Adres :
Aşağı Öveçler Çetin Emeç Bul. 1330. Cad. No:12, 06460 Çankaya - Ankara Telefon : +90 312 473 80 41 Faks : +90 312 473 80 46 E-Posta : sde@sde.org.tr

Tıp, TUS ve Bir Hayat Seçmek

Gökberk DURMAZ
07 Eylül 2021 15:03
A-
A+

Geçtiğimiz Pazar (5.9.2021) binlerce Tıp Doktorunın (Tabip) uzmanlık eğitimine başlayabilmek adına ter döktüğü Tıpta Uzmanlık Eğitimine Giriş Sınavı ya da kamuoyunda bilinen adı ile TUS icra edildi. Uzunca bir süredir aklımda olan bu yazıyı da bu vesile ile kaleme almak istedim. Öncelikle şunu belirtmem gerekir ki, bu yazı Eğitim Sosyolojisi dahil olmak üzere farklı sosyal bilim dalları ile ilgilenen bir akademisyenin şahsi görüşlerini içerir. Yazının hiçbir yerinde Tıp mesleğinin uğraşı alanları; meslek tekniği açısından değerlendirilmemektedir. Her daim olduğu gibi, Covid-19 pandemisi sırasında da hayatları pahasına mücadele eden sağlık çalışanlarına şükranlarımla…

 

Öncelikle konuyu biraz başlangıca götürelim. Ortalama bir ailede büyüyen bir çocuğun meslek seçimi tercihlerinin şekillendiği yıllara. Aile bireylerinin bizzat icra ettiği meslekleri ve bu mesleklerin çocuğun bizzat etkilenmesini bu sürecin dışında tutalım. Temel olarak çocukluk döneminde Anadolu’da ortalama sosyo-ekonomik şartlarda yaşayan bir erkek çocuk için üniformalı mesleklere gıpta ile bakış, çocukluk çağlarından itibaren kendisini göstermekte ve uzunca bir süre de bir kariyer hedefi olmaktadır. Bunda, ordu-millet oluşumuz, savunma ve güvenlik ihtiyacının yoğunlukla bulunduğu coğrafyamız ve bu konunun sürekli kamuoyunun gündeminde olması gibi etkenler de vardır. Kız çocukları için ise, yine çocukluk döneminde başlayan oyunlarda “doktorculuk” oyununun çokça yer alması çocukların zihninde meslek seçimine ait ilk oluşumlar olarak değerlendirilebilir.

Sonrasında, çocuk okul ile tanıştıktan sonra ise “öğretmenler” rol model olarak çocukların karşısına çıkmaktadır. Tam da bu çağlarda, çocuklar için; her gün büyük bir hayranlıkla ve öğretmen-öğrenci gibi keskin sıfatlarla diyaloğa geçtikleri öğretmenleri sayesinde yepyeni bir meslek grubu ile tanışmış olurlar.

İlerleyen süreçte, derslerdeki akademik başarı ve eğilimleri üzerinden öğretmenler, toplum ve aileler tarafından gençlere münferit olarak meslekler tayin edilir. Ne yazık ki, bu meslek önerme sürecinde çevresel etkenler (aile, öğretmenler, akrabalar vs.) çocuğun şahsi tercihlerini ve hayallerini önceliklemezler. Bu meslek yakıştırma ve önermeleri bilakis kazandıkları/kazanacakları ücret potansiyelleri ve makamlar üzerinden ölçüp-biçilir.

Özellikle de “üniversite” ve bölüm tercihinin; mezuniyet sonrası iş bulma hızı ve potansiyellerinden bağımsız düşünülemediği ülkemizde, Tıp fakültesi tercihi; akademik başarısı ilk-orta ve lisede yüksek gençlerin zihnine ilmek ilmek nakşedilir. Peki neden? Doğrudan ve biricik cevabı pek çokları için haliyle Tıp fakültesi mezunlarının ülkemizde işsiz kalmadıkları olgusudur. Evet, ülkemizde devam eden tabip açığı sebebiyle bu bir realitedir. İhtiyaçtan ötürü bırakınız işsiz kalmayı, mecburi hizmet yükümlülüğü ile dahi mezun olurlar. İyi ama gençlerin hayatları boyunca yapacakları işi belirleyeceği tercihler için iş bulma sürati tek başına yeterli midir?

Fransız filozof Durkheim, Eğitim ve Sosyoloji adlı eserinde işlevsel bakış (functionalist) açısı ile eğitimin toplumun ihtiyaçlarına göre şekillenebileceği ve nihai hedeflerinden birinin de toplumsal kalkınma olduğuna vurgu yapmıştır. Eğitim Sosyolojisine getirilen bu yaklaşımı eleştirenler de çokça olmuştur. Örneğin, eğitimin temel bir hak olduğu ve ferdin ekonomik hayata katkısından evvel bireysel gelişimi, bilme katkısı vb. sebeplerin öncelikli olduğunu vurgulayan eleştiriler; bugün dahi Eğitim Sosyolojisinin gündemindedir.

Tabiplik, fazlasıyla özveri, yatkınlık ve çalışkanlık isteyen sistematik bir ilmi uygulama alanıdır. Bir o kadar da zor ve kıymetlidir. Covid-19 pandemisi bir kez daha bütün insanlığa göstermiştir ki sağlık çalışanları bütün övgüleri ve maddi kazanımları (paha biçilemeyecek şekilde), fazlasıyla hak etmektedirler. Tam da bu yüzden Tıp Fakültesi tercihinde ve hatta devam sürecindeki TUS tercihlerinde çok dikkatli olunması gerekir.

Çünkü burada bir meslek değil, bir hayat tercihi yapılmaktadır. Elbette bu yaklaşım diğer meslek grupları için de geçerlidir. Bir başka deyişle meslek seçmek, sadece günün belirli bir saati bir işle meşgul olup bunun karşılığında da elde edilen ücretten ibaret değildir. Olmamalıdır. Örneğin, bir hakim sadece mesai saatlerini değil, bütün hayatını bir hakim gibi yaşamalıdır. Yine aynı şekilde bir tabibin yerden 30.000 feet yukarıda bir uçakta ailesi ile tatile giderken; yan sırada oturan ve kalp krizi geçiren bir yolcuya müdahale etmesi; mesleğin yaşamın her alanını ilgilendirdiğine iyi bir örnek olabilir. Mesai saati mefhumu kariyer meslekler için çoğu zaman önemini yitirir.

Tersinden düşünürsek, hayatı boyunca akademik başarının zirvesinde olan ve nihayetinde Tıp fakültesine girdikten sonra bu bölümün kendisine göre olmadığı kanısına varan bir gencimizin kaybettiği zaman; aynı zamanda ülkemizin de kaybettiği bir zaman değil midir? Ve hatta bu bölüme istemeyerek giren gencimizin işgal ettiği kontenjan yüzünden bu bölümü daha çok arzulayan ve daha yatkın olan bir gencimizin de kaybettiği bir zaman değil midir?

TUS tercihleri ile ilgili pek çok platformu araştırdım. Ülkemizin gözbebeği, akademik olarak hayatları boyunca “en başarılı” gençlerimiz nasıl tercihlerde bulunuyorlar? Tıpta uzmanlık gibi, hayatlarının sonuna kadar amatör bir ruhla, profesyonel olarak uğraşacakları branşı tercih ederken; pedogojiye, eğitim sosyolojisine ya da en azından kendi hayallerine uygun davranmaları beklenmez mi? Maalesef, pek çokları için realite böyle olmuyor/olamıyor. Hayatları boyunca pek çok akademik zorlukla mücadele etmiş bu gençlerimiz, tercihlerini belirlerken; “daha az hasta görme”; “daha az acil servis nöbeti tutma”; “özel sektörde daha çok imkana sahip olma”; “malpraktisten (malpractice) (hatalı müdahaleden) doğan tazminat riskinin en az olduğu”; “hastanın masada kalma riskinin daha az olduğu”; “hasta yakınları tarafından sözlü ve fiziksel şiddete uğrama riskinin daha az olduğu”; “asistanlık sürecinin daha kolay geçtiği” gibi kriterlere bakıyorlar. Bu kriterlere güncel olarak en çok uyan ve TUS adaylarının bu sıralar gündemini sıkça işgal eden bölümlere baktığımızda ise Kozmetoloji gibi “popüler” ve daha çok gelir getiren bir yandal imkanı olan Dermatoloji (Deri ve Zührevi Hastalıklar) branşı ile Radyoloji branşı yer almaktadır. Bunların yanı sıra günümüz toplumlarının tektipleştirici güzellik algısı sebebiyle gittikçe önem kazanan Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi branşı ve bu branş uzmanlarına özel sektörde sunulan geniş alan ve yüksek ücretler sebebiyle; adayların öncelikli tercihler arasındadır.

Beyin Cerrahi, Kalp ve Damar Cerrahisi, Kadın Doğum, Genel Cerrahi gibi cerrahi branşlar ise maalesef pek çok TUS adayının yukarıda sıraladığım gerekçeler yüzünden önceliği değildir artık. Gençler, öğrencilik yılları boyunca hayalini kurduğu, halk arasında “masadan adamı kurtardı” denilen cerrahi bir branşı dahi tercih etmekten imtina etmektedirler.

Esasen, empati yaparak olan biteni anlamaya çalıştığımızda TUS adaylarının gerekçeleri de kendileri için oldukça anlaşılabilir bir haldedir. Her şeyden önce yaklaşımları insan tabiatına uygundur. İnsan, sosyal hayatında ve iş hayatında her şeyden önce nimet-külfet dengesini önemsemekte ve gözetmektedir. Bu denge bir şekilde bozulduğunda ise ortada çarpıklıklar kendini göstermektedir. TUS tercihlerini bu kapsamda düşündüğümüzde; açık olan şudur ki bazı branşlar diğerlerine göre (çağın da gereklilikleri sebebiyle) nimet tarafına daha çok ağırlık yaparken, külfet tarafı da oldukça hafif kalmaktadır. Bu durumda da adaylar tarafından bu branşlara (hayallerini süslemese de) yoğun bir ilgi olmaktadır.

Bu sorunun iyileştirilmesi gerekir. Tercih edilmekten imtina edilen, bu sebeple de yakında nitelikli uzmanını bulmakta zorlanacağımız branşların “külfetleri” kapsayıcı ve katılımcı bir yönetim ile hafifletilmelidir. Ve hatta TUS adaylarının “nimet” olarak gördükleri/görecekleri unsurların sayısı arttırılmalıdır. Ancak bu sayede kronikleşmeden bu türden sorunlar çözülebilir ve gençlerimiz hayallerinin peşinde gönül rahatlığı ile koşabilir. Ülkemiz de en nitelikli gençleri, en çok istediği ve en başarılı olduğu alanda istihdam etmenin katma değeri ile atılımlarını sürdürebilir.

Bu yazıda kaleme alınan TUS tercihleri olgusu, Eğitim Sosyolojisi perspektifinden bakıldığında sadece bir örnektir. Başkaca meslek grupları içinde bu türden ikilemler yaşanmaktadır. Nimet-külfet dengesini bozan temel unsur ise aynı/benzer işi yapan iki kişi arasında iş yükünün dengesiz dağılımıdır. Verimliliği arttıracak, kurum içi huzur ortamı böyle bir durumda sağlanmaz. Öte yandan, bu yazıda vurgulanmak istenilen ana eksikliklerden birisi gençlerimizin hayatları boyunca icra edecekleri meslekleri tam anlamıyla tanımamalarıdır. Anlatılan methiyelerin ötesinde gerçekte bir tabip, bir hakim, bir akademisyen ve bir mühendis nasıl yaşar, nasıl çalışır pek çok gencimiz tarafından tam olarak bilinmemektedir. Bütün bunlar gerçekleşir, gençlerimiz meslekler konusunda daha da bilinçlerse; nihayetinde daha mutlu kariyer tercihleri ile karşılaşılabilir. 

Tablo: İlk 20’ye giren TUS Adayının Tercihleri (2020 Yılı)

Kaynak: https://www.medimagazin.com.tr/hekim/tip-egitimi-tus/tr-tusta-ilk-20-hangi-kurumda-hangi-bransi-secti-2-22-91583.html