Adres :
Aşağı Öveçler Çetin Emeç Bul. 1330. Cad. No:12, 06460 Çankaya - Ankara Telefon : +90 312 473 80 41 Faks : +90 312 473 80 46 E-Posta : sde@sde.org.tr

Kollektif Çaresizlik: Beşinci Büyük Kırılma ve Münih Güvenlik Konferansının Çöküşü

Güray ALPAR
21 Şubat 2022 11:19
A-
A+

1963 yılından beri (1991 körfez Savaşı ve 1997 konferans başkanlığı değişimi hariç” düzenli olarak icra edilen ve bu yıl 18-20 Şubat 2022 tarihleri arasında gerçekleştirilen “Münih Güvenlik Konferansı”, 1999 yılından bu yana ilk kez Rusya’nın katılımı olmadan yapıldı ve esaslı bir sonucun alınamadığı ve daha önceki dört kırılmanın dışında en büyük kırılmanın gerçekleştiği bir konferans oldu.

İlk düzenlendiği yıllarda “Uluslararası Askeri Bilimler Buluşması”, veya “Transatlantik Aile Buluşması” adıyla düzenlenen konferans, 1994 yılında “Güvenlik Politikaları için Münih Konferansı”, 2008 yılından itibaren şimdiki ismi ile icra edilmeye başlandı.

Dünya siyasetinin Davos’u olarak nitelendirilen ve geçtiğimiz yıl online olarak gerçekleştirilen konferans, bir yıl aradan sonra tekrar yüz yüze yapıldı ve konferansa 35’ten fazla devlet ve hükümet başkanı yanında, dışişleri ve savunma bakanları ile çok sayıda üst düzey yetkili katıldı. Türkiye’yi konferansta Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar’ın temsil etti.

Konferansın ana gündem maddesi beklenildiği gibi gündemde olan Rusya-Ukrayna kriziydi.

Neticede konferansta belirtilen hususların uygulanması bir zorunluluk olmasa da dış politika ve güvenlik konularında en saygın formlardan birisi konumunda. Ancak bu yılki konferansın bütünü incelendiğinde, konuşmaların ve karşılıklı görüşmelerin krize bir çözüm bulmaktan çok uzak olduğu açıkça görülüyor. Bu da konferansın saygınlığını zedeliyor.

Zaten bir süreden beridir konferansın hayatın ve olayların gerçekliğinden giderek uzaklaştığı görülüyordu. 1963 yılında Konferans, Ewald Heinrich von Kleist adında bir Alman yayıncı ile Amerikan Fizikçi Edward Teller tarafından düzenlendiğinde (Yurttaşer, 2017:1), Sovyet tehdidine karşı alınabilecek tedbirler temalıydı ve bu zamanın gerçekleri ile uyumluydu. Konferans  o dönemlerde Sovyetler Birliğine karşı önemli kararların alındığı ve uygulandığı bir platformdu. 1990 yılından sonra eski Sovyet Cumhuriyetleri; 1995 yılında ise Çin, Hindistan ve Japonya’da bu konferansa dahil olmuştu.

Münih Güvenlik Konferansının, 2007 yılından itibaren 2022 yılına gelinceye kadar, giderek kendi içerisinde tutarsız olmaya başladığı ve bunun sonucu olarak da etkisizleştiği görülmektedir. Tabi bu aşamaya birdenbire gelinmediği de bir gerçek.

Birinci Kırılma (2007)

2007 yılı konferansta, Rusya lideri Putin’in “Tek kutuplu dünyanın artık kabul edilemeyeceğini ve ABD’nin tek güç olamayacağını” ilan etmesi, Münih Güvenlik Konferanslarının ilk kırılma noktasıydı (Bilgin,2010:32). Bu bir değişimi ifade ediyordu ve doğal olarak sonuçları da olmalıydı.

İkinci Kırılma (2015)

İkinci kırılmanın yaşandığı 2015 yılındaki konferans, Rusya’nın Kırım’ı işgal edişinin ertesinde gerçekleştirildi ve konferansta ilk kez “Çökmekte olan Düzen-Gönülsüz Korucular” isimli küresel ölçekte bir rapor yayınlandı. Bu rapora göre soğuk savaş sonrasında beklentiler gerçekleşmemiş ve Rusya Kırım’ı ele geçirerek tekrar ortaya çıkmıştı. Küresel sistemin çöküşüne dair işaretler vardı ve asıl önemli tespit ise savaş yorgunu ABD’nin kendini inşa sürecine yönelmesi nedeniyle küresel sistemi düzenlemeye karşı isteksiz oluşuydu.

Aynı yıl konferansın kendi içerisindeki tutarsızlıkları da ortaya çıkmaya başlamıştı

Yukarıda yapılan tespite rağmen, 2016 yılında Avrupa ülkelerinde yaptırılan ve en büyük jeopolitik risklerin neler olduğunun sorulduğu anketlerde, bir önceki yıl ikinci sırada yer alan “Rusya” cevabının bu kez olmadığı görülüyordu (Euroasia Kamuoyu Araştırması). Bu kez tehdit olarak anlamsız bir şekilde “Türkiye” gibi bir seçeneğin ortaya çıkması da ileri görüşlülükten ziyade önyargıların gündemde oluşunun emarelerini veriyordu. 1922 yılında Alman Filozof Spengler, “Batının Çöküşü” isimli eserinde yaşanan çürümeyi ortaya koyarak “Kendini farklılaştırmak adına iki zıt dünya görüşü üzerine oturtulan kavramların da çöktüğünü” ortaya koyuyordu (Spengler, 1997). Gerçekten de özel ve ayrıcalıklı bir konumda olduğu yanılgısındaki Batının bu tavrı, bilimden başlayarak siyaset yapma tarzına kadar katı, kapalı ve dışlayıcı bir karakter taşımaya devam ediyordu (Özdemir, 2004:65). Zaten Batı’yı kendi içinde içten içe çöküşe götüren de buydu.

Üçüncü Kırılma (2019)

Bundan sonra özellikle, ABD Başkanı Trump döneminden itibaren “kollektif güvenliğin sadece rakamlara indirilmesinden” başlayarak “Transatlantik İttifak” içindeki ABD politikalarına yönelik rahatsızlıkların açık bir şekilde ifade edilmeye başlandığı görüldü ve bu dönemde üçüncü kırılma gerçekleşti.

Bu nedenle 2019 yılındaki 55. Münih Güvenlik Konferansında “Dağılma” resmi olarak ifade edilir hale geliyordu. Bu konferanslardaki üçüncü büyük kırılmaydı. “Liberal Düzen Dağılıyor” söylemi vurgulanırken, ana tema “Büyük Puzzle: Parçaları kim toplayacak?” olmuştu. Ortada bir parçalanmanın olduğu gerçekti ve toplayacak birileri aranıyordu. 

Dördüncü Kırılma (2020)

2020 Münih Güvenlik Konferansı sonucunda ise Çin ve Asya ülkelerinin ekonomilerinin yükselişi nedeniyle, “ABD ve Avrupa’nın artık küresel ekonomi anlamında üstünlüklerinin sona erdiği ile ABD’nin küresel koruyucu rolünü terk ettiği” ortaya konulmuştu.

Raporunun başlığı “BATISIZLIK” olan 2020 yılındaki Münih Güvenlik Konferansında “Batının Çöküşü” resmi olarak ilan edilmiştir. Bu da dördüncü büyük kırılma olarak ifade edilebilir.

2021 yılındaki konferansta ABD Başkanı Biden’ın, “kurtarıcı” rolüyle ortaya çıkışı da buna dayanıyordu. Kendisinden önceki başkanın Avrupalı müttefiklerinde yarattığı yıkıcı etkinin farkındaydı ve ülkesindeki sosyal olaylara rağmen, güçlü gözükerek “Şüpheleri silmeme izin verin. Amerika geri döndü” gibi ifadelerle her ne kadar bir etkisi olmasa da gönül almaya ve güven algısı yaratmaya çalışıyordu (Deutsche Welle Türkçe, 20 Şubat 2021).

Biden, “Rusya dünyaya ABD sisteminin yozlaştığı mesajını vermek istemiştir. Putin bu kapsamda tek tek ülkeleri sindirerek AB ve NATO’yu zayıflatmak istiyor ve bu nedenle NATO ittifakı için Çin’den daha yakın bir tehdit” diyordu.

Yine de bu konferanstan sonra yayınlanan raporda, “Batılı ülkelerin küresel düzeyde çatışmalara seyirci kaldığı ve kendi değerleri açısından tutarsızlığa düştüğünün” vurgulanması ilginçti. Batı sürekli vurguladığı, ancak bir türlü ortaya koyamadığı bencil değerleri ile güven kaybetmeye devam ediyordu.

Beşinci Büyük Kırılma (2022)

En büyük kırılma ise bu yıl yaşandı. 2022 yılındaki konferansa ABD adına Başkan Yardımcısı Kamala Harris ve Dışişleri Bakanı Blinken katıldı. Harris’in krizlere ilişkin ortaya koyduğu tek tespit “Avrupa güvenliğinin temelleri tehdit altında” oldu ki bunu zaten herkes tarafından biliyordu. NATO’nun 5. maddesine atıf yapması ise zaten alışılagelmiş bir ezberin tekrarından başka bir şey değildi. Blinken’in konferansa, “40 kişilik bir heyetle katıldıklarını belirtmesi ve Rusya’yı Ukrayna’ya saldırmaması konusunda uyarması” ise ABD’nin hala nitelikten çok nicelik ve sayılarla ilgilendiğini göstermekten öte bir anlam taşımıyordu.

Ortada bir çaresizlik söz konusu. Nitekim 2022 yılı Münih Güvenlik Raporu da çok sayıda ortaya çıkan zorluklardan bahsederek “kollektif çaresizlik” duygusunun üstesinden nasıl gelinilebileceğini inceliyor (Bunde ve diğerleri. Münih Güvenlik Raporu: 2022). Dolayısıyla bu yılın teması zaten belirlenmiş: KOLLEKTİF ÇARESİZLİK.

Bu tıpkı “öğrenilmiş çaresizlik” gibi. Ekonomik krizler, tedarik zincirlerindeki kırılmalar ve artan eşitsizliklere birlikte ortaya çıkan bu öğrenilmiş çaresizliğin hızla yayılmasının, önemli krizlerin çözülmesinin önündeki en büyük engeli oluşturacağının düşünülmesi bile başlı başına bir çaresizlik ve bunalım.

Konferansta, Almanya Başbakanı Olaf Scholz’un konuşması ise bir önceki konferanstaki “Batılı ülkelerin kendi değerlerine ters düştüğü” tespitine yönelik bir günah çıkarma niteliği taşıyor gibiydi. Scholz: “İnsanlık onuruna saygı duyan devletler insanlık onurunu ayaklar altına alanlardan daha güçlü ve özgür adaletli ve onurlu bir yaşam sürdürmek arzusu sadece Batılılara özgü değil, son derece insani ve evrensel bir arzu” derken yine ona göre, bu yüzyılda pek çok farklı güç merkezleri ortaya çıkacak ve kimse bir diğerinin arka bahçesi olmamalı.

Kısacası; 2022 yılındaki konferansta, etkinliği olmayacağı sözlerin dışında, bariz bir neticeye varmanın mümkün olmadığı da görülmektedir. Ukrayna Devlet Başkanı Zelenskiy, konferansta yaptığı konuşmada Batılı ülkelere, “NATO ülkeleri Ukrayna’yı kabul edip etmemek konusunda dürüst olmalılar” derken, Ukrayna’ya umut veren ülkelerin bir köşeye çekilip, daha önce hiçbir işe yaramadığı ortada olan, Rusya’ya karşı görülmedik muazzam yaptırımlardan bahsetmeleri gerçekten ilginçti. Nitekim İngiltere Başbakanı Johnson, Rusya işgalinin Asya’da Tayvan’da bile karşılık bulacağını ve ekonomik şokun Japonya ve Avustralya gibi dünyanın diğer ucundan hissedileceğini belirtmesi bu kapsamdaydı.

Çin’i temsil eden Dışişleri Bakanı Vang Yi, video konferans yoluyla katıldığı konferansta, Washington Yönetimini “kutuplaşmayı kışkırtmakla” suçlarken; ABD Başkanı daha 2021 yılı aralık ayında, “Rusya’nın Ukrayna’ya saldırısı karşısında askeri güç kullanmayacağını” açıkça beyan etmişti. AB ülkelerinin ise Rusya ile ekonomik anlamda ilişkilerini bozma niyeti zaten yoktu. Diğer taraftan ne ABD ne İngiltere ne de AB ülkeleri, askerlerini Ukrayna için feda etmeye hazır değil. Her şey, “hiçbir riski olmayan yaptırımlarla uzun vadede Rusya’nın zayıflatılması” üzerine kurgulanmış ve daha da önemlisi bunun Ukrayna’nın bütünlüğünü ne oranda taahhüt edeceği ve geleceğe yönelik Avrupa’nın güvenliğini sağlayacağı şüpheli gözüküyor. Daha da önemlisi giderek etkisizleşen konferansın, bundan sonraki yıllarda devam etse bile, ne kadar saygın olacağı merak konusu.


 

Kaynakça:

Birnbaum, Michael, Loveday Morris ve John Hudson. (15 Şubat 2020). At Munich Security Conference, an Atlantic Divide: U.S. Boasting and European Unease, Washington Post.

Deutsche Welle Türkçe (20 Şubat 2021). Biden'dan Avrupa'ya "ABD geri döndü" mesajı. https://www.dw.com/tr/bidendan-avrupaya-abd-geri-d/a-56631672.

Knight, Ben. (15 Şubat 2020). “Munich Security Conference: France’s Macron Envisions New Era of European Strength”, Deutsche Welle.

Munich Security Report (2020), Weslessness, MunichSecurityReport2020.pdf (securityconference.org).

Bunde ve diğerleri, Münih Güvenlik Raporu 2022- Münih Güvenlik Konferansı (securityconference.org). Turning the Tide Unlearning Helplessness, February 2022.

Özdemir, Şennur. (2004). “Bilgi Sosyolojisi Açısından Doğu ve Batı”, Ankara Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Akademik Dergi, Cilt 1, Sayı 1.

Spengler, Oswald. (1997), Batının Çöküşü, Haz. Giovanni Scognamillo, Nuray Sengelli, Dergâh Yayınları: İstanbul.

Steinmeier, Walter Frank. (14 Şubat 2020). Opening of the Munich Security Conference: Munich.

Stoltenberg, Jens. (15 Şubat 2020). Opening Remark: Munich.

Yurttaşer, Ali Mehmet. (2017). Uluslararası Münih güvenlik Konferansı Raporu, 2017.