Adres :
Aşağı Öveçler Çetin Emeç Bul. 1330. Cad. No:12, 06460 Çankaya - Ankara Telefon : +90 312 473 80 41 Faks : +90 312 473 80 46 E-Posta : sde@sde.org.tr
2018 Yılındaki A.B.D. Eksenli Uluslararası Gelişmeler
Murat Bayar
31 Aralık 2018 15:13

2018 yılının son gününde, geçmiş 12 ayda yaşanan uluslarararası gelişmelere bakıldığında Arakan’dan Avrupa kıyılarına, Yemen’den A.B.D.-Meksika sınırına kadar geniş bir coğrafyada insani krizlerin öne çıktığı; siyasi (Brexit), ekonomik (ticareta çatışması) ve güvenlik (NATO genişlemesi -Ukrayna) alanlarındaki bir çok uyuşmazlığın çözülemediği görülmektedir. Bu yazıda, yıl içinde meydana gelen A.B.D. eksenli bazı önemli gelişmeler ele alınmaktadır.

P5+1 (Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin beş daimi üyesi –A.B.D., Birleşik Krallık, Çin, Fransa, Rusya + Almanya), İran ve Avrupa Birliği arasında 2015 yılında yapılan “İran Nükleer Anlaşması,” A.B.D.’nin 2018 yılı Mayıs ayında çekilmesiyle birlikte tehlikeye girmiş bulunmaktadır. Söz konusu anlaşma (Kapsamlı Ortak Eylem Planı) kapsamında İran uranyum zenginleştirme faaliyetlerini sadece nükleer enerji santrallerinin gereksinimiyle sınırlı tutmayı kabul etmiş, bunun karşılığında yaptırımların kademeli olarak kaldırılmasında mutabakata varılmıştır. Ancak, Trump yönetimi İran’ın sadece “bilinen” tesislerini denetime açtığını; gizli tesislerinde nükleer silah üretimine yönelik çalışmaların devam ediyor olabileceğini; kaldırılan yaptırımlar dolayısıyla geliri artan İran’ın uzun menzilli füze geliştirmeye ve silahlanmaya yoğunlaştığını; sonuç olarak, sadece İran’ın çıkarlarına hizmet eden bu anlaşmayı uygulamayacaklarını ilan etmiştir. Kararı İsrail hükümeti desteklerken Avrupa ülkeleri ve nükleer denetçiler İran’ın anlaşmaya sadık kaldığını öne sürerek eleştirmişlerdir. Sonuç olarak, uzun müzakereler sonucunda varılan bir anlaşmanın A.B.D.’de yönetim değiştiğinde çöpe atılabiliyor olması, sadece İran’a değil, A.B.D.’nin nükleer silahlanma konusunda uyuşmazlık yaşadığı diğer bir ülke olan Kuzey Kore’ye de uluslararası hukukun bağlayıcılığı ve realpolitik konularında, zaten çok iyi bildikleri dersleri hatırlatmıştır.

2006 yılında yaptığı başarılı denemesiyle dünyanın dokuzuncu nükleer silah gücü olan Kuzey Kore, dış denetimlere ve uzun yıllar süren ağır yaptırımlara karşın, ekonomisi zayıf ve kaynak fakiri bir ülkenin dahi siyasi yönetimi kararlı ve istikrarlı olursa bitiş çizgisini görebileceğini ispatlamıştır. O tarihten bugüne kadar nükleer silahlarını geliştirmenin yanı sıra orta ve uzun menzilli füze denemelerine ağırlık veren Kuzey Kore, 2017 yılında Trump yönetimiyle karşılıklı sert söylemlerinden sonra 2018 yılı Mart ayından itibaren bir “yakınlaşma” sürecine girmiştir. Haziran ayında Başkan Trump ve Kuzey Kore lideri Kim Singapur’da bir araya gelmiş ve iyi niyet zaptı imzalamışlardır. Ancak, Kuzey Kore’nin tek taraflı nükleer silahsızlanmaya gitmeyeceğini ilanı, A.B.D.’nin ise söz konusu silahsızlanma olmadan yaptırımları kaldırmamaktaki ısrarı, uyuşmazlığın seyrinde gerçek bir yumuşamanın olmadığına işaret etmektedir. Bununla birlikte, Güney Kore ve Kuzey Kore arasında Nisan ayında imzalanan ortak bildirge, Kore yarımadasında barış ve nükleer silahsızlanmanın tesisi için iki ülkenin söylemlerini yansıtmış, spor ve kültür alanlarında atılan adımlar ise yakınlaşmanın diğer göstergeleri olarak not edilmiştir. Bütün bu gelişmeler birlikte değerlendirildiğinde, A.B.D.’nin yarımadadaki askeri varlığı Kuzey Kore tarafından silahlanmanın meşru gerekçesi olarak görülmekte, karşılıklı güvensizlik ise kalıcı bir anlaşmayı engellemektedir.  

            Kronik ticari açık verdiği ilişkilerde A.B.D.’nin sömürüldüğü tezinden hareket eden Başkan Trump Çin’in yanı sıra Avrupa ve diğer NAFTA ülkelerine karşı gümrük duvarlarını yükseltme hamleleri yapmıştır. Söz konusu sert yaklaşım ve müzakarelerdeki katı tutum önce muhatapların mütekabiliyet çerçevesinde karşılık vermesine yol açsa da 2018 yılı içinde tutumlarını yumuşattıkları görülmüştür. Ancak, Çin telekomünikasyon şirketi Huawei ve üst yöneticisine yönelik yasaklamalar ve soruşturmalar, söz konusu ticaret çatışmalarının adı geçen ülke ile yakın zamanda tatlıya bağlanmayacağına işaret etmektedir. Hal böyleyken Çin’in Başkan Trump’ın hamleleri karşısında belli ölçüde geri adım atması, bazı uzmanlar tarafından Çin’in zamana oynadığı yorumlarına yol açmıştır. Şöyle ki, 2018’de değişen anayasası doğrultusunda Çin Başkanı Xi Jinping dönem limiti olmadan başta kalabilirken A.B.D. başkanları en fazla iki dönem (toplam sekiz yıl) için seçilmektedir. Dahası, yakın çalışma ekibine yönelik soruşturmaların en tepeye tırmanmakta olduğu göz önüne alındığında, Donald Trump’ın başkan olarak ne kadar vadesi kaldığı bilinmemektedir. Bu bakımdan, iki tarafa da ağır zarar verecek bir ticaret savaşına girmektense uyuşmazlığı şu an için dondurmak, Trump sonrasına yatırım yapan Çin liderliği açısından rasyonel bir adımdır.

            Başkan Trump Aralık ayında yaptığı açıklamada, Daeş/IŞİD “artık yenilmiş olduğundan” dolayı Suriye’deki Amerikan askerlerinin tamamını ülkeden çekeceğini duyurmuştur. Pentagon’ın YPG’yi güçlendirme ve destekleme yönündeki uygulamalarının sona ermesi olarak algılanan bu açıklamanın ertesinde Savunma Bakanı ve bölgedeki Başkanlık özel temsilcisi istifa etmişlerdir. Öte yandan, açıklamadan henüz iki gün geçmeden söylemin “tümüyle ve hızlı” çekilmeden “koordineli ve yavaş” çekilmeye dönüşmesi; çekilme gerçekleşse dahi, Amerikan askerlerinin hemen sınırın öte yanındaki Kuzey Irak’ta konuşlanacağı not edilmelidir. Ayrıca, Daeş/IŞİD artık yenildiyse Irak’taki 40,000 Amerikan askerinin çekilmesi neden gündemde değil sorusu henüz yanıtsızdır. Seçim kampanyasından başlayarak en büyük uluslararası tehditler arasında ticaret açısından Çin’i, güvenlik açısından ise İran’ı işaret eden Donald Trump’ın, milli güvenlik danışmanı John Bolton’ın İran’da rejim değişikliği olmadan sonuç alınamayacağına yönelik tutumu da göz önüne alındığında, 2019 yılında adı geçen ülkeyi hedef tahtasına yerleştirmesi beklenebilir. Bu bağlamda, Irak’taki yoğun Amerikan askeri gücünün İran’ın olası bir karşı hamlesine karşı kontrol işlevi görmesi planlanıyor olabilir. Öte yandan, 2020 seçimi öncesinde veya sonrasında farklı bir ismin A.B.D. başkanı olması durumunda Pentagon’un Suriye’deki uygulamalarına geri dönmek istemesi kuvvetle muhtemeldir. Bu isteğin eyleme dönüşüp dönüşemeyeceği büyük ölçüde, o tarihe kadar Suriye’de tarafların kalıcı barış tesis edebilmelerine bağlıdır.

Yukarıda yer verilen vakaların yanı sıra, gazeteci Kaşıkçı’nın katlinden Yemen iç savaşına, Rusya-Ukrayna krizinden Filistin-İsrail sorununa ve iklim  değişikliği tehditine kadar, A.B.D.’nin doğrudan veya dolaylı olarak müdahil olduğu pek çok alanda önemli gelişmeler yaşanmıştır. Bu vakaların tamamında, 2019’a girerken önceye kıyasla daha fazla belirsizlik ve/veya çatışma potansiyeli olduğunu ifade etmek sanırım haksızlık olmayacaktır. Böyle bir konjonktürde, bugüne kadar A.B.D.’nin öncü rolünü üstlendiği uluslararası sistemin artık sürdürülemeyeceğine yönelik yorumların artması doğaldır.