Adres :
Aşağı Öveçler Çetin Emeç Bul. 1330. Cad. No:12, 06460 Çankaya - Ankara Telefon : +90 312 473 80 41 Faks : +90 312 473 80 46 E-Posta : sde@sde.org.tr

Gelecek, Riskler ve İmkanlar

Güray ALPAR
31 Aralık 2020 11:37
A-
A+

Alman sosyolog Ulrick Beck, “Risk Toplumu” teorisinde, günümüzde toplumların daha önce karşılaşmadıkları birçok sorunla yüzleşmek zorunda kalmalarını bir risk olarak tanımlar. Ancak, risklerin aynı zamanda fırsatları da beraberinde getirdiği de bilmek gerekir. Aslında kimine göre risk olan, bir başkası için yeni dünyalar kurmanın fırsatıdır. Bunun gerçekleşmesi için de stratejinin; zaman-mekân ve kuvvet unsurlarının sağlam bilgilerle bir araya getirilmesi ve yeni bir oluşum yönünde irade gösterilmesi gerekir.

Kehanet ve Tahmin/Risk ve İmkân

Kehanet, bir olayın gerçekleşebileceğini önceden bilmeye çalışmaktır. Tahmin ise bundan çok farklı bir anlamda, eldeki bilgiler ve geçmişin tecrübelerinden istifade ile akla, sezgiye ya da birtakım verilere dayanarak, gelecekteki bir olayı kestirmektir. Eldeki bilgilerin kısıtlı oluşu veya tahmin yapacak kişinin tecrübe eksikliği, sonuçların beklenenden farklı çıkmasında en önemli faktörlerdir. Zaten çoğu zaman tahminlerin doğru çıkmaması da bu yüzdendir.

İstenilen durum ile gerçekleşen durum arasındaki fark ise Risk’tir. Risk öncelikle tehlikeye maruz kalma derecesidir. Bunu derecesine göre kademe kademe ifade etmek mümkündür. Bunun dışında değerlendirilmesi gereken husus bu olayın meydana gelmesi durumunda yaratacağı etkidir. Bu da çok düşük, düşük, orta, yüksek veya çok yüksek olabilir. Meydana gelme olasılığı yüksek ve yaratacağı etki yüksek ise o zaman bu riskin mutlaka ortadan kaldırılması gerekir. Diğer taraftan “imkân”, bir faaliyetin gerçekleşmesinde herhangi bir engel bulunmamasıdır. Ancak bu yeterli değildir. Aynı zamanda bu engellerin ortadan kaldırılması yönünde bir kabiliyetin de bulunması gerekir. İmkân bir potansiyeli ifade ettiğinden aynı zamanda “güç” tanımı ile aynı anlamda kullanılır.

Mantıksal açıdan imkân, bir şeyin çelişkiden arınarak akla uygun hale gelmesi durumudur. Bu, içinde çelişki içermeyen her şeyin mümkün olabileceğini gösterir. Diğer taraftan akla uygun görünen iki şeyden birinin gerçekleşmesi durumunda, diğerinin gerçekleşmesinin mümkün olmayabilir. Ya da irade gösterilememesi nedeniyle bir durumun gerçekleşmemesi ve aksi durumun gerçekleşmesi olasıdır ki, bunu anlamak ve izah edebilmek de stratejik değerlendirmelerin başka bir yönünü ortaya koyar.

Diğer taraftan, “imkânsız” gerçekleşme durumu bulunmayandır. İşte güç ve iradenin kullanılması yönündeki en önemli engel de budur. Karşı taraf başarının imkânsız olduğuna inandırılırsa zaten irade göstermeyeceğinden başarı da daha kolay gelecektir. Öğrenilmiş çaresizlik ise sürekli olumsuz durumla karşılaşmalar sonucu başarısızlığı kökten kabullenme durumudur ki başarısızlığın önündeki tüm engeller kalksa dahi kişi harekete geçmez/geçemez.

2021 Yılında Çatışma ve Toplumsal Olayların Beklendiği Bölgeler

İçinde bulunduğumuz yıl içerisinde gerçekleşen olayların birtakım ileri etkilerinin olması beklenmelidir. Coivd-19 ortamının yarattığı olumsuz etkiler nedeniyle ekonomik bir daralma ve bunun neticesi üretim eksikliği, yoksullaşma, temel ihtiyaç maddelerine erişimde sıkıntılar, kötü yönetim, sosyal adaletsizlikler ve bunların getireceği toplumsal olaylar, oluşabilecek risklerde mutlaka göz önünde tutulmak zorundadır. Bu noktada, Fransa gibi ekonomik açıdan iyi olan ülkelerde dahi bu türden sosyal hareketlilikler beklenmelidir. Bunu hesaplayan ABD gibi bazı ülkeler ekonomik bakımdan zor olan bazı kesimlere gelir aktarımı ve sosyal yardımlar yaparak bu etkiyi azalmaya çalışmaktadır. Ancak ABD’de yaşanan seçimler ve bu seçimlere hile karıştırıldığı iddiası, halen yaşanan sosyal olayların 2021 yılı içinde de yaşanabileceğine dair emareleri vermektedir. Yani sorunlar ekonomik olmanın çok ötesinde görülmektedir. Diğer taraftan çoğunluğu Afrika ve Latin Amerika ülkeleri olmak üzere ekonomik sıkıntı yaşanan bölgelerde ekonomik nedenlerden kaynaklanan olayların artma ihtimali yüksektir. Bu doğrultuda, mevcut işleyişe olumlu yönde bir etkinin olmaması durumunda, 2021 yılı içerisinde çatışma ve toplumsal olay olması kuvvetle beklenen ülkeler bir harita üzerinde şu şekilde gösterilebilir.

Eldeki bilgiler doğrultusunda yapılan bu değerlendirme ve tahmin muhtemel bölgeleri kapsamakta olup, şüphesiz bunun dışındaki bölgelerde de benzer olayların meydana gelmesi mümkündür. Yine bu kriz bölgelerine yönelik bir risk değerlendirmesi şu şekilde yapılabilir.

Bu anlamda önümüzdeki dönemde gerçekleşebilecek belli başlı riskleri ve imkanları şu şekilde değerlendirmek mümkündür.

Mutasyona uğrayan Covid-19 salgını bir süre daha etkisini sürdürecek görünüyor

2020 yılı içerisinde tüm dünyayı etkisi altına alan virüs salgını, alınan tedbirlere rağmen mutasyona uğrayarak yayılıyor. Virüse karşı aşılama çalışmalarının başlaması ile virüs etkisini kaybedecek görülse de salgının tamamen etkisini kaybetmemesi ve bir süre daha gündemde kalması olası. Dahası, önceki tecrübeler ışığında benzer salgınların ortaya çıkması da mümkün görülüyor. Geçmişte bu tür salgınlarda dünya güç dengelerinde bir değişimin oluştuğu da biliniyor. Yine söylenebilir ki, salgınlara karşı tedbirleri önceden düşünen ve zamanında uygulayan taraflar üstünlük sağlayacak. Bu anlamda bağlantıların ihtiyaç duyulan zorunlu yerlerde açık tutulması yanında, gereksiz alanlarda ve tehlike yaratan yerlerde süratle kapatılması da önemli. En önemlisi ise kriz yönetimi ve bu krizi yönetecek uzman kişiler.

Salgın sadece askeri güç dengesinde değil, ekonomik alanda da değişimleri getirecek

2019 yılında ABD ile Çin arasında ticaret savaşları zirveye ulaşmıştı. Öyle ki, 2019 yılı ağustos ayında Çin’de üretici fiyatları %0.8 azalarak son üç yılın en kötü seviyesine inmişti. Bu açıkça, “Soğuk Savaş Dönemi” sonrasında ve özellikle son 20 yılda ortalama %9 gibi büyük bir büyüme hızıyla sürekli gelişen Çin için ekonomik bir yavaşlama anlamına geliyordu.

Ancak 2020 yılı başında %6.8 daralan Çin ekonomisi, aldığı tedbirlerle bunu hızlı bir şekilde atlatmayı başardı. İkinci çeyrekte %3.2 ve üçüncü çeyrekte ise %4.9 büyüyen ekonomisi ile IMF’e göre belki de dünyada krize rağmen büyüme başarısını yakalayan tek ülke olacak.

Türkiye’nin 743 milyar dolar GSYİH ile 19. sırada yer aldığı dünyanın en güçlü ekonomileri arasında, ABD 21 trilyon dolarla ilk, Çin ise 14 trilyon dolarla ikinci sırada yer alıyor. Ardından; Japonya, Almanya, Hindistan ve İngiltere geliyor. 2020 yılı içinde, ekonomik, siyasi ve askeri güç birlikte değerlendirilerek, 23 ülkeden 21 bin kişi ile yapılan başka bir araştırmada ise Türkiye 16. sırada yer alırken, ABD ilk, Rusya ikinci ve Çin üçüncü sırada yer aldı. Almanya ve İngiltere ise ardından gelen ülkeler. Her ne kadar ABD ekonomisinin daha iyi durumda olduğu gözükse de sürekli büyüme performansı ile Çin’in ABD ile arayı süratle kapattığı bir gerçek. Açıkça görülüyor ki, krizi önce atlatan ve üretim ağlarını tekrar harekete geçiren ekonomik ve siyasi alanı da lehine çevirecek.

Ekonomik daralmaların bazı ülkelerde sosyal olayları tetiklediği de görülecek

Salgın dünya ekonomisine 2008 krizinden bu yana en düşük performansını yaşatırken, önümüzdeki dönemde bazı ülkelerde yiyecek ve temel ihtiyaç maddelerinde sıkıntılar da oluşturacak. İşsizlik ve yiyecek başta olmak üzere bazı mal ve hizmetlerdeki eksiklikler, tedbir alınmadığı takdirde bazı ülkelerde sosyal olaylara yol açacak. Uzun süre kapanmaların getirdiği psikolojik etkiler, insan ilişkilerinin yeniden düzenlenmesindeki hatalar, işini kaybetmeler, servetin el değiştirmesi, gelir dağılımında dengesizlik ve bunun yarattığı adaletsiz uygulamalar bu olayları tetikleyen başlıca unsurlar olacak. Bunun yanında insan unsurunu öne alarak yardımlaşan ve paylaşan toplumların yeni döneme daha kolay uyum sağlayarak ayakta kaldığı da görülecek.

Çevre ve iklim güvenliği de en az askeri ve ekonomik güvenlik kadar önemli olacak

Çevrenin tahrip edilmesi nedeniyle; hastalıklar, iklimsel değişiklikler, deniz seviyesinde yükselmeler, aşırı hava olayları, kuraklık, gıda arzında azalma ve açlık, su güvenliği, gıda güvenliği, göçler, işsizlik ve sosyal çatışmalar bir güvenlik sorunu olarak karşımıza çıkmaya başladı. 2010 yılında Çin ve Rusya’da yaşanan kuraklık nedeniyle yaşanan panikte, bu ülkeler küresel piyasada büyük miktarda buğday alımı yapmış, bu durumdan etkilenen Mısır’da ise ekmek fiyatlarından %300’den fazla bir artış meydana gelmişti. Bu artış ise toplumsal olayları tetiklemiş ve ülke büyük protesto gösterilerine sahne olmuştu.

Önümüzdeki yıllar içerisinde giderek artacağı kesin olan ve gıdadan, suya kadar hayatımızı etkileyecek çevre ve iklim değişikliğine yönelik güvenlik tedbirlerinin planlaması ve uygulama alanına konulması önem kazanmıştır. Bu bilincin kazanılmaması ve gerekli tedbirlerin alınamaması durumunda ise doğal afetlerin, açlığın, susuzluğun, göçlerin ve dahası sosyal çatışmaların yaşanması kaçınılmaz olacaktır.

Siber Saldırılar artacak, siber savunma tedbirleri önem kazanacak

Günümüzde kara, deniz, hava ve uzay dışında beşinci bir savaş sahasını siber uzay olarak tanımlayabiliriz. Bu alandaki savaş halihazırda başlamıştır. Bu alan, savaş alanının niteliğini tamamen değiştirdi.

Birleşmiş Milletler bilgi ve iletişim teknolojileri özel ajansı olan “Uluslararası Telekomünikasyon Birliği” tarafından 2017 yılından bu yana her yıl yayınlanan “Küresel Siber Güvenlik Endeksi”, devletlerin siber saldırılara karşı hazırlık altyapı ve savunma kapasitelerini incelemektedir. Ancak gerçekleşen olaylar bu alanda tam bir güvenlikten bahsedilemeyeceğini ortaya koymuştur. Bunun en son örneği, ABD olmuştur.

Bu listede siber saldırılara karşı en fazla tedbirleri geliştirdiği iddia edilen ABD’nin 2020 yılı sonlarında siber saldırılara maruz kalmış olduğunu açıklaması herkesi şaşırtmıştır. Öyle ki, ne zamanda beri saldırı altında olduğu, hangi bilgilere nüfuz edildiği ve bu bilgilerin nerelerde kullanıldığı veya kullanılacağının hasar tespiti dahi yapılamamıştır. Oysa CIA Eski Başkanı ve Savunma Bakanı Leon Panetta 2012 yılında yetkilileri ve halkı “Siber Pearl Harbor” konusunda ikaz etmişti.

Trump döneminde hazırlanan Güvenlik Strateji Belgesinde ise Rusya ve Çin kastedilerek, “ABD’nin güvenliğine ve gelişmesini sarsmaya çalışıyorlar. Askeri güçlerini artırıyorlar. Rusya elde ettiği bilgileri siber saldırılara dönüştürerek toplumları karıştırmak için kullanıyor.” ibareleri yer almıştı. 2019 yılında Çin Hükümeti, tüm kamu kurum ve kuruluşlarından yabancı yazılım ve bilgisayar ekipmanlarının kaldırılması emrini vermişti. Rusya ise internet kaynakları saldırılara karşı, internet sistemini tamamen kapalı hale getirerek hazırlık yaptı. Yine 2019 yılında ABD Savunma İstihbarat Kurumu, Çin’in askeri gücüne dikkat çekerek; teknoloji edinmeye, çok yönlü yaklaşımlarla modern silahlar üretmeye ve bazı alanlarda dünyada liderlik edecek konuma gelmeye çalıştığı bildiriyordu. Aynı yıl Pentagon, Çin’in giderek dünyanın en gelişmiş silahlara sahip olduğunu ve bazı alanlarda rakiplerini geçtiğini rapor etti. Pentagon Savunma İstihbarat Dairesi (DIA) raporunda, “Kara gücünün yanında, deniz, hava, uzay ve siber uzaydaki askeri kabiliyeti, Çin’i bölgede iradesini dayatabilecek duruma getirdi.” açıklaması yer aldı. Bunun yanında Çin’in ürettiği çok hızlı işlem yapabilen kuantum bilgisayarlar ve 5G ve yapay zekâ teknolojileri ABD tarafından endişeyle izleniyor. ABD’de güvenlik alanında çalışan Yeni Amerikan Güvenlik Merkezi’nin 2019 yılında yayınladığı bir raporda “ABD, geleneksel teknoloji, üstünlüğünün yeni ve belki de emsalsiz zorluklarla karşı karşıya kalacağı zorlu bir geleceğe hazır olmalı” derken ve bu dönemde Rusya, sesten 27 kat hızlı hareket edebilen hipersonik “Avangard” füze sistemlerini denerken, ABD’li uzmanlar çaresiz bir şekilde sadece bu silahların ABD’nin savunma sistemini tahrip edeceği yorumunu yapmakla yetiniyor.

Bu gelişmeler sonuçlarını göstermeye de başladı. 2020 yılı mayıs ayında ABD istihbaratı Çin’den gelen siber saldırıları soruşturduğunu açıkladı. Yıl sonunda ise ABD sistemlerinin ulusal güvenliği tehdit eden ve nereden geldiği tespit edilemeyen büyük bir siber saldırıya uğradığı açıklaması geldi. Bir uyarı mesajı yayınlayan ABD Siber ve Altyapı Güvenliği Ajansı (CISA), yapılan saldırıları karmaşık ve “ciddi tehlike” olarak yorumladı. Hasarın büyüklüğünü tahmin etmek zaman alacak. Biden’in yapılan saldırılar hakkında “Bilmediğimiz çok fazla şey var. Kontrol altında olduğuna dair de bir delil yok. Hasarın boyutlarını bilmiyoruz.” açıklaması da ilginçti ve ABD’nin Çin başta olmak üzere dünyada yükselen güçleri takip edememesinin sonuçlarına katlanması gerekiyordu. Gerçekte ABD en güçlü olduğu dönemlerde gücünü gereksiz yere ve gereksiz bölgelerde harcayarak kendi kendine tüketmiş, daha doğrusu tükettirilmişti.

Güvenlik, korku ve endişeden uzak olma durumunu ve buna ilişkin algıyı ifade ediyor. Ulusal güvenlik ise devletlerin güvenliğini sağlamaya yönelik endişeleri ifade etmekte kullanılıyor. Böyle bir ortamda güvenliğini sağlamış bir ABD’nin ortada olmadığı açık. Soğuk Savaş Dönemi ertesinde dünyada tek güç gibi kalmış görünen ABD’nin artık değişik cephelerde saldırılarla karşı karşıya kalmaya başladığı da açıkça görülüyor. Dahası bu saldırılar önümüzdeki dönemde de devam edecek gibi duruyor.

ABD askeri gücü meydan okumalarla karşı karşıya

Tedbir alınmadığı takdirde ABD içerisinde çekişmelerin ve sosyal olayların artması da ihtimal dahilinde. Diğer taraftan Çin ve Rusya’nın artan askeri gücü karşısında ABD’nin, bugüne kadar sürdürdüğü üstünlüğünü de zaman içinde kaybedeceği anlaşılıyor.

Kissenger, “Dünya Düzeni” isimli eserinde “Her uluslararası düzen, bütünlüğüne meydan okuyan iki eğilimin etkisiyle er geç yüzleşmelidir: ya meşruiyetin yeniden tanımlanması ya da güç dengesinde önemli düzeyde bir kayma” derken belki de bugünkü duruma işaret ediyor gibiydi.

ABD, donanmasında 1917 yılında 280 olan gemi sayısı bir yıl sonra 1400’e kadar çıkabilmişti. ABD, II. Dünya Savaşı yıllarında milli gelirinden %1.5 gibi bir oranı ayırarak daha da geliştirdiği donanması ve üsleri sayesinde bütün dünyada deniz ve okyanusları kontrol eden ve tartışmasız üstünlüğünü kabul ettiren bir güç haline dönüşmüştü. Bu güç, herhangi bir tehdidin ABD topraklarına değil girmesine, yaklaşmasına dahi müsaade etmiyordu. Günümüzde ise Çin’in 350 gemisine karşılık ABD donanmasının 300 civarında bir gemisi var ve eskisi gibi rakipsiz bir güç olma konumunu kaybetmiş gözüküyor. Sadece Çin donanmasını son 20 yılda üç kat büyütme başarısını gösterdi. Bu yüzden de hipersonik sistemlerle donanmış Rus ve Çin donanması karşısında etkisi giderek azalıyor. Soğuk Savaş Sonrası dönemde, nitelik ve nicelik yönden gerileyen donanması ise Rusların Kırım’ı işgali ve Çin’in Güney Çin Denizindeki değişen konseptini karşılık verecek durumda gözükmüyor ve güç dengelerinde giderek artan bir boşluğa işaret ediyor.

Günümüzde denizler ABD'nin yıllık 5.4 trilyon dolar büyüklüğündeki ticaretinin ana güzergahı ve doğrudan veya dolaylı 30 milyondan fazla insana işgücü sağlıyor. Deniz altı kabloları uluslararası iletişimin yüzde 95'ini sağlıyor ve yaklaşık 10 trilyon dolarlık finansal işlemi yürütüyor. ABD Donanması, Sahil Güvenlik Teşkilatı ve Deniz Piyadeleri tarafından hazırlanan “Üçlü Strateji” belgesinde “2015’ten sonra çok şeyler değişti. Artık çatışma dönemlerinde okyanuslarda sınırsız erişim sağlamamız zor. Çin ve Rusya karşısında açık denizlerde üstünlüğümüz kaybettik.” açıklaması sadece görünenin itirafından öte bir anlam taşıyor. Dengeler değişiyor ve güç dengesinde oluşan boşluğun, kısa ve orta vadede kendisini gelişen durumlara göre hazırlamış güçler tarafından doldurulacağı çok iyi biliniyor.

Önümüzdeki dönemde Türkiye bölgesel güç olma konumunu güçlendirecek

Dünyanın birçok alanda değişimlere sahne olduğu bu dönemde, Türkiye’nin bölgesel güç olma konumunu daha da güçlendireceği ve bu durumun yakın çevresinden başlayarak güvenlik ve istikrar kuşaklarının oluşmasını hızlandıracağı düşünülmektedir. Stratejik başarı; amacın doğru belirlenmesi, doğru zamanda milli güç unsurlarının bir arada ve kararlılıkla uygulanmasına bağlıdır. Bu anlamda iç cephenin kuvvetli tutulması çok önemlidir. Türkiye’nin son dönemde geliştirdiği teknolojisi, araştırma ve yeniliklere verdiği önem ve bunları alanda geçmişteki engin tecrübeleriyle birleştirerek; tarihi, kültürel ve ekonomik bağlantılarının bulunduğu bölgelerde kullanımı bu dönemde etkilerini daha da fazla göstermeye başlayacaktır. Yine bu dönemde artan öneminden dolayı, Avrupa Birliği ülkeleri başta olmak üzere, birçok ülkenin Türkiye ile ilişkilerini artırma gayreti içerisine girmek istedikleri de görülecektir. Bu anlamda Türkiye’nin çevresindeki ülkelerle ilişkilerini geliştirmesi, hiçbir şekilde daha önce işbirliği yaptığı ülke ve ittifakların alternatifi olarak değerlendirilmemelidir.

Gerçekten de, Türkiye’nin oluşturduğu insani düşünceyi öne alan işbirliği çabaları ve bunu destekleyen teknoloji tabanlı yenilikçi silah sistemlerinin, yakın çevresindeki istikrarsızlıkları önlemede etkili olduğu görülmüştür. Şüphesiz her şeyin bir anda iyi olacağı ve Türkiye’nin yakın çevresinde gelişen olumsuz olayların tamamının bir anda kaybolacağı düşünülemez. Ancak bu gayretlerin önümüzdeki dönemde de olumlu yönde gelişeceği ve Türkiye’nin tarihi ve kültürel derin bağlarının bulunduğu coğrafyalar ile işbirliğinin bu bölgelerdeki olayların kısa vadede azalmasına, orta vadede ise bu bölgelerdeki istikrara, huzura ve refah ortamının oluşmasına olumlu katkılar sağlayacağı beklenmelidir.

 

English of the article

guray-alpar/genel/future-risks-and-opportunities-kose-yazisi-20567