Adres :
Aşağı Öveçler Çetin Emeç Bul. 1330. Cad. No:12, 06460 Çankaya - Ankara Telefon : +90 312 473 80 41 Faks : +90 312 473 80 46 E-Posta : sde@sde.org.tr

Afganistan, Asya ve Doğusu

Gökberk DURMAZ
28 Ağustos 2021 09:37
A-
A+

Şu sıralar ulusal ve uluslararası yazılı-görsel medya organlarından hangisine başımızı çevirsek, (haklı olarak) Afganistan’daki durum ve Batı’nın olayları nasıl tahlil ettiği yer almaktadır. Bu yazıda ise Asya’nın merkezinde en önemli lokasyonlardan biri olan Afganistan’ın Batı ile değil, Asya’nın Doğusu ile olan ilişkilerine değineceğiz.

Afganistan’ın yakın tarihi üzülerek ifade ediyorum ki acı, elem ve kederlerle ile doludur. İran, Pakistan, Türkmenistan, Tacikistan, Özbekistan, Kırgızistan ve Çin ile sınırları bulunan ülke doğal kaynaklarının yanı sıra; özelliklede Pakistan sınırındaki dağlık alanları ile çetin bir coğrafyaya sahiptir.

20. yüzyılın başlarına kadar Büyük Britanya’nın, Sovyetler döneminde bugünün Rusya’sının, son olarak da ABD’nin ise 11 Eylül 2001 sonrası, işgal ettiği ülke bir kez daha emperyal güçlere “sonsuz biat” etmemiştir. Günümüz “evrensel hukukunun” çok sevdiği bir kaide olarak self-determination, ya da bilinen Türkçe tanımı ile “halkların kendi kaderlerini tayin hakkı” pek çok kez Batılı ülkelerce, Doğu toplumlarına layık görülmemiştir. Bu durum, Afganistan için de, Irak ve Suriye için de; ve hatta Asya’nın en doğusu Japonya için de bu şekildedir. Hatırlanacağı üzere II. Dünya Savaşı sonrasında Japonların Anayasası dahi ABD’li General Douglas MacArthur tarafından hazırlanarak, kanaatimce Japon halkının kendi kaderini tayin hakkına halel getirilmiştir.

Afganistan’a geri dönecek olursak, Afganistan Batılı ülkeler için olduğundan daha çok ve öncelikle Asya ülkeleri için önemlidir. Ülkedeki emperyal varlığın hakkaniyet açısından izah edilebilir bir tarafı yoktur. Afgan halkı kendi iç ve dış siyasetini sulh içerisinde hür olarak belirleyebilmeli ve istediği ülkeler ile hakkaniyete ve insan onuruna yakışır şekilde ilişkiler tesis edebilmelidir. Bunun önünü açmak da uluslararası toplumun öncelikli ve biricik görevi olmalıdır. Aksi halde Afganistan içerisindeki krizler ülke sınırları dışına da kolaylıkla taşabilme potansiyeli barındırmaktadır.

Bugünlerde yaşanan “krizin” ve tahliyelerin gölgesinde ülkedeki dış misyonlarını açık tutarak diplomasi kanalını koparmak istemeyen ülkeler Türkiye’nin yanı sıra Çin, İran ve Rusya’dır. ABD, İngiltere, Japonya ve Almanya gibi ülkeler ise elçiliklerini tahliye etmektedirler.

Çin ve Rusya neden diplomatik misyonlarını açık tutmaktadırlar?

Rusya, Sovyetler Birliği dağılmadan evvel Afganistan’ı 1979’dan 1989’a kadar 10 yıl süreyle işgal etmiş ve bu süre zarfında pek çok mağduriyete sebebiyet vermiştir. Demografik yapısı Peştun, Tacik, Hazara ve Özbek gibi çeşitlilik arz etse de; ülkenin %99.9’unun Müslüman olmasının da etkisiyle Sovyetler Birliği’nin işgalini ve ideolojilerini reddeden bir yapı barındırmasıyla, Sovyetler ülkeden istediğini arzuladığı oranda alamamıştır. Peki ya bugünün Rusya’sı ne yapmak istemektedir? Rusya, Asya içi liderlik rekabetlerine rağmen Çin ile Batı karşısında yakın cephelerde saf tutmaktadır. 2001’den bu yana tartışmalı bir şekilde süregelen ABD’nin Afganistan işgalinin bitmesiyle, kendisine Afganistan’da yeniden bir alan açılmasının ümidini besleyen Rusya, coğrafi olarak yakınındaki bir ülkede ezeli rakibi ABD’ye ve ABD’nin başını çektiği NATO’ya ait askeri varlıklara muhalefet etmektedir. Öte yandan, Afganistan’ın yeniden inşa edilecek olması ve buradaki boşluğu doldurma gayesi ile yeni yönetim ile iletişim kanalları da aramaktadır.

Çin’in ise Afganistan ile olan 91 km’lik sınırının çok ötesinde planları vardır. Tarihi İpek Yolu’nu canlandıracak olan Çin’in “Bir Kuşak, Bir Yol Projesi”nin “Bir Kuşak” kısmı basına servis edilen haritalarda doğrudan Afganistan’ın üzerinden geçmiyor gözükse de; Afganistan Çin’in adı geçen projesi için stratejik bir öneme sahiptir. Afganistan’ın bu önemini iki gruba ayırabiliriz:

İlk olarak; ABD, Afganistan’daki askeri varlığı üzerinden Asya’daki etki alanını devam ettirdiği senaryodur. Bu durumda, küresel iktisadi rekabette Çin’in en büyük ve tek rakibi ABD’dir. Gelecek küresel ekonomi projeksiyonları göstermektedir ki, bu rekabette ibre günden güne Çin’in lehine doğru kaymaktadır. Tam da bu nokta da, ekonomi dışı konularla da Çin’i çevrelemeye ve sıkıştırmaya çalışan ABD’nin, Asya kıtasındaki etkinliği Çin’in kendi gelecek projeksiyonu için en büyük risklerden birisidir.

İkinci olarak ise; Afrika, Güney Asya ve Latin Amerika’da yaptığı faaliyetlerle “borç diplomasisi” gibi bir kavramın Uluslararası İlişkiler literatürüne girmesine sebep olan Çin için Afganistan’ın yeniden inşa süreci iştah kabartmaktadır. Afganistan bugün, pek çoğu ağır maliyetler gerektiren sayısız altyapı ve üstyapı yatırımına ihtiyaç duymaktadır ki, bu durum Çin için bulunmaz bir fırsattır. Çin için daha heyecan verici olanı ise, Afganistan’ın bu yatırımları rahatlıkla yapabilecek düzeyde olmaması ve bu yüzden Çin’den bu yatırımlar için kredi kullanma ihtimalidir. Bu kredileri ödeyemeyen ülkelerin “borç tuzağı”, “borç diplomasisi” ile liman, demir yolu gibi en stratejik noktalarının en azından uzun yıllar kullanım hakkını alıyor olması ise buzdağının görünmeyen ancak daha çok can yakacak yüzüdür.

Sonuç olarak, Çin, bu yüzyılda tüm Dünya için yeniden en önemli kıta özelliği taşıyan Asya‘da; QUAD ülkeleri (bkz. QUAD ile ilgili köşe yazım) olan ABD, Avustralya, Japonya ve Hindistan’a karşın Pakistan, Rusya ve İran ile yakın ilişkiler tesis etmektedir. Pakistan ile yakın ilişkileri olan Afganistan’ın içerisinde bulunduğu “krizi” de fırsata çevirerek yeni yönetim ile sürdürülebilir ve kendisine avantajlar sağlayacak iletişim kanalları aramaktadır. Kanaatimce, bölgesel işbirliklerinin öneminin arttığı 21. yüzyılda, Afganistan’ın geleceğinin Asya’nın geri kalanından bağımsız düşünülmesi makul değildir.