Stratejik Düşünce Enstitüsü (SDE) Araştırmacısı Abdul Satar KAWA, yaklaşık 40 yıllık askerî kariyeri boyunca Macar Silahlı Kuvvetleri ve NATO bünyesinde önemli görevler üstlenen Albay Zsolt Mikusi ile NATO’nun dönüşümünü, Afganistan tecrübesini, Türkiye’nin İttifak içerisindeki stratejik konumunu, Avrupa’nın savunma geleceğini, yeni savaş teknolojilerini ve değişen küresel güvenlik sistemini konuştu.

Albay Zsolt Mikusi, uzun yıllar Macar Silahlı Kuvvetleri ve NATO bünyesinde görev yapan deneyimli bir askerî uzman. 2009–2010 yıllarında Afganistan’ın Kabil kentindeki ISAF Karargâhı’nda İstikrar Dairesi Askerî Direktör Yardımcılığı görevini üstlenen Mikusi, daha sonraki yıllarda NATO School Oberammergau’da Strateji, Planlama ve Politika Dairesi Direktörü olarak görev yaptı. 2019’dan itibaren ise Roma’daki NATO Savunma Koleji’nde Fakülte Danışmanı ve Katılım Görevlisi olarak akademik politika, uluslararası askerî eğitim ve NATO iş birlikleri alanlarında çalıştı. 2023 yılında gönüllü operasyonel yedek kuvvetlere geçen Mikusi, albay rütbesiyle hizmetini sürdürürken NATO Savunma Koleji’nde sözleşmeli danışman olarak da görev aldı.
“Soğuk Savaş Sonrası İş Birliğine Dayalı Güvenlik Düzeni Çöktü”
SORU: Uzun yıllar NATO ve Macar Silahlı Kuvvetleri bünyesinde görev yaptınız. Sizce Soğuk Savaş’ın sona ermesinden bu yana Avrupa’nın güvenlik mimarisinde yaşanan en önemli dönüşüm nedir?
Albay Zsolt Mikusi: En önemli değişim, Soğuk Savaş sonrası ortaya çıkan iş birliğine dayalı güvenlik çerçevesinin çökmesi ve bunun yerine rekabetin hâkim olduğu, yüksek yoğunluklu bir güvenlik ortamının ortaya çıkmasıdır. Bu durum NATO’yu alan dışı kriz yönetiminden ileri savunmaya, daha yüksek hazırlık seviyesine ve doğu kanadında geniş çaplı caydırıcılığa yönelmek zorunda bıraktı.
Rusya’nın eylemleri NATO’nun savunma duruşunu yeniden şekillendirdi; kolektif savunmanın güçlendirilmesine, kuvvet planlamasının yenilenmesine ve transatlantik dayanışmanın derinleşmesine yol açtı.
“Dört Ülkenin Koordineli Bir Bloku Bölgesel Dengeleri Değiştirebilir”
_1786456475.jpg)
SORU: Türkiye-Pakistan-Suudi Arabistan-Mısır arasında askerî veya stratejik bir iş birliği çerçevesi oluşturulmasına yönelik girişimleri nasıl değerlendiriyorsunuz? Böyle bir oluşum bölgesel dengeleri etkileyebilir mi?
Albay Zsolt Mikusi: Bu girişimler, Müslüman çoğunluğa sahip bazı büyük devletlerin güvenlik ortaklıklarını çeşitlendirme ve geleneksel Batılı yapılara bağımlılıklarını azaltma yönündeki ortak arzularını yansıtmaktadır.
Bu ülkelerin her birinin güçlü motivasyonları bulunmaktadır: Türkiye’nin bölgesel hedefleri, Pakistan’ın askerî kapasitesi, Suudi Arabistan’ın kaynakları ve Mısır’ın stratejik coğrafyası. Ancak bu ülkelerin çıkarları her zaman birbiriyle örtüşmemektedir. Geçmişte benzer gruplaşmalar oluşturma girişimleri siyasi görüş ayrılıkları, rekabetler ve farklı tehdit algıları nedeniyle sorun yaşamıştır.
Dolayısıyla fikir önemli bir potansiyele sahip olsa da bunun tutarlı ve kurumsallaşmış bir güvenlik blokuna dönüştürülmesi, mevcut durumda var olandan çok daha ileri düzeyde bir siyasi yakınlaşmayı gerektirir.
Böyle bir yapı gerçekten hayata geçirilir ve operasyonel hâle gelirse bölgesel dengeleri etkileyebilir. Bu dört devletin koordineli bir blok oluşturması, alternatif bir askerî ve diplomatik güç merkezi yaratarak Orta Doğu, Doğu Akdeniz ve Güney Asya’daki dengeleri değiştirebilir.
Bu yapı üyelerine İran, İsrail ve hatta Batılı ortaklar karşısında daha fazla pazarlık gücü sağlayabilir. Ancak temel mesele açıklamalardan ziyade iş birliğinin derinliğidir: ortak komuta yapıları, müşterek tatbikatlar, savunma sanayisi iş birliği ve ortak siyasi mesajlar gereklidir. Bunlar olmadığı sürece böyle bir oluşum, dönüştürücü bir ittifaktan ziyade jeopolitik bir mesaj niteliğinde kalacaktır.
“Türkiye NATO İçerisinde Benzersiz Bir Stratejik Konuma Sahip”
![]()
SORU: Türkiye’nin NATO içerisindeki rolünü nasıl değerlendiriyorsunuz? Özellikle Karadeniz, Balkanlar, Kafkasya ve Orta Doğu bağlamında Türkiye’nin stratejik önemini nasıl tanımlarsınız?
Albay Zsolt Mikusi: Türkiye, Karadeniz, Balkanlar, Kafkasya ve Orta Doğu’nun kesişim noktasında bulunması nedeniyle NATO içerisinde benzersiz derecede önemli bir role sahiptir. Türkiye’nin coğrafi konumu, güvenlik dinamiklerinin Avrupa-Atlantik istikrarını doğrudan etkilediği bölgelere NATO açısından kritik erişim sağlamaktadır.
Türkiye, Boğazları kontrol etmekte, önemli NATO altyapılarına ev sahipliği yapmakta ve bölgesel caydırıcılık, terörle mücadele ve kriz yönetimine önemli katkılar sunmaktadır.
Karadeniz’de Türkiye, güvenlik dengesinin sağlanması ve gerilimin yönetilmesi açısından vazgeçilmezdir. Balkanlar ve Kafkasya’da güçlü siyasi ve askerî bağları bulunan istikrar sağlayıcı bir aktör olarak hareket etmektedir. Orta Doğu’da ise coğrafi yakınlığı ve sahip olduğu kapasite, Türkiye’yi terörizm, göç baskıları ve bölgesel istikrarsızlıklarla mücadelede cephe hattındaki bir NATO müttefiki hâline getirmektedir.
Genel olarak Türkiye’nin stratejik önemi, NATO güvenliğinin merkezinde bulunan birden fazla harekât alanını aynı anda etkileyebilme kapasitesinden kaynaklanmaktadır.
“NATO Yeniden Kolektif Savunmayı Merkeze Aldı”
SORU: Rusya-Ukrayna Savaşı, Orta Doğu’daki çatışmalar ve devam eden enerji krizleri NATO’nun stratejik önceliklerini nasıl yeniden şekillendirdi? İttifak bugün hangi tehditleri en acil tehditler olarak görüyor?
Albay Zsolt Mikusi: Rusya-Ukrayna Savaşı NATO’yu yeniden yüksek yoğunluklu kolektif savunmaya yöneltti; doğu kanadını güçlendirmeye, ileri konuşlanmayı artırmaya ve savunma harcamalarını hızlandırmaya zorladı.
Orta Doğu’daki çatışmalar ve küresel enerji şokları ise NATO’nun hibrit tehditler, enerji güvenliği, terörizm ve komşu bölgelerdeki istikrarsızlıklarla mücadele etmesi gerektiğini gösterdi. Bu krizler birlikte değerlendirildiğinde, İttifak caydırıcılık ve dayanıklılık açısından daha kapsamlı bir “360 derece” yaklaşımına yöneldi.
Bugün NATO’nun en acil tehdit olarak değerlendirdiği konular arasında Rusya’nın saldırgan tutumu, hibrit ve siber saldırılar, enerji ve kritik altyapıların kırılganlığı, terörizm ve otoriter güçlerle yaşanan daha geniş kapsamlı stratejik rekabet bulunmaktadır.
Özetle bu krizler NATO’yu yeniden temel görevi olan kolektif savunmaya yöneltmiştir. Ukrayna’daki savaş bunun temel itici gücüdür. Aynı zamanda Orta Doğu’daki istikrarsızlık ve enerji şokları, hibrit baskılara ve kritik altyapıların kırılganlığına karşı ne kadar açık olduğumuzu göstermiştir.
“Yapay Zekâ ve İHA’lar Savaşın Doğasını Değiştiriyor”

SORU: Hibrit savaş, siber tehditler, yapay zekâ ve insansız hava aracı teknolojileri geleneksel savaş anlayışını nasıl dönüştürüyor? NATO bu yeni güvenlik ortamına ne ölçüde hazır?
Albay Zsolt Mikusi: Hibrit savaş, siber operasyonlar, yapay zekâ destekli sistemler ve insansız platformlar; barış, kriz ve silahlı çatışma arasındaki geleneksel ayrımı giderek aşındırmaktadır. Bu araçlar, rakiplere silahlı saldırı eşiğinin altında hareket etme, kritik altyapıları hedef alma ve büyük askerî kuvvetler konuşlandırmadan toplumları etkileme imkânı sağlamaktadır.
Yapay zekâ destekli sistemler ve insansız araçlar operasyonların hızını artırmış ve savaş alanını daha şeffaf hâle getirmiştir. Siber operasyonlar ve bilgi operasyonları ise geleneksel askerî kuvvetler devreye girmeden çok önce sonuçları şekillendirebilmektedir.
NATO bu ortama uyum sağlama konusunda önemli ilerlemeler kaydetti. Siber alanın operasyonel bir alan olarak kabul edilmesi, mükemmeliyet merkezlerinin kurulması, dayanıklılığın güçlendirilmesi ve yeni teknolojilerin savunma planlamasına entegre edilmesi bunlar arasındadır.
Ancak teknolojik değişimin hızı, uyum sürecinin sürekli olması gerektiği anlamına geliyor. İttifak geçmişe kıyasla daha hazırlıklı durumda; buna rağmen hızla gelişen tehditlerin önünde kalabilmek için yatırım yapmayı, yenilik geliştirmeyi ve savunma sanayisiyle yakın çalışmayı sürdürmesi gerekiyor.
“Avrupa İçin En Gerçekçi Yol NATO İçerisinde Daha Güçlü Bir Avrupa Sütunu”
SORU: Avrupa ülkeleri savunma alanında uzun süredir ABD’ye büyük ölçüde bağımlı durumda. Avrupa Birliği veya Avrupa devletlerinin gelecekte daha bağımsız bir savunma kapasitesi geliştirebileceğine inanıyor musunuz?
Albay Zsolt Mikusi: Avrupa caydırıcılık, ileri düzey askerî kabiliyetler ve stratejik destek unsurları açısından uzun süredir ABD’ye büyük ölçüde bağımlıdır. Ancak son yıllarda Avrupa Birliği ve bazı Avrupa devletleri, savunma harcamalarını artırarak, hazırlık seviyelerini geliştirerek ve kritik kapasitelere yatırım yaparak daha fazla savunma özerkliği yönünde anlamlı adımlar attılar.
Avrupa kesinlikle daha yetenekli hâle gelebilir. Ancak tam bağımsızlık; sürdürülebilir siyasi irade, uzun vadeli yatırım ve üye devletler arasında çok daha derin bir koordinasyon gerektirecektir.
Gerçekte ileriye dönük en güvenilir yol, NATO’dan ayrılmış bir Avrupa savunması değil, NATO içerisinde daha güçlü bir Avrupa sütununun oluşturulmasıdır. Daha güçlü ve yetenekli bir Avrupa, nihayetinde İttifak'ın tamamını güçlendirecektir.
“ABD’nin Rolü Azalırsa NATO Daha Fazla Avrupa Liderliğinde Olmak Zorunda”
SORU: Muhtemel bir “Amerika sonrası NATO” senaryosunda Avrupa nasıl bir güvenlik stratejisi izlemek zorunda kalır? ABD’nin rolünün azalması NATO’nun geleceğini nasıl etkiler?
Albay Zsolt Mikusi: Avrupa, ABD’ye bağımlılıktan güvenilir bir öz savunma kapasitesine geçmek zorunda kalacaktır. Bunun anlamı daha yüksek savunma harcamaları, daha güçlü bir savunma sanayisi kapasitesi ve daha bütünleşmiş bir Avrupa askerî yapısıdır.
Avrupa ayrıca nükleer caydırıcılığın kim tarafından sağlanacağı sorusuna da açıklık getirmek zorunda kalacaktır. Bu muhtemelen Fransa ve Birleşik Krallık'ın nükleer kuvvetlerinin siyasi rolünün genişletilmesiyle mümkün olabilir. Kısacası Avrupa, büyük ölçüde kendi imkânlarıyla yüksek yoğunluklu bir çatışmayı caydırabilecek ve gerektiğinde böyle bir çatışmaya girebilecek kapasite oluşturmak zorundadır.
NATO ise çok daha fazla Avrupa liderliğinde bir yapıya dönüşür ve ABD merkezi sütun olmaktan çıkarak daha çok destekleyici bir ortak rolüne geçer. İttifak yine işlevini sürdürebilir; ancak bunun için Avrupalıların özellikle hava savunması, uzun menzilli saldırı kapasitesi, lojistik ve komuta yapılarındaki kapasite açıklarını kapatmaları gerekir.
Bunu başaramazlarsa NATO'nun daha zayıf ve daha sembolik bir örgüte dönüşme riski bulunmaktadır. Bu durumda gerçek güvenlik, AB çerçeveleri veya bölgesel koalisyonlar tarafından sağlanabilir.
“Geleceğin Subayları Stratejiyi, Teknolojiyi ve Belirsizliği Birlikte Yönetebilmeli”
SORU: Uzun yıllar askerî eğitim, strateji ve NATO akademik kurumlarında çalışmış biri olarak genç subayların ve uluslararası ilişkiler öğrencilerinin geleceğin güvenlik ortamına hazırlanabilmeleri için hangi becerilere sahip olmaları gerektiğini düşünüyorsunuz?
Albay Zsolt Mikusi: Genç subaylar ve uluslararası ilişkiler öğrencileri, önceki nesilleri şekillendirenlerden oldukça farklı bir beceri setine ihtiyaç duyuyor. Geleceğin güvenlik ortamı daha hızlı, daha belirsiz ve teknoloji tarafından çok daha fazla şekillendiriliyor.
Her şeyden önce üç şeye ihtiyaçları var: stratejik okuryazarlık, teknolojik yetkinlik ve belirsizlik altında uyum sağlayabilme kapasitesi.
Stratejik açıdan büyük güç rekabetini, caydırıcılığı ve ittifak siyasetini yalnızca soyut teoriler olarak değil, gerçek dünyadaki karar alma süreçlerinin araçları olarak anlamaları gerekir.
Teknolojik açıdan siber operasyonlar, yapay zekâ destekli sistemler, uzay sistemleri ve bilgi savaşı konusunda yetkin olmaları gerekiyor; çünkü bu alanlar artık her çatışmayı şekillendiriyor.
Son olarak insani becerilere ihtiyaçları var: eleştirel düşünme, kültürler arası iletişim ve belirsizliğin olağan olduğu çok uluslu ortamlarda liderlik yapabilme yeteneği. Gelecekte başarılı olacak subay ve analistler, siyasi kavrayışı, askerî anlayışı ve teknolojik farkındalığı tutarlı bir bütün içerisinde birleştirebilenler olacaktır.
“Afganistan, Askerî Gücün Tek Başına Kalıcı İstikrar Sağlayamayacağını Gösterdi”
_1786456576.jpg)
SORU: Afganistan’daki ISAF Karargâhı’nda görev yaptığınız dönemde sahada karşılaştığınız en büyük güvenlik ve istikrar sorunları nelerdi? NATO, Afganistan tecrübesinden hangi temel dersleri çıkardı?
Albay Zsolt Mikusi: Sahadaki en büyük sorunlar; değişen koşullara uyum sağlayabilen bir isyan hareketi, zayıf yerel yönetim ve vilayetler genelinde tutarlı bir güvenlik ortamının oluşturulamaması nedeniyle parçalanmış güvenlik yapısıydı. İsyancıların güvenli bölgeleri, Afgan kurumlarının sınırlı kapasitesi ve karmaşık siyasi ve aşiret yapısı içerisinde çok uluslu çabaların koordinasyonundaki güçlükler sürekli karşılaşılan sorunlar arasındaydı.
NATO, güvenilir yerel yönetimler, sürdürülebilir kurumlar ve uzun vadeli siyasi kararlılık olmadan askerî gücün tek başına kalıcı istikrar sağlayamayacağını öğrendi. Afganistan misyonu, başlangıçtan itibaren gerçekçi hedeflerin belirlenmesinin, bütünleşik sivil-askerî planlamanın, güvenilir yerel ortakların ve açık geçiş stratejilerinin önemini ortaya koydu.
“Dünya Parçalı ve Rekabetçi Bir Çok Kutupluluğa Doğru Gidiyor”
SORU: Sizce önümüzdeki on yılda küresel güvenlik sistemini en derinden şekillendirecek gelişmeler neler olacak? Dünya gerçekten çok kutuplu bir düzene doğru mu ilerliyor?
Albay Zsolt Mikusi: Kısaca ifade etmek gerekirse dünya; büyük güç rekabetinin, yıkıcı teknolojilerin ve giderek daha iddialı hâle gelen bölgesel güçlerin güvenlik dinamiklerini öngörülmesi zor biçimlerde yeniden şekillendirdiği, karmaşık ve rekabetçi bir çok kutupluluğa doğru ilerliyor.
Üç temel güç öne çıkıyor.
Birincisi, özellikle ABD ile Çin arasındaki büyük güç rekabeti stratejik ortamı şekillendirmeye devam edecektir. Diğer güçlerin etkisi artsa bile bu rekabet önemini koruyacaktır.
İkincisi, teknoloji gücün temel belirleyicilerinden biri hâline gelecektir. Yapay zekâ, siber kapasite, uzay sistemleri ve otonom silahlar caydırıcılığı, tırmanma dinamiklerini ve savaşın niteliğini yeniden şekillendirecektir.
Üçüncüsü, Hint-Pasifik’ten Orta Doğu ve Avrupa’ya kadar küresel sonuçlar doğuran daha fazla bölgesel krizle karşılaşacağız. Bunun nedeni büyük güçlerin giderek daha fazla alana yayılması ve bölgesel aktörlerin daha iddialı hâle gelmesidir. Bu dinamikler önümüzdeki on yılı daha öngörülemez, daha rekabetçi ve daha askerîleşmiş hâle getirecektir.
Evet, dünya çok kutuplu bir düzene doğru ilerliyor; ancak bu, istikrarlı bir “güçler uyumu” şeklinde olmayacaktır. Bunun yerine parçalı bir çok kutupluluk dönemine giriyoruz.
ABD ve Çin iki baskın kutup olmayı sürdürüyor. Ancak Hindistan, Türkiye, Japonya, Suudi Arabistan, Brezilya, Güney Kore ve Avrupa Birliği gibi orta ölçekli güçler, bölgesel sonuçları şekillendirecek ve büyük güçlerin saf tutma baskılarına direnebilecek düzeyde ekonomik ve askerî ağırlığa sahip hâle gelmiştir.
Bunun sonucunda sabit bloklardan ziyade birden fazla ağırlık merkezinin, birbiriyle örtüşen koalisyonların ve değişken ortaklıkların bulunduğu bir sistem ortaya çıkmaktadır.
Dünya çok kutupludur; ancak bu çok kutupluluk aynı zamanda akışkan, rekabetçi ve çoğu zaman tutarsız bir nitelik taşımaktadır.
Albay Zsolt Mikusi Kimdir?
Albay Zsolt Mikusi, 11 Nisan 1964 tarihinde Macaristan’ın Devecser kentinde doğmuştur. Evli ve bir erkek çocuk babası olan Mikusi, uzun yıllar Macar Silahlı Kuvvetleri ve NATO bünyesinde çeşitli görevlerde bulunmuş; askerî eğitim, strateji, ortak operasyonlar, askerî planlama ve uluslararası güvenlik alanlarında uzmanlaşmıştır.
1982–1986 yılları arasında Kossuth Lajos Askerî Koleji’nde Mekanize Piyade alanında eğitim almıştır. Daha sonraki yıllarda İsviçre Federal Ordusu Piyade Subay Kursu’na katılmış ve Zrínyi Miklós Ulusal Savunma Üniversitesi’nde Mühendis-Öğretmen (Andragoji) diploması elde etmiştir.
1997–2000 yılları arasında Avusturya’nın Viyana kentindeki Ulusal Savunma Akademisi’nde (LAVAk) 15. Genelkurmay Kursu’nu tamamlamıştır. Ayrıca NATO School Oberammergau bünyesinde NATO personel subaylığı, akademik eğitmenlik, stratejik iletişim, kalite güvencesi ve ISAF görevlendirme öncesi hazırlık gibi birçok uzmanlık eğitimine katılmıştır.
Meslek hayatına 1986 yılında Kossuth Lajos Askerî Koleji’nde atış eğitmeni olarak başlamış, ardından taktik eğitmeni olarak görev yapmıştır. 2000’li yıllardan itibaren NATO ve Macar Savunma Kuvvetleri bünyesinde üst düzey görevler üstlenmiştir. NATO Askerî İrtibat Grubu Kıdemli İrtibat Subayı, Macar Savunma Kurmay Başkanlığı’nda askerî danışman, NATO School Oberammergau’da kurs direktörü ve eğitmen olarak görev yapmıştır.
2009–2010 yılları arasında Afganistan’ın Kabil kentindeki ISAF Karargâhı’nda İstikrar Dairesi Askerî Direktör Yardımcısı olarak görev yapmış; Afganistan’daki NATO operasyonlarının eğitim, koordinasyon ve istikrar süreçlerinde aktif rol üstlenmiştir.
Daha sonra Macar Savunma Kuvvetleri Merkez Eğitim Üssü Komutanlığı, Astsubay Akademisi Komutan Vekilliği ve NATO School Oberammergau Strateji, Planlama ve Politika Dairesi Direktörlüğü görevlerini yürütmüştür.
2016–2019 yılları arasında Macar Savunma Kurmay Başkanlığı ve Savunma Bakanlığı bünyesinde eğitim ve bireysel eğitim alanlarında üst düzey yöneticilik yapmıştır.
2019 yılından itibaren Roma’daki NATO Savunma Koleji’nde (NATO Defense College) Fakülte Danışmanı ve Katılım Görevlisi olarak çalışmış; akademik politika, uluslararası askerî eğitim ve NATO iş birlikleri alanlarında faaliyet göstermiştir.
2023 yılında gönüllü operasyonel yedek kuvvetlere geçerek albay rütbesiyle hizmetine devam etmiş ve aynı yıl NATO Savunma Koleji’nde sözleşmeli danışman olarak görev almıştır.
Macarca ana dili olup İngilizce ve Almanca dillerini ileri düzeyde, Rusçayı ise temel seviyede bilmektedir.
Albay Mikusi, yaklaşık 40 yıllık askerî kariyeri boyunca 40 Yıllık Hizmet Madalyası, NATO Hizmet Madalyaları, ISAF Görev Madalyası, Barışı Koruma Hizmet Madalyası ve çeşitli üstün hizmet nişanları dâhil olmak üzere çok sayıda askerî ödüle layık görülmüştür.
Diğer İçerikler