu ve bunun BMGK’nin 2231 sayılı kararını ihlal ettiğini belirtmesine karşılık, İran Genelkurmay Başkanlığı sözcüsü yaptığı açıklamada hem füze denemelerine hem de füzelerin geliştirilmesi çalışmalarına devam edileceğini bildirdi.

Dünya üzerinde büyük çoğunluğu ABD ve Rusya’da olmak üzere 15.000’e yakın nükleer silah bulunuyor. 1100 kadarının ise Çin, Fransa, İngiltere, Kuzey Kore, İsrail, Hindistan ve Pakistan gibi ülkelerde olduğu tahmin ediliyor.

Soğuk Savaş Döneminde giderek artan silahlanma yarışından sonra, 1987 yılında ABD ve Sovyetler Birliği arasında imzalanan ve Avrupa’ya yönelik nükleer riski azalmayı hedefleyen “Orta Menzilli Nükleer Kuvvetler Anlaşması” (INF) ile karadan havaya atılabilen 500 ile 5.500 kilometre arası orta menzilli füzelerin yasaklanması kararlaştırılmış ve buna göre bir kısım füzeler imha edilmişti. Son dönemde ABD yönetimi Rusya’nın yeni orta menzilli Novotor 9M729 füzesinin anlaşmayı ihlal ettiğini iddia ederken, Rusya da ABD’yi Romanya ve Polonya’ya Aegis füze savunma sistemi konuşlandırmakla suçlamıştı. Bu suçlamaların ardından ABD Başkanı Trump, ülkesinin INF anlaşmasından çekileceğini açıkladı ve müteakiben Rusya Devlet Başkanı da ülkesinin bu anlaşmayı askıya aldığını duyurdu. Buna göre ABD, Rusya yükümlülüklerini yerine getirmezse, 6 ay sonra anlaşmadan tamamen ayrılacak. Ruslara göre ise zaten ABD, bu iddialarından iki yıl önce Arizona Eyaleti Tucson şehrinde füze üretim kapasitesi geliştirme ve modernizasyon çalışmalarına başlamıştı.

Ruslar füze sistemlerini geliştirmeye devam ediyor. Rusya Devlet Başkanı denemeleri izlerken, Başbakan yardımcısı Borisov, yeni geliştirdikleri Avangard Hipersonik kanatlı planörlü stratejik füze sistemlerinin sesten 27 kat daha hızlı olduğunu ve bu hız karşısında hiçbir füze savunma sisteminin bunu durduramayacağını iddia etmiştir. Borisov ayrıca 32.000 kilometreden fazla bir hıza ulaşan stratejik silahın hem dikey, hem de yatay yönde hareket ettiğini, temel özelliğinin bir saniye sonra nerede olacağının öngörülemediğini, bu nedenle tespit ve imhasının çok zor olduğunu da söylemiştir. Gerçekten de günümüzün modern hava savunma sistemlerinin büyük kısmı saatte 6.000 kilometreden daha hızlı ilerleyen hipersonik planörleri tespit etmekte zorlanmaktadır.

Rusya Savunma Bakanlığı, Avangard Stratejik Füze Sisteminin seri üretime alındığını bildirdi. Teknolojik bir buluş olarak silah, kıtalararası balistik füze sistemlerinden farklı olarak atmosferin yoğun katmalarında yüksek irtifalarda seyredebilecek. Putin’e göre bu silah bir meteor, bir ateş topu gibi gidiyor ve yüzey sıcaklığı 2000 dereceyi bulabiliyor.

Diğer taraftan Rusya Roket ve Top Bilimleri Akademisi Başkan Yardımcısı ve füze uzmanı Sivkov, yeni geliştirdikleri Tsirkon füzelerinin, savunma sistemlerini sıcak bir bıçağın tereyağını kestiği gibi yarıp geçeceğini ve yenilmez olacağını iddia etti. Sirkov’a göre, NATO Savunma Sistemleri uçuş hızı saniyede bir kilometreden hızlı olan hedefleri durduramıyor. Kendi geliştirdikleri füze ise saniyede 3 kilometrelik bir hıza erişebiliyor. Böylece denizlerdeki güç dengesi önemli ölçüde değişecek.

Geliştirilen sistemlerle Ruslar, kendi güvenlikleri sağlamak için gerekli her türlü önlemi aldıklarını belirtiyor. Yeni geliştirdikleri sınırsız menzilli nükleer enerji güdümlü füze Avangard hipersonik kanatlı planörlü stratejik füze sistemi ile Kinzhal (Hançer) havadan atılan hipersonik füzeler ve lazer silahları tanıtan Rusya Devlet Başkanı Putin’e göre bu silahların menzil kısıtlaması yok. Güney Kutbunda da Kuzey Kutbunda da hedefleri rahatlıkla ve durdurulamadan vurabiliyor.  Bu sistemler ABD’nin Rusya etrafında kurduğu füze savunma sistemlerine bir cevap niteliğinde. Bunlar tıpkı Amerikalıların Tomahawk füzeleri benzeri güdümlü bir füzenin için yerleştirilen küçük bir nükleer santral gibi. Uçuş esnasında üretim yapıyor. Ancak Ruslarınkinin uçuş menzili 10 kat daha fazla ve etkisi sınırsız. Bu hayalet füzenin pratik olarak bir menzil sınırlaması yok, uçuş rotası tahmin edilemez ve engelleme hatlarını devre dışı bırakacak özellikleri onu mevcut ve gelecek füze ve hava savunma sistemlerine karşı yenilmez kılıyor. Rusya Devlet Başkanı: “Gemilerden ve torpidolardan çok çok hızlı denizaltı araçları geliştirdik. Bunlar az gürültü yapıyorlar ve yüksek manevra yeteneğine sahipler. İnsansız su altı araçları hem konvansiyonel hem de nükleer savaş başlıkları taşıyabiliyorlar. Böylelikle uçak gemileri ve kıyı savunma altyapıları dahil geniş bir yelpazede hedefleri vurma kabiliyetlerine sahipler. Bunların nükleer itici güç testleri tamamlandı. Küçük bir santralle, boyutu büyük araçlar için güç üretebiliyorlar ve çatışma modunda 200 kat güçlerini artırabiliyorlar. Bunlar bize, sonuçları yüksek verimli nükleer başlıklar takılabilen tamamen yeni bir stratejik silah türü yaratmamızı sağladı. Havadan atılan Kinzhal silah hipersonik silahlarımız yakalanmıyor. Yüksek hızlı taşıyıcı uçağın muhteşem performansı, füzenin atılacağı yere dakikalar içinde taşınmasını sağlıyor. Uçuşu sırasında manevralar yapıyor ve savunma sistemlerini aşabiliyor. Bunlar 2.000 kilometreye kadar hedeflere nükleer ve konvansiyonel başlıklar taşıyabiliyor.” derken gelişmelerden oldukça memnun görünüyordu.

Aslında Çin, ABD ve Rusya’dan önce ilk hipersonik planör denemesini gerçekleştiren ülkeydi. Uzmanlara göre Çin’in askeri modernleşmesi beklenildiğinden çok daha hızlı gelişiyor. Çin’in uzun menzilli konvansiyonel balistik füzelerinden, beşinci nesil savaş uçaklarındaki gelişimine kadar teknik kabiliyetleri şaşırtıyor. Tek koltuklu beşinci nesil bu jetler, ses hızını aşan teknolojisi yanında görünmezlik özelliğine de sahip. Çin, donanmasını 1990’lardan bu yana Rus teknolojini kullanarak yeniledi. Geçtiğimiz yıllarda ilk uçak gemisini donanmaya katmasının ardından yenisi üzerinde de çalışmalarını sürdürüyor. Çin’in stratejik hedefi, herhangi bir çatışma durumunda, Amerikan donanmasını mümkün olduğunca Pasifik derinliklerine itebilmek. Buna yönelik olarak uzun menzilli hava ve deniz sistemleri geliştiriyor. ABD bundan endişe duyuyor ancak Çin Savunma Bakanlığı, ABD’nin Çin’in nükleer yeteneklerini abarttığını söylüyor ve Çin’in stratejik niyetlerini doğru anlayıp ulusal savunma anlayışlarına ve askeri takviyelerine objektif bir bakış açısı geliştirmesini istiyor.

Füze denemeleri geliştiren diğer bir ülke ise Hindistan. Geçtiğimiz yıl nükleer başlık kapasitesine sahip Agni-V füzesini test eden Hindistan, dünyada uzun menzilli balistik füzeye sahip 6. ülke konumunda olacak gibi görünüyor. Uzmanlar Hindistan’ın sahip olduğu kısa menzilli füzeleri Pakistan, uzun menzillileri ise daha çok Çin’e karşı kullanmayı planladığını değerlendiriyor.

Tarihi gelişiminde ilk mızrakların ve ardından okların geliştirilmesi ile artık birebir fiziki mücadele olmadan, uzaktan etki edebilmek mümkün olabilmişti. Bu ise taktik ve stratejilerde yeni gelişmeler demekti. Makedonlar mızrak boyunu uzatarak üstünlük sağlarken, Türkler geliştirdikleri uzun menzilli oklarla savaşları kazandılar. Tüfek ve topun icadı yanında bunun menzilinin fazla olması da bir avantaj sağladı. İkinci Dünya Savaşını kaybedecekleri anlayan Almanlar V tipi roketlerini kullanarak kazanmak istediler. Roketler saatte 700 kilometre yol alabiliyordu ve uçak ve uçaksavarların yakalaması mümkün değildi. Ancak Londra’ya gönderilen 8000 füzeden ancak 2000’i hedefini bulabildi ve etkisi fazla olamadı. Direnen Japonlar ise atom bombası ile teslime zorlandılar. Başlangıçta sadece ABD atom bombasına sahipken, 1949 yılında Sovyetler Birliği buna ortak oldu. Üç yıl sonra ABD, atom bombasından bin kat daha güçlü olan hidrojen bombasını üretti ancak bir yıl sonra Hidrojen bombası üreten Sovyetler yeniden dengeyi sağladı. Çinliler ise 1964 yılında nükleer bomba yapmayı başardılar. ABD, Rusya, İngiltere, Fransa, Çin derken, İsrail 1970’lerden, Hindistan ve Pakistan ise 1998’lerden beri nükleer silaha sahip ülkeler arasında. İran’ın nükleer silaha sahip olma çalışmaları ise devam ediyor. Patlayıcılar öyle yaygınlaştı ki, günümüzde dünya üzerinde depolanmış nükleer dinamitten kişi başına 50 tondan daha fazla düşüyor. Böyle giderse de Albert Einstein’in yıllar önce söylediği: “Üçüncü Dünya Savaşının hangi silahlarla yapılacağını bilmiyorum ama dördüncüsü taş ve sopalarla olacak.” sözü gerçek olacak gibi görünüyor.

Bilge insanlar asla savaşmayı istemezler. Ancak onlar her zaman savaşmaya hazırdırlar. Nükleer bir güce ve istenilen yerleri etki altına alabilecek uzun menzilli füzelere sahip olmak bir avantaj ve psikolojik etki sağlıyor. Bu nedenle son dönemde hızlanan füze geliştirme faaliyetleri, gelecekte de giderek artacak gibi görünüyor. Etrafındaki ülkeler kapasiteleri giderek gelişirken, böyle bir ortamda Türkiye’nin S-400 gibi azami 400 kilometre menzili olan bir savunma sistemine sahip olmasının engellenmesi ise anlaşılır gibi değil.