Adres :
Aşağı Öveçler Çetin Emeç Bul. 1330. Cad. No:12, 06460 Çankaya - Ankara Telefon : +90 312 473 80 41 Faks : +90 312 473 80 46 E-Posta : sde@sde.org.tr
SD DEĞERLENDİRME - Cezayir'de Doğum Sancıları
Ali Maskan
05 Nisan 2019 16:05

Cezayir bu günlerde yeni bir seçim sürecinin sancılı günlerini yaşıyor. İktidar, muhalefet ve uluslararası camianın çok farklı endişeler içinde politika üretmeye çalıştığı bu süreci daha iyi anlamak adına, Cezayir siyasi ve toplumsal tarihinin kırılma noktalarına kısaca değinmek suretiyle bir analiz yapmanın faydalı olduğunu düşünüyorum.

1. Birinci Evre; Fransız Sömürgeciliği

“Ben Fransa’nın Cezayir’i ciddi terkedebileceğine inanmıyorum…  Zira, savaşın
ertesinde kendini idare etmeye aciz bir milletin efendisi olduğumuzu gördük”

A.de Tocqueville

Fransızlar 132 yıllık sömürge döneminde önce ülkenin bütün yazılı evraklarını, sicil kayıtlarını, devletin hafızasını, dilini, idari mekanizmalarını yok ettiler, daha sonra aciz bir millet olarak gördükleri halkın bütün kültürel değerlerini yok edip yeni biri medeniyet inşa etmeye çalıştılar. Amaçları Cezayir’i Fransa’nın bir parçası yapmaktı. Fanon, “sömürgelerdeki şiddet eylemlerinin yegâne amacı… onları insanlıktan uzaklaştırmaktır” diyordu. Cezayir’de 1954’ten günümüze yaşanan ne varsa hepsi bu insanlıktan uzaklaşmanın rehabilitasyonunu çerçevesinde gerçekleşmiştir.

2. İkinci Evre; Bağımsızlık Savaşı ve FLN

1 Kasım 1954’te, bağımsızlık savaşının patlak verdiği tarihten on iki gün sonra Fransız Başbakanı Pierre Mendes, Cezayir’in Fransa’nın bir parçası olduğunu ve bu durumu değiştirmeye kimsenin gücünün yetmeyeceğini beyan etmişti. Dönemin içişleri Bakanı F.Mitterand ayaklanmanın patlak vermesi üzerine “Cezayir Fransa demektir ve Fransa kendi memleketinde kendisinden başka bir otorite tanıyamaz” diye bir açıklama yaptı. Başbakan Mendes France ise “Cezayir uzun zamandan beri Fransız’dır ve Fransa’ya bağlığının delilleri hiçbir zaman pazarlık konusu yapılmamıştır” demişti.

Ulusal Kurtuluş Cephesi (FLN) ülkenin çok farklı siyasal ve toplumsal yapıdaki gruplarını ülkenin bağımsızlığını kazanma yönünde organize ederek bir halk hareketi başlattı. Bu hareketin içinde sosyalistler, laikler ve İslamcılar olmak üzere hemen her grup yer almaktaydı. Kimi Cezayir aydınları ya asimilasyonu ya da reformize edilmiş İslami bir kimliği benimserken, ihtilalci nesil daha pragmatist hareket ediyordu. Aslında hareketin başlangıcında Batı medeniyetine karşı bir mücadelen ziyade, sömürgeciliğe karşı yapılan bir mücadele vardı. Yani bunca farklı grubu bir araya getirerek bir ulus olarak hareket etme kabiliyeti veren ruh “bağımsızlık”tı.

Ancak FLN bu mücadele esnasında, bağımsızlığın kazanılmasını müteakip nasıl bir sistem kurulacağı hususunda herhangi bir hazırlık yapmamıştı, zira böyle bir girişim zaten çok farklı seslerin yükseldiği yapı içerisinde temel hedeften uzaklaşma risklerini arttırabilirdi. Fakat yine de, yapılan çeşitli toplantı ve konferanslarda hedefler konusunda ortaya çıkan görüş ayrılıkları bir sorun olarak varlığını korumayı sürdürdü. 1956’da Soummam vadisindeki yapılan Kongrede, mücadelenin sömürgeciliği ortadan kaldırma mücadelesi olduğu, bunun bir din savaşı olmadığı ifade edilerek, sosyal demokrat bir Cezayir Cumhuriyeti teklifi ortaya atıldı.

Hakikaten de devrim sürecinde Cezayir elitinin yoğun bir şekilde parçalanmış karakteri, Cezayir’in bağımsızlık sonrası siyasal evriminin açıklanmasında da bize çok büyük ipuçları verecektir. Bu yüzden FLN’nin Fransa’yı ülkeden kovmasına rağmen, gerilla savaşının mirası olan farklılıklar ile birlikte yaşamayı başaramaması şaşırtıcı değildi. FLN’nin mevcut ideolojik yapıyı etkili bir siyasal iletişim sistemi şeklinde geliştirmekteki başarısızlığı, kadrolar arasındaki birlik ve beraberliği tesis etmekteki yetersizliği, bağımsızlık sonrası kurulan hükümetin entegrasyon içinde çalışmasına ve ülkenin bir iç çatışma ortamına gelmesine neden oldu.

Bütün bu iç sorunlara rağmen -ki bu sorunlar günümüze kadar devam edecektir- mücadele başarılı bir şekilde sonlandırıldı. De Gaulle 11 Nisan 1961’de “bugün herkes ve bütün dünya bilmelidir ki kendi kaderini yaşamak isteyen Cezayir’i, kendi iradesi ve kendi kanunları altında tutmakta Fransa’nın hiçbir menfaati yoktur. Bu günkü durumda Cezayir bize getirdiğinden çok daha fazlasını bizden götürmektedir” ifadesiyle Cezayir’in bağımsızlığını kabul ediyor ve 18 Mart 1962 yılında imzalanan Evian anlaşmasını 3 Temmuz’da onaylıyordu.

3. Üçüncü Evre; Siyasal Sistem Kurma Arayışları

Cezayir, ulusal hedefleri ifade edecek veya onları başarmak için tutarlı stratejiler geliştirecek geniş tabanlı ulusal bir hareket meydana getirmeyi başaramadı. Bu başarısızlığın en önemli nedeni; sömürge sisteminin ülkede kendi kendine güvenen, halk desteğini sağlamış ve hareketi idare edecek herhangi bir sınıfın ortaya çıkmasını önleyen yapısında yatmaktadır. İlk yıllarda FLN, halkın koloniyal sisteme karşı direncini örgütlemede belirli bir başarı gösterse de devrimin direnme stratejilerini ve kurumlarını oluşturmak konusunda büyük zorluklar yaşadı.

Çünkü 1954’ten önce savaşın politik amaçlarını tarif etmediler ve bunu savaş sırasında da yapmadılar. FLN henüz politika üretecek güce sahip değildi. İdeolojileri de olmadığı için doktrinel içerikten yoksundu. Bu nedenle, FLN liderleri arasındaki politik ve kişisel görüş ayrılıkları devam etti.

Yeni dönemin başkanı Bin Bella tek parti iktidarında kendi konumunu sağlamlaştırmak endişesiyle orduyla arasındaki bağlantıyı sağlayan Albay Bumedyen hariç kendisine rakip olabilecek hemen hemen bütün üst düzey yetkilileri -ki bunlar bağımsızlık mücadelesi esnasında Fransızlara karşı omuz omuza mücadele ettiği -F.Abbas, Ait Ahmet, Belkasım Kerim gibi- yakın arkadaşlarını çeşitli yollarla tasfiye etti.

Toplumsal kültür ile kurulmaya çalışılan siyasal kültür arasındaki farklılıklar kısa zamanda siyasal sistemin meşruiyetini ve tek parti iktidarını zayıflattı. Bu yapısal zayıflamaya, zaten ekonomik politikadan memnun olmayan etnik birimlerin ve bağlantısız dış politikadan hoşlanmayan bazı yabancı ülkelerin kışkırtmaları da eklenince, siyasal iktidarı anayasa dışı yollarla ele geçirme yolu toplumsal politika sahnesine çıkmış oldu: askerler.

Bu siyasi karışıklık ve toplumsal huzursuzluk ortamında, Bin Bella’nın Bumedyen’in yakın arkadaşı Buteflika’yı tasfiye etmek istemesi bardağı taşıran son damla oldu. Bumedyen, 19 Haziran 1965’te, 26 kişilik bir Devrim Konseyi ile yaptığı askeri darbe ile yönetimi ele geçirdi.

“Sosyalizm bundan böyle hakiki anlamını kazanacaktır” diyen Bumedyen, bir taraftan Fransa ile kültürel bağlarını devam ettiriyor diğer taraftan da Müslüman ve Arap kimliğini kendi coğrafyasında ustaca kullanabiliyordu.

Cezayir halkı için, İslam’ın kardeşlik, toplumsal uyum ve eşitlikçilik gibi çağrılarına sosyalizm kapitalizmden toplumdan daha uygun gelmişti. Ordunun gazetesi “bizi komünizmden ayıran şey, bizim sosyalizmi tanrı ile birlikte kurma isteğimizdir” şeklinde açıklıyordu.

1971 sonlarında, Bumedyen’in “sosyalist devrim” olarak başlattığı lakin, 1962 ruhuyla uyuşmayan sosyal reformlar, ülkede İslami söyleme sahip muhalefetin güçlenmesine neden oldu. Meşruiyeti zayıflayan Bumedyen kendini bir anda Bin Bella’nın 1964’te ki ortamında buldu.

4. Dördüncü Evre: Siyasal İslam ve İslami Selamet Cephesi (FIS)

Cezayir’in bağımsızlığını kazanmak ve ülkenin Arap-İslam kimliğini yeniden oluşturmak düşüncesindeki İslami reformculuğun, emperyalist döneme dayanan uzun bir tarihi vardır. Alimler ülkenin bağımsızlığı için mücadele eden FLN’e destek verdiler. Fakat bağımsızlık kazanılınca, bu İslami akım, yönetici çevrelerin dışına atıldı. Tek parti diktatörlüğünü dayatan Cezayirli liderler, daha demokratik özellikteki ideallerin taşıyıcısı olarak ayaklanmaya katılmış olanları da tasfiye ettiler. Muhammed Budiaf’dan Ait Ahmed’e veya Muhammed Harbi’ye kadar birçok insan hapsedildi veya sürgün cezasına çarptırıldı.

Cezayir halkı 1980’li yılların ortasından itibaren yaşadığı derin toplumsal memnuniyetsizlik ve kötülüklerin nedenini 1954’teki bağımsızlık ruhuna yapılan ihanete bağlıyordu. FIS’i ortaya çıkartan güç, bu ihaneti “başlangıçtaki İslami İdeallere” yeniden döndürmek isteyen halk iradesinden kaynaklanıyordu.

1981’de Cezayir Üniversitesinde Kemal Azmel adında solcu bir öğrencinin İslamcılar tarafından öldürüldüğü gerekçesiyle iktidar şiddet kullanan İslami hareketi sindirmek adına birçok insanı hapse attı. Akabinde meydana gelen protesto hareketlerinden sonra Abbas Medeni, Şeyh Abdüllatif Sultani ve Şeyh Ahmet Sahnun da hapse atılanlar arasında yer aldı. Şeyh Sultani 12 Nisan 1984’te gözaltında iken ölmesi Cezayir’deki olayları iyice şiddetlendirdi.

Her geçen gün şiddetlenen olayların 1988 Ekim’inde zirveye ulaşması üzerine Cezayir Devlet Başkanı Şadli Bin Cedid siyasal reformlar yapacağını açıklaması, Cezayir siyasi tarihinde yeni bir dönemin başladığını gösteriyordu. 23 Şubat 1989’da anayasada yapılan değişiklik ile 1962’den beri yeterince toplumsal tabanı olmayan bir tek parti yönetimine son verilerek Cezayir’de çok partili hayata geçildi. Bu gelişme üzerine, Abbasi Medeni ve arkadaşlarının Mart 1989'da kurdukları İslami Selamet Cephesi 16 Eylül 1989'da FIS siyasi bir parti olarak onaylandı.

Haziran 1990’daki yerel seçimlerde 42 belediyenin 32’sini alan FIS 26 Aralık 1991’de yapılan genel seçimlerin birinci turunda 188 sandalye ele ederek ikinci tur seçimleri garantiledi. İkinci tur seçimlerinin yapılmasından beş gün önce ordu yönetime el koydu ve bağımsızlık savaşının önemli simalarından Budiaf Devlet Yüksek Konsey Başkanlığına getirildi. Böylece Cezayir’de 1988 yılında başlayan demokratikleşme süreci çok kısa bir zamanda sekteye uğramış oldu. Askeri darbe ile ülke 1989 yılına kadar bir iç çatışma ortamında büyük sıkıntılar yaşadı.

Esasında Cezayir’deki FIS’ın seçmen desteği sadece kendini davaya adamış sağlam bir yandaşlar çekirdeğine sahip oluşundan değil, ama yönetimin karşısındaki tek seçenek olmalarından da ötürüdür. O yüzden de gördükleri destek, İslamcı bir gündeme oy verenleri olduğu kadar, oyunu hükümete karşı kullanmak isteyenleri de kapsamıştır. Siyasal sistem farklı partilerin kurulmasına katkı sağlamış olsaydı FIS’in muhalif seçmenlerin oyuna sahip olma tekelini zayıflatabilirdi. Kaldı ki Abbas Medeni ve arkadaşları zamanında FLN içinde ülkeleri için mücadele etmiş insanlardı.

5. Beşinci Evre: Siyasal İstikrar Dönemi ve Bouteflika

1999 yılında Liamine Zérval’ın istifasının ardından yapılan seçimlerde ordunun desteğini alarak iktidara gelen Abdulaziz Bouteflika, aynı yıl ve akabinde çıkardığı yasalarla silahlarını bırakan ve bir olaya karışmayan İslamcıların affedilmesini sağlayarak önemli bir toplumsal uzlaşmaya imza attı. Dört dönemdir Cumhurbaşkanlığını yürüten Bouteflika geçirdiği rahatsızlık nedeniyle uzun zamandır ülkeyi hasta yatağından yönetmekte ve halkın karşısına çıkmamaktadır.

Bouteflika’nın beşinci dönem aday olacağı yönündeki haberler üzerine muhalif grupların ülke genelinde protesto eylemlerine başlaması, Cumhurbaşkanının seçim tarihini ertelemesine ve kendisinin hastalığı nedeniyle bir daha aday olmayacağı yönünde açıklama yapmasına neden oldu.

Bağımsızlıktan bu yana devam eden FLN iktidarı bu zamana kadar benzeri halk protestosuna defalarca şahit olmuş bir partidir. Farklı siyasal grupları bünyesine almak suretiyle bağımsızlık mücadelesini kazanan FLN, sonraki dönemde güç aldığı grupların önemli bir kısmını tasfiye etmek suretiyle ülkeyi tek parti sosyalizmiyle yönetti. İktidar her ne kadar sosyalizm söylemi yapmış olsa da aslında yönetim Fransız kültürüne sahip bir elit ve ordu tarafından oluşturuldu.

Bouteflika da 20 yıllık iktidarı boyunca ülkesini ordu ve istihbarat güçleri arasındaki dengelere dikkat etmek suretiyle yönetti. Hasta yatağında olmasına rağmen görevini bırakmaması aslında kendi iradesinin dışında ülkeyi yöneten bu ulusal ve uluslararası güçlerin iradesinden kaynaklanıyordu. Şayet yerine geçirilebilecek bir isim üzerinde anlaşılmış olsaydı şu ana kadar çoktan bu görevi bırakmış olurdu.

FLN iktidara geldiği günden itibaren toplumsal kültür ile siyasal kültür arasındaki dengeyi sağlayamamış olmasından dolayı ülke içindeki huzursuzlukları hiçbir zaman ortadan kaldıramadı. Şayet daha demokratik bir söylemle halkın iradesini ifade edebilecek siyasi yapılanmalara müsaade edilse ve ülkede milli bir ekonominin oluşmasına katkı sağlayabilseydi yıllardır temcid pilavı gibi ısıtılıp ısıtılıp karşısına çıkan bu protestolarla mücadele etmek zorunda kalmazdı.

Parti dışından bir muhalefetin ülke yönetimini ulusal ve uluslararası güçlerin arzu ettiği bir çizginin dışına çıkarma ihtimali, partiye muhalif grupların da parti içinden çıkmasına neden olmuştur. Örneğin bugünkü mevcut Cumhurbaşkanı adaylarından Ali Bin Felis Bouteflika’nın eski Başbakanlarındandır.

Bouteflika’nın, 1990 yılında göreve başlayan istihbarat başkanı General Tevfik’i Eylül 2015’te görevden alması, 2004 seçimlerinden sonra görevden aldığı Genel Kurmay Başkanı Muhammed el-Ammari’nin yerine atadığı Ahmed Gayid Salih ile yakın ilişkiler içinde olması, ordu-istihbarat dengesinde bir tercih yaptığının göstergesiydi. Bu güç dengesi, İstihbarat içindeki silahlı operasyon biriminin Genel Kurmay Başkanlığı’na bağlanması ve istihbaratın birçok yetkisinin Genel Kurmaya devredilmesiyle kendini daha net bir şekilde ortaya koymuştur.

Geldiğimiz aşamada seçimlerin ertelenmesi olumsuz bir gelişme olarak görülse de Bouteflika’nın bir daha aday olmayacağını açıklaması muhalefeti rahatlatmıştır. Ancak seçimlerde ortaya çıkacak adayların kimliği ve kimi temsil ettiği hususu Cezayir’in gelecek yılları belirleyecek en önemli unsurdur. Cumhurbaşkanı halk tarafından mı seçilecek yoksa ordu ve ülke dışı güçler tarafından mı seçilecek? Bu Cezayir’de gelecek yıllardaki toplumsal olaylarında belirleyicisi olacaktır.

6. Altıncı Evre: Geleceğe Dair Umutlu Yıllar

Cezayir’de halkın 1962 yılından bu yana siyasi iktidar ile bir güç mücadelesi içinde olduğu yadsınamaz bir gerçek. Halkın arzu ettiği şey, sömürgecilik sonrasında ortaya çıkan ekonomik sömürgecilik boyunduruğundan kurtulmaktı. Halk bu düşüncesini ortaya koyabilmek adına bugüne kadar muhalif olarak çıkan bütün gruplara destek vermekten çekinmedi. FIS gerçekte tamamıyla İslami söylemi olan grupların bir partisi değildi, o aynı zamanda ülkedeki bütün muhalefetin sesiydi. FIS’i ortadan kaldırmak ülkede radikal İslam’ı ortadan kaldırmak anlamına gelmiyordu, amaç liberalinden, feministine, laikinden sosyal demokratına kadar bütün muhalifleri bastırmaktı. Ama işin özü hangi ideolojik söylemde olursa olsun insanların temelde arzu ettiği tek şey daha müreffeh bir ülkede yaşama arzusuydu.

Burada dikkat edilmesi gereken temel husus, muhalif gruplarda kendini gösteren halk iradesi ne Fransız kültürüne ne de uluslararası sisteme entegre olmada bir düşmanlık duymadıklarıdır. Sadece komprador veya oligark şeklinde ifade edebileceğimiz bir yönetim şeklinin sonlandırılması arzu edilmektedir.

Bundan sonra iktidara gelecek kişi bu yapılanmaya son vermediği sürece Cezayir’de sokağa taşan muhalif hareketler varlığını uzun yıllarca sürdürecektir. Bugün iktidar yanlısı “Milli Duvar” koalisyonu da muhalif “İstişare ve Takip Heyeti” bloğu da dün FLN içinde faaliyet gösteren insanlardan oluşmaktadır. Şayet muhalefetin iktidar mücadelesi de mevcut yapının el değiştirmesi suretiyle devamı şeklinde sonuçlanacaksa bu da bir süre sonra halk tarafından sorgulanacaktır. Bu nedenle bugün kimin iktidara geleceğinden ziya kimin ekonomik ve siyasi reformlar uygulayacağının sorgulanması gereklidir. Bu yapılmadığı sürece iktidara kim gelirse gelsin sistemde değişen tek şey lider ismi olacaktır.

Cezayir Genel Kurmay Başkanı Ahmed Gaid Salah Anayasanın 102. Maddesinin yürürlüğe konarak Cezayir Millet Konseyi Başkanı’nın ülkeyi seçime götürmek üzere 45 gün boyunca devlet başkanlığı görevini üstlenmesi gerektiğini ifade etmesi muhalefet tarafından memnuniyetle karşılandı. Esasında ordunun burada yapmak istediği şey halkı daha fazla sokağa dökmeden yumuşak bir geçiş süreci yaşamaktır. Tabi bu süreç içeriğin değişmesi yönünde bir girişim şeklinde algılanmamalıdır.

Ordunun bu girişimleri ve halkın baskısı üzerine Bouteflika halkından özür dileyerek istifasını sundu. Cezayir’de ordu, parti ve sermaye grupları halkın isteklerini dikkate alarak yumuşak bir geçiş yapmak zorundadır. Ancak yeni gelecek kişi kim olursa olsun mevcut yapıyı radikal bir şekilde değiştirmeye gücü yetmeyecektir. Bu nedenle muhalefetin de onayını alacak parti dışından yeni ve belki de genç bir simanın Cumhurbaşkanı olması güçlü bir ihtimaldir.

1954’teki bağımsızlık ruhunu arayan Cezayir halkı, bu seçimlerde önemli bir adım atmış olacaktır.