Adres :
Aşağı Öveçler Çetin Emeç Bul. 1330. Cad. No:12, 06460 Çankaya - Ankara Telefon : +90 312 473 80 41 Faks : +90 312 473 80 46 E-Posta : sde@sde.org.tr
SD DEĞERLENDİRME - SARI KAMUFLAJLI DEVRİM
Köksal Çiftçi
07 Aralık 2018 12:06

Köksal ÇİFTÇİ / Paris-FRANSA

1 Aralık Cumartesi günü “Paris yanıyor mu” sorusu akıllara geldi. Üçüncü haftasını dolduran sarı yeleklilerin eylemleri hız kesmeyi bırakın, tam aksine, büyüyor.  Şiddetin artarak devam ettiği olayların bilançosu çok ağır. Resmi rakamlara göre kimi doğrudan kimi dolaylı bu eylemlerle bağlantılı 4 ölü, eylemcilerden yaklaşık 800, emniyet güçlerinden 200’den fazla yaralı var ve bunlardan 17’si ağır. Tutukluların sayısı 1600 iken, gözaltına alınan kişiler 1400’e ulaştı. Maddi sonuçları şimdiden kestirmek zor olsa da ekonomiye verilen zarar ile yüzlerce milyon Euro’dan bahsetmek mümkün.

Hükümetin 1 Ocak 2019’dan itibaren istediği akaryakıta ek vergi uygulaması "kalkışmanın” nedeni olarak gösteriliyor. Genel anlamda hayat pahalılığı ve “40 yıllık sosyal ve ekonomik krizin sonucudur” tezi geniş kabul görüyor. Fakat gelişmeleri bir bütün olarak ele alınca üzerinde durulması gereken ayrıntılar ve ilginç bağlantılar dikkat çekiyor.

Sarı Yelekliler: Aşırı Sağ Ve Aşırı Solun Ortak Eylemleri

Sarı yeleklilerin sosyolojik anlamda kim olduklarına baktığımızda iki büyük eğilim görüyoruz.

Birincisi “İtaat Etmeyenler” diye bilinen aşırı sol çizgide siyaset yapan Jean Luc Mélenchon’un hareketi. İhtilalci söylemleri ile dikkat çeken bu parti (la France Insoumise - İtaat Etmeyen Fransa ) ilk günden beri aktif olarak protestolara katılıyor. Sokaktaki eylemcilerin yanı sıra parti liderinden milletvekillerine kadar “İtaat Etmeyenler” ülkenin birçok noktasında protestolara katılıyorlar. Şüphesiz sarı renkli bir devrim bu insanları heyecanlandıran ve artık mümkün gözüken bir hedef gibi duruyor. Öte yandan sarı yeleklilerin içerisinde yabancı düşmanı, İslam karşıtı aşırı sağın fikirlerine yatkın olan çok sayıda insan bulunuyor.

Hatta bu hareketin ana omurgasını oluşturdukları söylenebilir. Zira siyasiler arasında protestolara en açık ve net destek aşırı sağcı Ulusal Birlik Partisi’nden (RN-Rassemblement National) geldi ve gelmeye devam ediyor. Birinci Kara Cumartesi diyebileceğimiz 17 Kasım olaylarının ardından İçişleri Bakanı Christophe Castaner yüz kadar “ırkçı ve faşist” militanı kışkırtıcılıkla suçlamıştı. Bunun üzerine ulusal birlik partisi lideri Marine le Pen sert bir açıklama ile bakana derhal istifa çağırısı yapmıştı.

Kısacası sarı yeleklilerin eylemi çok ilginç ve beklenmedik bir “iş birliğine” sebep oldu. Normal şartlarda bu iki zıt grubun meydanlarda karşılaşmaları çatışma ve kavga ile sonuçlanır idi.

Oysa bu sefer aynı sloganlar ile aynı düşmana karşı uyum içinde yürüyorlar. Bu durum ister istemez, sokak hareketleri ile birlikte erkene alınacak bir seçim ile, İtalyan modeli bir hükümetin iş başına getirilmek mi amaçlanıyor sorusunu akıllara getiriyor. Bilindiği gibi o ülkede, tek ortak noktaları AB karşıtlığı olan, Kuzey Ligi (aşırı sağ) ve Beş Yıldız Hareketi (aşırı sol) birkaç aydır iktidarda bulunuyorlar.  Böyle bir gelişme şüphesiz Avrupa birliği projesine ölümcül bir darbe olacaktır. Bu cinayetten kim kazançlı çıkar diye bakılabilir herhalde.

Derin Gelişmeler

Élysee sarayında bir buçuk yılını dolduran Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un ilk icraatlarından birisi Temmuz 2017’de dönemin Genelkurmay Başkanı Pıerre de Villiers’i görevden almak oldu. Bu olay o dönem orduda “büyük rahatsızlık” yorumlarına yol açmış idi.

Üniformayı bırakır bırakmaz bu şahıs yazarlığa soyunmuş ve kısa sürede piyasaya iki tane kitap sürmüştü: “Servir” (hizmet etmek/2017) ve “Qu’est-ce Qu’un Chef” (Liderlik nedir/2019). Bu eserler basın ve yayın organlarında, düşük satışlara rağmen, büyük ilgi gördü. Bir anda gündeme oturan Pierre de Villiers ülke çapında konferanslar ve imza günleri düzenleyerek vatandaşlar ile baş başa görüşme imkânı buldu. Bu ortamda çok dikkat çekici birkaç gelişmeler yaşandı:

-Sarı yeleklilerin sözcülerinden biri şu garip taleple geldi: “İçişleri bakanı Christophe Castaner görevden alınıp yerine derhal Pierre de Villiers konulmalı”.

-Bir diğer sözcü katıldığı televizyon programında: “8 Aralık günü hep birlikte Elizé sarayına yürüyüp orayı basmalıyız” çağrısını yaptı.

-En büyük polis sendikalarından birinin (Alliance Syndicat) yöneticisi 1 Aralık benzeri olayların çıkması durumunda ordunun desteğine ihtiyaç duyulacağını söyledi.

-Sosyal medyada çok sayıda Macron’un idamını veya katlini isteyen yazı ve yorumlar çıkıyor.  

Başarılı bir “story telling”

Ayrıca olaylardaki şiddetin dengeli ve kademeli bir şekilde artması çok düşündürücüdür. Kent gerillasını andıran görüntülere rağmen nasıl oluyorsa çok kontrollü bir şekilde, büyük bir felakete yol açmadan yatıştırılıyor, tabii şiddetin dozuyla beraber talepler, öfke ve gerilimde yükseliyor. Moda deyimle çok kontrollü bir darbenin izlerini arayanlar bu günlerde yaşanan olaylarda bulabilirler. Nitekim Élizé Sarayı gece yarısı bir karar ile, başbakan Édouard Philippe’i atlayarak, hükümetin 2019 için akaryakıt dahil bütün ek vergileri iptal ettiğini açıkladı. Acil ve panik içinde alınan bu karar sarı yeleklileri tatmin etmediği gibi Başbakan ile Cumhurbaşkanının arasını açacak gibi gözüküyor. Arap Baharı’ndan sonra acaba bir Fransız Kışı’na doğru mu gidiyoruz?

 Görelim Mevla neyler, neyler ise güzel eyler.

07.12.2018