Adres :
Aşağı Öveçler Çetin Emeç Bul. 1330. Cad. No:12, 06460 Çankaya - Ankara Telefon : +90 312 473 80 41 Faks : +90 312 473 80 46 E-Posta : sde@sde.org.tr
SD DEĞERLENDİRME - Yüzü Olan Yüzleşsin
Köksal Çiftçi
12 Şubat 2019 10:16

Köksal Çiftçi

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Nisan’ı sözde “Ermeni Soykırımını Anma Günü” ilan etmiş.

Fransa’nın bu konuya gösterdiği özel ilgi malum.

Bu merakın sebebi kimi zaman siyasi rant oluyor kimi zaman Türk düşmanlığı, çoğu zaman her ikisi birden.

Ateş olmayan yerden duman çıkarma çabalarına karşın, Türkiye sürekli savunmaya geçerek her seferinde konunun tarafsız ve iyi niyetli bir yaklaşım ile çözülebileceğini vurguluyor. Ancak özellikle Fransa’dan bu meseleyle ilgili  “iyi niyet ve tarafsızlık” beklemek aşırı iyimserlik olacaktır.

Paçamızı silkelemekle kurtaramayacağımızı anlayarak, ısırmalıyız belki!

Ahlaki değerlerin “göze göz, dişe diş” olarak tanımladığı ve uluslararası hukukta “mütekabiliyet prensibi” olarak karşılık bulan kavram benimsenmelidir. Bu derece tavizsiz ve dik duruşa sahip bir ülkenin özgeçmişinde bırakın soykırımı, en ufak insan hakları ihlali dahi olamayacağı düşünülebilir.

Öyle ya “karşı kişinin gözünde çöp arayanın kendi gözünde kiriş olmamalı”.

Peki gerçekten öyle mi?

Her fırsatta Türkiye’yi geçmişiyle “yüzleşmeye davet” eden Fransa’nın “yüzü” ne kadar ak acaba?

Gelin bu sorunun cevabını Fransa’nın yakın tarihinde arayalım. “Yakın Tarih” diyoruz çünkü göreceksiniz hiç uzaklara gitmeye gerek yok. Zira karşılaşacağımız hadiselerin hepsi için anma günü düzenlemeye kalksak, takvimin günleri yetmez.

“Vendee Şavaşları”

1789 İhtilalinden sonra çıkan iç şavaş, Cumhuriyetçiler ile bunların devirdiği Katolik Kraliyet Taraftarları arasında meydana gelmiştir. Vendée ve Chouannerie savaşı sırasında savaş esirlerine ve sivillere karşı birçok katliam yapıldı. Kıyımların toplamı, 1792 ile 1801 arasında, on binlerce kişiden belki de 100.000'den fazla kurbana sebep oldu.

Günümüzde bile ülkenin büyük tabularından birisi olan “Vendee Şavaşıları” devleti yönetenler tarafından bir grup insanı sistematik ve planlı olarak, dini inançlarından dolayı, toplu halde yok etmek için düşünülmüş ve uygulamaya konulmuş bir programın çok somut ve belgeli bir örnektir.

Bkz: Le Génocide franco-français, Livre de Reynald Secher.

Napoleon’un Katliamlarından bir örnek: Yafa Katliamı

Yafa kuşatması 3 - 7 Mart 1799, Mısır kampanyası sırasında gerçekleşmiştir. Bonaparte'ın ordusu, Ahmet Paşa'nın Osmanlı kuvvetleriyle karşı karşıya gelmiştir. Büyük bir kahramanlıkla can pahasına  korunan Yafa 4 günlük kuşatma sonucu düşer.

7 ila 10 Mart tarihleri arasında kuşatılanlar, mermiden tasarruf amacıyla, süngü ile idam edilir. Üç günde yaklaşık 3.000 Osmanlı esirini katledilişini eleştirenlere Bonaparte şöyle bağırmış:

“Bu kadar çok mahkumla ne yapmamı istiyorlar? Onları besleyecek yiyeceklerim, onları sınır dışı edecek binalar var mı?”

Fransız kaynakları, yağma ve sivil katliamları içeren bu hadiseler için, en hafif tabirle “savaş suçu” tanımı yapıyorlar.

Daha sonra, asıl hedef olan Akka kenti önünde yenilgiye uğratılan Fransız Ordusunun ve Napoleon Bonaparte’ın gizli tutulan bir çok savaş ve insanlık suçlarından sadece birisi bu.

Bk: Histoire scientifique et militaire de l'expédition française en Égypte

Yahudi Soykırımında Fransız İşbirliği

1940-1944 yılları arasında, Mareşal Pétain’in önderliğindeki Vichy rejimi tarafından, Nazi Almanya’nın Fransız topraklarını işgal etmesiyle, gönüllü ortak eylem ve işbirliği tarihe “Collaboration Française” olarak geçmiştir.

Yukarıdaki iki sözcüğün arkasından şu basit ve korkunç gerçek yatıyor:

Fransız Devleti Nazi Almanya’nın bütün eylemlerini onaylamakla kalmayıp zaman zaman fiilen yardım ederek ortak olmuştur.

“Yahudilerin baskınlarında Nazi ideolojisinin hizmetinde olan Fransız polisi dahil Vichy rejimi tarafından yürütülen devlet işbirliğini” içeriyor bu tanım.

Çok boyutlu bu hakikatin en acıklı örneklerinden birisine bakalım şimdi.

“Vel d’Hiv Baskını” adıyla Fransız Tarihinin en kara sayfalarından birisidir bu olay.

İkinci Dünya Savaşı sırasında Fransa’daki en büyük kitlesel Yahudi tutuklamasıdır.

16-17 Temmuz 1942 arasında Paris'te ve banliyölerinde neredeyse üçte biri çocuk olan 13.000'den fazla kişi sınır dışı edilmek üzere tutuklandı ve katledilmek üzere Üçüncü Reich’a teslim edildi. Yüzden daha azı sağ olarak geri dönecektir.

1940-1944 yılları arasında Naziler ile alenen ve resmen iş tutan Fransa “Vichy Rejimini” tanımıyoruz diyerek bütün suçlamalara kapıyı kapatarak inkar yolunu seçmiştir. Acaba bu ret ve inkar politikalarından vazgeçmesini ve tarihi ile yüzleşmesinin zamanı gelmemiş midir Fransa için?

Kaldı ki böyle bir adım aslında bir başlangıç olacaktır çünkü tarihin sayfalarını çevirdikçe karşımıza yeni felaketler çıkıyor.

Cezayir’de İşkence Lekesi

“Bu küçük kitap, Fransız ordusunun suçlarını hatırlamaya yöneliktir. Fransız ordusunu kastediyorum, birkaç memur değil. Ordunun çoğunluğu işkenceci veya katilden ziyade işgalci olsa... katliam yapan, karşı tarafın erkek ve çocukların kafalarını kesen, kadınları sakat bırakan, mensuplarını hiçbir zaman reddetmedi.”

Bu kesin ve keskin cümlelerin sahibi Fransa’nın öndegelen ve saygın tarihçilerinden Pierre Vidal-Naquet’ye ait. (Les crimes de l’armée française, Algérie 1954-1962)

İster bizzat işkencecilere ait, ister kurbanlara olsun, ifadeler; resimler; yazılı emirleri ve hatta suçluları bağışlayan özel yasalar.. Gerekenden çok fazla belge ile sabitlenmiştir bu zülüm.

2017’de Emmanuel Macron yarım ağızla bir “İnsanlık Suçu” olduğunu kabul etse bile hemen arkasından bu işin artık tarihçilere bırakılması gerektiğini söyledi. Tabii bu gayri resmi “tanıma” dahi ülkesinde fırtınalar kopartmaya yetti . Büyük çoğunluk Macronu kınayarak savaş esnasında gelişen olayları devlete ve orduya mal etmenin yanlış olacağı noktasında birleşti.

17 Ekim 1961 Katliamı

Paris : "Burada Cezayirlileri Suya Döküyoruz!"

Cezayirlerin katliamı Cezayir’de kalmayarak başkent Paris’e kadar taşmıştır. 17 Ekim 1961 günü düzenlenen barışçıl bir yürüyüşe dönemin polis müdürü Maurice Papon emrinde 7000 polis ile müdahale etmiş ve en aşağı 200 kişiyi öldürerek Seine nehrine dökmüştü. Su yüzüne vuran cesetlerin toplanması günler almıştı. Talimatı devletin zirvesinden geldiği bilinen bu acımasız baskının da hesabı sorulmayı bekliyor.

Tutsis Soykırımında Fransız parmağı

Fransa'nın 1994'te Ruanda'daki Tutsis soykırımındaki rolü, Fransa ve Ruanda'nın hem içinde hem dışında tartışılmaya hala devam etmektedir. İki ülke arasındaki askeri işbirliği 1975’e dayanıyor. Fransa, 1990’da başlayan Ruanda iç savaşı sırasında Tutsis’in hüküm sürdüğü,  Ruanda Yurtsever Cephesi’ne karşı Hutu hükümetine askeri, mali ve diplomatik destek sağladı. Ruanda'daki Tutsis soykırımı sırasında, bu desteği sürdürdüğü düşünülüyor.

Bu desteğin ölçeği ve soykırım üzerindeki etkisi, özellikle Fransız ve Ruanda hükümetleri arasında son derece tartışmalı ve iki ülke arasındaki diplomatik ilişkileri olumsuz etkilemeye devam ediyor.

Aralık 2013 ile Haziran 2014 arası Afrika’da Cinsel Taciz.

Son yılların skandalı Orta Afrika Cumhuriyeti’nde bulunan Fransız askerlerinin yiyecek veya para karşılığında, çocuk yaşta erkeklere tecavüz ve cinsel istismarda bulundukları suçlamasıyla ortaya çıkmıştır. Bu çerçevede BM tarafından 14 Fransız askerin sorgulandığı basına yansımıştı.

Buna benzer ufaklı büyüklü, ne saymakla ne yazmakla bitecek, Afrika ülkelerinde Fransız Ordusunun “marifetleri” bulunmaktadır.

Sömürge ettiği ülkelerde kıyım ve katliamlarla yetinmemiştir Fransa.

Örneğin 1966'dan 1996'ya kadar 30 yıl boyunca Polinezya'daki nükleer bomba test etti Fransa.

Bu denizaşırı bölge halen testlerin sağlık, sosyal ve çevresel sonuçlarının bedelini ödüyor. Yerel halkın adalet ve tazminat arayışları ise “Devlet Sırrı” engeline takılıyor.

Görüldüğü gibi soykırımdan insanlık suçuna, katliamdan işkenceye kadar ne ararsanız var Fransa yakın tarihinde.

Bu çerçevede Türkiye ve TBMM’ye dost ve müttefik ülke olarak önemli görev düşüyor.

Mesela Fransız dostlarımıza geçmişlerinin karanlık yönleriyle yüzleşmeleri noktasında yardımcı olabilir Türkiye.