Adres :
Aşağı Öveçler Çetin Emeç Bul. 1330. Cad. No:12, 06460 Çankaya - Ankara Telefon : +90 312 473 80 41 Faks : +90 312 473 80 46 E-Posta : sde@sde.org.tr

ABD Sonunda Farketti: Rusya Avrupa’yı Güneyden Kuşatıyor

Güray ALPAR
29 Haziran 2020 13:31
A-
A+

ABD Afrika Komutanlığı (AFRICOM) İstihbarat Dairesi Başkan Yardımcısı Tuğgeneral Gregorgy Hadfield’in, “Rusya’nın Libya’daki durumu basit bir zafer olarak yorumlanamaz. Eğer Rusya, Libya’da daimi bir pozisyon elde ederse, kalıcı bir üssü olursa ve dahası buraya uzun menzilli füze sistemleri konuşlandırırsa, bunun Avrupa, NATO ve pek çok Batılı ülke için olumsuz sonuşları olacaktır.” şeklindeki resmi açıklaması bir ilk olması açısından şok etkisi yarattı. Bunun ardından resmi ABD açıklamaları peşpeşe gelmeye başladı. ABD’ne göre, Rusya’nın Libya’da giderek kalıcı hale gelmesi, Avrupa ve NATO için güvenlik durumunu tamamen değiştiriyor.

Rusya’nın Libya’daki varlığı artık Avrupa’nın; doğu ve kuzey’den kuşatılması yanında, “güneyden” de kuşatılması manasına geliyor ve bunu Batı’da anlayabilen ilk ülke ABD oldu. II. Dünya Savaşı sonrasında Avrupa, doğudan gelebilecek bir tehdidin endişesini yaşamıştı. Sovyetler Birliğinin dağılmasından sonra bu tehdidin ortadan kalktığı düşünüldü. Ancak Çar I. Petro’nun vasiyeti olan “sıcak denizlere inme düşüncesi”, yüzyıllar sonra ABD’nin yapmış olduğu hatalar ve bölgede kendisine yanlış müttefikler seçmesi neticesi gerçekleşti. Sonuçta Rusya, Suriye’de Deniz ve Hava üsleri elde ederek kendisinin bile hayal edemeyeceği bir konuma erişti. Kırım’ı işgal ederek Karadeniz’de üstünlük elde eden Rusya, böylece Suriye’deki üsleri sayesinde Akdeniz’de de bir güç olarak yerini aldı. Rusya bu stratejik üstünlüğe gerçekten de çok kolay bir şekilde erişmişti. Nitekim ABD Avrupa ve Afrika Donanma Komutanı Oramiral Foffo, Rusya’nın Suriye’deki üslerini kullanarak Akdeniz’i silahlandırdığını ve sıcak bir bölgeye çevirdiğini ifade ederken, Rusların son derece sessiz çalışan ve üzerinden seyir füzeleri fırlatabilen modern denizaltılarını bu bölgede konuşlandırdıklarının farkındaydı.

Akdeniz’e inen Rusya, artık bu denizde stratejik bir güç olarak vardı ve bunu daha sonraki aşamalara taşımaya hazırdı. Bunun anlamı, artık daha önce var olduğu Orta Doğu Bölgesine ve Afrika’ya dönmesiydi. Karadeniz ve Akdeniz’den sonra Atlas ve Hint Okyanuslarına ulaşmanın yolları kendisine açılmıştı.

Nitekim Suriye’de deniz ve hava üsleri elde eden Rusya’nın, bundan sonra yine Batılı ülkelerin Libya’daki hatalarından faydalanarak, yeni bir fırsat yakaladığı görüldü. Bu fırsat AFRICOM tarafından farkedildiği şekilde, Avrupa’nın başka bir cepheden daha kuşatılmasıydı. Avrupa’nın sorunlarla boğuştuğu ve stratejik olarak gerçek resmi göremediği bir dönemde Rusya, Soğuk Savaş Döneminde bulunduğu konumun bile çok ötelerine geçti. ABD Afrika Komutanlığı yetkilisi general tarafından yapılan resmi açıklama Avrupa için tam da bu gerçeği ifade etmesi açısından uyarıcı bir etki taşıyor: “Rusya’nın Libya’daki durumu basit bir zafer olarak yorumlanamaz.”

Rusya’nın Avrupa’nın tam ortasındaki üssü “Kaliningrad” büyük bir endişe kaynağı.

Avrupa, Soğuk Savaş Döneminde Rus tehdidini hep doğudan bekliyordu. Soğuk Savaş Dönemi ertesinde de, özellikle Rus sınırına yakın küçük ülkeler için, bu tehdit sona ermedi. Avrupa Birliği ülkelerinde yapılan tehdit algısı araştırmalarında da bu ülke vatandaşlarının büyük bir çoğunlukla bu korkuyu hala yaşadıkları görülüyor.

Rusların, Avrupa içlerine süratle ulaşabilecekleri diğer bir bölge “Kaliningrad”. Kaliningrad, Polonya ile Litvanya arasında Baltık Denizi kıyısında Ruslara ait bir bölge.

Rusya’nın, Baltık Denizindeki kendi toprakları dışındaki toprağı olan Kaliningrad, Avrupa Birliğinin tam ortasında yer alıyor ve askeri uzmanlar tarafından “Avrupa’nın bağrına sokulan hançer” olarak isimlendiriliyor. Üstelik Kaliningrad’daki Rus üssü, güçlü silahlarla donatılmış durumda.  Bu üslerdeki hava unsurları yanında, füze ve silah sistemleri Avrupa ülkeleri için büyük bir endişe kaynağı. Bunun başlıca nedeni, Kaliningrad’ın hemen Polonya sınırında yer alması ve buradan Avrupa’nın engelsiz arazisinden de istifade ile Rusların süratle Avrupa içlerine nüfuz etmesinin mümkün olması.

ABD, Polonya ile işbirliği içerisinde, bu bölgedeki Rus tehdidinin durdurulmasına yönelik çalışmalar yapıyor. Bu kapsamda, Polonya’nın talebi üzerine, bu ülkede bir çok askeri üs oluşturuyor. Polonya’daki asker sayısını da giderek artırıyor. ABD’nin, Romanya ve Bulgaristan’da da askeri faaliyetlerini artırdığı görülüyor. Rusya ise, bu ülkelere ABD’nin uzun menzilli füzeler yerleştirmesi durumunda, karşılık vereceğini bildirdi.

Bu bölgede ABD’yi rahatsız eden diğer bir konu, Rusya’dan başlayıp Almanya’ya uzanacak olan doğal gaz boru hattı. ABD bu bölgede Avrupa’yı korumaya çalışırken Almanya’nın, Rusya ile ticaretten para kazanması karşısında oldukça rahatsız. ABD Başkanı Donald Trump, Almanya Başbakanı Angela Merkel’e bu rahatsızlığı, “ Biz sizi Rusya’dan korurken, siz Rusya ile boru hattı anlaşması yapıyorsunuz.” diyerek açıkça bildirdi. NATO eski Genel Sekreteri Ander Fogh Rasmussen ise bu hattı Avrupa Birliği için jeopolitik bir hata olarak nitelendirdi.

Kaliningrad Bölgesinden yapılacak saldırılarak karşı, gerek Polonya gerekse Almanya’nın çok hassas bir konumda olduğu kesin. Polonya bunun farkında ve güvenliğini sağlama ihtiyacı hissediyor. NATO’nun Rus sınırına yakın ülkelerinin savunma harcamaları gayrı safi milli hasılalarına göre oldukça yüksek. Diğer taraftan Fransa, Almanya, İspanya ve İtalya gibi ülkelerin savunma harcamaları bunlara nazaran çok daha düşük. Dahası Almanya ve Fransa, ABD’nin bu bölgedeki varlığından rahatsız gibi. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron bunu “NATO’nun beyin ölümü gerçekleşti” diyerek açıkça ifade etti. Macron’a göre NATO, Avrupa dışında, Afrika gibi bölgelerde Fransa’nın çıkarlarına hizmet edecek şekilde kullanılmalı. İngiltere’nin ayrılmasından sonra, Avrupa Birliği içinde tek nüklüer güç olarak kalan Fransa, bu birliği kullanarak eski imparatorluğunu yeniden oluşturma hevesinde.

Diğer taraftan Alman askeri gücünün de, her hangi bir Rus tehlikesine karşı son derece yetersiz olduğu gerçek.  Spigel dergisinin internet sitesinde yer alan bir habere göre, Alman silahlı kuvvetleri envanterinde yer alan helikopter ve tankların büyük çoğunluğu bakım ve yedek parça eksikliği yüzünden görev yapamaz durumda. Aynı eksiklikler hava ve deniz kuvvetleri envanterinde bulunan silah ve techizat için de geçerli. Alman parlementosunda Silahlı Kuvvetler Komisyonu üyesi Hans-Peter Bartels tarafından hazırlanan raporda da, aynı hususlar vurgulanarak Alman Ordusundaki personel ve eğitim tecrübesizliği vurgulanıyor. Bunun yanında planlama ve komuta hataları ile birlikte silah, personel ve ekipman açığının dramatik bir durumda olduğu da belirtiliyor. Öyle ki bu rapordan sonra Alman Ordusu için,  “Eğer hastahanede yatan bir hasta olsaydı, çoktan oksijen çadırına alınması gerekirdi” ifadesi bile kullanıldı.

Rusya, Suriye’den sonra, artık eskiden olduğu gibi Afrika’daki yerini güçlü bir şekilde almaya hazır

Bilindiği gibi Soğuk Savaş Döneminde, Afrika’da güçlü bir şekilde var olan Ruslar, Sovyetler Birliğinin dağılmasından sonraki dönemde bu bölgelerden bir süreliğine uzak kalmıştı. 23-24 Ekim 2019 tarihinde, Rusya’nın Soçi şehrinde gerçekleştirilen ve 40’dan fazla Afrika liderinin katıldığı, Rusya - Afrika Zirvesinde, Rusya ile Afrika ülkeleri arasındaki ilişkiler yeninde tanımlandı. Rusya, bu zirve ile Afrika’daki varlığını güçlendirme isteğini açıkça ortaya koydu. Zirvede açılış konuşmasını yapan Putin, 2018’de 20 milyar doları aşan karşılıklı ticaret hacmini önümüzdeki birkaç yıl içinde iki katına çıkarmayı planladıklarını söyledi. Afrika ülkelerinin ABD ile olan ticaret hacmi yaklaşık 54 milyar dolar, AB ile 303 milyar dolar, Çin ile ise 148 milyar dolardır. Rusya’nın Afrika’daki en büyük ticari ortakları ise Mısır, Cezayir, Fas ve Güney Afrika Cumhuriyeti’dir. Son dönemde; Etiyopya, Kamerun, Angola ve Zimbabve başta olmak üzere Afrika ülkelerinin en az yarısıyla olan ticari ilişkileri artış göstermiştir ve bu giderek artmaktadır.

Rusya’nın Afrika ülkeleri ile en önemli işbirliği alanları askeri konulardır. Rusya, geleneksel olarak Afrika silah pazarında önemli bir konumda. Cezayir ve Mısır gibi ülkeler, Rusların en fazla silah sattığı ülkeler. Kuzey Afrika ülkelerinin silah alımlarının yarısından fazlası Rusya’dan. ABD %15, Çin %10 ve Fransa %8 civarında bir paya sahip. Rusya bu ülkeler haricinde, 20’den fazla Afrika ülkesine silah ihraç ediyor. Sahra güneyindeki ülkelerin silah alımlarında da %30’dan fazla pay Rusya’ya ait. Son olarak Mısır Savunma Bakanlığının 500 adet T-90 MS tankı satın almak üzere, Rus silah şirketi Uralvagonzavod ile sözleşme imzalamasını, Rusya’nın bölgeye kuvvetli bir şekilde geri döneceğinin işaretleri olarak görmek gerekiyor.

Rusya silah satışı dışında, askeri teknik işbirliği alanında da Afrika ülkeleri ile ilişkilerini geliştiriyor ve birçok Afrika ülkesinde Rus uzmanlar görev yapıyor. Bunun dışında Rus Wagner paralı askerleri 10’dan fazla Afrika ülkesinde faaliyet gösteriyor.

Rusya’nın, Libya’daki giderek artan varlığı sadece bölge için değil, Avrupa için bir tehdit olarak algılanıyor

Rusların, Suriye’den sonra Afrika kıtasına el atması daha da kolaylaşmıştı. İlerlemesi için bölgede kendisine bir bahane ve müttefik yaratması gerekiyordu. Hırsları uğruna ülkesini kan gölüne dönüştürmekten çekinmeyen Hafter, bu bakımdan Ruslar için kaçırılmayacak bir fırsattı. Böylece Rusya, Batılı ülkelerin yapmış oldukları hatalardan da istifade ile Libya’da meşru hükümete karşı mücadele eden, gayrımeşru Halife Hafter ile işbirliği yaparak bölgeye rahatlıkla nüfuz etti.

Hafter, ABD tarafından yetiştirilmişti ancak Rusya’da eğitim görmüştü. Hafter, Sovyetler Birliği döneminde Moskova’da önemli askeri eğitimler aldı. 1977-1978 yılları arasında “Üst Düzey Subay Kursu”na katıldı ve burada komuta kademesi yapılanması, taktik ve atış metotlarıyla ilgili eğitimler gördü. Daha sonra 1983 yılında ise bu defa Mihail Frunze Askeri Akademisinde yüksek askeri özel eğitimine katıldı.

Hafter, 2016 yılından sonra bir çok defa Rusya’yı ziyaret etti. 2017 yılında, Libya Deniz Sahasına giren Rus donanmasının Akdenizdeki Uçak Gemisi Kuznetsov’a davet edildi ve burada törenle karşılandı. Giderek Rusya ile ilişkilerini geliştiren Hafter, 2018 yılında  Moskova’ya yaptığı gezide, Rusya Savunma Bakanı ve Genelkurmay Başkanı ile görüştü. Görüşmede, Rus Özel Askeri Güvenlik Şirketi Wagner’in sponsorluğunu yapan iş adamı Yevgeniy Prigojin’in de bulunması, Libya’da geleceğe yönelik nelerin planlandığına dair işaretleri veriyordu.

ABD, Hafter’e istediği maddi kaynakları sağlamaktan uzaktı. Diğer taraftan Rusya, Hafter’in ihtiyacı olan silah ve cephane ile diğer kaynakları sağladı. Rusların; uçak, helikopter ve hava savunma desteği sağlaması yanında, Wagner paralı askerleri ile destek sağlaması Hafter için önemliydi. Rusya ile ilişkilerini geliştiren Hafter’in, 21 Mayıs 2019 tarihinde, ABD ile daha yakın ilişkiler kurması için Teksas merkezli lobi firması LGS ile 2 milyon dolar karşılığı imzaladığı sözleşmeyi bir yıl geçmeden iptal etmesi ise ilginçti.

Rusya’nın, Suriye yanında, Libya’ya da askeri anlamda girişinin askeri anlamda Avrupa için bir kuşatma olduğu başlangıçta tam olarak anlaşılamadı. ABD bile, bölgedeki gelişmelerin bir anda kendi kontrolünden çıktığını çok sonraları farketti. Durumun farkına varılmasından sonra açıklamalar peşpeşe geldi. ABD Trablus Büyükelçisi Norland, Rus askerilerinin bölgeden çekilmesi gerektiğini ifade ederken; ABD Afrika Komutanlığı (AFRICOM) İstihbarat Dairesi Direktör Yardımcısı Tuggeneral Gregory Hadfield, Rusya’nın Libya’ya savaş uçaklarını göndermesinin, Moskova’nın Kuzey Afrika’daki stratejik konumunu güçlendireceğini ifade etti. Hadfield durumun farkına varmış gözüküyordu ve Rusya’nın Libya’daki durumunun basit bir zafer kazanmak olarak yorumlanamayacağını belirterek, “Eğer Rusya Libya’da daimi bir pozisyon elde ederse, kalıcı bir üssü olursa ve dahası uzun menzilli füze sistemleri konuşlandırırsa bunun Avrupa, NATO ve pek çok Batılı ülke için sonuçları olacaktır.” öngörüsünde bulundu.

Bazı Avrupa ülkeleri ise tamamen uluslararası hukuka uyarak hareket eden Türkiye’ye karşı gereksiz müdahalelerle zaman kaybederken, diğer taraftan ilgilenmeleri gereken asıl konuların çok uzağında kalmışlardı. Libya Ordu sözcüsü Albay Muhammed Kanonu’nun, Rus ve Suriyeli milislerin Sirte’de yoğunlaşmasını büyük bir tehlike olarak yorumladığı bir dönemde, bu Avrupalı ülkeler stratejik bir öngörüden yoksun, geleneksel duygusal tavırlarını ve önyargılarla hareket etme güdülerini devam ettirme hatasına düşmüşlerdi.

Her ne şekilde olursa olsun Rusya askeri varlığının, Rusya, Kaliningrad ve Suriye’deki üsleri dışında, Avrupa’nın hemen güneyindeki başka bir alanda da ortaya çıkışı, stratejik görüş sahibi olanlar için endişeye yol açtı. AFRICOM Komutanı Stephen Townsend bu endişesini, Tunus Savunma Bakanı İmed Hazgui ile yaptığı telefon görüşmesinde dile getirdi. AFRICOM Rusya’nın Libya’da paralı askerlerini kullanmasını ve Libya’ya, Suriye üzerinden dördüncü nesil ilave savaş uçağı göndermesini belgelerle tespit etmiş ve bunu kanıtlayan fotoğrafları Ruslarla paylaşmıştı. Doğal olarak Ruslar bu varlığı inkar etti ve Libya’ya müdahale etmediğini belirtti. Oysa, Rus paralı askerlerinin, Libya’nın güneybatısındaki Şerara Petrol Sahası’na girerek üretimi durdurmaları, Rusların bu bölgedeki varlığının hangi boyutlara ulaşacağını gösteriyor. Bütün bu olaylar karşısında asıl endişe etmesi gereken Avrupa Birliği ülkelerinden ise hala bir tepki yok.

Sonuç olarak, tarihin tekerrür ettiğini yaşayarak görüyoruz. Geçtiğimiz yüzyılda bölgede bulduğu bazı küçük grupları kışkırtarak, hem kendi üstünlüğünü hem de Türkiye’yi kaybeden İngilizler’den sonra, bu yüzyılda da  ABD aynı hataları yapıyor. ABD’nin bölgede Türkiye gibi güçlü bir müttefikini PKK/PYD gibi terörist unsurlarla işbirliği yaparak kaybetmesinin sonuçları görülmeye başlandı. Üstü örtülü Rus-Fransız yakınlaşmasının gerçeğe dönüşmesi durumu ise ABD’nin bölgeden tamamen uzaklaşması manasına gelecek. Hala duygularıyla hareket eden ve neler olup bittiğinin dahi farkında olmayan Avrupa’yı ise nasıl bir geleceğin beklediği meçhul.