Adres :
Aşağı Öveçler Çetin Emeç Bul. 1330. Cad. No:12, 06460 Çankaya - Ankara Telefon : +90 312 473 80 41 Faks : +90 312 473 80 46 E-Posta : sde@sde.org.tr

Liberal Sistemin Sorgulanışı ve Güvenlik Ortamının Geleceği

Güray ALPAR
30 Mart 2020 19:20
A-
A+

Güzel duyguların bilgisine herkes ulaşamaz.

Filozof kelimesi; “sevgi, dostluk, hikmet ve bilgelik” kelimelerinin bir araya gelmesi ile oluşmuştur. Filozof Sokrates, her gözlem yapanın filozof olamayacağını söyler. Ona göre insan; çoğu zaman görünür dünyada bilgi ile bilgisizlik arasına takılır kalır ve gerçek varlıklar olan adalet, iyilik ve güzellik gibi duyguların bilgisine ulaşamaz.

Çiçero: “Çok konuşuyorduk ancak bilgisizdik.” demişti.

Günümüzün acımasız ve adaletsiz ortamında filozoflara her zamankinden fazla ihtiyaç duyuyoruz. Oysa bir süredir dönemi yönlendiren sözde bilim ve düşün insanları böylesi bir tarifin oldukça uzağında. Geldiğimiz noktayı düşündüğümüzde, Romalı filozof ve devlet adamı Çiçero aklımıza geliyor. Çiçero’ya Roma’nın neden yıkıldığı sorulduğunda “Çok konuştuk ama bilgisizdik!” demişti.

İnsanlık Soğuk Savaş Dönemi ertesinde 30 yılını boşuna harcadı.

1989 yılında sona eren “Soğuk Savaş” döneminin ardından dünyamız 30 yılını böylesi art niyetli insanlar yüzünden kaybetti. Alman Filozofu Hegel (1770-1831) tarihin, “ideolojik tezlerin çatışması sonucu” oluştuğunu söylemişti. 1990 sonrası dünya siyasetine yön veren ve bir süre Huntington’la birlikte “Demokrasi Dergisi’nin editörlüğünü de yapan Francis Fukuyama, 1992 yılında yazdığı “Tarihin Sonu Son İnsan” teziyle, “Batı Liberal Düşüncesi’nin artık insanlığın ulaşacağı son aşama olduğunu, kapitalizmin her alanda galip geldiğini ve artık dünyayı Batı liberalizminin yöneteceğini” iddia etmişti. Ona göre bu düşünceye bir alternatif ancak aynı çerçevede ve Batı içerisinden çıkacaktı. Bundan bir yıl sonra Samuel Huntington, Lewis’in 1990 yılındaki “Müslüman Öfkenin Kökenleri” isimli makalesinden esinlenerek, daha sonra kitap haline getirdiği “Medeniyetler Çatışması ve Dünya Düzeninin Yeniden Kurulması” isimli çalışması ile Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra rakipsiz kalan Batı’nın karşısına İslamiyet’i koydu.

Hastalıklı düşünceler ve teoriler yıkım getirdi.

Yanlış teşhisler yanlış sonuca götürür. Tıp literatüründe “Huntington Hastalığı”; hastaların davranışsal bozukluk, zihinsel yıkım ve kontrol edilemeyen hareketler sergilediği bir genetik bozukluk olarak ifade edilmektedir. Maalesef dünya üzerinde bir gücün hegemonyasını sağlamaya yönelik bu türden hastalıklı düşüncelerin peşinden koşan ve bütün insanlığı felakete sürükleyen siyasetçiler ve sözde devlet insanları çıktı.

Bu saçma teori ve düşünceler “Yeni Dünya Düzeni” adı altında piyasaya sürüldü, şişirildi ve desteklendi. Çok konuşan, yönlendirilmiş bilim insanları ise bu fikirleri anlamadan anlattı, yıllarca tartıştı. “Soğuk Savaş Dönemi” sonrası düşman olarak belirlenen Müslüman ülkeler yakılıp yıkıldı, yerle bir edildi. Milyonlarca insan öldü, sakat kaldı, yerlerinden edildi, acılar çekti. En çok da çocuklar, kadınlar ve siviller etkilendi. Trilyonlarca dolar bu iş için harcandı. Bütün bunlar olurken de politikacılar, harcadıkları bu parayı kendi insanlarından almak için onları kutsal bir savaş verdiklerine inandırdı. Çocuklar, kadınlar ve siviller de düşmandı ve şeytanlaştırılan düşmanın bombalar altında öldürülüşü, milyarlarca insan tarafından sanki bir film gibi evlerinden izlendi. İşin bu noktalara geleceğini kimse düşünmemişti. Şimdi ölüm herkese bir adım kadar yakın. Oysa soğuk savaş ertesinde insanlığın büyük umutları vardı, bunu sağlamak için imkanlar da.

Sınırsız liberalizm insanlığa felaket getirdi.

Şimdi bir virüs salgını bu teorilerin hepsini yerle bir etti. Bu küçücük canlı; adaletsiz ve zalim uygulamaları ile çok konuşan, ancak gerçeği kendi çıkarları doğrultusunda göz ardı eden o yönetimlere şöyle dedi: Kral Çıplak! Her şey açıkça ortada. İnsanlık bunca yılı boşuna harcadı. Keşke, Soğuk Savaş Dönemi ertesinde liberalizmin sonunun geldiği de söylenebilseydi.

Kavram ve değerleri tekrar gözden geçirmek gerekiyor.

Kavramlar ve değerler yanlışsa sonuçları da yanlışa gidiyor. Kavram kargaşası ise sorunlara, çalkantılara ve acılara neden oluyor. “Yeni Dünya Düzeni” kandırmacası adı altında belirli bir kesim tarafından oluşturulan sahte kavramlar üzerinden yaratılmaya çalışılan sistemlerin de işlemediği görülüyor.

Bundan sonra tüm insanlığı kavrayacak kavramları oluşturmak ve uygulamak gerekiyor. Her şeyin çıkar ve kar (ütme) üzerine kurulduğu düzen dünyayı da bencilleştirdi. “Bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler.” gibi ekonomik kavramların yanında, çıkar gibi uluslararası ilişkiler kavramları da artık sorgulanıyor. Artık bunların yerine; adalet, merhamet, samimiyet, insan sevgisi, yardımlaşma, bencil olmama, alçak gönüllülük, kanaatkarlık gibi değer ve kavramlar yeniden gündeme geliyor.

Kriz esnasında ve sonrasında sorgulamalar birbiri ardına gelecektir.

Her şey bir anda değişmeyecek belki ama, bu kriz şüphesiz bazı sorgulamaları da gündeme getirecek. Batı’nın sadece dünyayı değil, kendisini de kandırdığı ortaya çıktı. Liberalizmin her yerde egemenliği, Batı insanına değil onu yönlendiren bir takım mutlu azınlığa hizmet ediyor. İnsanların karşısına sahte düşmanlar sürülürken dünyada zengin 10 kişinin geliri dünyanın yarısının gelirinden daha fazla bir düzeye ulaştı. Batıda sağlık sistemine harcanması gereken paralar, sahte teoriler ve birtakım ülkelerin çıkarı için Orta Doğu’ya gömüldü.

Diğer taraftan Batıda birtakım insanlar aç ve sosyal güvenliğe muhtaçken, diğer taraftan liberalizmin sembolü holdingler ile paralı askerleri bünyesinde bulunduran özel güvenlik şirketleri zengin edildi. Artık güvenlik kavramının da kişilerden, devlete ve uluslararası sisteme kadar yeniden sorgulanmasının zamanı gelmiş görünüyor.

Yaratılan sahte düşmana karşı sözde güvenlik sağlayan Batı, gerçek tehdidi öngöremedi.

Güvenlik, insanların kendilerinin ve onlara ait mal ve eşyaların tehlikelerden uzak olması durumu, zarar ve tehlikeye karşı emniyette olmak veya emniyette olduğunu hissetmek olarak tanımlanabilir. Nesnel güvenlik insanların günlük hayatlarını sürdürmelerine ilişkin tehlikelerin olmaması ile suç tehdidinin bulunmaması, öznel güvenlik ise; bundan daha da geniş bir anlamda bireylerin kendi güvenliklerine yönelik herhangi bir korkuyu hissetmeme durumudur.

Burada sağlanan emniyet yanında, emniyetin olduğunu hissetmek de önemli olup bir anlamda emniyet algısının yaratılmış olması da gerekir. Güvenliği sağlayan yapılanma açısından ise devlete, topluma, kişilere, mal ve eşyalara yönelik sabotaj, tehlike ve kazaların önlenmesi için alınan hukuka uygun önlemleri ve bu önlemlerin alındığı durumu ifade eder. Bugün dünyada bunların tam olarak sağlanamadığı ortaya çıktı. “Hangi tehditler güvenliği tehdit etmektedir, bu tehditler nasıl ve ne kadar bir maliyet ile ve hangi tedbirler ile etkisiz hale getirilebilir?” konusunda tüm dünyadaki bütün güvenlik uzmanları ve sistemleri öngörü alanında son ana kadar maalesef yetersiz kaldı. Bu açıdan BM başta olmak üzere bütün sistemlerin yeniden sorgulanmasının zamanı geldi.

Gelinen noktada güvenlik kavramının da sorgulanacağı kesin. Kaç kişinin bu krizden öleceğini bilemiyoruz ama yüzbinleri geçecek görünüyor. Bugüne kadar “Sizin iç ve dış düşmana karşı güvenliğinizi sağlıyoruz.” diyerek onlardan aldığı vergiyi orada burada harcayan yönetimler de gerçek tehdidi göremedi. Şimdi oyun kuranlardan; neden yanlış bilgilerle halkı kandırdığı, neden asıl tehditler yerine uydurma alanlar yaratıldığı ve sınırlı kaynakların kimlere ve ne amaçla dağıtıldığı sorularının cevapları istenecek gibi görünüyor.

Batıda yaratılan sahte tehdit algısı tedbir alınmasını da önledi.

Tehdit değerlendirmesi yatırım yapılacak alanları da ortaya koyar. Tehdit değerlendirmesi sahte olunca, tedbirler de sahte oldu. İhtiyaç başka, harcamalar ise başka bir alandaydı. Silaha yatırım yapan, başka ülkelerde krizler ve karışıklıklar çıkarmaya çaba harcayan sistemler, gerçek tehdide karşı tedbirler geliştiremedi. “Bazı kimseler zarar eder.” diye tedbirleri önceden almadı, gerçekler son ana kadar gizlendi, gerekli alanlar yerine başka yerlere harcama yapıldı ve açıkça insanları çaresiz ve güvensiz bir halde bıraktı. Liyakatin göz ardı edildiği bir dünyada bu konuda düşün insanlarının ihmali veya yanlış yönlendirmeleri de eninde sonunda gündeme gelecek gibi.

Artık Batılı ülke vatandaşlarının birtakım çevrelerin çıkarı için, sahte algılarla dünyanın öbür ucundaki savaşları kabul etmesi zor olacaktır.

Kriz sırası ve sonrasında Batı’da bu sorgulamanın yapılacağı ve maaşını ödediği yetkililerden, yaşanan çaresiz güvenlik ortamını nasıl öngöremediklerinin hesabını soracakları da görülecektir. Artık, hiçbir kimse sahte bir resimdeki petrole bulaşmış bir kuşu kurtarmak için dünyanın öbür ucuna sefer düzenlenmesi gerektiği yalanına inanmayacağı gibi, hiçbir Batılı ülke vatandaşı kendi güvenliği sağlanamazken, birilerinin çıkıp dünyanın başka yerlerinde insanları öldürmek için vergilerini harcamasına da izin vermeyecektir.

Bu aşamada; ABD, İngiltere, Fransa başta olmak üzere Batılı ülkelerde, deniz aşırı ve okyanus ötesi operasyonlar ve silahlı güç görevlendirmeleri de sorgulanmaya çoktan başladı. Bu konuda geriye dönük daha çok tartışmanın olması muhakkak gözüküyor.

Değişen güvenlik ortamında yanlışlar yapmaya devam eden Batılı yönetimler ayakta kalamayacaktır.

Ölümün sadece başkaları için var olduğu yanılgısına kapılan Batı, tedbirleri zamanında alamadı. Batının yaratmaya çalıştığı algının hakikat olmadığı da anlaşıldı. Bir kısım insan refah içinde yüzerken birçok insan temel ihtiyaçlarını karşılayamayacak ölçüde sefalet içinde. Örneğin ABD’de 600 binden fazla evsiz var ve bunların sayısı hızla artıyor. İşin garip tarafı ABD Evsiz Gaziler Ulusal Koalisyonu (NCHV) raporuna göre, evsizlerden 60 binini; Kore, Vietnam, Irak ve Afganistan gibi ülkelerde savaşan gaziler oluşturuyor. Aynı raporda 1.5 milyona yakın gazinin de evsiz kalma riski ile karşı karşıya olduğu belirtiliyor. Bir anlamda ABD; vatandaşının parasını insanları öldürmek için orada burada harcarken aynı savaştan dönenler sefaleti yaşıyor ve bunu bugüne kadar kimse sorgulamadı. Şimdi sorgulama zamanı.

Batı’nın ortaya koyduğu değerlerin de yeniden sorgulamasının zamanı geldi.

İnsanı ve insanı değerleri esas almayan hiçbir sistemin kalıcı olması mümkün değil.  Bu anlamda sadece kar etmeye odaklanmış Batı felsefesi, insanlığa bir şey vermekten çok uzak kaldı. Ortaya sürülen değerler insanları birbirine düşman etti. Batının vadettiği özgürlük ortamı ise insanı köleleştirmekten başka bir işe yaramadı. Sırf küçük bir azınlığın mutluluğu için kendisinden olmayanları yok sayan adaletsiz uygulamaların bugüne kadar insanlığa acı ve felaketlerden başka bir şey getirmediği görüldü. Kriz anında bile Venezuela ve İran gibi bazı ülkelere uygulanan yaptırımların devam etmesi bu acımasızlığı gösteriyor. İnsanlar ve halklar şuursuzca cezalandırılıyor.

Mevcut sistem Batılı ülkelerin vatandaşlarını da mutlu etmekten ve güvenliğini sağlamaktan uzak.

Uygulanan sistem sadece başkalarını değil, bizzat Batılıları da mutlu etmiyor. Güvensizlik her alanda insanları ve tüm canlıları tehdit ediyor. Gıda güvenliğinden sağlığa ve çevre kirlenmesine giden tehlikeler giderek artıyor. Küreselleşmenin getirdiği kontrolsüz tüketim nedeniyle; buzullar eriyor, aşırı tüketim çevreyi kirletiyor, birçok canlı türü yok olmakla karşı karşıya kalıyor. Dünya balık alanlarının %70’i yok edildi, balık türlerinin %90’ı artık yok. Tedbir alınmazsa önümüzdeki kısa dönemde denizler bir metreden fazla yükselecek. Tatlı su miktarı giderek azalıyor. Dünyada 700 milyon insanın içilebilir suyu yok, 2 milyara yakın insan ise kirli su kullanıyor. Dünyanın %92’si kirli havadan etkileniyor. Her gün 1000 çocuk bundan dolayı ölürken yıllık insan kaybı 13 milyona ulaşıyor. Sorunlar giderek artarken tedbirler sadece kâğıt üzerinde kalıyor. Kısacası kontrolden çıkmış tüketime dayalı liberalizm insanlığın sonunu hazırlıyor. Bütün insanlığın kaderinin küçük bir çıkar çevresinin eline bırakılması kadar büyük bir yanlışlık olamaz. Bu konuda en büyük tepkinin bizzat Batılı ülke vatandaşlarından geleceğine dair emareler gittikçe artıyor.

Savaş alanı değişirken “Güvenlik Kavramı” da yeniden tanımlanıyor.

Gerçek savaş şimdi başladı. İtalyanın “Humanitas Gavazzeni” hastahanesinde çalışan Dr. Daniele Macchini, bunu “Gece gündüz kesintisiz bir şekilde devam eden bir savaş” olarak yazdı.  Savaş alanının değiştiği açıkça görülüyor. Krizi yaşayan ülkelerde insanlar, hayati önem taşıyan tıbbi malzemeleri yağmalıyorlar. İspanya, NATO’yu müdahale için çağırdı, Rus askerleri tıbbi yardım adı altında İtalya’da. ABD dahil birçok ülkede askerler muhtemel bir olayı önlemek için sahada dolaşıyor. Toplumsal olaylar şimdiden başladı. Kontrolden çıkması durumunda çok vahim sonuçlara yol açma ihtimali mevcut. Suç örgütleri yavaş yavaş ortamdan istifade ile harekete geçiyor. Bazı alanlarda güvenlik zafiyetlerinin olduğu görülüyor. Tehlike dünyanın her yerinde ve her eve girdi. Kimse artık güvende değil.

Terör ve organize suç örgütlerinin işbirliğine dikkat edilmeli.

Terör örgütleri ile suç örgütleri arasında ilişki bazen hibrit (Birden fazla yöntemin uygulandığı, Hibrit savaş: Doğrudan veya örtülü olarak birden fazla yöntemin kullanımı içeren yeni bir savaş veya çatışma yöntemi.) bir yapıyı da oluşturmakta ve tek bir yapının içerisinde birleşebilmektedirler. Bazı durumlarda ise terör örgütleri organize suç örgütleri ile geçici veya daimî olarak iş birliğine girdikleri unutulmamalı, suç örgütlerinin ve tehdit unsurlarının zamanımızda değişen yapısı ve hibrit kabiliyetleri güvenlik hizmetinin sağlanmasında mutlaka göz önünde tutulmalıdır. Bu kapsamda alınacak tedbirlerin de iş birliği içerisinde ve uluslararası hukuk kuralları çerçevesinde geliştirilmesi zorunlu hale gelmektedir.

Bu konuda devletler kadar, aç gözlü şirketlerin ve uluslararası suç örgütlerinin art niyetli çalışmalarının mutlaka önlenmesi ve bu amaçla bugünden itibaren eşit düzeyde ve istisnasız uluslararası işbirliğine dayalı çok ciddi çalışmaların yapılması gerekmektedir.

Böylesi güvensiz bir ortamda, zorunlu olarak güvenliğe etki eden bütün faktörlerin “Kapsayıcı Güvenlik Yaklaşımı” esas alınarak “sebep- sonuç” ilişkisi içerisinde bütüncül bir bakış açısı ile değerlendirilmesi gerekir.  Bu noktada konuyla ilgili bütün aktörlerin iş birliği içerisinde bilimsel olarak çalışması da esastır. Bu yapılmazsa parça parça ve birbirinden kopuk tedbir ve çalışmalar, güvenliği sağlayamayacağı gibi; zaman, emek ve ekonomik kayıplara da sebep olacaktır.

Bu durumda gelecekte dünya tahmin edemeyeceği kadar büyük tehlike içerisinde kalacaktır. Bu konuda hiçbir devlet, şirket ve kişiye istisna tanınmamalı ve kurallar aksatılmadan uygulanmalıdır.

Güvenlik yönetiminin bilimsel esaslarla uygulanması gerekir.

Güvenlik yönetimi; güvenliğe yönelik tehdit unsurlarını etkisiz hale getirmek ve gerçekleştirmeye çalıştığı eylemleri önceden değerlendirerek riskleri en aza indirmek veya tamamen ortadan kaldırabilmektir. Bu açıdan stratejik güvenlik yönetim düşüncesi; uzun dönemli planlamalardan ayrılmalı hatta onun önünde olmalıdır. Bu düşünme ayrımı, net ve basit olduğu sürece stratejik düşünmenin devamlılığı da sağlanabilir. Stratejinin hedefi riskleri ortadan kaldırmak değil, onları yaratıcı bir şekilde yönetmek ve istenilen doğrultuda başarı ihtimalini artırmaktır. Günümüzde karşımıza çıkan karmaşık tehdit yapısında güvenlik hizmetinin sağlanması da stratejik bir bakış açısı ile bilinmeyenleri azaltmak için derin analizlere ihtiyaç gösteriyor.

Dünya’da yeni bir düzenin oluşacağı gözlenirken güvenlik ortamının geleceği de yeniden şekilleniyor.

Dünya krize girerken; korkularımız, önyargılarımız, alışkanlıklarımız ve durgun düşünce yapımız stratejik düşünmenin önündeki engeller olarak karşımıza çıktı. Güvenlik bazı alanlarda tam olarak sağlanamadı. İnsanlar bunca yıldır var olan sistemin neden kendi güvenliğini sağlayamadığını sorgulayacak ve kendi güvenliğini sağlayan sistemleri bundan sonra tesadüfe bırakmayacaktır. Böyle bir ortamda tüm insanlığın mutluluğunu esas alan kapsayıcı sistemlerin oluşturulması da zorunlu görülüyor.

Güvenlik sürprizleri kabul etmez.

Tehdit öngörüsünün yanlış çıkması kabul edilemez. Güvenlik, sürprizleri kabul etmez. Stratejik düşünme yanında, sağlıklı bir öngörüye sahip olmak da gerekir. Öngörü bir olay, durum ya da sonuç gerçekleşmeden sağ duyusal ya da sezgisel bilgi ipuçlarına dayanarak olayları önceden kestirme yeteneğidir. Güvenlikle ilgili açıkları ve meydana gelebilecek olayları farklı bir şekilde görebilmek için farklı bakış açılarına ihtiyaç vardır. Bunun için belirlenen temel belirsizlik alanlarına yönelik beklentilere uymayan küçük gelişmelerin de takip ve tahmin edilmesi gerekecektir. Bu açıdan stratejik planlama ile stratejik öngörü arasında farklılıklar vardır. Öngörü gelecekte “ne olacak” sorusuna cevap ararken planlama “ne yapılmalı” sorusuna cevap arar. Eğer bu uygun bir şekilde yapılabilirse güvenlik alanında ortaya çıkabilecek sürprizlerin de önlenmesi mümkün olabilir.

Bir sorunun çözülmesinde önce sorun belirlenir, bilgiler toplanır, hal tarzları sıralanır, her hal tarzının fayda ve mahzurları ortaya konularak en uygun hal tarzları ve çözüm belirlenir.

Muhtemel tehditlerin ve risklerin koruma hedeflerine yönelik olumsuz etkilerini “Risk Yönetim Analizleri”ne uygun olarak bertaraf etmek üzere eldeki kaynakları azami fayda ve maliyet oranında güvenlik sağlayacak şekilde planlamak ve uygulamak gerekir.  Güvenlikle ilgili planlama ve çalışmaların gayesi de en üst düzeyde güvenlik olaylarının gerçekleşmesini engelleyerek, koruma hedefinde can ve mal güvenliğini sağlamaktır.

Suç teorisine göre bir güvenlik olayı ancak ortada bir tehdit unsuru ve bir hedef varsa ve şartlar uygunsa ortaya çıkar. Tehdit varsa, tehdidin hedefi insanlarsa ve şartlar tehdit için kolaylaştırıldıysa güvenlik de doğal olarak sağlanamayacaktır. Bu konuda dünyada birçok değişik uygulama olmuş veya olmaktadır. Konu ile ilgili temel teşkil edebilecek bazı öneriler şunlar olabilir.

Güvenliği sağlamadaki ana esaslar :

Öncelikli görev, güvenlik olaylarının meydana gelmesine engel olmak olmalıdır.

Güvenlik tedbirleri, çok yönlü ve derinlik oluşturacak şekilde planlanmalıdır.

Başlangıçta hedefler ve başarı kriterleri net bir şekilde ortaya konulmalıdır.

Alınacak tedbirler, gerçek risklere karşı tedbirleri içermelidir.

Tedbirler alınırken, hangi tedbir alınırsa alınsın tedbirlerin en zayıf noktasındaki kadar etkili olacağı unutulmamalıdır. 

Tedbirlerin, görünen tedbirler yanında görülmeyen tedbirleri de içermesine ve sürpriz bir etki yaratmamasına dikkat edilmelidir.

Tedbirler derinlikte planlanmalıdır.

Her güvenlik tedbiri ikinci bir güvenlik tedbiri ile yedeklenmelidir.

Tedbirlerin hukuka uygun ve ekonomik olması göz önünde bulundurulmalıdır.

Hedef olayın meydana gelmesi için cazip olmaktan çıkarılmalıdır.

Potansiyel tehdit unsuru koruma hedefinden uzak tutulmalıdır.

Tedbirler fırsatları ortadan kaldırmalıdır.

Yerel ve ulusal ve uluslararası düzeyde işbirliği yapılmalıdır.

Eğitim ve tatbikatlar yapılmalı ve planlar buna göre düzeltilmelidir.

Planlar gerçek durumları karşılamalı, tüm hususlar esas görevi başarmaya hizmet etmelidir.

Tehditlerin mümkün olduğu kadar önceden tespiti ve analizi önemlidir.

Tehlikenin öngörüsü kadar, ortaya çıkma durumunun daha başlangıçtan tespiti önemlidir. Bu noktada sorulacak ilk soru şu olmalıdır: “Ne tür bir tehditle karşı karşıyayız?”

Bu aşamada güvenlik görevinin yerine getirilmesi için içeriden ve dışarıdan kaynaklanan güçlü ve zayıf yönler kadar, fırsat ve tehditlerin de ortaya çıkarıldığı stratejik bir teknik olan SWOT (Strengths, Weaknesses, Opportunities, Threats) analizinin yapılması da birçok konuya açıklık getirecektir. Özellikle zayıf taraflar ve tehditler aynı zamanda kuvvetin oluşturulması ve ne tür bir eğitim ve teçhizat ihtiyacı olduğunu da ortaya çıkarır.

Her olayın niteliğine uygun bir “Risk Yönetimi” uygulanmalıdır.

Risk yönetiminde; risklerin belirlenmesi ile muhtemel olaylara göre senaryoların belirlenmesi, risk yönetim planının yapılması, güvenlik operasyonlarının planlanması ve başlangıçta asgari güvenlik tedbirlerinin alınması önemli aşamalardır. Bu noktada gerçek risk derecesini alınan tedbirler belirleyecektir.

Bu aşamada koruma hedefine yönelik tehdit ve risklerin muhtemel etkilerinin, görev tanımları çerçevesinde en uygun fayda/maliyet oranı sağlayan tedbirlerle yönetilmesi de önemlidir.

Her tarafta güçlü olunamıyorsa öncelikli alanlar belirlenmelidir.

Aynı şekilde tehdidin karşılanmasına yönelik Risk değerlendirmesi ve yönetimi için “Pareto Analizi” denilen bir çalışmanın yapılmasında da fayda vardır. Pareto Analizi; bir soruna neden olan faktörlerin sıralanmasından sonra en fazla soruna yol açanların giderilmesi ile kısa zamanda sonuca varılmasını içeren bir yöntemdir. Örneğin; bir salgının yayılmasında en fazla, insanların birbirleri ile teması etkili oluyorsa; bütün gayretler öncelikle buna yöneltilmeli, aynı şekilde kişiler arası temas en fazla hangi alanda ise bu konu içerisinde de öncelik bu duruma verilmelidir.

Hedefler cazip olmaktan çıkarılmalıdır.

Fırsatlar, potansiyel tehdit unsurunun istismar edebileceği güvenlik açıklarıdır. Fırsat teorisine göre suç veya eylemin gerçekleşmemesi için koruma hedefi cazip bir hedef olmaktan çıkarılmalı, tehdit ve risklerden uzak tutulmalıdır. Bu nedenle hedefin cazibe derecesini artıran hususlar dikkatle analiz edilmelidir. Örneğin; Çin’de aralık ayında başlayan krizden iki aydan fazla zaman geçmesine rağmen risk analizi yapılmadan 19 Şubat 2020 tarihinde Milona’da Atalanta ile Valencia maçına 40 binden fazla futbol taraftarının gitmesi, virüsün bütün Avrupa’ya yayılması için uygun bir ortam oluşturmuştur. Bu konulardaki eğitim, aktif farkındalık ve ortak akıl hedefin korunmasında esas unsur olacaktır. Eğer güvenliği sağlayan unsur yaptığı değerlendirme ve aldığı tedbirler sonucu hedefi cazip olmaktan çıkarır veya suçlu için uygun fırsat oluşmasını önlerse, doğal olarak güvenliğe yönelik bir riskin gerçekleşme olasılığı da düşecektir.

Güvenlik sağlamada esas unsur insandır.

Güvenlik, insanı esas almadan sadece güç kullanarak sağlanamaz. Bundan sonra güvenlik konusunun da uygulamada sadece dış düşmanı esas alan bir yaklaşımdan; gıda, sağlık, çevre gibi alanları da içerecek şekilde daha geniş bir alana yayılmış bir anlamda ele alınması gerekiyor. İnsanlığın geleceği için tüm dünyanın işbirliği de artık zorunlu.

Tedavi konusunda fikir veren uzmanların toplumun tümünü içeren düzenlemeler için yetersiz olduğu ortaya çıktı. Konunun sadece bir yönü ile ilgili uzmanlardan, her alanda fikir beyan etmesi beklenemez. Bütün dünyada tehdidin artmasıyla her yerde panik halinde tedbir alınmaya çalışılırken, kısa bir sürede küçük bir gayretle asıl sonucun alınabileceği alanların gözden kaçırıldığı da görülmüştür. Halk sağlığı konusu başta olmak üzere, uygulamaların bu konuda profesyonel kişiler tarafından yapılması gerekiyor. Uygulamada, üretmeyen ve herhangi bir işi olmayan kitlelerin ortada dolaşıp salgını yaydığı görülürken, toplum için hizmet ve mal üreten kişilerin sınırlamalara tabi tutulduğu göz önüne alındığında bu planlamayı yapacak kişi ve kurumların önemini daha da artıyor. Geciken, çaresiz acele kriz tedbirleri yerine, planlamaların önceden yapılması ve kriz anında uygulamaya konulması önem taşıyor. Her konunun uzmanının yer aldığı disiplinler arası uzmanlık kurulları geçerli olmalı ve alınacak tedbirlere bunlar karar vermelidir. Bunun dışında, sorunları daha kaynağından tespit edecek sistemlerin oluşturulması da gerekiyor.

Ehliyetli uzmanların zamanında isabetli öngörüleri başarı için gereklidir.

Bu konudaki başarı; karar alıcıların ve planlamacıların ehliyeti, zaman ve mekânı belirlemedeki isabeti, güç bileşkesinin amaca uygun ve zamanında esnek olarak kullanımı, tehdidin ne kadar ileri veya geriye gidebileceğini öngörebilme ile teknik, ekonomik, sosyal ve kültürel özelliklere uygun taktik ve manevralar geliştirebilmekle mümkündür.

Çalışmalar yapılırken o toplumun güvenlik kültürünün de göz önünde bulundurularak tedbirler geliştirilmesi faydalı sonuçlar verecektir. Her toplumun kültürel örüntüsü değişiktir ve insanları harekete geçiren semboller farklıdır. Bu örüntünün çözülmesi, toplumu anlama bakımından çok önemlidir. Örneğin yaşlılara saygının olduğu bir kültürde yaşlıların sorgulanması veya tedbirlerin onların kültürlerine göre geliştirilememesi doğal olarak birtakım sıkıntılara ve tepkilere yol açacaktır. Yine yasaklara uymayanlara verilecek cezalar toplum yapısına uygun değilse bir anlam ifade etmeyecektir.

Yeni güvenlik yapılanmasında bazı konuların uygulanması kişilerin ve hatta devletlerin keyfine bırakılmayacaktır.

Artık yakın çevrenin karıştırılmasına dayalı teorilerin, uygulayan ülkelere de zarar verdiği görülüyor. Eğer bir kişinin, toplumun veya ülkenin yakın ve uzak çevre kuşağı her türlü tehlike ve tehditten uzak değilse bu durumun tüm dünyayı etkilediği görülmüştür. Bu nedenle artık herkes çevresinde yakın ve uzak emniyet kuşakları oluşturacaktır.

İhtiyaç duyulan yeni bir güvenlik sisteminin oluşturulması; kişilerin, yöneticilerin belki de devletlerin bile keyfine bırakılmayacak görülüyor. Bu anlamda, gıda güvenliğinden sağlığa kadar sorunlar kaynaktan takip edilecek ve zorlayıcı tedbirlerle oluşması önlenecektir. Alınan tedbirler sadece yerel yöneticilere de bırakılmayacak, teknoloji ve akıllı sistemler kullanılarak üst düzeylerde denetlenecektir. 

Hareketler bütünüyle engellenmeyecek ancak sınırlamalara ve kontrollere tabi olacaktır.

Gelinen noktadan sonra dünya üzerinde hareketlerin tamamen kısıtlanması gibi bir durum olmayacaktır ancak belirli kısıtlamalara ve kontrollere tabi olacağı da kesin. Beklenen tehlikelerin meydana gelme riski belirlendiği anda ise tehdidin bulunduğu alan korumaya alınarak dışarıya kapatılmalıdır.

Bu noktada riski azaltmak ve bir bölgede sıkıştırmak için uygulanması tavsiye edilen bazı teknikler olabilir. Örneğin; havaalanları, terminaller, ulaşım hatlarının bir plan dahilinde içten dışa kapatılmasını içeren “Acil Durum Kısıtlama Planları” hazırlanabilir ve aşama aşama yürürlüğe konulabilir. Ayrıca “Kontrollü Geçiş Noktaları” ile “Düğüm Noktaları” önceden belirlenebilir ve duruma göre bu noktalar denetim altına alınabilir. Şüphesiz bütün bu hususları; kontrol, denetim ve geçişlerini üst düzeyde organize edecek eğitimli, disiplinli ve organize sistemler oluşturulması da gündeme gelmelidir.

Sonuç ve değerlendirme

İnsan, çoğu zaman görünür dünyada bilgi ile bilgisizlik arasına takılır kalır ve gerçek varlıklar olan adalet, iyilik ve güzellik gibi duyguların bilgisine ulaşamaz. Bu kadar örgütlenme ve yapılanmaya rağmen öngörülemeyen virüs tehdidinin bütün dünya için bir yeniden sorgulama ve yapılanma dönemini başlattığı görülmektedir. Bu anlamda insani değerleri dışlayan acımasız sistemler de sorgulanmaktadır. Dünya için bir milat oluşturacağı değerlendirilen bu olaydan sonra hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağı kesin. Bu kapsamda güvenlikten başlayarak mevcut  sistemlerin de yeniden kendisini değerlendirmesi ve insanı esas alan adaletli bir değerler yaklaşımıyla birlikte yenilenmesi zorunlu gibi gözüküyor.