Adres :
Aşağı Öveçler Çetin Emeç Bul. 1330. Cad. No:12, 06460 Çankaya - Ankara Telefon : +90 312 473 80 41 Faks : +90 312 473 80 46 E-Posta : sde@sde.org.tr

Özbekistan İzlenimleri: Tanıdık Kültürel Tarihle Yeniden Kucaklaşmak

Güray ALPAR
04 Eylül 2019 09:51

Geçtiğimiz aylarda Çin’de Sincan Uygur Özerk Bölgesine yaptığımız inceleme ziyaretinin ardından; Kazakistan’da Türkistan bölgesini ve Özbekistan’da Buhara, Semerkant ve Taşkent gibi şehirleri görmek, köklerimizi ve kültürel değerlerimizi anlamak açısından bizlere gerçekten duygusal anlar yaşattı. Özbekistan kültürel yönden Azerbaycan’la birlikte Türklere en yakın olan ülkelerden birisi. 

Özbekistan’ın genel özellikleri

Asya’nın ortasında Türkiye’nin yarısından biraz büyük (447.400 km2) yüzölçümüne sahip ülkenin 33 milyon civarında bir nüfusu var. Orta Asya ülkelerinde nüfus artış hızı yavaşken Özbek nüfusu artıyor. Bir iç ülke konumundaki Özbekistan zengin bir tarihe ve doğal kaynaklara sahip. Dünyada Lihtenştayn ile birlikte komşusunun bile denize çıkışı olmadığı iki ülkeden birisi. Denize çıkışı olmaması ihraç ve ithal ürünlerinin taşıma maliyetlerini artırıyor. Buna rağmen gelecek 10 yılda dünyada en hızlı büyüyecek ülkelerden birisi olarak gösteriliyor.

Ekonomik kaynakları

Özbekistan’ın hemen hemen her bölgesinde yoğun tarımsal ve hayvancılık faaliyetlerini görmek mümkün. Ürünler arasında pamuk üretimi önemli. Halkı çalışkan ve yetenekli. Birçok ürünü kendisi üretiyor. Et ve sebzeler olmak üzere birçok ürünün fiyatı burada Türkiye’den daha ucuz. Ayrıca ürünler organik.

Ülkede kaynakları arasında; altın, petrol, doğal gaz, uranyum, kömür ve bakır var. Enerji kaynakları ülkenin en az 100 yıllık ihtiyacını karşılayabilecek durumda. Artan kısmı ise ihraç ediliyor. Altın rezervleri yönünden dünyada 4’üncü, uranyum’da 7’nci, bakırda 9’uncu durumda. Dünya’da altının en saf olduğu yerlerin başında gelen Özbekistan’da, altından yılda 3 milyar dolar civarında gelir elde ediliyor.

Özbekistan’ın stratejik önemi

Özbekistan Orta Asya’nın merkezini coğrafi, ekonomik ve kültürel olarak kontrol eden en önemli ülkelerden birisi. Özbekistan doğrudan sınırı olmamasına rağmen, Rusya ve Çin gibi iki büyük devletin ilgi alanında olan bir ülke konumunda. Rusya ve Çin ile güçlü ekonomik anlaşmaları mevcut. Ayrıca ABD’leri de Orta Asya’yı kontrol etmek için Özbekistan’a önem veriyor. ABD’nin Afganistan’a yönelik olarak bu ülkede kullandığı Hanabad Hava Üssü izlenen politika gereği kapatılmıştır. Bu kararda 2005 yılı mayıs ayında Özbekistan’ın Andican şehrinde başlayan ayaklanmalar etkili olmuştur. Bu olaylar üzerine yabancı hükümet dışı organizasyonlar (NCO) kapatılmış, ABD’nin resmi kuruluşları sıkı bir denetime tabi tutulmuştur. Özbekistan bir taraftan kalkınma ve ekonomik kaynaklarını harekete geçirmeye çalışırken diğer taraftan bu devletler arasında bir denge oluşturmaya çalışıyor. Özbekistan Çin’in gerçekleştirmeye çalıştığı” Bir Kuşak Bir Yol” projesinin merkezinde yer alan bir ülke olması yönüyle de dikkat çekiyor.  

Kültürel tarih

Özbekistan gerçekten derin tarihe sahip bir ülke konumunda. Madde olarak görülüp adeta bir makinaya dönüştürülen insanın ipek yolu üzerindeki o derin tarih içerisinde kendini bulduğu Buhara ve Semerkant gibi şehirler Türkistan ile birlikte insana huzur veriyor. Yüzyılların verdiği bütün tahribata rağmen bu eserler o dönemde oluşmuş medeniyetin mükemmelliğini yansıtmaya yetiyor.

Buraya geldiğimizde kendi geçmişimizi ve köklerimizi buluyoruz. İnsanlar ve gelenekler çok tanıdık. Türkiye’de birçok yerleşim yerinin ismini buralarda bulmak mümkün.

Her ne kadar dil birliğini bozmak için gerek içten gerekse dıştan çabalar olsa da, biraz dikkat edince dildeki yakınlığı da yakalayabiliyoruz. Cümle kuruluşu, rakamlar, vücut azalarının ve birçok hayvan isimleri, yani bizler bin yıl kadar önce buralardayken kullandığımız her şeyin ismi ortak. Bölgede anlatılan hikayeler büyüklerimizin bizlere anlattığı hikayelerle benzer. Nasrettin hocaya ise burada Nasrettin Efendi diyorlar.

Buhara daha 674 yılında Müslümanların eline geçmiştir. Bundan sonra burası Semerkant ile birlikte bir ilim merkezi haline gelerek sadece bölgeye değil bütün insanlığa ışık saçmaya başlamıştır. Her iki şehir de buna ait eserlerle dolu. Semerkant aynı zamanda Timur İmparatorluğunun da merkezi. Buralarda bulunan eserler günümüzde bütün insanlığın ortak mirası olarak kabul ediliyor.

Semerkant şehrinde bulunan ve Timur’un torunu olan hem hükümdar hem de bilim insanı Uluğ Bey tarafından yaptırılan gözlem evi zamanının en ilerisi ve bilim tarihi içerisinde önemli kabul ediliyor. Bu gözlemevi daha sonra İstanbul’da oluşturulan rasathanenin de temelini oluşturuyor. Evlenen Özbekler bu rasathaneye gelip Uluğ Bey’e saygılarını gösteriyorlar. Türk astronom ve matematikçi Ali Kuşçu’da Semerkant’ta yetiştikten sonra İstanbul’a gelmiştir.

İmam Buhari 810 yılında Buhara’da doğmuş ve hadisleri inceleyerek sahih olanlarını tespit ederek yazılı hale getirmiş ve günümüze kadar ulaştırmıştır. Sahih-i Buhari isimli eseri güvenilir hadisleri bir araya toplama çalışmasının bir sonucudur. İmam Buhari bugün sadece İslam dünyasında değil, bütün ilim dünyasında saygı görüyor. İnsanlar uzakta olmasına rağmen Semerkant’taki İmam Buhari türbesine akın akın gelip hem ziyaret ediyor hem de dua ediyorlar.

Emir Timur bu bölgelerde çok seviliyor. Halk her ikisi de Türk olan Timur ile Yıldırım Beyazıt arasındaki sorunu sadece bir kişilik sorunu olarak görüyor. Timur gerçekten büyük bir imparatorluk oluşturuyor.

Timur İmparatorluğunun sınırları bugünkü Kazakistan sınırları içindeki Türkistan’ı da kapsıyor. Timur burada Ahmet Yesevi’nin türbesini yaptırmış.

1093 yılında Batı Türkistan’da doğan ve 1166 yılında burada vefat eden Hoca Ahmet Yesevi, Türk Dünyasının maddi ve manevi hayatını etkilemiş bir filozoftur. Onun fikirleri ile yetişmiş örnek insanlar Horasan Erenleri olarak İran, Anadolu ve bütün dünyaya yayıldı ve fetihlerden önce gönülleri ele geçirdi. Türkistan’da kurulmuş olan Türk-Kazak Ahmet Yesevi Üniversitesi ise yaptığı önemli hizmetlerle bölgenin gelişmesine katkıda bulunuyor. Eyalet merkezi Çimkent’ten Yesevi Üniversitesinin bulunduğu Türkistan’a taşınıyor. Buradaki havaalanının faaliyete geçmesiyle birlikte gelişmeler hızlanacak.

Bugün artık gerek Kazakistan gerekse Özbekistan kendi öz değerlerini ortaya çıkarma çalışmalarına girişmiş durumda. İnsanlar yeniden geçmişteki o muazzam değerleri hatırlıyor, ziyaret ediyor, önem veriyor, saygı duyuyor. Dini ve kültürel merkezleri ziyaret edenlerin sayısı giderek artıyor.

Özbekistan’ın ve Türk tarihinin önemli isimlerinden Türk diline değer kazandıran devlet ve bilim insanı Ali Şir Nevai (1441-1501) bunlardan birisi. Özbekistan’ın başkenti Taşkent’te kendi ismini taşıyan metro istasyonunun duvarlarında ona ait bilgilere rastlıyoruz. Bunun amacının ise özellikle genç kuşaklara kendi değerlerini yeniden kazandırmak olduğu söyleniyor. 

Sonuç olarak:

Kaşgarlı Mahmut’tan sonra Türk diline en büyük hizmeti veren kişi olarak tanınan Ali Şir Nevai Türkçe’nin üstünlüğünü savunmuştu. Gezimiz boyunca da gidilen bölgelerde çözülmesi gereken asıl konunun da dil konusunda olduğu açıkça görüldü. Aynı inanç ve duyguları paylaşan insanların dil konusunda belirli oranda yakınlaşması da kaçınılmazdır. Gerçi bu durum TV dizileri ve karşılıklı ziyaretlerle bir ölçüde çözümlenmiş gibi görülmekle birlikte yapılacak daha çok iş bulunduğu görülmektedir. Herhangi bir şekilde bir araya gelen bu insanların birbirini rahatlıkla anlayabilmesi hedef olmalıdır. Bunun dışında kültürel ilişkilerin ekonomik alana da yansıtılarak her ülkenin faydasına olacak şekilde geliştirilmesi de gerekmektedir. Karşılıklı ziyaretler için ise özellikle havayolu ile seyahat ücretlerinin düşük tutulması yararlı olacaktır. Bu amaçla yetkililerin gerekli çalışmaları yaptıklarını görmek memnuniyet vericidir.

Gönül Coğrafyası içindeki ülkelerin karşılıklı saygı ve eşitlik anlayışı içerisinde bulunması çok önemlidir. Ancak bu şekilde aralarında din, dil, kültür ve her şeyden önce kader birliği olan insanların tarihlerinden aldıkları güçle geleceğe umutla bakma şansları olacaktır.