Adres :
Aşağı Öveçler Çetin Emeç Bul. 1330. Cad. No:12, 06460 Çankaya - Ankara Telefon : +90 312 473 80 41 Faks : +90 312 473 80 46 E-Posta : sde@sde.org.tr

Olimpiyatlar, Covid-19 ve Japonya

Gökberk DURMAZ
10 Ağustos 2021 17:06
A-
A+

Tüm dünyanın nefesinin tutarak beklediği Olimpiyat Oyunları; Covid-19 nedeniyle 1 yıl gecikmeli de olsa 23 Temmuz – 8 Ağustos 2021 tarihleri arasında Tokyo’da icra edildi. Japonya’da yaşadığım süreçte (2016-2020) Japonların, Olimpiyatlar için verdiği önemi ve bu doğrultuda gerçekleştirdiği devasa yatırımları gözlemleme fırsatım oldu. Pek çok bölgesi çoktan düzenli yerleşime geçmiş olan Dünya’nın en büyük metropolü Tokyo için onca tesisi, stadı ve spor salonunu kentin muhtelif yerlerine yerleştirmek; üstelik bunları 24 saat yaşayan bir kentte günlük akışı aksatmadan yapmak çok güçtü. Japonlar bu zorlu süreci genel olarak çok başarılı yönettiler.

Olimpiyatlar, ev sahibi ülkeler için bu güne kadar, ülkenin ve kentin tanıtımı için çok önemli bir prestij kaynağı olsa da; son yıllarda ev sahibi ülkeye faydası gittikçe tartışmalı bir hale gelmişti. Olimpiyatlar için yapılan dev bütçeli yatırımlar, bu yatırımların alternatif maliyeti olarak nitelendirilebilecek yatırımlar ile tesislerin yapıldığı muhitlerde ve kentin bütününde gayrimenkul değerlerinde meydana gelen suni artışlar (ve sonrasındaki ani düşüşler Pekin’de olduğu gibi); Olimpiyatların ev sahipliği konusunda tartışmaları artırmaktadır.

Fotoğraf: Scanpix

İlaveten, Olimpiyat tesislerinin kentlerin periferinde konumlandırılması, sonrasında ise bu tesislerin önemli bir kısmının atıl vaziyette kalması da Olimpiyatlar üzerindeki başka bir grup tartışmadır. 1992 Olimpiyat Oyunları İspanya’nın / Barcelona şehrinde icra edilmişti. Barcelona’daki Olimpiyat tesislerini yerinde müşahede etme fırsatım oldu. İspanyollar (ya da Katalanlar) tesisleri sporun yanı sıra, bir turizm aracı olarak kentin simgeleri (landmarks) arasına dahil etmişler. Lakin, nihayetinde “1992 Olimpiyatları da burada yapıldı” nostaljisinin ötesine geçememiş. Oysaki teoride, dev bütçeli Olimpiyat tesislerinden orta/uzun vadede beklenilen murat buraların birer “sporcu fabrikalarına” dönüşmesidir.

Ancak, sporcu yetiştirmek tesisleşme ile bitmemektedir. Bir spor branşının tercih edilmesi o ülkedeki tarihsel, sosyolojik ve nihayetinde ekonomik nedenlere dayanmaktadır. Bir başka ifade ile endüstrileşmiş bazı sporların vaat ettiği hayatın olağan akışına ters uçuk gelirler oldukça; ülkeler gençlerinin önemli bir kısmını “amatör sporlar” “diğer spor branşları” gibi gruplandırma adları dahi pejoratif anlamlar içeren muhtelif Olimpiyat spor dallarına yönlendirmekte güçlükler yaşamaktadır ve yaşayacaktır.

Olimpiyat sporcusu yetiştirmek günümüzde profesyonel bir eylemdir. Bu sporcuların, hayatlarını idame ettirecekleri meslekleri icra ederken, bir yandan da “amatör” olarak Olimpiyatlara hazırlanmasına beklemek de gerçekçi değildir. Dolayısıyla, sporcuları hayatlarını optimum seviyede idame ettirecekleri bir gelir kaynağının devletler ve spor kulüpleri tarafından finanse edilmesini beklemek makuldür. Lakin, burada esas olan sporcunun tam bir motivasyon ile sporunu icra etme devamlılığıdır. Endüstrileşmiş bazı spor dalları, sporcularına “spordan kopmalarına / uzaklaşmalarına” neden olabilecek astronomik ücretler ödemesi ve bunun geçici olması; nihayetinde bir sporcunun daha başarıdan uzaklaşmasına neden olabilmektedir. Bu ince ayrımı gözeterek, sporun ülke sathında idare ve koordine edilmesi de elbette spor yöneticilerinin ve Anayasal bir yetki ile Devletin sorumluluğundadır.

Olimpiyat yatırımlarının ya da bu doğrultuda devletlerin kendiliğinden yapacakları altyapı / tesis / antrenör yetiştirme yatırımları elbette ki; bir spor dalı ile uğraşmak isteyen sporcu adaylarının bu isteklerini hayata geçirecekleri fiziksel imkanları sağlamaktadır. Bu önemli somut nokta; yapılması gereken işin henüz yarısıdır. Diğer yarısı ise, bu sporcu adaylarına spesifik bir spor dalı ile uğraşmayı arzulayacakları motivasyonun sağlanmasıdır. İşbu noktada, bir “ekosistem” gerekir ki, bu da fiziksel yatırımlardan daha zor ve “maliyetlidir”.

2020 Olimpiyatlarının ev sahibi ülkesinin açıklanacağı günleri anımsayacak olursak, Tokyo ve İstanbul finalde yarışmış. Ve 2020 Olimpiyatlarına ev sahibi olma “fırsatı” Tokyo’nun olmuştu. Japonlar, yukarıda bahsettiğim pek çok hususu dikkate alarak; çok detaylı bir etüt ile Olimpiyat tesislerinin kentin hangi bölgelerinde ve ne şekilde inşa edileceğini kararlaştırdıktan sonra “nokta atışı” projelere imza atmışlardı. Kentin muhtelif lokasyonlarına bu tesisleri serpiştirmek yerine, dünyanın en büyük metropolü Tokyo’nun nasıl kentsel bir kalkınma gerçekleştireceğine ait planlamalara; Olimpiyat tesisleşmesi de dahil edildi.

İlk kez 1940 yılında Tokyo’nun Olimpiyatlara ev sahipliği yapması beklenirken, yaklaşan II. Dünya Savaşı tehdidi nedeniyle iptal olmuştu. 1964 Olimpiyatlarında tekrar (bu kez fiilen) ev sahipliği yapan Tokyo, esasen bu konuda bir tecrübeye sahipti. Elbette, Japonlar bununla da yetinmeyerek son yıllardaki Olimpiyatları (Rio, Londra, Pekin, Atina) birer birer ele alarak analiz ettiler. Ve Tokyo 2020 yatırımlarına bu sayede uygun bir takvim ile ilerlettiler.

2019 yılı sonlarına gelindiğinde ise; Japonlar Olimpiyat tesislerinin pek çoğunu bitirmiş, Olimpiyatlar sürecinde gönüllü olarak görev almak üzere binlerce Japonu ve Japonya’da ikamet yabancıları; Kent Gönüllüleri ve Oyun Gönüllüleri olmak üzere iki ana kategoride son eğitimlerini vermekteydiler. Şahsım da, böylesine bir organizasyonu gözlemlemek adına Oyun Gönüllülerinin oryantasyon uzunca süren eğitimlerine iştirak etmişti. Kent Gönülleri, Tokyo Kent Yönetimi tarafından koordine edilecek ve kente gelecek misafirlerin (izleyicilerin) kent içerisindeki gezintilerini mümkün olan en pürüzsüz şekilde ilerlemesini sağlayacakken; Oyun Gönülleri ise; Tokyo 2020 Olimpiyat Oyunlarının çeşitli safhalarında görev alarak organizasyona ve kafilelere yardımcı olması beklenmekteydi.

Fotoğraf: Tsuguaki Abe

Tam da o günlerde, insanlık tarihi için çok önemli sonuçları olacak olan Covid-19 pandemisi; Çin’in Wuhan kentinde başlamıştı. Japonlar ilkin (herkes gibi) bu virüsün bir pandemiye dönüşerek, ev sahipliği yapacakları Olimpiyatları etkileyebileceğini düşünemediler.

Çin’den Japonya’ya olan karşılıklı uçuşlar da uzunca bir süre daha olağan seyrinde devam etti. Diamond Princess isimli cruise gemisinde (Japonya açıklarında) Covid-19 vakalarının tespiti ile 3 Şubat 2020 tarihinde Yokohama limanında karantinaya alınması, ülkedeki panik ve endişe seviyelerini arttırmıştı. Sonrasında ise, adı geçen gemideki karantina ve tahliye işlemlerinin “yüksek güvenlikte” yapılmamış / yapılamamış olması ulusal ve uluslararası kamuoyunda tartışmalara yol açmıştı. Japonlar ise takip eden süreçte OHAL ilan ederek vaka sayılarını ve vaka takibini kontrol altına almayı hedeflemişlerdi. O günlerde Olimpiyatların zamanında icra edilip edilemeyeceği de tartışılmaya başlandı.

Covid-19’un ülkelerin sağlık sistemleri ve sağlık yönetimleri üzerindeki en önemli baskılarında birisi de hiç şüphesiz, mevcut hastane yoğun bakım yatak sayılarının ve solunum cihazlarının sınırlı olması ve böylesini küresel (ve hızla yayılan) bir pandemiye hazır olmamasıdır. Tokyo gibi ciddi sağlık sistemine sahip bir kent dahi, sadece ikamet edenler için bile pandemi süreci konusunda endişeler taşırken, Olimpiyatlar için gelecek turistler ve artabilecek virüs yayılımı ile birlikte süreci nasıl yönetecekleri uzunca süreler tartışıldı. Covid-19’lu hastalar için binlerce yataklı sahra hastaneleri süratle inşa edildi.

Olimpiyatların iptali halinde ise, Japonlar yukarıda saydığım bütün yatırımların boşa çıkması gibi bir sonuç ile karşılaşabilecekti ki, bu hiç de istenilmeyen ve beklenilmeyen bir sonuçtu. Küresel pandemi hızla ilerleyip, Olimpiyatlar zamanında icra edilse dahi beklenilen düzeyde sporcu ve ziyaretçi katılımının olamama riski de vardı. Sonuç olarak, Uluslararası Olimpiyat Komitesi (IOC) Tokyo 2020 olimpiyatlarını 1 yıl tehir ederek, 2021 yazına erteledi.

Geçtiğimiz 1 yıllık süreç içerisinde, bazı ülkelerde vaka sayılarının çok fazla olması, Japon kamuoyunda Olimpiyatlar ile artabilecek sağlık tehdidi nedeniyle; “Olimpiyat karşıtlığı” başladı ve hızla destek buldu. Japonlar, IOC’dan Olimpiyatların bir sonraki takvime ertelenerek Tokyo 2020 yerine, Tokyo 2024 olarak icra edilmesini teklif etse de, IOC bu talebi olumlu karşılamadı.

2021 yazı yaklaşırken, Japonların önünde iki seçenek vardı. Ya iç kamuoyunu ikna ederek 2021’de Olimpiyatlara ev sahipliği yapacaklar, ya da bu haklarından vazgeçeceklerdi ki bu durumda da ilerleyen yıllarda yeni bir organizasyon adaylığı noktasında sıkıntı yaşayabilirlerdi. Japonlar ilkini seçti, ancak iç kamuoyunun da baskısı ile Tokyo 2020 ( ya da Tokyo 2021) Olimpiyatları neredeyse “seyircisiz” olarak icra edildi.

Sonuç olarak, yukarıda saydığım sebepler ile zaten tartışmalı bir konumda olan Olimpiyatlara ev sahipliğindeki külfet-nimet dengesi; seyircisiz icra edilerek beklenilen turist girişi, ülke tanıtımı ve döviz girişinin de olamaması ile iyice “külfet” tarafında ağırlık yapmış oldu.