Adres :
Aşağı Öveçler Çetin Emeç Bul. 1330. Cad. No:12, 06460 Çankaya - Ankara Telefon : +90 312 473 80 41 Faks : +90 312 473 80 46 E-Posta : sde@sde.org.tr

Olup Biteni Anlamlandırmak: Katar’dan Baltık Denizine AB Üzerinde Enerji Savaşları

Güray ALPAR
08 Aralık 2021 13:03
A-
A+

Eğer strateji kelimesinin anlamlarından birisi de olaylar arasında bağlantı kurmak ise çevremizde gelişen birçok olayın bir noktada ekonomi ve enerji üzerine dayandığı da görülür. Bu kesinlik giderek daha da belirgin hale geliyor.

Oyunun esası

Körfezden başlayarak, Akdeniz ve Baltık Denizine kadar uzanan hatta oyunun esasını; ABD açısından, Avrupa Birliği ülkelerine giden enerji kaynaklarını ve Rusya’yı kontrol etmek oluştururken, Rusya açısından AB için enerji bağlamında tekel olmak amaçlanmakta ve bütün manevralar bu eksende şekillenmektedir.

Enerjinin artan önemi

Ortadoğu bölgesi petrolün kullanılmasının yaygınlaşmasıyla huzur yüzü görmedi. Bu husus Churchill’in 1936 yılında Avam Kamarasında söylediği “Bir damla petrol, bir damla kandan daha değerlidir.” sözü ile daha da tehlikeli bir hal alarak günümüze kadar ulaştı.

Aslında enerji, devletlerin gelişmesi ve güç haline gelmesinde stratejik önemde olmuştur. ABD’nin güç haline gelmesi de daha 1885 yılında Almanya, Fransa, Avusturya-Macaristan, Rusya, Japonya ve İtalya’nın hepsinden daha fazla enerji tüketir hale gelmesiyle açıkça görünüyordu (Kenndy, 1987: 201-240). ABD bu konumunu her iki dünya savaşına da sonradan katılarak ve Avrupa’nın güçlü devletlerinin savaşlarda yıpranmasını sağlayarak pekiştirmiştir.

Enerji kontrolü savaşların sonucuna etki etmiştir

Petrole ulaşamamak, Birinci Dünya Savaşı’nda sonucu etkileyici olmuştu. İkinci Dünya Savaşının galiplerini belirlemede de enerji yine önemli bir rol oynayacaktı. Bu savaşta Almanya akaryakıtta dışa bağımlıydı. Romanya petrol bölgesinin ele geçirilmesi dahi ihtiyacı karşılamaya yetmeyecekti.

İkinci Dünya Savaşı başında Almanya’nın yakıt stokları 15 milyon varildi. Norveç, Belçika ve Fransa işgal edildiğinde 5 milyon varil daha ele geçirildi. 1941 yılında Alman Silahlı Kuvvetleri, askeri ihtiyacı için 7,25 milyon varil petrole ihtiyaç vardı ve stoklar 1941 yılı içinde bitiyordu. İhtiyaç ancak Sovyetler Birliğinden karşılanabilirdi. Savaş ihtiyacı tahıl ve kömür için Ukrayna’ya ve petrol için Kafkasya’ya (Maikop, Grozni ve Bakü) ulaşmak gerekiyordu. Maikop (yıllık 19 milyon varil) ele geçirildi ancak burada petrolü işleyecek rafineri yoktu. Grozni ve Bakü ise zaten ele geçirilemedi ve Alman ordusu petrolsüz kaldı. Hava saldırıları neticesi Romanya’daki petrol sahaları ve rafinerilerin kapasitesinin yarısından fazlası da kaybedince, savaşın sonu belirlendi.

Aynı şekilde Japonya da ihtiyaç duyduğu hammadde ve enerji kaynaklarına ulaşmadığı için savaşı kaybetmişti. Öyle ki savaşın sonlarında gemiler manevra yapamaz, uçaklar uçamaz hale gelmişti.

Günümüzde de durum bundan farklı değil. Enerji alanı artık dünyadaki mücadelenin en önemli parçası (Dannreuther, 2010: 3-8) ve bu anlamda birçok stratejik çalışmanın hatta teorilerin ana konusu. En önemlisi de enerjiye sahip olmak kadar onu kontrol edebilmek. Uygulanan strateji de rakibin enerji kaynaklarına ulaşmaması veya sahip olduğu enerji kaynaklarını talep edilen yere ulaştırılmamasına dayanıyor. Bu stratejinin uygulandığı başlıca bölge ise AB ülkelerinin çevresi. Bunun anlamlandırmak son yıllardaki bazı bölgelerde gerçekleşen olayları analiz ederek daha iyi mümkün olabilecektir.

Katar-Avrupa Boru Hattı Projesi

Katar, Rusya Federasyonu ve İran’ın ardından 25 trilyon m3’ü aşan, dünyanın üçüncü en büyük doğal gaz rezervine sahip ülkesi. Bu bölgede İran’ın da rezerv sahası bulunmaktadır. Katar bölgedeki doğalgaz yataklarını İran ile paylaşıyor. İran bölgeyi “Güney Fars Sahası” olarak isimlendiriyor. Bu bölgenin en büyük rakipleri ise Rusya, ABD ve Avustralya. Yani bir anlamda bu bölge kaybedince kazanacak ülkeler.

Bu rezervler Avrupa’nın uzun yıllar enerji ihtiyacını karşılaması için yeterlidir. Bu bölgedeki doğalgazın Rus doğalgazına göre çok daha ucuz bir şekilde boru hattı ile Avrupa’ya ulaştırılması da mümkün. Böylece daha ucuza enerji temin edecek olan AB ülkelerinin rekabet gücü artacağı gibi enerji güvenliğini sağlayacak ve bu aynı zamanda Avrupa ülkelerini enerji bakımından Rusya’ya bağımlı olmaktan kurtaracaktır.

Doğalgazın taşınması maksadıyla Katar’ın Ras Laffan bölgesinden başlayarak Suudi Arabistan, Ürdün ve Suriye üzerinden Türkiye’ye ve oradan Avrupa’ya aktarılmasına yönelik bir proje geliştirildi (Habertürk, 8.6.2017). Ama ne yazık ki bölge ülkelerinin sosyo-ekonomik gelişimine önemli katkılar sağlayacak bu proje uygulattırılmadı.

Projenin yarattığı rahatsızlıklar ve sonrasında gerçekleşen olaylar

Bu projenin ortaya atılmasından sonra gerçekleşen olaylar incelendiğinde bölge üzerinde oynanan oyunlar ve yapılan hesaplar açıkça ortaya çıkacaktır.

- Öncelikle Rusya’nın baskısıyla Suriye yönetimi projenin topraklarından geçmesine mâni olmuştur. Zaten proje 2011 yılında Suriye’de iç savaş çıkması ile gerçekleştirilememiştir.

Rusya’nın kendisini tekel olmaktan çıkaracak bu boru hattına karşı olduğu iddia edilmektedir. Nitekim Rus Siyasetçi Vladimir Jirinovski katıldığı bir televizyon programında bu konuya şu şekilde açıklık getirmiştir (Wights of Salem Youtoube Kanalı: 22 Ağustos 2020): Eğer müdahale etmeseydik Suriye ve Türkiye üzerinden Avrupa’ya bir doğalgaz boru hattı geçerdi. Yani Katar gazı Avrupa’ya taşınırdı. Avrupa bu durumda bizden asla doğalgaz almazdı ve kaynaklarımız burada boşta kalırdı.

Jirinovski bu sözleri hangi maksatla söyledi bilinmez ama belki de kimsenin açıkça söyleyemediği bir gerçeği dile getirerek konuyu en kısa şekilde özetlemişti. Sonuçta Rusya yaptığı hamle ile hem Suriye ve Akdeniz kıyısında hava ve deniz üslerine sahip olarak üstünlük elde ederken, Libya üzerinden Avrupa güneyine uzanmış, AB ülkeleri ise Rusya’dan gelecek enerji kaynaklarına daha fazla bir maliyetle bağımlı olmuştur. Nitekim 2021 yılı kasım ayında AB ile Belarus arasında ortaya çıkan göçmen krizinde Rusya, enerji kozunu bir silah olarak devreye sokmuş, Belarus Devlet Başkanı sınırlarındaki askeri faaliyetlerin artması karşısında, “Avrupa’yı biz ısıtırken bizi tehdit ediyorlar. Bu durumda ya doğal gazı kesersek ne yaparlar.” diyerek AB ülkelerine giden doğal gazı kesme tehdidinde bulunmuş ve Rusya’dan gelen kaynakları Belarus üzerinden Polonya’ya taşıyan Drujba boru hattında bakım maksatlı kesintilere gitmiştir.

- ABD açısından ise konunun farklı değerlendirildiği söylenemez. Zaten bölgede bu tarihten sonra İran ve komşuları arasında çıkan sorunlardan tutun da Katar’a yönelik ambargoları ve ülkeleri birbirine düşürücü faaliyetleri projenin engellenmesine yönelik adımlar olarak değerlendirmek gerekir. Yine Suriye ve Irak bölgesinde PKK ve YPG unsurlarının desteklenmesine yönelik faaliyetleri de bu kapsamda yeniden yorumlama ihtiyacı da vardır.

Diğer taraftan ABD’nin Akdeniz’den başlayarak, Yunanistan ve Polonya üzerinden Baltık Denizine ulaşan faaliyetlerinin en önemli maksatlarından birisinin de Rusya’dan, AB ülkelerine giden enerji hatlarını kontrol etmek olduğu düşünülebilir. Bu, AB ülkelerini kontrol etmek kadar, aynı zamanda Rusya’nın enerji ihraç kanallarını da kontrol etmek anlamına geliyor.

ABD, Rusya’nın AB ülkelerinin enerji ithalatında tekel konumunda olmasına karşıdır

ABD, kaya gazı üretimlerinin artmasıyla güçlü bir ihracatçıya dönüşmeye başlamıştır ve üretim arttıkça yeni pazarlara ihtiyacı vardır. Bu anlamda hem Katar bölgesinden hem de Rusya’dan gelen kaynakların rakibi konumunda.

Diğer taraftan AB ülkeleri ihtiyaç duyduğu enerjiyi dışarıdan karşılamak zorunda. Zamanın ABD Başkanı Trump, Almanya’yı, Rus doğal gazına milyarlarca dolar ödemekle suçlamış, Helsinki’de Rusya Başkanı Vladimir Putin ile yapmış olduğu görüşmede de Avrupa’ya ABD gazını ihraç etmek istediklerini ve bu nedenle de Kuzey Akım 2 ile rekabet edeceklerini söylemişti. ABD, Akdeniz bölgesinden gelen enerji kaynakları ile birlikte Rusya’dan Avrupa’ya ulaşan enerji kaynaklarını da kontrol ederek hem Avrupa hem de Rusya üzerinde hâkim olmak ve diğer taraftan kendi enerji kaynakları için yeni pazarlar oluşturmak istiyor.

Halen Rusya’dan Avrupa’ya ulaşan; Baltık Denizi üzerinden Kuzey Akım 1 ve yapımı tamamlanmak üzere olan Kuzey Akım 2 hatları yanında, Belarus ve Ukrayna üzerinden geçen hatlar bulunmaktadır. Ukrayna üzerinden geçen hat bu ülke ile Rusya arasında yaşanan kriz nedeniyle halen etkili ve güvenilir olmaktan uzaktır. ABD’nin son dönemde Rusya ve Avrupa arasındaki enerji nakil hatlarını kontrol altına alacak şekilde tertiplendiği de gözlemlenmektedir.

Enerji savaşları devam edecek görünüyor

Enerji güvenliği, güç ve güvenlik odaklı yaklaşımda; asimetrik bağımlılık, çıkar ve uluslararası sistemin yapısı üzerine odaklanmaktadır (Kalkan, 2015: 60-62). Diğer taraftan enerji kaynaklarının güvence altına alınmasının öneminin farkında olan ülkeler, enerji kaynaklarına sahip olma yanında, başka coğrafyalardaki enerji kaynaklarını ve bu kaynakların ulaşım yollarını da kontrolleri altına almak istemektedirler.

Enerji talebi kapsamında, ihraç edilen enerjinin kesintisiz olarak ihtiyacı olan bölgelere nakledilmesi gerekirken, enerji güvenliği açısından bunun anlamı kesintisiz ve uygun fiyata alınmasıdır. Burada ise mevcudiyet, hesaplılık, devamlılık ve erişilebilir olması esastır.

ABD açıkça Avrupa’nın kendisi dışında başka bölgelere enerji açısından bağımlı olmasını istememektedir. Bu faaliyetlere Avrupa ve Asya arasında petrol boru hatlarına ev sahipliği yapan Belarus gibi ülkelerde geçtiğimiz yıldan beri tırmanan olaylar ile ABD’nin Polonya’dan başlayarak; Romanya, Bulgaristan ve Yunanistan’daki üslenme faaliyetleri de eklenince alandaki resim iyice netleşmektedir (Alpar, 2021: 59-65). Böylece daha şimdiden Avrupa ve Asya arasında; Polonya, Romanya, Bulgaristan ve Yunanistan, Doğu’ya göre kenar kuşak ülkeleri durumuna gelmiştir. Bu kuşak bir duvar olarak düşünüldüğünde ise bu sefer de Avrupa Birliği’nin çevrelendiği sonucu çıkarılabilir. Neticede kavramsal olarak, başarabildiği taktirde kontrolü elinde tutacak taraf, gücü de elinde tutacaktır.

Zaten ABD’ye göre Avrupa eskisi gibi uluslararası düzende önemli rol oynayacak kadar güçlü değildir ve görece zayıflığını dengelemek için henüz başarılı olamasa da birleşik bir Avrupa yaratmak için tüm gücünü harcamaktadır (Kissinger, 2006: 16). AB ülkeleri zaten bir süreden beri savunma bütçelerini ABD’nin içinde olduğu bir oluşuma vermekten vazgeçmiş görülmektedir (Bueno de Mesqueta ve Downs: 2005). Bu anlamda ABD ve AB hem güce dair amaçları ve hem de güce giden araçları bakımından giderek farklılaşmaktadırlar (Khanna, 2011:45).

Avrupa’nın geçmişe dayanan önyargıları ve gerçekten uzak uygulamaları ile giderek kendini yok ettiği görülmektedir. Üstelik yaptığı hatalar ve yanlış tercihler yüzünden kendi güvenliğini sağlayacak manevralar geliştirememenin sıkıntılarını da yaşamaktadır. Oysa coğrafya, böyle hataları affetmez. Coğrafya dış politikada en önemli faktörlerden birisidir ve günümüzde belki de en çok denetim altında tutulması gereken husus olarak karşımızda durmaktadır. Sabit olduğu sanılan şeylerin içten görünmeyen değişimini de görmek bir liderlik yeteneğidir. Öyle ki günümüzde bir yandan şimdiye kadar konulan ve yıkılmaz gibi görünen sınırlar yıkılırken, birleşmemesi için her türlü oyunların oynandığı coğrafyalarda jeopolitik birleşmeler gözlenmektedir. Bu bir anlamda Toynbee’nin “kollektif Bilinç”in gerçekleşmesidir.

Değişimi görmek ve tedbirler geliştirebilmek derinlik ve öngörü gerektirir. Değişimi fark etmemek ise bir anlamda durgun olduğu için ölü farz edilme yanlışlığına düşülmüş bir su birikintisidir (Shayegan: 2010).  Yaklaşık 2500 yıl önce Heraklitos, “Her şey akar. Hiçbir şey aynı kalmaz.” demişti. Enerji kaynakları üzerinden yapılan hesaplamalarda birileri yok sayılmakta, kimileri dikkate alınmamakta ve birbirine düşürerek kaynaklara el koyma oyununun her zaman aynı sonuçları vereceği beklenmektedir. Durgun olan suyu ölü farz etme yanlışlığının ise ne zaman sona ereceği merakla beklenmektedir.

Doğrusu, kendi köklerinin derinlikleriyle iletişime geçildiğinde akımları yönlendiren büyük ilkelerde ne bir kopma ne de bir sapmanın söz konusu olduğu görülür. Değişimlere rağmen bir şeyler kopmadan sürüp gitmekte ve bir şeyler zamanın pürüzleri üzerinde sapasağlam durmaktadır.


Kaynakça:

Alpar, Güray. (2021). Uluslararası İlişkilerde Strateji ve Coğrafyayı Anlamak, Palet Yayınları: Konya.

Bueno de Mesqueta Bueno de Bruce and George W. Downs. (2005). Development and Democracy, Foreign Affairs, September October 2005.

Dannreuther, Roland. (2010). International Relations Theories: Energy, Minerals and Conflict, Polinares working paper 8.

Habertürk,(8.6.2017).https://www.haberturk.com/ekonomi/is-yasam/haber/1523136-katar-in-petrol-ve-lng-ihracat-ambargolardan-etkilenmeyecek.

Kalkan, Duhan. (2015). Soğuk Savaş Dönemi Sonrası Türk Dış Politikasında Enerji, Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Doktora Tezi: Ankara.

Kennedy, Paul. (1987). The Rise and Fall of Great Powers, Random Hause: New York.

Khanna, Parag. (2011). Yeni Dünya Düzeni, Çev. Elif Nihan Akbaş, Pegasus Yayınları: İstanbul.

Kissinger, Henry. (2006). Diplomasi, Çev. İbrahim H. Kurt, Türkiye İş Bankası Yayınları: İstanbul.

Kulish, Nicholas. (2006 August 23). Things Fall Apart: Fixing America’s Crumbling Infrastructure: New York Times.

Shayegan, Daryush. 2011. Yaralı Bilinç, Çev. Haydun Bayrı, Metis Yayınları: İstanbul.

Wights of Salem Youtoube Kanalı, Viladimir Jirinowski konuşması: 22 Ağustos 2020