Adres :
Aşağı Öveçler Çetin Emeç Bul. 1330. Cad. No:12, 06460 Çankaya - Ankara Telefon : +90 312 473 80 41 Faks : +90 312 473 80 46 E-Posta : sde@sde.org.tr

İşin Aslı: ABD Yunanistan’da Ne Arıyor!

Güray ALPAR
13 Nisan 2021 11:16
A-
A+

Strateji bir anlamda, bilgiyi yorumlama ve işin iç yüzünü ortaya çıkarma sanatı. Eğer gerçek yoruma; her türlü bilgi kirliliği ve maksatlı yönlendirmeleri aşıp ulaşamıyorsak, tıpkı Yunanlılar ve Rumlar gibi, kendimizin değil başkalarının rüyalarını görmeye devam ederiz.

Geçtiğimiz yıl Yunanistan’da ana muhalefetteki Syriza’ya yakın bir medya kuruluşu, Miçoktakis’in savaş seviciliğini ve popülist politikalarını kınayarak “Gerçek bir sıcak teması eğlenceli bulan var mıdır? diye sormuştu. Yaratılan sahte Türk tehditleriyle travma yaşatılan bu milletler, şuursuz ve kontrolsüz bir şekilde her yabancıyı ülkesine dolduruyor, zaten kıt olan kaynaklarını yeni dönemde işe yaramayacak hantal silahlar için harcıyor. Dahası “sanki çıkacak bir savaşta düşen bombalardan etkilenmeyecekmiş gibi”, şimdiden Kıbrıs ve Yunanistan askeri üslerle doldurulmuş durumda. Bilinçli bir şekilde yaratılan ruh haliyle de bu ülkelerin akil insanları suskun ve kimse olayların nerelere gideceğine dair düşünce üretemiyor. Bu açıdan bu ülkeleri freni patlamış yokuş aşağı giden akıbeti meçhul bir kamyona benzetebiliriz.

Bir İngiliz coğrafyacı ve jeopolitikçi olan Mackinder’in, 20. yüzyılın başlarında “Tarihin Coğrafi Ekseni” bildirisiyle ortaya attığı “Kara Hakimiyet Teorisi” geçtiğimiz yüzyılın hakimiyet teorisi olarak, “Kalpgah denilen Rusya ve bunun yanında Doğu Avrupa’nın kontrolünü ele geçiren dünyaya hâkim olur.” şeklinde bir görüş geliştirmişti. Mackinder’e göre bu gücün kontrolü ancak, bu bölgenin etrafındaki “İç Hilal” denilen ve Almanya’dan başlayarak; Türkiye, İran, Pakistan, Hindistan ve Çin’e uzanan kuşak kontrol edilerek sağlanabilirdi. Bir başka hakimiyet teorisi ise II. Dünya Savaşı sonrası ABD dış politikalarının mimarı kabul edilen Spykman’ın, 1942 yılında ortaya attığı “Kenar Kuşak” teorisiydi. Buna göre, kim kenar kuşağı kontrol ederse Avrasya’nın hâkimi olurdu. Birleşmiş bir Avrupa fikrine ve her ne kadar Mackinder’in fikirlerine karşı olsa da Spykman’ın kenar kuşak ülkeleri, Mackinder’in iç hilal ülkeleri ile aşağı yukarı benzerlikler gösteriyordu. Her iki teorinin de ortak özelliği, bir noktada Asya’da güçlü bir devletin ABD’ne rakip olarak çıkışını engellemekti. Teorilerin açık hedefi olan Sovyetler Birliği, bu çevreleme politikasından sonra 1991 yılında dağıldığında, diğer faktörler pek göz önünde bulundurulmadan, uygulanan yöntemlerin doğruluğu da tartışmasız kabul edilmişti.

Stratejinin üç önemli ana unsuru; zaman, mekân ve kuvvettir.

Zaman ve kuvvet değiştirilebilir. Mekân, coğrafyadır. İlk bakışta, coğrafyanın değişmeyeceği ifade edilebilir ancak paradigmasal açıdan coğrafyada değişebilir/dönüşebilir. Dünyamızdaki son dönemlerde yaşanan değişimler göz önüne alındığında, genelde beşerî coğrafyanın, özelde ise ekonomik coğrafya alanının değiştiği kolaylıkla görülebilir.

Soğuk Savaş Dönemi ertesinde görülen bu değişimler 3 alanda kendisini göstermiştir. Bunlar;

- Küresel güç tekelini ABD’ye bırakan Rusya, yeniden kenar kuşağa yönelik genişlemeye, Gürcistan ve Kırım’dan sonra Suriye’deki üsleri vasıtasıyla Akdeniz’de egemenlik iddiasında bulunmaya başlamış,

- Az gelişmiş bir ülke olan Çin, inanılmaz bir gelişme göstererek dünyanın en büyük ekonomileri arasına girmiş, 2013 yılında başlattığı “Kuşak Yol Projesi” ile de bu gücünü küresel alana aktarma çalışmalarını başlatmış,

- Dünyada enerji ihtiyacı artmış ve enerji havzaları kadar, enerjinin iletim hatlarının kontrolü de önem kazanmıştır.

Stratejik öngörü, askeri ve politik ortamını önceden görmeyi, geleceğin savaş alanını ve tehditleri doğru tahmin ederek ihtiyaçları ona göre önceden belirlemeyi gerektirir.

İşte bu noktada, yukarıda bahsedilen 3 tespit doğrultusunda yapılacak bir jeopolitik (Bir bölgede uygulanan politika ile o yerin coğrafyası arasındaki ilişki) ve jeoekonomik (Jeopolitik hedeflere ulaşmak için ekonomik araçlardan faydalanma) değerlendirme, çevremizde olup bitenleri anlamaya yardımcı olacaktır.

Bir harita üzerinde bu üç değişim işlendiğinde, ortaya bilindik kenar kuşak ve bu kuşağın merkezinde de Akdeniz’den ve dolayısıyla Yunanistan ve Kıbrıs adasından başka yer çıkmayacaktır.

Günümüzde, geçmişte uygulanan teorilere bir yenisini daha eklemek mümkün: Enerji Hakimiyet Teorisi.

Bu teoriyi kısaca, enerjiyi kontrol eden, dünyayı da kontrol edebilir şeklinde özetleyebiliriz. Günümüzde ABD’nin, dünyanın en büyük lityum kaynaklarına sahip Bolivya’da, bu maden için Çin ile anlaşan Evo Morales’i askeri darbe ile devirmesi, aynı kaynaklara sahip Afganistan’ı işgali, 302 milyar varille dünyada en fazla rezervi elinde tutan Venezüella’da Nicolas Maduro yönetimine karşı tutumu ve aynı şekilde petrolü olan Irak gibi ülkelerdeki faaliyetlerinin altındaki ana neden de enerji görünmektedir. II. Dünya Savaşı sonlarında Japonya’nın uçaklarını ve gemilerini hareket ettiremeyecek duruma gelmesinde, enerji kaynaklarına erişiminin engellenmesi olduğu düşünüldüğünde, neden günümüzde ABD’nin petrol ve doğalgaz rezervleri ile enerji kaynakları üzerinde kontrol sağlamaya çalıştığı da daha iyi anlaşılabilir.

Soğuk Savaş Dönemi sonrasında rakipsiz kalan Batı’nın dağılmaması için medeniyetleri birbiri ile çatıştırma fikrinin mimarı Brzezinski, 2003 yılında National Interest dergisindeki “Hegemonik Bataklık” isimli makalesinde, “enerjinin kontrolü” üzerinde görüş ve yönlendirmelerini şu şekilde belirtmişti: “Ortadoğu bölgesinin enerji kaynaklarına ilişkin veriler, ABD’ne buraya egemen olmaktan başka bir çare bırakmamaktadır. Bu nedenle ABD, buraları kendi çıkarlarına göre şekillendirmeli ve başka bir bölgesel gücün beklenti ve önceliklerini buralara dayatmasına izin vermemelidir.” Brzezinski bu noktada sadece petrol ve gaz kaynaklarını kontrol altında tutmanın da yeterli olmayacağını, bunun ötesinde enerji kaynaklarının erişim ve sevk yollarının da kontrolünün gerektiğini vurgulamıştı. Ona göre bu kontrol aynı zamanda Rusya ve Çin’i de sınırlandıracak bir uygulama olacaktır.

Öyle bir yere yerleşilmeli ki bu noktalar gerek enerji kaynaklarını gerekse ulaştırma yollarını kontrol etsin. Bölgesel bir gücün (muhtemelen Türkiye kastedilmektedir) buralara önceliklerini dayatmasına izin vermesin ve hatta Rusya ve Çin sınırlandırılsın. Bu analizde de ister istemez yine Doğu Avrupa ile Yunanistan, Akdeniz ve Kıbrıs adası ortaya çıkıyor. Bu haritanın üzerine bir de ABD’nin, Rusya’nın Baltık Denizi bölgesinden Avrupa’ya doğalgaz gönderdiği Kuzey Akım Projelerini engellemek istemesi, Polonya, Romanya ve Bulgaristan yanında son dönemde Yunanistan ve Kıbrıs Adasındaki üs bölgeleri ve yığınaklanması eklendiğinde (Üç Deniz Hattı Projesi) durum daha da açık bir şekilde ortaya çıkar.

Bu projeye ve konuyla ilgili küresel rekabete ait emareleri değerlendirildiğinde, ABD’nin Yunanistan ve GKRY bölgelerine yönelik askeri yığınaklanmasında;

- Baltık çevresinde yapılan askeri tatbikatlar,

- ABD’nin Polonya’daki tertiplenmesi,

- Enerji boru hatlarının geçtiği Belarus üzerindeki geçen yıldan beri artan mücadele,

- Karadeniz ve Ukrayna üzerinde Rus-ABD mücadelesi ve artan gerginlik,

- NATO füze savunma sistemine ev sahipliği yapan Romanya’da, ABD’nin askeri varlığını artırması,

- ABD ve Bulgaristan arasında “10 yıllık Karşılıklı İşbirliği Yol Haritası”nın imzalanması, ABD’nin Bulgaristan’a Karadeniz ortak görevlerinde kullanılmak üzere, 70 adet ikinci el F-16 uçağı satacak olması ve ABD’nin bu ülkede 4 askeri üste konuşlanan asker sayısını 5 bine kadar çıkaracak olması,

- Türkiye’den Balkanlar yoluyla Avrupa’ya ulaşacak enerji nakil hatları (Türkakım),

- Yunanistan’ın Pire limanını Çinlilere ve Selanik limanını Ruslara satmış olması olaylarını da göz önünde bulundurmak gerekir.

ABD’nin bu maksatla GKRY ve Yunanistan’daki tertiplenme gayretleri ise şu şekildedir:

- Yapılan görüşmelerde ABD’nin; Girit Adasındaki Suda üssü ile Dedeağaç, Selanik, Volos, Kavala limanları bölgesinde inşa edeceği yeni üslerin en az 5 yıl süreli olması planlanmış, 2019 yılında güncellenen anlaşmaya göre de Suda üssünün genişletilmesi, Stefanovicio, Larissa ve Alexandropoli üslerinin altyapısının ABD tarafından yapılması ile Yunanistan’daki her askeri tesisin ABD tarafından gerektiğinde kullanılması kararlaştırılmıştır.

- 2021 yılı ocak ayında Güney Kıbrıs Rum Kesimi’ne 33 yıl boyunca uyguladığı silah ambargosunu kaldıran ABD, adada askeri bir üs kurmak için anlaşma imzalamıştır.

- Dedeağaç ve Kavala limanları ile havaalanlarının Karadeniz’in kontrolü için stratejik noktalar olduğu ve İHA’lar ile Balkanların yanında Ege Denizi ve Akdeniz’in kontrol edeceği ifade edilmiştir.

- Yunan medyasına göre ABD, Yunanistan’a 20’den fazla yeni konuşlanma yeri isteğini içeren bir belge sunmuştur.

- 2020 yılı ekim ayında Yunanistan Dışişleri Bakanı, ABD ile olan Savunma İşbirliği Anlaşmasının kapsamını genişletmeyi planladıklarını söylemiştir.

Yunanistan ve GKRY bölgelerinde askeri tertiplenmesiyle ABD;

- Hem Rusya ve Türkiye hem de Doğu Akdeniz’den Avrupa’ya giden enerji hatlarını kontrol edebilecek,

- Çin’in “Kuşak Yol Projesi” ile Avrupa’ya ulaşımını engelleyebilecek,

- Çin’in enerji temin edebileceği yollar üzerinde bulunabilecek,

- Rusya’nın Avrupa ülkeleri ile Avrupa ülkelerinin ise Çin ve Rusya irtibatını kesebilecek,

- Rusya, Türkiye ve Çin arasında görüş ayrılıkları yaratabilecek ve

- Rusya’nın Baltık, Karadeniz ve Akdeniz’deki faaliyetlerine engel olabilecektir.

- Bu tertiplenmenin ABD ile aynı ittifak içerisinde yer alan müttefiki Türkiye’ye karşı olup olmadığı ile her yeri, “sırf komşusuna karşı olsun” diye üs bölgeleri ile doldurmanın Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi bölgesine ne derece huzur getireceği ve son olarak ABD’nin bu bölgedeki projelerinin başarı şansının ne olduğu konuları ise ayrı bir konudur.