Adres :
Aşağı Öveçler Çetin Emeç Bul. 1330. Cad. No:12, 06460 Çankaya - Ankara Telefon : +90 312 473 80 41 Faks : +90 312 473 80 46 E-Posta : sde@sde.org.tr

Değişen Dengelerin İşareti: Avrupa Ordusu Oluşturma Düşüncesi

Güray ALPAR
16 Kasım 2018 09:59

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un yeniden gündeme taşıdığı Avrupa Ordusu oluşturma teklifi dünya gündemini önümüzdeki dönemde de işgal edecek gibi görünüyor.  Macron’un, Avrupa’nın kendisini koruması için bir Avrupa ordusuna ihtiyaç duyduğunu açıklamasına karşılık ABD Başkanı Donald Trump twitter’dan: “ABD’nin Rusya ve Çin’in yanında bir tehdit gibi gösterilmesini aşağılayıcı buluyorum.” şeklinde cevap vermiştir. Avrupa Parlamentosu’nda Avrupa’nın geleceği konulu bir konuşma yapan Almanya Başbakanı Merkel ise Marcron’un Avrupa Ordusu oluşturma teklifine destek verdi. Merkel konuşmasında, “Eğer toplumumuzu korumak istiyorsak Avrupa kaderini eline almalıdır” diyordu. Ona göre başkanlığı sıra ile yapılacak bir “Avrupa Güvenlik Konseyi” ile karar alma mekanizması hızlandırılabilirdi. Her ne kadar Merkel, kurulacak bu ordunun “NATO’ya karşı değil, NATO içerinde transatlantik işbirliğine paralel bir oluşum olabileceğini” ifade etse de, hedefin ABD olduğu açıktı. Zaten ABD tarafından da öyle anlaşıldı. Bu yüzden Avrupa’nın ABD’ne karşı bir ordu oluşturma fikrine Putin hemen destek vermekte gecikmedi. Belki de bu durumdan en memnun olan kendisiydi.

Cumhurbaşkanı Macron, bir radyoya verdiği demeçte “Gerçek bir Avrupa Ordusu” kurulmadan Avrupa’nın savunulmayacağını söylerken, Avrupa sınırlarında yeniden silahlanarak güçlenen otoriter güçlere karşı uyarıda bulunuyor ve Avrupa’nın kendisini Rusya, Çin ve hatta ABD’ne karşı savunması gerektiğini vurguluyordu. ABD Başkanı, Avrupa Birliği (AB) ve ABD’nin müttefikleri de dahil olmak üzere çok taraflı bir ticaret savaşı başlatmıştı ve Trump’ın son dönemde kullandığı diplomasi geleneğini zorlayan üslup bütün dünyada olduğu gibi Avrupa’da da aşağılayıcı olarak algılanıyordu. Konuşmanın içeriği ABD Başkanı’nın çok taraflılık sağlayan forumları terk ederek ve uluslararası örgütlerden ayrılarak yürüttüğü “izole” politikasının “tersi” olarak görüldü.

Aslında “Avrupa Ordusu oluşturma” fikri, yeni bir düşünce olmayıp, 2. Dünya Savaşı’nın hemen ertesine kadar gider. Dünya Savaşının sona ermesinden birkaç yıl sonra Almanya, Fransa, İtalya ve Benelüks ülkeleri olan Belçika, Hollanda ve Lüksemburg’un katılımı ile bir Avrupa Ordusu kurulması için tüm hazırlıklar tamamlanmış, hatta bu ordunun üniforması bile ayrıntılı olarak belirlenmişti. Ancak her nedense 1954 yılının Ağustos ayında Fransız Parlamentosu, “Avrupa Savunma Topluluğu” adlı bu antlaşmanın imzalanmasını reddedince çalışma sonlandırıldı. Bu kararın alınmasında, muhtemelen topluluğa alınmayan İngiltere’nin ve kendisi dışında bir oluşumu istemeyen ABD’nin etkisi vardı. Avrupa Savunma Topluluğu’nun çökmesinin ardından Avrupa’nın güvenliği artık ABD ve NATO tarafından sağlanmaya başlanmıştır.

Soğuk Savaş Dönemi’nin sonlarına gelindiğinde özellikle Fransa ve Almanya arasında ortak birlikler kurulması fikri ortaya çıktı. Birliğin kurulmasındaki ana düşünce de muhtemelen ileride her iki ülkenin liderlik edeceği bir Avrupa Ordusunun oluşturulmasıydı. 1999 yılında teşkil edilen ve 6.000 kişiden oluşan Alman-Fransız Tugayı ise halen tek iki devletli askeri birlik konumundadır. Fransa’nın Alsas bölgesinde bulunan Avcı Taburu Almanya’nın sürekli olarak yurtdışında bulunan tek askeri unsurudur. Almanya daha sonraları benzer bir girişimi sadece ihtiyaç halinde oluşturulmak üzere Hollanda ile gerçekleştirecektir. Bu çalışma sonunda Alman Savunma Bakanı Ursula von der Leven, bunun Avrupa Savunma Birliği’nin kurulması için bir örnek teşkil ettiğini söyledi. Bundan sonra ortak bir güvenlik ve savunma politikası oluşturulmasına yönelik ilk çalışma 1992 Maastricht Antlaşmasıyla oldu. Ardından Aralık 1998’de İngiliz ve Fransızların St. Molo’da yaptıkları toplantı sonrası yayınladıkları ve Avrupa’nın savunma yeteneklerini ön plana çıkaran bildiri, ABD ile AB arasında Transatlantik diyaloğunu yaralayan bir süreci başlattı.

Avrupa Birliği’nde ortak para birimine geçildikten sonra en fazla ilerleme “Avrupa Güvenlik ve Savunma Politikası” alanında gerçekleşmiş, 2007 yılındaki “Reform Antlaşması” ile bu alanda ilk kurumsal yapı, karar alma mekanizmaları ve operasyon kapasiteleri büyük ölçüde belirlenmiştir. Bu gelişme, Avrupa’nın özerk askeri gücünü yaratması ve ABD ile rekabet edebilme gücünü geliştirmesi anlamına geliyordu.

2. Dünya Savaşı sonrası Avrupa güvenliğini kendi sağlayamayacak durumdaydı ve bu yüzden ABD’ne muhtaçtı. Avrupa, ABD ve NATO tarafından güvenliği sağlanırken, bu sayede savunma harcamalarını düşük tutarak bunu ekonomik alana aktarmıştı. “Soğuk Savaş Dönemi”nin ardından ise ekonomik alanda güçlenen AB artık bunu siyasi alana da kaydırmak istedi. Ancak askeri gücünün yeterli olmaması nedeniyle bunu yeteri ölçüde gerçekleştiremedi. Daha doğrusu ABD buna izin vermedi. Asıl rahatsızlık noktası burasıydı. Avrupa artık siyasi alanda da ABD’ne bağımlı olmadan söz sahibi olmak istiyordu ancak savunma konusundaki başlattığı girişimleri, NATO’nun zarar göreceği ve İngilizlerin etkin olmadığı bir AB ordusuna yol açabileceği endişelerinden dolayı İngilizler tarafından engelleniyordu. İngilizlerin AB’den ayrılma kararı alması Rusya’nın askeri alanda giderek artan kazanımları, Almanya ve Fransa’yı savunma alanındaki işbirliğini daimi bir yapıya kavuşturmak zorunda bıraktı.

Yapılandırılmış Daimi İşbirliği Savunma Anlaşması (PESCO: Permanent Structured Cooperation) niyet beyanı Kasım 2017’de 23 AB ülkesi tarafından imzalandı.  PESCO, üye ülkeler arasında savunma işbirliğini güçlendirmeyi, AB’nin yapacağı operasyonlar için katkı sağlamayı, savunma harcamalarında düzenli artış sağlamayı, askeri ekipman geliştirme projelerini kapsıyordu. AB de 2020'den itibaren oluşturacağı 5 milyar Euro bütçeyle PESCO'ya destek vermeyi taahhüt etti. Ancak dikkati çeken konu İngiltere başta olmak üzere, İrlanda, Danimarka, Malta ve Portekiz PESCO dışında kalmıştı. Diğer taraftan NATO’ya alternatif olacağı söylenen bu girişimde, her ne kadar 3. ülkelere açık olduğu bildirilse de, alınacak kararlarda bu ülkelere herhangi bir söz hakkı tanınmayacaktı. Bu madde sanki Türkiye’ye karşı alınmış gibi görünüyordu. Türkler olmadan bu işin olmayacağının farkında oldukları anlaşılıyordu ancak Türklere söz hakkı tanımak istemiyorlardı. Diğer taraftan İngilizler AB’ne girebilmek için 1961 yılında başvuruda bulunmalarına rağmen Fransızların itirazı nedeniyle ancak 1973 yılında üye olabilmişlerdi ve bu madde gereğince yine devre dışı bırakılmış oluyorlardı.

PESCO ile AB ülkelerinin savunma politikalarının uyumlu hale getirilmesi hedeflenmişti. İmzadan sonra İtalya Savunma Bakanı Roberta Pinott, “Artık Avrupa ülkeleri yüzyılımızın getirdiği tehditlerle daha etkin başa çıkabilecek.” derken, Güney Kıbrıs Savunma Bakanı Kristoporos Fokaides “PESCO ile ülkelerinin daha güvenli bir hale geleceğini” beyan etmiştir. Alman Savunma Bakanı Ursula von Der Leven ise “ABD Başkanı Donald Trump’ın NATO’ya mesafeli olduğunu” gerekçe göstererek bunun Avrupa için bir alternatif olabileceği açıklamasını yapmıştır. İlginç olan ise NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg’in “PESCO sayesinde NATO’nun Avrupa ayağının daha güçlü hale geleceğini ve yeni oluşumun NATO ittifakını güçlendirecek olmasından dolayı antlaşmayı memnuniyetle karşıladıklarını” söylemesidir. Aslında bunun manasını en iyi anlayacak kişi Stoltenberg’ti. Nitekim Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un “Avrupa Ordusu kurulsun” çağrısına, “Avrupalı müttefiklerin isterlerse ABD ile veya ABD olmadan NATO çerçevesinde operasyonlar yürütebileceklerini, ancak NATO’nun yaptığı işin aynısını yapacak yeni bir AB güvenlik oluşumuna karşı çıkacağını” söyledi. Stoltenberg, “Gerçek şu ki, tek ve güçlü bir komuta yapısına ihtiyacımız var. Kaynaklarımızı ikiye bölemeyiz. Stratejik bağımsızlık gibi bir süreçten çok fazla bahsediyorsanız, önemli stratejik işleri kendi başınıza yapacağınız anlaşılır ve bu akıllıca değildir.” diye konuştu. Stoltenberg’in şu tespiti ise tam yerindeydi: “Avrupa’nın güvenliği Türkiye gibi ülkeler olmadan düşünülemez.”

Bir Avrupa Ordusu oluşturma düşüncesi başlangıçta kulağa hoş gelse de bu oluşumu gerçekleştirmenin kolay olmayacağı da açıktır. Bir ordu ve bunun savaş kültürünü oluşturmak zaman alır. 1990’larda bağımsızlığını kazanan Ukrayna’nın ordusu 25 yıl sonra tek kurşun atmadan Kırım’ı terk etmesinin altında da bu kültür birikimi eksikliği yatar. Avrupa’da bu kültürün şimdilerde mevcut olduğu pek söylenemez. Fransa 2013 yılında Mali’de tek başına bir operasyon gerçekleştirmek istedi, fakat bu tür harekatların üstesinden tek başına kalkmasının mümkün olmadığını kısa sürede anladı. Operasyonun devamında müttefik güçlerin keşif ve lojistik konularında desteğine muhtaç olmuştu. Avrupa ülkelerindeki tasarruf tedbirleri de aynı şekilde askeri müdahale yeteneklerini sınırlıyor. Bu yüzden Alman donanmasındaki denizcileri bu günlerde eğitimlerini sadece karada yapabiliyorlar.

Konunun daha iyi anlaşılması açısından sadece bazı sayısal değerlerin basitçe ortaya konulması bile yeterlidir. Her şeyden önce AB ülkeleri; Yunanistan, Polonya ve Estonya dışında, NATO’nun savunma harcamalarında hedefi olan gayrisafi yurt içi hasılalarının %2’sini ayırma hedefinin dışındalar. Geçtiğimiz yıl savunma harcamaları yönünden ABD rakipsiz olarak yer alıyor. Geçen yıl 610 milyarlık savunma bütçesinin bu yıl 700 milyarı geçeceği tahmin ediliyor. Bu yönüyle kendisinden sonra gelen ve son 20 yıldır savunma bütçesini sürekli artıran Çin’in 2.2 katından daha fazla harcama yapıyor. Rusya’nın savunma harcaması ise uzun süredir ilk kez azalarak 66 milyar düzeyine indi. İlk on ülke arasında Fransa yaklaşık 57 milyar bütçesiyle 6’ncı sırada kendine yer bulabildi.   İngiltere yaklaşık 47 milyarlık bütçesiyle 7’inci sırada yer alırken, Almanya 1999 yılından beri en üst düzeyde artırıma gitmesine rağmen 9’uncu olabildi. Türkiye ise 18.200 milyar dolarla 15’inci sırada. Bu yönü ile bakıldığında AB ülkeleri arasında en fazla harcamayı yapan Fransa ve Almanya’nın savunma bütçeleri sadece ABD’lerine karşı 1/7 oranında kalmaktadır. Şu an bile harcama kriterlerini karşılamakta zorlanan ülkelerin, bundan sonra daha da artacak olan bir Avrupa Ordusunu finanse edeceklerini düşünmek hayal olacaktır. 2020 yılı için ayrılan 5 milyar Euro kaynağın bu iş için çok küçük kalacağı açıktır. Kaldı ki orduların sadece savunma bütçelerine göre değerlendirmesi de doğru değildir. Savaş tecrübesi, tarihi, kültürü, eğitimi, morali de işin içine katıldığında, uzun yıllar savaşmamış Fransız ve Alman ordularının durumu daha iyi anlaşılacaktır. Mali’de başarısız olan Fransa’nın aksine, Türk Ordusu tek başına yurt dışında gerçekleştirdiği başarılı operasyonlara savaş kültür ve tecrübesini aktarabildiğini kanıtlamıştır. Bu açıdan dünyanın en güçlü ordularından birisi olduğu bütün dünyada genel kabul görmektedir. Yapılandırılmış Daimî İşbirliği Savunma Anlaşmasına konu olan 23 AB ülkesinin büyük çoğunluğu ise ordu niteliğinde bile olmayan kolluk gücü niteliğindedir. Lüksemburg’un 1000, Estonya’nın 5.000, Slovenya’nın 8.000, Letonya’nın 9.000, Slovakya’nın 14.000, Hırvatistan’ın 18.000, Macaristan’ın 23.000, Belçika’nın 32.000, Bulgaristan 33.000 kişilik orduları bu kapsamdadır. Kaldı ki, onlarca yıllık tecrübesine rağmen NATO bile üye ülke askerlerini müşterek bir operasyonda bir araya getirmekte zaman zaman zorlanırken, AB’nin tecrübeden yoksun 23 ülkeyi bir araya getirebilecek tecrübe ve birikiminin daha uzun yıllar olamayacağı açıktır. Bu bakımdan kurulması düşünülen AB Ordusu için geleneksel olarak büyük tecrübelere sahip İngiliz ve Türk Ordusunun daha işin başında düşünülmemesinin büyük bir hata olduğu düşünülmektedir.

Sonuç olarak, ABD’lerinden bağımsız bir savunma politikası oluşturmak için, AB içerisinde iki başat ülke olan Almanya ve Fransa tarafından başlatılan “Avrupa Ordusu oluşturma” düşüncesinin; tarihi, siyasi ve ekonomik gerekçelerle gerçekleşmesi kısa dönemde mümkün görülmemektedir. Bu oluşumda Avrupa’nın geleneksel bağnazlığı ile İngiltere ve Türkiye gibi iki güçlü ülkeyi neden dışarıda bırakmaya çalıştığı konusu ise üzerinde ayrıca düşünmeye değerdir. En iyisi mi gelin, NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg’in tavsiyelerini bir kez daha hatırlatalım: “Avrupa’nın güvenliği Türkiye gibi ülkeler olmadan düşünülemez.”