Adres :
Aşağı Öveçler Çetin Emeç Bul. 1330. Cad. No:12, 06460 Çankaya - Ankara Telefon : +90 312 473 80 41 Faks : +90 312 473 80 46 E-Posta : sde@sde.org.tr
Çin İnsan Hakları Heyeti SDE’deydi
27 Kasım 2019 14:59

Çin Halk Komitesi Eski Başkan Yardımcısı ve İnsan Hakları Geliştirme Vakfı Başkanı Huang Mengfu ve Genel Sekreter Men Lijun ile Southwest Üniversitesi İnsan Hakları Enstitüsü’nden Profesör Zhang Yonghe, CPC Merkez Komitesi İnsan Hakları Geliştirme ve İletişim Merkezi Tanıtım Merkezi Müdür Yardımcısı Zhang Yan, Çin'in Ankara Büyükelçiliği Müsteşarı Cheng Weihua'nın aralarında bulunduğu Çin heyeti Stratejik Düşünce Enstitüsü ekibiyle bir araya geldi.

Uygur bölgesindeki son durumun değerlendirildiği toplantıda SDE Başkanı Muhammet Savaş Kafkasyalı, SDE Başkan Yardımcıları Alper Tan ve Sinan Tavukcu ile SDE Savunma ve Güvenlik Kurulu Başkanı Tümgeneral (E) Dr. Güray Alpar, SDE Savunma ve Güvenlik Koordinatörü Kd. Albay (E) Mithat Işık, SDE İç Politika ve Hukuk Koordintörü Prof. Dr. Tevfik Erdem, SDE Medya ve STK Koordinatörü Bülent Erandaç, SDE Uluslararası İlişkiler ve Dış Politika Uzmanı Dr. Hatice Çelik, SDE Ekonomi ve Finans Uzmanı Dr. Merve Karacaer Ulusoy’un yanısıra SDE Yüksek İstişare Üyesi Prof. Dr. Hamza Yılmaz, Büyükelçi Ergin Soner ve TİKA Başkan Danışmanı Ali Maskan da hazır bulundu.

Çin İnsan Hakları Geliştirme Vakfı Başkanı Huang Mengfu yaptığı konuşmada “Çin çok uluslu ve çok dinli bir ülke. Tüm Çin halkı için inanç özgürlüğü var. Herkesin hakkını savunuyoruz. Bütün dinlere saygı duyuyoruz. Fakat biz dinin aşırısına karşıyız. Eğer bir dinde aşırı faaliyetler sosyal güvenliği engelliyorsa o zaman ona karşıyız. Biz farklı dinlere inanan insanların oluşturduğu eşit bir topluma inanıyoruz. Sincan’da 20 bin tane ibadethane var. Onlar günlük ibadetlerini rahatça gerçekleştirebiliyorlar. Fakat camilerinde aşırı düşüncelerini yaymaları yasak, buna karşıyız.” diye konuştu.  Huang Mengfu Çin için aşırıcılığı ise  “Eğer Çin’de genç nüfus yasal olmayan bir şekilde din kullanılarak topluma zarar veriyorsa bu aşırılıktır… Yasadışı veya şiddet içeren bir şekilde diğer insanlara ve topluma zarar verilidiği zaman bu aşırılıktır” şeklinde açıkladı.

Çin İnsan Hakları Geliştirme Vakfı Başkanı Huang Mengfu, Uygur bölgesindeki sorunun yaşam standartlarının düşük olmasından kaynaklandığını savunarak, “Hem gelişmekte olan ülkelerde hem de gelişmiş ülkelerde insan hakları konusunda özellikle ırkçılık ve aşırılığı yok etmek için bu kesimleri yoksulluktan kurtarmak gerekiyor” dedi. Huang Mengfu, Çin’de aşırıcılığın din dışında da mevcut olduğunu söyledi ve ekledi “Zenginlere düşmanlık düşüncesi buna bir örnek. Fakat bunlar terörizmden çok ayrı. Bu düşünceleri engellemek için yoksulların kalkınma hızını artırıyoruz. Fakat dinde aşırılık toplumda güvenlik problemi ve ceza eylemleri gibi farklı durumları ortaya çıkarıyor. Bunları çözmek için toplum üzerindeki politikaları düzenlemek ve dinde aşırılığı kaldırmak gerekiyor.”

Southwest Universitesi İnsan Hakları Enstitüsü’nden Profesör Zhang Yonghe ise “Aslında terör bizim için insanların düşmanıdır. Bunun çözümü terör düşüncesinin kaldırılmasıdır. Bazı insanlar dini kullanarak aşırı davranışlarda bulunuyorlar. Bu da toplumda yaşayan insanlara zarar veriyor… Uygur bölgesinde mesleki eğitim merkezleri olduğunu ve bu merkezlerde önemli eğitimler verildiğine dikkat çeken Profesör Zhang Yonghe, “Çin’in merkezinde milyonlarca insanın kamplarda yaşadığı yalandır. Sincan bölgesinde 12 milyon Uygur nüfusu var. Demir parmaklıkları gören BBC ve CNN gibi Batılı medya oraları da ‘kamp’ sanıyor. Merkezlerin sayısı ile ilgili olarak ise, bununla ilgili belirli bir istatistik yok ama bize göre eğitim merkezlerinin niteliği nicel verilerden daha önemlidir” diye konuştu.

“Bizler CNN ve BBC’nin yaptığı haberlerle düşüncemizi oluşturacak insanlar değiliz” diyen SDE Başkanı Muhammet Savaş Kafkasyalı gelişmiş ülke Almanya’nın bile ırkçılık sorununu günümüzde hala çözememesine işaret etti. “Unutmayın ki tarihte ilk hızla gelişen devlet Çin değil. Dünyada birçok ülke hızla kalkındı, ilerledi, sonra yeniden geriledi. Az önce Çin’de bahsettiğiniz aşırılıklardan birinin zenginlere düşmanlık olduğunu söylediniz. İleride ise bu yoksullara düşmanlık olacak. Örneğin bugün İtalya’da kuzey İtalyalılar güney İtalyalıların yükünü taşımak istemediklerini söyleyip devamlı tartışırlar. Yarın aynı şey Çin’de de muhtemelen olacak ve kendi ülkenizin fakirlerini sevmeyesiniz. Bu kapitalizmin belasıdır ve kapitalist yollardan geçenler bunu yaşamak zorunda” ifadelerini kullandı. Kafkasyalı, “Bugünkü uluslararası sistem sonuçlarla uğraşıyor. Oysa bizler sebepleri bulmalı ve bunları çözmeliyiz. Kapitalist devletlerde, gelişen devletlerde zenginliğin de aşırılıkçılığı oluyor ve olacak. Zenginlerin aşırılıkçılığına da sizler belki çözüm bulmak zorunda kalacaksınız. Bir tarafta siz geliştiğiniz için, dünyanın zenginliğini neden Çin ele geçiriyor diyenler olacak, bir taraftan da zenginler biz bu fakirlerle neden bir aradayız diye aşırılıkçı politikalar izleyecekler.” dedi.

Muhammet Savaş Kafkasyalı, Çin yönetiminin Uygur meselesinde daha şeffaf davranması gerektiğine vurgu yaptı. “Konu sizin o merkezleri neden açtığınız veya orada neler yaptığınız değil. Mesele sizin oralarda neler yaptığınızı niçin dünyaya göstermediğiniz. Siz büyük bir devletsiniz ve daha büyük bir devlet olmak istiyorsunuz ya, bunu kimlikten bağımsız olarak söylüyorum, bunları daha şeffaf yaparsanız daha güçlü olursunuz. Bunları önyargı ile söylemiyorum, bunları açıklayın sizler de anlatın” dedi.

SDE Başkan Yadımcısı Sinan Tavukcu ise terör, terörizm ve terörist kavramlarına ilişkin değerlendirmede bulundu. Tavukcu, “11 Eylül’den sonra her şeyi ‘terör’ ile açıklama bize Bush doktrinin bir armağanı. Ben bunu kabul etmiyorum ve ileride de en önemli tartışma konularından birinin bu olacağını düşünüyorum. Geçen sene Kasım ayında bir Rus yetkili, Suriye’de 84 bin terörist öldürdük dedi. Çok uzaktan gelip, üçte biri sivil olan halkı öldürüp terörist diyorlar. Hâlbuki havadan sivilleri ve teröristleri ayırt etmek oldukça güç. 84 bin insan öldürülüyor fakat terörist öldürdüklerini söyledikleri için bu meşru kabul edildi. ABD de Afganistan’da teröristleri öldürdük dedi ve kimse bunu sorgulamaya cesaret bile edemedi. Geçen hafta uluslararası Keşmir Kongresi’ni düzenledik. Bildiğiniz gibi Hindistan ihtilaflı Cemmu-Keşmir bölgesindeki insanları terörist ilan etti. 12 milyon insanın başına 1 milyon asker yığmanın terörizm ile alakalı olmadığı çok belli. Terör bireysel veya örgütlü bir şeydir. Keşmir’de ise tüm insanlar terörist ilan edildi. Terörizm bir vaka evet fakat ABD bize bunu her şeyi meşrulaştıran bir araç olarak bıraktı. Bizler gibi çok dinli, çok milletli halklar için bu hiç uygun değil” diye konuştu.

SDE Başkan Yardımcısı Alper Tan Türkiye’nin yakın geçmişinden örnekler vererek Çin heyetine değerlendirmede bulundu. Tan “Bizim devletimiz 20 yıl boyunca başörtülü kızların üniversiteye gitmesini engelledi. Bir yandan eğitimi desteklediğini söylerken diğer yandan onların eğitim almasını engelliyordu. Bu yasak 20-30 seneye yakın sürdü fakat devlet bunlara baskı kurarak hiçbir şey elde edemediği gibi başörtülü kızların sayısı da giderek arttı. 2010’dan sonra bu yasak kalktı ve şu an devlet de o kızlarda oldukça mutlu. İnanç konusunda bu tür baskıların işe yaramadığını ve yersiz olduğunu belirtmek istiyorum.” dedi.

Çin ve Türk heyeti insan hakları konusunda ortak çalışmalar yapma konusunda hemfikir kaldı.