ABD Başkanı Donald Trump, Luiz Inacio Lula da Silva’nın Brezilya cumhurbaşkanlığı seçimlerini kazanmasının ardından sonuçları sorgulayarak, “Yine hileli bir seçim gibi görünüyordu” ifadelerini kullandı. Trump yönetimi, Lula’nın seçimlerde mağlup ettiği rakibi Flavio Bolsonaro ve ailesine ABD vizesi vererek Miami’ye gitmelerine izin verdi. Bolsonaro ise burada kendisini Brezilya’nın meşru lideri olarak ilan etti.
Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ise Lula’yı seçim zaferinden dolayı tebrik ederek Çin-Brezilya ilişkilerini “Küresel Güney ülkeleri arasında dayanışma ve iş birliğinin bir modeli” olarak nitelendirdi. Brezilya’nın en büyük ticaret ortağı olan Çin, Lula döneminde ülkeyle ekonomik ve siyasi ilişkilerini güçlendirmeyi sürdürdü.
Lula’nın yeniden seçilmesi ilk bakışta Çin’in ABD karşısında kazandığı bir zafer gibi görünse de asıl mesele, Brezilya’nın Washington’un baskısına karşı bağımsız bir politika izleyip izleyemeyeceği olarak öne çıkıyor. ABD Başkanı Donald Trump’ın, kendi çizgisinden bağımsız hareket eden Brezilya’yı ekonomik ve siyasi açıdan cezalandırma gücü hâlâ bulunuyor.
Trump yönetiminden Brezilya’ya ekonomik ve siyasi baskı
Trump’ın ikinci başkanlık döneminde Latin Amerika’ya yönelik politikası diplomatik ilişkilerin ötesine geçti. ABD yönetimi, Brezilya’dan yapılan ihracata yüzde 50’ye varan cezalandırıcı gümrük vergileri uygulamaya başladı. Ayrıca Brezilya Yüksek Mahkemesi Yargıcı Alexandre de Moraes’e yaptırım getirildi ve eski Cumhurbaşkanı Jair Bolsonaro hakkındaki davada görev alan diğer yargıçlara vize kısıtlamaları uygulandı.
ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, haziran ayında Brezilya’nın en büyük iki suç örgütünü yabancı terör örgütü olarak tanımladı. Bu adım, Flavio Bolsonaro’nun kamuoyu önünde talep ettiği bir uygulamaydı ve ABD’nin Brezilya topraklarında askerî operasyon düzenlemesinin önünü açabilecek bir gelişme olarak değerlendirildi.
Washington ayrıca bölgede “Amerikaların Kalkanı” (Shield of the Americas) adı verilen yeni bir güvenlik yapılanması oluşturuyor. Bu girişimle ABD, Latin Amerika üzerindeki etkisini yeniden güçlendirmeyi ve bölge ülkelerinin Çin ile yakınlaşmasını engellemeyi hedefliyor.
Jair Bolsonaro, Yüksek Mahkemenin pasaportunu teslim etme kararına uymamasının ardından Brezilya’dan kaçmıştı. Washington’un Bolsonaro ve ailesine vize vermesi, Lula hükümetine karşı siyasi bir araç olarak kullanılabilecek rakibini ABD’de tutma niyetinde olduğu şeklinde yorumlanıyor.
Lula, ABD baskısına karşı denge unsuru
Lula, Çin’in siyasi bir temsilcisi değil, ülkesinin egemenliğini savunan bir Brezilya milliyetçisi olarak öne çıkıyor. Yeniden seçilmesi, Trump’ın göreve dönmesinden bu yana bölgede art arda gerçekleşen yedi muhafazakâr cumhurbaşkanlığı zaferinin ardından siyasi dengeleri değiştirdi. Ayrıca Washington’un Amerikaların Kalkanı girişimine katılması beklenen Bolsonaro yönetiminin yeniden iktidara gelmesini engelledi.
Bununla birlikte Lula’nın hareket alanı oldukça sınırlı. Sağ partiler, yeni Kongre’nin her iki kanadında da çoğunluğu elde etti. Brezilyalıların yaklaşık yarısı ekonominin son bir yılda kötüleştiğini düşünüyor. Yüksek faiz oranları, kredi kartı borçları ve çevrim içi kumarın yol açtığı sorunlar toplumsal hoşnutsuzluğu artırıyor.
81 yaşındaki Lula, kendisine karşı çoğunluğa sahip bir yasama organı ve ABD yönetiminin baskısıyla karşı karşıya bulunuyor.
Çin, Brezilya’nın ekonomik bağımsızlığında rol oynuyor
Brezilya geçen yıl Çin’e yaklaşık 100 milyar dolarlık mal ihraç etti. Bu rakam, ABD’ye yapılan ihracatın yaklaşık üç katına karşılık geliyor. Ancak iki ülke arasındaki ilişkiler artık yalnızca soya fasulyesi, demir cevheri ve ham petrol ticaretiyle sınırlı değil.
Çinli şirketler Brezilya’da elektrik şebekeleri, güneş enerjisi parkları ve elektrikli araç montaj tesisleri inşa ediyor. İki ülke ayrıca Brezilya’nın Atlantik kıyısını Çin tarafından inşa edilen Peru’daki Chancay Limanı’na bağlayacak kıtalararası demir yolu projesini değerlendiriyor.
Kritik mineraller de iki ülke arasındaki rekabetin önemli başlıklarından biri. Bolsonaro’ya yakın bir isim tarafından hazırlanan strateji belgesi, Brezilya’nın kritik minerallerinin işlenmesini ABD ile uyumlu bir tedarik zincirine yönlendirmeyi öneriyordu. Lula’nın yeniden seçilmesi ise bu kaynakların ülke içinde işlenmesine yönelik politikaların devam etmesine imkân sağladı.
Doların etkisini azaltmaya yönelik adımlar
Brezilya ile Çin arasındaki ekonomik ilişkilerde finansal düzenlemeler de önemli yer tutuyor. İki ülke arasındaki 190 milyar yuanlık (28,5 milyar dolar) para takası hattı, Brezilya’ya dolar üzerinden uygulanabilecek baskılara karşı alternatif sunuyor.
Yerel para birimleriyle ticaret yapılması ve Yeni Kalkınma Bankası’nın dolar dışındaki para birimleriyle kredi imkânlarını genişletme çabaları da bu stratejinin parçalarını oluşturuyor. Bolsonaro ise dolara bağımlılığı azaltmayı amaçlayan bu gündeme karşı çıkıyordu.
Çin yatırımları kâr odaklı ve zaman zaman asimetrik bir nitelik taşısa da ABD baskısıyla karşı karşıya kalan ülkeler açısından alternatif bir ekonomik ortağın bulunması, müzakere alanını genişletiyor. Buradaki temel amaç Çin’e siyasi olarak bağlanmak değil, Washington’dan bağımsız hareket edebilmek.
Brezilya’nın bağımsızlığı Lula sonrasında da sürecek mi?
Brezilya’da yaşanan gelişmeler, ABD-Çin rekabetini yakından izleyen diğer Küresel Güney ülkeleri açısından da önem taşıyor. Washington’un seçilmiş bir Brezilya hükümetini gayrimeşru göstermesi, yargıçlarına yaptırım uygulaması, muhalefetine ev sahipliği yapması ve ekonomisini tehdit etmesi, bölgedeki diğer hükümetlere de siyasi bir mesaj veriyor.
Buna karşılık Brezilya’nın stratejik özerkliğini koruması, Çin ve diğer BRICS üyeleriyle sanayi ortaklıklarını geliştirmesi, büyük güçler arasındaki rekabetin ortasında ulusal egemenliğin korunabileceğini gösterebilir.
Ancak Lula sonsuza kadar cumhurbaşkanlığı görevinde kalmayacak. Çin’in Latin Amerika politikasının başarısı, bugün oluşturulan elektrik şebekeleri, demir yolu projeleri, işleme tesisleri ve ödeme sistemlerinin Brezilya’da iktidar değişikliklerinden sonra da varlığını sürdürebilmesine bağlı.
Washington’un hatası Brezilya’yı kendi arka bahçesi olarak görmek. Pekin’in hatası ise Brezilya’yı kendisine bağımlı bir ülke olarak değerlendirmek olacaktır. Küresel Güney ülkelerinin ihtiyacı yeni hamiler değil; ekonomik altyapılar, anlaşmalar ve kendi gelecekleri üzerinde söz sahibi olabilme gücüdür.
Lula’nın seçim zaferi Brezilya’ya zaman kazandırdı. Ancak ülkenin bağımsızlığını güvence altına almak için yalnızca zaman yeterli olmayacak.
Kaynnak- https://www.aljazeera.com/opinions/2026/11/4/lulas-victory-is-a-stress-test-for-the-global-south
Diğer İçerikler