Adres :
Aşağı Öveçler Çetin Emeç Bul. 1330. Cad. No:12, 06460 Çankaya - Ankara Telefon : +90 312 473 80 41 Faks : +90 312 473 80 46 E-Posta : sde@sde.org.tr

Sağlam Değerleri Olan Kazanır

Güray ALPAR
21 Nisan 2020 18:32
A-
A+

İsrail Sağlık Bakanlığı Virüs salgınının yayılması durumunda engelli ve hastaları gözden çıkardı.

İsrail Kanal 13 televizyonu tarafından gündeme getirilen, İsrail Sağlık Bakanlığının Kovid-19 yayılması durumunda “engelliler ile ağır kronik hastalığını bulunanların solunum cihazlarından en son faydalandırılacak kişiler olacağı” yönündeki kararı tartışmaları da beraberinde getirdi. Kararın ayrıntıları arasında engellilerle birlikte, yaşlılar ve çeşitli rahatsızlıkları bulunanların da gözden çıkarılacağı var. İsrail’de virüse karşı alınan tedbirler konusunda halkın tepkileri ve bu doğrultuda gösteriler giderek artıyor. Bilindiği gibi bundan önce de İsrail Başbakanı Netanyahu’nun oğlu Yair Netanyahu, Meretz Partisinin babasına karşı düzenlediği gösteriye tepki göstererek yayınladığı tweet ile “Umarım bu protesto nedeniyle ölecek yaşlı insanlar sadece sizin taraftan olur.” demiş ancak medyadan gelen tepkiler üzerine silmek zorunda kalmıştı.

İsrail’in yanlışları Hitler Almanya’sı ile benzerlikler gösteriyor.

İsrail’in resmi olarak ortaya koyduğu bu tavır ve uygulamalar İkinci Dünya Savaşı öncesi Hitler Almanya’sını hatırlatıyor. Üstün ırk kavramının etkisine kapılan Hitler, fiziksel ve zihinsel engellileri toplum için yararsız ve ari saflığa yönelik bir tehdit olarak değerlendiriyordu. Hitler’e göre savaş zamanları, iyileşmesi mümkün olmayan hastaların ortadan kaldırılması için en uygun anlardı. 

Uygulanacak programın ismi T4 olarak belirlenmişti. Bu programa göre Nazi Almanya’sı, zihinsel engellileri, yaşlıları, kalıtsal hastalığı olanları, kısacası engeli olan her insanın yok edilmesini hedef alıyordu. Hitler yaşamaya layık bulmadığı hastaların 1 Eylül 1939 tarihinden itibaren öldürülmesi emrini verdi (Holokost Ansiklopedisi, Engellilerin Öldürülmesi Maddesi). 

Emre göre bu tipten engelli hastalar önce sağlık personeli tarafından ihmal edildi. Böylelikle hastalar açlıktan ve hastalıktan ölmeye başladı. Sonra da oluşturulan kurullar tarafından hastaneler dolaşılarak öncelikle kimlerin öleceği belirlendi ve bunlar “ötenazi” ölüm merkezlerine götürülerek, öldürücü iğneler veya gaz odalarında ortadan kaldırıldı. Bu şekilde acımazca katledilen engelli miktarının 200 binden fazla olduğu tahmin ediliyor.

İsrail bugüne kadar Müslümanlara karşı yaptığı acımasız saldırılara kendi yurttaşlarını da dahil etmiş gözüküyor.

Hitler sadece Yahudi ve Çingeneleri değil, kendi engelli insanlarına da bu zulmü layık görmüştü. İsrail’in Müslüman çocuk ve sivil halka karşı çekinmeden en ağır silahları kullandığı zaten bilinen bir gerçekken, Nazi Almanya’sında bu emrin verilmesinden 80 yıl sonra İsrail’in nasıl bu noktaya geldiği ve tıpkı Hitler’in uygulamalarının benzerlerini kendi halkına karşı da uygulamayı düşündüğü aynı üstün ırk düşüncesinin bir sonucu olsa gerek. İsrail’in bu ilkesiz uygulamaları kendi vatandaşlarının da tepkisini çekmeye başladı. Bu yönüyle olay basit ve sıradan bir uygulama olmaktan ziyade bilimsel açıdan ayrıntılı incelemeyi gerektiriyor.

Asıl sorun değerlerin yanlışlığında. 

Sorun değerlerle ilgili gibi gözüküyor. Türk Dil Kurumu sözlüğüne göre değer “Bir şeyin önemini belirlemeye yarayan soyut ölçü”. Bu olaylarda İsrail’in önemlisi ve önemsizi de ortaya çıkıyor. Değer neyin iyi, neyin kötü olduğuna dair inançlarımızdır (Bilgin, 2003:80). Neye önem verdiğiniz ise sizin yönünüzü belirliyor. Her sistem ve toplumun tarihi ve kültürel yapısına göre zaman içinde geliştirdiği bazı değerleri vardır. İnsanlar gibi toplum ve sistemler de işler iyi giderken çok iyi tanınamaz. Onları tanımanın en iyi yolu zor anlarda gösterdiği tepkileri gözlemlemektir. Değerlerini şaşıranlar ise böylesi zor zamanlarda kendi geçmişleri olan yaşlılarını bile acımasızca gözden çıkarabiliyor.

Yaşlılar bir toplumun birikimi ve zenginliğidir.

Oysa sağlıklı bir toplumun oluşmasında yaşlılar büyük bir rol oynuyor. Her şeyden önce bilgelik yaşlanmanın en değerli hediyesi (Goldberg, 2007:19). Kültürümüzde bilgeliğin karşılığı olarak kullanılan “hikmet” kelimesi ise değerlerimizden birisi. Hikmet, bilgi, deneyim, anlayış ve sağduyularını kullanarak düşünme ve hareket etme yeteneği olarak tanımlanıyor. Yaşlılık doğal bir süreç. Hayvanlarda dahi bir saldırı durumunda genç hayvanlar kaçıp gitme imkânı varken kalıp yaşlıları koruyorlar. Ancak yaşlılar da sürülerin zor zamanlarında yaşanmışlıkları ile gençlere gidilecek yeri, yiyeceğin bol olduğu bölgeleri kısacası hayatta kalmanın sırlarını veriyorlar. Yaşlılıkta bazı kabiliyetlerde azalma olmasına rağmen parça parça olayları birleştirip, onlardan bilge anlamlar çıkarma yeteneği artıyor. Yaşanmışlıkla gelişen bu yetenek ise toplumu zor zamanlarda ayakta tutuyor. Yaşlılar çok sayıdaki deneyimlerinin sonuçlarını genç kuşaklara aktarırken, sözel kültürel ve dini değerleri onlara öğreterek bilginin devamını sağlıyor, yalnızlık ve yabancılaşmayı önlüyor. Bu nedenle yaşlılarla yaşayan toplumlar büyük avantajlara sahip olurken, bir topluma yapılabilecek en büyük kötülük ise böyle bir bilge birikimi harcamak olarak karşımıza çıkıyor. 

Batının oluşturduğu sistemin yanlış değerler üzerine kurgulanması nedeniyle her alanda sorunlar yaşanıyor.

Aslında Virüs Salgını sırasında yaşanılan olaylar, algı operasyonları ile bütün dünyaya dayatılmaya çalışılan değerlerin ne kadar temelsiz olduğunu ve yaşam gerçeklerine uymadığını ortaya koydu. Herkesin kendini düşündüğü, çıkarlar ve üretim esasının öncelik aldığı bencil ortamlarda tek başına ölen yaşlılar günlerce evlerinde öylece kaldı, yardımlaşma unutuldu, sağlık malzemeleri çalındı, insanlar birbirini suçladı.

Tüketerek özgürleşme veya tükettiği sürece mutlu olma üzerine kurgulanmış sistemlerde insan, önce metaları, sonra çevresindekileri ve en son tüketecek bir şey bulamadığında kendisini tüketmeye başladı. Sistem, tüketimin kısıldığı ortamlarda doğal olarak krize giriyor, sosyal patlamalar yaşanıyor. Bunun acı sonuçları ise her geçen gün daha fazla ortaya çıkıyor.

Böylesi zor bir ortamda değerlerini doğru olarak belirlemiş toplumlar daha güçlü duruyor.

Bilgi denetiminin kaybolduğu, doğruyla yanlışın birbirine karıştığı ve insanın dünyadan umudunu kestiği zamanlarda değerlerinden uzaklaşan ve kendine bile yabancılaşan insan, salgın sayesinde kaçınılmaz gerçeklerle daha erkenden yüz yüze gelmiştir. Kısaca değerlerini yitiren sistemler sorgulanır ve yok olurken, insani değerleri olanlar kaybolmuyor ve giderek daha güçlü hale geliyor (Alpar, 2020).

Anlaşıldı ki, büyüklere ve yaşlılara saygı, aile, adalet, yardımlaşma, hoşgörü ve fedakârlık gibi değerlerin “out” olarak görüldüğü zamanlar geride kaldı. Oysa yıllardır sinema, medya, kitaplar ve TV programları kullanılarak bu değerler yıpratılmaya ve ortadan kaldırılmaya çalışılıyordu. Şimdi ise işler iyiyken yanlış değerleri benimseyenler ve uygulamaları örnek olarak gösterilenlerin, kriz esnasında yok olup gittikleri görülüyor. Oysa ayakta kalıp geleceğe hükmedecekler, yardımlaşma, dayanışma, saygı ve birliktelik değerleri olanlar. 

Sağlıklı bir toplum düzeninin oluşturulmasında değerlerin doğru belirlenmesi ve yeni kuşaklara aktarılması önemli. 

Bireyin mutluluğu esastır. Ancak bunun kişiyi bencilleştirip, ayrı dünyaların içine atmaması gerekir. Mutlu birey olmadan mutlu toplum olamaz. Ancak toplumda yaşayanların çoğunluğunun mutsuz olduğu bir ortamda da bireyin uzun süre güven içinde olması beklenemez. Bu açıdan birey-toplum dengesinin iyi sağlanması gerekiyor. Gerçekleri görmek, bütün içinde kendi yerimizi bulmak ve insanı insan yapan özellikler kaybetmeden yeniden insana dönmek zorundayız. Bu kapsamda öne çıkarılan yalnızlaştırarak, boşluğu düşürme ve yönlendirme amaçlı “bireyselleştirme” kavramının gerçekte ne manaya geldiği, huzurevlerinde yalnız bırakıldığı için ölümlerinden günlerce sonra haberdar olunan yaşlılar ortaya çıktıkça daha iyi anlaşılıyor.

Yaşanan gerçeklere uygun doğru değerlerin ortaya konulması gerekmektedir. Uzun yıllara sâri tecrübelerle oluşturulan değerler,” istek ve eğilimden önce gelen ve olması gereken gerçekleri yansıtan birikimler” olarak önemlidir ve gelecek kuşaklara uygun yöntemlerle aktarılması gerekir. Zorlukların aşılmasında; kendine güvenen, girişimci, aklını kullanan bir neslin yetiştirilmesi kadar bu özelliklerin sağlam değerlerle desteklenmesi de sağlıklı bir toplum oluşturulması açısından önemlidir. Bu kapsamda yaşanan krizde tarihinden gelen birikimi ve sosyal yapısındaki güzel değerleri ve uygulamaları ile Türkiye’nin bütün dünya için güzel bir örnek oluşturduğu da görülüyor.

 


 

Kaynaklar:

Alpar, Güray. (2018). Yeni Dünya Sisteminin Antropolojik Açıdan Değerlendirilmesi, Stratejik Düşünce Enstitüsü Köşe Yazısı, 17 Aralık 2018, Ankara.

Alpar, Güray. (2020). Dünya Düzeni Değişirken: Adalet, Salgınlar ve Güvenlik, Stratejik Düşünce Enstitüsü Köşe Yazısı, 23 Mart, 2020, Ankara.

Bilgin, Nuri. (2003). Sosyal Psikoloji Sözlüğü: Kavramlar Yaklaşımlar, Bağlam Yayınları, İstanbul.

Goldberg, Elkhonon. (2007). The Wisdom Paradox: How Your Mind Can Grow Stronger as Your Brain Grows Older, Pocket Books, Simon&Cluster Ldt., UK.

Holokost Ansiklopedisi, https://encyclopedia.ushmm.org/content/tr/article/the-murder-of-the-handicapped (Alıntı Tarihi, 18 Nisan 2020).

Türkçe Sözlük, (2008). Türk Dil Kurumu, Ankara.