ABD’nin kuruluş felsefesine dair tartışmalar, güncel siyasi söylemler ile tarihsel belgeler arasındaki derin zıtlığı bir kez daha gözler önüne serdi. Karoline Leavitt, düzenlediği basın toplantısında Papa'nın savaş karşıtı açıklamalarına cevaben, ABD'nin yaklaşık 250 yıl önce "Yahudi-Hristiyan değerleri" (Judeo-Christian values) üzerine kurulmuş bir ulus olduğunu ifade etti. Leavitt, ülkenin en çalkantılı dönemlerinde askeri liderlerin ve başkanların halkı duaya çağırmasında hiçbir sorun olmadığını belirterek bu durumu "asil bir davranış" olarak nitelendirdi.
Ancak bu modern yorum, ABD tarihinin bizzat kurucu babalar döneminde onaylanmış en kritik belgelerinden biri olan 1797 Trablus (Tripoli) Antlaşması ile taban tabana zıtlık içeriyor. ABD Senatosu tarafından oybirliğiyle kabul edilen ve Başkan John Adams tarafından imzalanan antlaşmanın 11. maddesi, ülkenin dini kimliğine dair şu kesin ifadeleri içerir:
"Amerika Birleşik Devletleri hükümeti hiçbir şekilde Hristiyan dini üzerine kurulmuş değildir; Müslümanların kanunlarına, dinine veya huzuruna karşı bir düşmanlık karakteri taşımaz; taraflar, dini inançlardan kaynaklanan hiçbir bahanenin iki ülke arasındaki uyumu bozmayacağını ilan ederler."
Leavitt’in "Yahudi-Hristiyan değerleri üzerine kurulu devlet" tezi ile 1797’deki "Hiçbir şekilde Hristiyan dini üzerine kurulmamıştır" beyanı arasındaki keskin uçurum, Amerikan kimliğinin laik temelleri üzerindeki ideolojik çatışmayı yeniden alevlendirdi.