Adres :
Aşağı Öveçler Çetin Emeç Bul. 1330. Cad. No:12, 06460 Çankaya - Ankara Telefon : +90 312 473 80 41 Faks : +90 312 473 80 46 E-Posta : sde@sde.org.tr

NATO Zirvesi ve Yeni Hedef Arayışları

Güray ALPAR
06 Aralık 2019 10:04
A-
A+

Karşılıklı veto tehditleriyle başlayan NATO’nun Londra’daki zirve toplantısı bitmesine rağmen tartışmalar biteceğe benzemiyor. Zirve öncesinde ve sonrasında birçok konu gündeme geldi ancak NATO’da asıl sorunun “Hedef” sorunu olduğu da açıkça ortaya çıktı.

NATO 70 yıl önce Sovyet tehdidine karşı oluşturuldu. Yapılanması ve stratejik kuşatmasıyla Sovyetlere ve Varşova Paktına karşı “Soğuk Savaşı” kazandı. Ancak sorun bundan sonra başladı. NATO’nun yeni hedefi ne olacaktı. Çünkü ortada hedef kalmadığına göre NATO’nun da gereksiz gibi görülme riski ortaya çıkmıştı.

İşte bu ortamda yeni hedef arayışlarına girildi. Bu boşluğu fark eden bazı akademisyenlerin hatalı da olsa bir çözüm bulması gecikmedi. Huntington’un, Toynbee’den kopyaladığı görüşe göre “Uygarlıklar bir meydan okuma ile karşılaşırsa bununla başa çıkmak için gelişirler. Eğer meydan okuma yoksa, gevşer ve yok olurlardı.” O halde gelişmeyi sürdürmek ve gevşememek için Sovyetler’in yerine başka bir düşman gereklidir. Bu ise sırasıyla İslamiyet ve Çin uygarlıklarıdır.

Bu teorinin vakit geçirilmeden hayata geçirildiği de görüldü. Batı üstesinden gelemeyeceği bir savaşın içine sokuldu ve şimdi bu bataklıktan istese de bir türlü çıkamıyor. ABD Başkanı Donald Trump’ın, “ABD bugüne kadar Ortadoğu’daki savaşlar için 8 trilyon dolar harcadı. Ortadoğu’ya gitmek ülkemiz tarihinde bugüne kadar verilmiş en kötü karardı.” demesi bu gerçeğin bir ifadesinden başka bir şey değildi. Bugüne kadar hiçbir ideolojinin bir din karşısında durabildiği görülmemesine rağmen, yaratılan suni bir düşmanla ABD orada burada gereksiz savaşlara sokulmuş, gücünü boşuna harcaması sağlanmıştır.

Şimdi bu noktadan Fransız Cumhurbaşkanı Macron’un ifadelerine geçilirse konu daha iyi anlaşılır. “NATO’nun beyin ölümü gerçekleşti” diyen Macron’a göre: “Rusya artık NATO’nun düşmanı değildir ve Avrupa’nın istikrarı ve güvenliği ancak Rusya ile sağlam bir ilişki kurularak garanti edilebilir. İşte NATO’daki görüş ayrılığının asıl sebebi budur. Oysa gerek ABD gerekse Almanya başta olmak üzere Rusya ile sınırı olan ülkelerin görüşü bu doğrultuda değildir. Nitekim Almanya NATO’nun geleceği konusunda Fransa ile aynı görüşte olmadığını ifade ederken, Litvanya Cumhurbaşkanı Gitanas Nauseda, “Asıl tehlikenin terörizm değil Rusya olduğunu” net bir şekilde ortaya koydu. ABD ise tehditler arasına Çin’i ekledi.

2019 yılında NATO ülkelerinin muhtemel savunma harcamalarını gösteren haritanın analiz edilmesi ülkelerin farklı bakışını en güzel şekilde ortaya koymaktadır.

Bu haritaya göre; Rus sınırında bulunan NATO ülkelerinin savunma harcamalarının gayrı safi milli hasılalarına oranı %2 ve üzeri iken Fransa gibi içerideki ülkelerde bu oran Türkiye’den bile düşük düzeydedir. Bu durum, neden Fransa gibi ülkelerin NATO’yu sorguladığını çok iyi göstermektedir.

Fransa Sovyet tehdidinin zirvede olduğu yıllarda NATO’nun askeri kanadını terk etmiştir.

Fransa, ABD ve diğer bazı Avrupa ülkeleri gibi Rus tehdidini yakınında hissetmediğinden, NATO’ya Rusya yerine kendi çıkarlarına hizmet edecek başka hedefler önermektedir. Dikkatle incelenirse Fransa’nın zaten başından beri böyle bir tehdit değerlendirmesi olmamış, Avrupa’nın Sovyet tehdidini en çok hissettiği 1966 yılında NATO’nun askeri kanadından ayrılmış, NATO için fazla bir harcama yapmamış, Türkiye gibi ekonomik bakımdan daha gerideki ülkeler milli gelirlerinden büyük paralar harcayarak Avrupa’yı Sovyet tehdidine karşı korurken, Fransa savunma harcamalarını kendi ekonomik gelişmesi için harcamıştır.

Macron bugün de NATO için harcama yapmayı istememektedir. Üstelik NATO kaynaklarını kendisinin Afrika ve Doğu Akdeniz’deki çıkarları için kullanmak istemektedir. Bu nedenle ABD’nin Suriye’den çekilmesine karşıdır ve yine bu nedenle Suriye’de Türkiye’ye karşı terörist faaliyetlerde bulunduğu belgelerle kanıtlanmış olan PKK/YPG’nin desteklenmesini istemektedir. Zirve bir anlamda NATO’yu istemeyen bir Macron ile ABD Başkanı Trump’ın mücadelesine sahne olmuştur. Bu açıdan, Trump’ın Macron ve Fransa için söylediği sözler iyi incelenmelidir. Trump’a göre Fransa’nın böyle yanlış politikalarla daha da karışacaktır.

Macron’un ve Batı’nın anlamadığı gerçekler şunlardır:

Türkiye NATO’nun ikinci büyük ordusuna sahiptir. Duruşu ve mücadeleleriyle Avrupa’yı terör ve göç tehdidine karşı korumaktadır.

NATO ve Avrupa bugüne kadar Türkiye’nin önemini ve kaygılarını bir türlü anlamak istememiştir. Macron’un PKK’yı terörist olarak tanıyoruz. YPG içine sızan PKK’lıları da biliyoruz ancak YPG farklı demesi bir anlam ifade etmemektedir. NATO üyesi bazı ülkeler değil Türkiye’yi tehditlere karşı korumak, Türkiye’nin güneyinde bir terör tehlikesini bizzat kendileri yaratmışlardır. Bu tehdit hem Türkiye hem bölge hem de Batı için gelecekte sıkıntılar oluşturacaktır. PKK/YPG’nin daha ilk fırsatta yüzlerce DAEŞ’li teröristi serbest bırakması bunun ilk örnekleridir. Bu silahların gelecekte başka terör örgütlerinin eline geçeceği de açıkça ortadadır.

Fransa’nın DAEŞ ve terörle mücadele adı altında Afrika’da yaptıklarını bilmeyen kalmamıştır. Türkiye DAEŞ’ten çok büyük zarar gören bir ülkedir ve en Fransa’ya göre çok daha fazla DAEŞ ile mücadele etmektedir. Diğer taraftan DAEŞ içerisindeki Fransız teröristlerin varlığı ve sınırlarda bomba düzenekleri ile yakalanan Fransız asıllı DAEŞ’li teröristler düşündürmektedir. Macron’un YPG’ye dışındaki bütün unsurları DAEŞ’li ilan etmesi ise ya bilgi eksikliği ya da art niyetten kaynaklanmaktadır. Zaten Macron acemi uygulamaları ile Fransa’nın giderek güç kaybetmesine neden olmaktadır.

Fransa’nın Türkiye’yi SAMP/T dururken neden S-400 aldığı konusundaki suçlamalarının ise hiçbir dayanağı yoktur. Bu sistemler zamanında Türkiye’ye verilmek istenmediği bilinmektedir. Üstelik SAMP/T sistemleri S-400 ile kıyaslandığı zaman teknolojisinin ve gücünün oldukça geride olduğu da görülmektedir. S-400 radar menzili yönünden iki kat (600 km./300km.), aynı anda izlenen hedef yönünden 3 kat (300/100), aynı anda atılabilen füze bakımından 3.6 kat (36/10) ve uçuş hız bakımında 2.4 kat (12 Mach/5 mach) daha üstündür.

Zirvede alınan “Mültecilerin güvenli, gönüllü ve sürdürülebilir dönüşü için gerekli şartların yaratılacağı” kararının uygulanması ise gerek sivillere yönelik rejim unsurlarının sürdürdüğü saldırılar gerekse PKK/YPG varlığının terör eylemleri nedeniyle zor görülmektedir. Bir taraftan NATO’nun hedefi terör demek diğer taraftan da hiçbir demokratik yanı olmayan sadece silah verilerek korkuyla oluşturulmuş bir terör yapılanmasını NATO gibi büyük bir yapılanmanın yardımcı kuvveti gibi göstermek ciddi bir anlayışla bağdaşmamaktadır.

Sonuç olarak belli bir hedefe odaklanmadan herkesin kendi açısından hedef göstererek yapılandırmaya çalıştığı ve küçük terör gruplarına bile kesin tavır almaktan kaçınan bir NATO’nun bu haliyle 5. Maddesinde belirtildiği şekilde üyelerinin güvenliğini sağlamaktan ziyade ortada dolaşmaya ve güç kaybetmeye devam edeceği açıktır.