Adres :
Aşağı Öveçler Çetin Emeç Bul. 1330. Cad. No:12, 06460 Çankaya - Ankara Telefon : +90 312 473 80 41 Faks : +90 312 473 80 46 E-Posta : sde@sde.org.tr

Rum-Yunan İkilisi Mısır, İsrail ve Lübnan'ın Akdeniz’deki Haklarını Gasp Ediyor

Güray ALPAR
07 Aralık 2019 09:50
A-
A+

Rumlar ve Yunanlılar Doğu Akdeniz’de bütün komşularını kandırmış

Gerçeklerin er ya da geç ortaya çıkmak gibi bir huyu vardır. Rumlar ve Yunanlıların Doğu Akdeniz’de imzaladıkları anlaşmalarla diğer ülkelerin haklarını gasp ettiler. Türkiye ile Libya arasında 27 Kasım 2019 tarihinde “Deniz yetki alanlarının sınırlandırılmasına dair mutabakat muhtırası”nın imzalanmasından sonra gerçekler bir bir ortaya çıkmaya başladı. Yunanlılar ve Rumların Akdeniz’de haklarını gasp ettikleri veya etmek istedikleri ülkeler şunlar: Mısır, İsrail, Lübnan, Libya, Arnavutluk, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ve Türkiye. (Bkz. Dr. Cihat YAYCI. Doğu Akdeniz’de Deniz Yetki Alanlarının Paylaşılması Sorunu ve Türkiye isimli makale).

Sisi yönetimi kendi bakanlığının uyarılarına rağmen Mısır’a ait alanları Yunanistan’a vermiş

Al Jazeera gazetesi Mısır yönetiminin, Dışişleri Bakanlığından gelen uyarıları dikkate almadan kendi kamuoyunun bilgisi dışında, 2017 yılında Akdeniz’de 7 bin kilometrekarelik bir alanı Yunanistan’a bıraktığına dair belgeleri yayınladı. Bu belgede Yunanlıların Mısır’ı durumundan istifade ile köşeye sıkıştırmak istedikleri ve anlaşmanın Mısır’ın zararına olacağı açıkça belirtiliyor. Bütün uyarılara rağmen, Sisi yönetimi ülke haklarından Yunanistan lehine feragat ederek 2017 yılında Yunanlılar ile münhasır ekonomik bölge anlaşması imzalıyor.

Mısır yönetiminin 17 Şubat 2003 tarihinde de aynı anlaşmanın benzerini Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) ile de imzalamıştı. Buna göre kıyı uzunlukları oranı Mısır’ın lehine iki kat olduğu halde ve hakça bir paylaşımda GKRY’nin Mısır’ın yarısı kadar bir deniz yetki alanına sahip olması gerekirken, Rumlar Mısır ile yaptıkları anlaşma ile 21.800 kilometrekareden daha fazla bir yetki alanına sahip olmuşlardır.

Bu açıdan Mısır’ın topraklarını ona buna dağıttığı görülüyor. Sisi yönetimi kimseye danışmadan sadece Doğu Akdeniz’de on binlerce kilometre deniz alanını başka ülkelere vermekle kalmadı, 2017 yılında Kızıldeniz’de Akabe Körfezinin girişindeki stratejik Sanafir ve Tiran adalarını da deniz sınırı anlaşması çerçevesinde Suudi Arabistan’a devretti. Halbuki Osmanlı Devleti döneminde bu adaların Mısır’ın bir parçası olduğuna hükmedilmişti. Hatta Osmanlı Devleti 1910 yılında bu adaların bir Alman Şirketine satılmak istenilmesi üzerine adaya asker çıkararak engel olmuştu. Bu adalar Camp David Anlaşmasında statü kazanmış ve adalar üzerindeki Mısır mülkiyeti uluslararası alanda da tanınmıştı. Şimdi ise Suudi Arabistan’a devredilen bu adaların Suudi Kraliyet ailesine ait olduğu iddia ediliyor. Adalar Akabe Körfezi ve İsrail’e Kızıldeniz’den girişi kontrol etmesi açısından son derece önemli. Halen üzerinde ABD öncülüğünde bir kuvvetin konuşlanmış bulunduğu Adaların, Suudi Arabistan’a devredilmesine ilişkin İsrail’den herhangi bir tepki gelmedi. Bu adalar İsrail’in 2012 yılında başlattığı projenin Akdeniz-Akabe körfezi bağlantısını kontrol ediyor ve bu haliyle Süveyş Kanalını kullanmadan Kızıldeniz’e ulaşmayı hedefleyen projenin en önemli bölümü. Bu adaların herhangi bir şekilde İsrail’e karşı askeri maksatlı kullanılmayacağı konusunda teminat verildiği kaydediliyor.

Yunanistan Arnavutluk deniz yetki alanlarını da gasp etmeye çalışıyor

27 Nisan 2009 tarihinde Arnavutluk’u ziyaret eden Yunan Dışişleri Bakanı Thedora Bakoyannis, bu ziyareti sırasında Arnavutluk Dışişleri Bakanı Lulzim Basha ile Tiran’da iki ülke arasında “Uluslararası Hukuk Altında Gerçekleştirilen Kıta Sahanlığı ve Diğer Deniz Alanlarının Sınırlandırılması ve Saygı Gösterilmesine Dair Antlaşma” imzalamıştı. Anlaşma Arnavutluk Meclisi tarafından onaylanmış ancak Arnavutluk Ana Muhalefet Partisi tarafından, Arnavutluk’un bu anlaşma ile kandırıldığının anlaşılması ve konunun Arnavutluk Anayasa Mahkemesine taşınmasından sonra antlaşma mahkeme tarafından 27 Ocak 2010 tarihinde iptal edilmiştir. Mahkeme Arnavutluk karasularının Yunanistan tarafından haksız olarak ihlal edildiğine ve 225 kilometrekarelik bir Arnavutluk deniz alanının gasp edildiğine hükmetmiştir (Albanian Constituonal Court Nullifies Maritime Boundary Agreement with Greece, 10.02.2010. Durham Üniversitesi).

Rumların İsrail ve Lübnan ile imzaladığı antlaşmalar da bu ülkelerin aleyhine

GKRY’nin 17 Ocak 2007 tarihinde Lübnan ve 17 Aralık 2010 tarihinde İsrail ile imzaladığı Münhasır Ekonomik Bölge sınırlandırma antlaşmaları da, İsrail ve Lübnan’ın zararına gerçekleşti. Uluslararası hukuka göre deniz yetki alanlarının sınırlandırılması kıyı uzunluklarına göre yapılır. GKRY tarafından yapılan antlaşmalarda, GKRY sadece KKTC’nin haklarını gasp etmekle kalmamış aynı zamanda sahip olduğu kıyılardan çok daha fazlasını bu ülkelerin aleyhine olacak şekilde ele geçirmiştir. Rumlar Münhasır Ekonomik Bölge ilan ederken diyagonal hatlar kullanmıştır. Böylece hem antlaşma imzalayacağı kıyıdaş ülke sayısını artırmış hem de deniz yetki alanını kendi lehine genişletmiştir. Eğer GKRY hesaplamalarda bütün dünyada olduğu gibi düşey hatları kullansaydı şimdi iddia ettiği deniz yetki alanının ancak üçte birine sahip olabilecekti. Bu kapsamda Mısır 21.800 kilometrekare bir deniz yetki alanını kaybetmiştir. İsrail’in ise Rumlar lehine kaybı 4.600 kilometrekaredir. Rumlarla yapılan anlaşmalarda hak kaybına uğrayan diğer bir devlet ise Lübnan olup 3957 kilometrekare bir alanı kendisi alabilecekken Rumlara hediye etmiştir. 

Yunanlılar Libya’daki istikrarsızlıktan istifade ile bu ülkeye ait deniz alanlarını da ele geçirmek istedi

Yunanlıların fırsatlardan istifade ile komşularının deniz yetki alanlarını ele geçirmeye çalıştığı ülkelerden birisi de Libya oldu. Uluslararası deniz hukukuna göre iki ülke arasındaki alanın bir anlaşma ile kesinleştirilmesi gerekiyordu. Anlaşma gecikince Yunanistan, Libya’nın karışıklık içinde olmasından da istifade ile bu bölgeyi iki ülkeye sormadan kendince keyfi bir şekilde belirlemiş ve Türkiye ile Libya’nın bağlantısını kesecek şekilde yaklaşık 39.000 kilometrelik bir alanı kendine katmıştı. Bu keyfiliğin farkına varan Libya ise geçtiğimiz Eylül ayında Yunanistan’a bir nota vererek, Yunanistan’ın gayrı hukuki eylemini sonlandırmasını istemişti (Greece, National Pride).

 

Akdeniz’de Türkiye’nin Libya ile imzalanan bu antlaşma aslında Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin (GKRY) haksız uygulamalarından kaynaklandı ve antlaşma ile Libya 39.000 kilometrekarelik bir deniz alanına tekrar sahip oldu.

Yunanistan ve Kıbrıs Rumlarının Akdeniz’e en uzun kıyısı olan ülkelerden birisi olan Türkiye’yi ve KKTC’yi yok saydığı zaten biliniyor

Uluslararası antlaşmalara göre deniz yetki alanlarının belirlenmesinde adalara, karasuları kadar deniz yetki alanı tanınmıştır. Hukuk kuralları gayet açık ve net olduğu halde Yunanistan neredeyse haritada bile gözükmeyen küçücük bir ada olan Meis’e bile kendince adadan 4.000 kat büyük bir deniz yetki alanı belirlemek istemektedir ki bu son derece hukuksuz ve komiktir. Böylesine önemli bir konuyu Yunanistan her zamanki gibi kuru gürültü ve oldu bitti ile çözmek ve her şeye tek başına sahip olmak istemektedir. Yunanistan’ın sorumsuz ve hukuksuz girişimlerinin kabul edilmesi mümkün değildir. Yunanistan kendince bir üniversite tarafından gerçeklere aykırı şekilde hazırlanan saçma bir Seville haritasına dayanarak Türkiye’yi İskenderun Körfezine hapsetmek istemektedir.

Bu haritaya göre uluslararası hukuka göre 189.000 kilometrekare olması gereken Türk Münhasır Ekonomik Bölgesi 41.000 kilometre kareye düşürülmek istenmektedir. Türkiye’den gasp edilmeye çalışılan alan 148.000 kilometrekaredir. (Yaycı, Cihat. Sorular ve Cevapları ile Münhasır Ekonomik Bölge, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı Basımevi, 2019). 

 

Bir taraftan Yunanistan kendince oyunların içine girerken diğer taraftan GKRY’de Kıbrıslı Türkleri ve KKTC’yi yok sayıp bütün kaynaklara kendi sahip çıkmak istemektedir.

Halbuki uluslararası hukuka göre Kıbrıs sorunu çözülünceye kadar Kıbrıs’ta her iki tarafı ilgilendiren herhangi bir anlaşmanın imzalanmaması gerekmektedir. Rumlar KKKC’yi dikkate almadığı gibi Türkiye’nin Münhasır Ekonomik Bölgesine de tecavüz etmiştir.

GKRY’nin kendince çizip parsellediği ve ruhsat vermeye çalıştığı alanların beşi Türkiye’nin, yedisi ise KKTC’nin deniz yetki alanları ile çakışmaktadır.

Sonuç

Rumların ve Yunanlıların Doğu Akdeniz’deki deniz yetki alanları ile ilgili uyanıklık yaparak sadece Türkiye ve KKTC’nin değil, Mısır ve Libya başta olmak üzere, Lübnan, İsrail ve Arnavutluk’un deniz yetki alanlarına da girdiği açıkça görülmektedir. Bu kapsamda Yunanlıların ve Rumların gasp ettiği ve etmeye çalıştığı deniz alanlarının büyüklüğü neredeyse 250.000 kilometrekareye yaklaşmaktadır ki bu neredeyse Yunanistan’ın iki katı bir alana denk gelmektedir (Yunanistan’ın yüzölçümü 131.957 km2’dir). Bu ülkeler aceleye getirmeyip Rumlar ve Yunanlılar yerine Türkiye ile deniz yetki alanlarını belirlemeleri halinde hak kaybına uğramayacakları gibi hiç de azımsanmayacak alanları kendi ülkelerine kazandırmış olacaklardır. Bu alanlar önemlidir ve hiçbir ülkenin öylesine bağışlayacağı bir karış deniz alanı yoktur.

Deniz yetki alanlarının önem kazandığı ve ekonomik olarak ülkelerin geleceğinde büyük rol oynayacağı bir ortamda hiçbir ülkenin kamuoyu, haklarının yenilmesine ve geleceğinin elinden alınmasına kayıtsız kalamaz. Bu açıdan değerlendirildiğinde Yunanlıların ve Rumların kendi haklarına razı olmayarak daha fazlasını istemelerinin bölgede barış ve istikrarı bozmaktadır. Bölgedeki kaynakların bazı ülkelerin bir araya gelip tehditler savurması ile değil barışçıl bir şekilde, hakça ve hukuka uygun olarak paylaşılması gerekmektedir. Nitekim Türk Dışişleri Bakanı bu konuda Türkiye'nin, GKRY hariç ilgili ülkelerle ikili antlaşmalar yapmaya hazır olduğunu açıklamıştır.