Adres :
Aşağı Öveçler Çetin Emeç Bul. 1330. Cad. No:12, 06460 Çankaya - Ankara Telefon : +90 312 473 80 41 Faks : +90 312 473 80 46 E-Posta : sde@sde.org.tr

ABD, AUKUS ve Yeni Bir Yol

Gökberk DURMAZ
18 Eylül 2021 13:16
A-
A+

Amerika Birleşik Devletleri (ABD), uzunca bir süredir arka planda kendi kontrolü dışında şekillenen, geçtiğimiz ay da vücut bulan, Afganistan’dan “istediklerini” alamadan çekilmesi üzerine; ulusal ve uluslararası kamuoyu tarafından farklı boyutlarıyla eleştirilmişti. Başkan Biden’ı iç siyasette de zora sokacağına inanılan bu geri adım esasen ABD’nin “dünya jandarmalığı” konusunun da tartışılması idi. 11 Eylül sonrası Orta Doğu’ya yönelik sert politikalarını askeri müdahaleler ile şekillendiren Birleşik Devletler, Türkistan bölgesinin bir parçası olan Afganistan’da muradına eremedi.

Türkistan coğrafyasında Rus varlığı ile geçtiğimiz yüzyıldan bu yana askeri, diplomatik ve siyasi alanlarda yoğun olarak mücadele eden Birleşik Devletler; bugünlerde Asya’nın tamamında varlığını sürdürecek alternatif paktlar arayışı içerisindedir. Geçtiğimiz aylarda NATO 2030 Vizyonu ile yeni mücadele sahasındaki rakibinin Rusların yerine, yükselen Çin olduğu vurgusu ile ABD’nin NATO coğrafi yetki alanlarının sınırlarını zorlayan bu talebi, ülkeyi pakt alternatiflerini arttırmaya sevk etmektedir.

ABD’nin II. Dünya Savaşı ve Kore Savaşı sonrası Asya-Pasifik coğrafyasında kurguladığı (Çin ve Rusya’ya karşı) oyun daha çok ulusal güvenliğini sağladığı Japonya ve Güney Kore gibi ülkeler üzerinden olmuştur. İlerleyen süreçte Asya-Pasifikte yükselen Çin’in nüfuzu karşısında, ABD kendi safına Çin kadar nüfuzu olmasa da nüfusu olan Hindistan’ı katmıştır. O güne değin Asya-Pasifik olarak dillendirilen coğrafya, ABD tarafından Hint-Pasifik olarak adlandırılmaya başlanılmıştır.[1]

Müteakiben, ABD, Japonya, Hindistan ve Avustralya arasında dörtlü bir yapı olarak kurgulanan QUAD[2]; askeri ve iktisadi “mücadele hedefi” olarak Çin ve Rusya’ya karşı kurgulansa da, ABD tarafından beklenilen katkıyı veremeyeceği anlaşılmış olacak ki, AUKUS gibi yeni bir pakta ihtiyaç duyulmuştur. Avustralya’dan “AU”; İngiltere’den “UK”; ve ABD’den “US” kısaltmalarını alarak isimlendirilen “AUKUS Paktı” ile QUAD dahlindeki ülkeleri karşılaştırmak gerekirse: QUAD’da başı ABD’nin çektiği ve ABD ile çok yakın ilişkiler içerisinde olan Japonya ve Hindistan’a Avustralya’nın eklemlendiği bir yapı olarak kurgulanmıştır.

AUKUS’a gelindiğinde ise (kanaatimce) Afganistan’daki başarısızlığın ardından Türkistan coğrafyasında, Uluslararası İlişkiler literatüründe “Büyük Oyun” (the Great Game) olarak bilinen; 19.yüzyıl Rus-İngiliz çekişmesinin de getirdiği tecrübe ile bölgedeki dengelere daha çok hakim olan İngiltere’nin başını çektiği bir yapı görülmektedir. İngiltere’nin Genel Vali ile idare ettiği Avustralya ise bu kez İngiltere kontenjanından Pakta dahil olmuştur. ABD ise elbette bu paktın güçlü bir üyesidir, lakin “Anglo-Sakson Paktı” olarak adlandırdığım bu yapı içerisindeki üstün güç kanaatimce İngilizlerdir. Şayet böyle olmasa idi, İngiltere kolaylıkla QUAD’a eklemlenebilirdi. Ancak böyle olmadı.

ABD’nin kuruluş öyküsüne baktığımızda da temel refleksin; siyasi ve sosyolojik olarak kopuş yaşadığı Avrupa’ya, ekseriyetle de İngiltere’ye karşı olduğunu görebiliriz. İngilizler, Yeni Kıta’dakileri vergilendirmenin çeşitli yollarını aramış ve bulmuşlardı. Bunlardan bir tanesi de “çay” üzerinden yapılan fahiş vergilendirme idi. Boston Çay Partisi (Boston Tea Party-1773) olarak bilinen vaka ile Amerikalılar; Boston Limanında sadece çayı denize dökmemiş esasen İngilizlerin vergilendirmesini de “denize dökmüşlerdi”. Siyasi bağımsızlığın yolunun, iktisadi bağımsızlıktan geçtiğinin farkında olan Amerikalılar bu vaka sonrası İngiliz boyunduruğundan kurtularak müstakil bir devlet kurmuşlardı.

Buna rağmen, Orta Doğu ve Asya başta olmak üzere pek çok bölgede istihbarat faaliyetlerinde önde olan İngilizlerin, ABD’yi desteklediği biliniyor. Dahası ilerleyen süreçte; İngiltere, ABD, Avustralya, Kanada ve Yeni Zelanda (gibi Anglo-Sakson ülkeler) arasında “Beş Göz” (Five Eyes) olarak bilinen “milletler üstü” bir istihbarat paylaşım ağı oluşmuştur.

Ancak, AUKUS Paktı’nın oluşum sürecine giden yolları ve ABD’nin “dünya jandarmalığından” attığı geri adımları iyi okumak gerekirse; AUKUS Paktı ABD’nin küresel siyasette Anglo-Sakson çizgiden ayrılamayacağını ve bir nevi bu “tahakkümü” kabul ettiği anlamına gelebilir. Bu Pakta, Five Eyes’da olduğu gibi Kanada ve Yeni Zelanda’nın da iştiraki şaşırtıcı olmayacaktır. ABD’nin böylesine bir Anglo-Sakson “kıskacının” içerisinde tutulması ise en çok da İngilizlerin küresel siyasette önünü tekrar ve daha da açacaktır.

Öte yandan, Avrupa Birliği (AB) gibi pek çok uzman tarafından yıllardır “çok başarılı” bir entegrasyon örneği olarak gösterilen (ve hatta Türkistan coğrafyasındaki ülkeler için dahi bir rol model olarak gösterilen) bir yapının içerisinde daha fazla kalmak istemeyerek plebisit (BREXIT) sonucunda ayrılan bir İngiltere gerçeği vardır. Şu sıralar diğer ülkelerle müstakilen gümrük birliği anlaşmaları imzalayan Birleşik Krallık bir yandan da henüz açıklanan AUKUS Paktı ile ABD’nin (Türkistan politikaları başta olmak üzere) Asya genelindeki politikalarını “Genel Vali” ile idare ettiği Avustralya ile birlikte şekillendirme yolundadır.

AB tarafında ise AUKUS’un şoku henüz atlatılmış değildir . Esasen, BREXIT sonrası AB denilence akla gelmesi gereken ve Birliği domine eden iki ülke vardır: Fransa ve Almanya. Geçtiğimiz yüzyıllarda dünya siyaseti açısından etkili bir emperyal ülke konumunda olan Fransa, bu günlerde sömürge coğrafyalarında azalan gücünü ve etkisini arttırmaya çalışıyor. Şüphesiz, Fransızca’nın yabancı dil öğrenenler için daralan kullanım alanı ve buna paralel eskisi kadar tercih edilmiyor olması Fransız kültürel emperyalizminin azalan etkisinin en somut örneğidir. Aynı düzlemde, son dönemdeki tartışmalı iç ve dış siyaseti ile Fransa küresel siyaset için de etki alanını gün geçtikçe kaybetmektedir. Bu durum ise Yüzyıl Savaşları’nda (Hundred Years’  War) mağlup ettiği İngiltere karşısında modern Fransız küresel siyasetinin başarısızlığı olarak da adlandırılabilir.

Almanya öte yandan, Birliğin ekonomi dinamosudur. II. Dünya Savaşı sonrası endüstriyel atılımlara ve ekonomik kalkınmaya ağırlık veren Almanya, 4,5 Trilyon Doları aşan gayrisafi milli geliri ile AB’nin şu anda ekonomisi en üstün gücü konumundadır. Geçtiğimiz yıllarda, farklı gerekçelerle birkaç kez genişleme adımları atan AB, özellikle de ekonomik krizlerle boğuşan ve sürdürülebilir dengeli üretimleri bulunmayan pek çok gelişmekte olan Avrupa ülkesi sebebiyle tartışılır hale gelmişti. Almanya içerisinde de Birliğin mevcut haliyle Almanya’ya faydadan çok zararı olabileceği tartışmaları sürmektedir. Ancak, Almanları endişeye sevk eden en önemli hususların başında ulusal güvenlik ihtiyacı gelmektedir.                II. Dünya Savaşı sonrası Japonya’ya benzer şekilde askeri varlığının çoğunu kaybeden Almanlar, mevcut kaynak ve enerjileri ile iktisadi kalkınmalarını başarıyla sağlamışlarsa da; ulusal güvenlik açısından NATO’ya yani AB ve ABD’ye (Batı Bloğu’na) muhtaç durumdadırlar. Oysa ki, AUKUS sonrası AB içerisinde “Hangi Batı Bloğu? tartışmaları başlamıştır.

Almanya’nın önde gelen yayın organlarından Süddeutsche Zeitung gazetesi AUKUS’un ilan edildiği günü; “utanç veren gün” olarak adlandırmış, bu kararın Transatlantik Paktı’na verdiği zararın çok büyük olduğuna vurgu yapmış; nihayetinde bu kararın “Fransa’yı marjinalleştirdiğinden” söz etmiştir.[3][4] Kanaatimce bu marjinalleştirme diğer AB ülkelerini de pek tabi kapsamaktadır. Fransız Le Figaro yayın organı ise yıllardır nükleer silahlardan uzak duran Avustralya’nın AUKUS ile Çin’e karşı nükleer başlık taşıyan denizaltılarla donatılmasını anlamlandıramadıklarını yazmaktadır.[5]

İngiltere’nin BREXIT planlamasını yaparken AUKUS benzeri bir “Anglo-Sakson Paktı” aklında var mıydı bilinmez ancak; bu durumun şüphesi dahi AB içerisinden tepkilerin yükselmesine sebep olmaktadır. Kendilerini yüz üstü bırakılmış hisseden AB’li yetkililer, tüm birlik üyelerini ABD’nin güvenilmez olduğu konusunda uyarmaktadır.

Sonuç kısmında tekraren Asya’ya dönecek olursak; ABD, Hint-Pasifik olarak güncellediği, QUAD ile şekillendirdiği ittifaklarda kimleri yüzüstü bırakmıştır? Hindistan bu yeni düzenin neresindedir? Daha da önemlisi Japonya ve Güney Kore gibi ülkeler QUAD’dan AUKUS’a geçilirken neden ve nasıl oyun dışı kalmıştır? AUKUS ve Çin-Rusya gibi ittifaklar arasında sıkışmak istemeyen Japonya ve Güney Kore için yeni bir yol yok ise dahi, Türk Dünyası ile birlikte yeni bir yol yapılamaz mı?


 

[1] Bkz. Asya-Pasifikten Hint-Pasifiğe başlıklı köşe yazım.

[2] Bkz. QUAD başlıklı köşe yazım.

[3] https://www.sueddeutsche.de/politik/china-australien-atom-u-boote-1.5411892

[4] https://www.sueddeutsche.de/meinung/china-usa-australien-u-boote-pazifik-1.5412701

[5] https://www.lefigaro.fr/vox/monde/sous-marins-australiens-du-contrat-du-siecle-au-camouflet-de-l-annee-20210916