Adres :
Aşağı Öveçler Çetin Emeç Bul. 1330. Cad. No:12, 06460 Çankaya - Ankara Telefon : +90 312 473 80 41 Faks : +90 312 473 80 46 E-Posta : sde@sde.org.tr
SD DEĞERLENDİRME - “Kutsal Yasa” Değişir Mi?
Köksal Çiftçi
09 Ocak 2019 14:34

Fransa’nın önde gelen Le Figaro Gazetesinde çıkan habere göre 7 Ocak Pazartesi günü Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron Fransa İslam Konseyi’nin (Conseil Français du Culte Musulman CFCM) yöneticilerini kabul etti. Elysée Sarayı’na giden heyetin başında konseyin Türk asıllı Başkanı Ahmet Oğraş vardı. Başbakan Édouard Philippe ve İç İşleri Bakanı Christophe Castener’in katıldığı toplantıda Din ile Devlet işlerini düzenleyen meşhur 1905 yasası ele alınmış.

Görüşme sonrası açıklamalarda bulunan Fransa İslam Konseyi Başkanı Ahmet Oğraş şunları belirtti: “Yasanın temelinde değişiklik öngörülmüyor, uygulamalarda bazı düzenlemeler olabilir.” AFP’ye (Agence France Presse) konuşan Oğraş yapılanların İslam karşıtı değişiklikler olmayacağı garantisini Başkan Macron’dan aldıklarını söyledi. Müslümanların “damgalanmasına son verilmesini” istediğini ekleyen Ahmet Oğraş toplantıdan “Güvenle ayrıldık” ifadesini kullandı. Bu girişimleri, son yıllarda sıkça dillendirilen “İslam ibadetini daha iyi düzenlemek ve denetlemek” projesinin ilk adımları olarak yorumlanabilir.

Seküler ve Ilımlı bir «Fransa İslamı»

Sadece Fransa’da değil bütün Avrupa’da yükselen İslam karşıtlığı (İslamofobi) öyle boyutlara ulaştı ki İslamiyet’in en temel kuralları ve özüne yönelik tartışmalar aldı başını gidiyor. Mart 2018’de Müslümanları “bölücülükle” suçlayan, İslam’ı doğrudan hedef tahtasına oturtan ve “Yüz Aydın” imzasıyla yayınlanan bildiriyi hepimiz hatırlıyoruz. Musevi kökenli düşünürlerin başını çektiği bir grup küstahça taleplerde bulunmuş ve hatta reform adı altında bizzat Kuran’ı Kerim’de değişiklikler istemişlerdi. İçerdiği nefret söyleminden dolayı birçok Fransız’ı dahi rahatsız etmiş ve büyük tartışmalara yol açmıştı bu çağrı. Yeri gelmişken önemli bir ayrıntıya Kısacası değinelim.

Bugün Batı’da “Islamofobi’nin” öncüleri Hıristiyanlar değildir.

Kamuoyu önünde bu savaşı yürütenler Musevi kökenli Siyonist çevrelerdir.

Tartışmaların büyük kısmı Müslüman göçmenlerde gözlendiği iddia edilen “sözde” antisemitizmdir. Buna dayanak olarak Israil devletine yöneltilen eleştiriler kullanılıyor.

Tuzak çok açık:

Siyonist ve Zorba Devlet terörüne (İsrail’i kastediyoruz) karşı olan herkesi, Yahudi düşmanı ilan ederek, diskalifiye etmek.

Konumuza dönersek, sıkça gündeme getirilen “sorunlardan” bazıları şunlar:

  • Cami ve İbadethanelerin yabancı ülkeler tarafından finansmanları
  • Cami yöneticilerin sözde yurt dışı bağlantıları
  • İmamların çoğunun yabancı uyruklu olması, Fransız Kültürünü ve Dilini bilmemesi
  • Bazı vaazların “radikal ve cihatçı” bir İslam’ı teşvik etmeleri. Burada kastedilen Wahhabi, Selefi ve Müslüman Kardeşler akımları. Suudi Arabistan, Katar, Fas ve Cezayir gibi ülkeler bu Cemaatlere para aktarmakla suçlanıyorlar. Fransız yetkililer bu durumdan rahatsız olduklarını her fırsatta söylüyorlar. Cumhurbaşkanı Macron’un Ahmet Oğraş ve yardımcılarıyla yaptığı görüşme ve sonrası yapılan açıklamalar, yürütmenin bu çerçevede bazı önemli kararlar almak üzere olduğunu gösteriyor.

Şöyle özetlenebilir yapılmak istenen:

Fransız Devletinin yetiştirdiği imamlar ile Fransız Devletinin inşa ettiği camilerde “Ilımlı bir Fransız İslam Yaratmak”

Kiliselerin ve Devletin İşlerini Ayıran Yasa: Bir Fransız Tabusu

Üçüncü Cumhuriyet döneminde 9 Aralık 1905’te yürürlüğe giren yasa ilk maddesinde:

“Cumhuriyet, vicdan özgürlüğünü güvence altına alıyor. İbadetin serbestçe kullanılmasını garanti ediyor...” derken;

İkinci maddesinde sıkı kısıtlamalar getiriyor:

“Cumhuriyet hiçbir dini tanımıyor, finanse etmiyor ya da desteklemiyor.”

İşte bu madde devletin hiçbir dine veya dini kuruluşa herhangi bir maddi katkıda bulunmamasına olanak tanıyor. İlk defa 1946 Anayasasına giren daha, sonra “1958 Beşinci Cumhuriyet Anayasasında” yine koruma altına alınan Laiklik ilkesinin pratikte uygulamasını sağlayan 1905 yasası, Fransızlar için hassas bir konu. Dolayısıyla gerek yasal gerek anayasal açıdan mevcut durum iktidarın düşündüğü projeleri hayata geçirmesine imkân tanımıyor. Bu şartlarda 1905 Yasasında değişiklik kaçınılmaz görülmekle beraber bunun kolay bir iş olmayacağı belli. Geniş mutabakat gerektiren bu meseleye yaklaşımlar o kadar farklı ki!

Muhafazakâr ve Ulusalcı sağ cenahtakilere göre İslamiyet zaten kamusal alanda çok fazla kazanımlar elde etmiş durumda. Olası bir değişikliğin mutlaka Müslümanlara yarayacağını düşünerek kesinlikle karşı duracaklardır. Bu kesimin beklentisi çok daha “Radikal”.

Bunlara göre dıştan gelen her türlü yardım ve destek yasaklanmalı elbette. İmamlar Fransız, vaizler Fransızca olmalı ancak bütün bunları Müslümanlar kendi imkanlarıyla yapmalı.

Bu alanlarda verilecek tavizler radikalizmi cesaretlendirir tezini işliyor bu kişiler.

Diğer taraftan katı bir laiklik anlayışı ile hareket edenler için 1905 Yasasında değişikliğe gitmek “Pandora Kutusunu” açma anlamına gelecektir. Fransız elitleri, 1789 İhtilaline dayanan pozitivist ve rasyonalist yaklaşımlar ile Devlete dinlere karşı korunması gereken bir “Mabet” gözüyle bakıyorlar.

Bunların nazarında, göçmenler ile ülkeye giren ve en azından sayısal olarak, engellenemez bir yükseliş gösteren İslam, bir tehdit hatta meydan okumadır. Pozitivizmin kurucusu Filozof ve Sosyolog Auguste Comte’un izinden ayrılmayan bu zevat “Dine karşı Din” gibi kullandıkları “Laiklikten” asla taviz vermemekte kararlı.

Emmanuel Macron’un cephesinden bakalım konuya.

Bir kere “Jesuistler Tarikatında” dini terbiye alan Macron’un inançlara saygılı olduğu biliniyor.

Fakat düşündüğü değişikliklerin birinci amacı İslam dinini kontrol altına almak ve Batı kültürüne “uyumlu” hale getirmek.

Türkiye’de bolca tartışılan ve kaynağının nerelere dayandığı artık bilinen “Ilımlı İslam” Fransız Devletinin gizlemediği nihai hedeftir. Macron’un amaçlarından birisi bu.

Bir diğer motivasyonu Fransa iç siyasetiyle bağlantılı. Bilindiği gibi “Sarı Yeleklilerin” hareketi bitmek bilmiyor ve son gelişmelerle birlikte siyasi krize dönüşmüş vaziyette. “Laiklik” gibi toplumun hassas olduğu konuyu şu sıralarda “kaşımak” acaba yeni bir gündem oluşturma çabası mı sorusunu akıllara getiriyor.  9 Ocak Perşembe günü diğer dini inançların temsilcilerini kapsayan yeni bir toplantının bilgisini Ahmet Oğraş açıkladı. Bu da laiklik tartışmalarının önümüzdeki günlerin sıcak maddesi olacağını gösteriyor. Gördüğünüz gibi nereden tutsak elimizde kalıyor, ama gam yok. Bizler biliyoruz ki:

“Koruyucuların en büyüğü, kendine ait olanı kendisi en iyi şekilde koruyacaktır.”