15. ve 19. yüzyıllar arasında Afrika kıtasından koparılarak Amerika kıtasına kaçırılan ve köleleştirilen 12 ila 15 milyon insanın mirasını savunan liderler, Gana'daki zirvede somut bir yol haritası üzerinde uzlaştı. Kabul edilen 19 maddelik eylem planı; mağdur coğrafyalar için kapsamlı borç silme programlarını, sömürge döneminde yağmalanan kültürel varlıkların iadesini ve doğrudan mağdur topluluklara aktarılacak küresel bir tazminat fonunun kurulmasını içeriyor. Ortak metinde ayrıca, kölelik sisteminin tarihsel süreçte Afrikalı kadınlar ve kız çocukları üzerinde yarattığı orantısız yıkıcı etkiye de özel bir başlık açıldı.
Zirvenin açılışında delegelere seslenen Gana Cumhurbaşkanı John Dramani Mahama, sorumluluk bilincine vurgu yaparak şu ifadeleri kullandı:
"Tarih bize geçmişin suçluluğunu miras almamızı söylemez; ancak tarih bize tarihsel bir sorumluluğu miras almamızı emreder."
Macron'dan "Çek Yazarak Hikayeyi Kapatamazsınız" Çıkışı
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron da konferansa video mesaj yoluyla katılarak dikkat çeken değerlendirmelerde bulundu. Köleleştirilen insanların geçmişte sömürgeci devletler tarafından "insanlıktan çıkarıldığını ve birer ticari mal gibi muamele gördüğünü" açıkça kabul eden Macron, buna karşın tazminat meselesinin sadece mali bir düzleme indirgenmesine karşı çıktı. Fransız lider, bu sürecin "tarihi bir hikayeyi tamamen kapatmak adına alelacele yazılmış bir çek" olarak görülmemesi gerektiği uyarısında bulundu.
Batı Dünyası Direniyor: "O Dönem Yasa Dışı Değildi"
Geçtiğimiz Mart ayında BM Genel Kurulu'nda yapılan tarihi oylamada, transatlantik köle ticaretini insanlığa karşı en ağır suç ilan eden karar tasarısı 123 oyla kabul edilmişti. Ancak bu oylamada ABD, İsrail ve Arjantin "hayır" oyu kullanırken, aralarında İngiltere ve Avrupa Birliği (AB) üyelerinin de bulunduğu 52 ülke çekimser kalmıştı. BM Güvenlik Konseyi kararlarının aksine Genel Kurul kararlarının hukuki bir bağlayıcılığı bulunmuyor ve sömürgeci güçler bu boşluğu diplomatik bir kalkan olarak kullanıyor.
Tazminat taleplerini uzun süredir reddeden İngiltere, bugünün kurumlarının geçmişteki yanlışlardan hukuken sorumlu tutulamayacağını savunuyor. Dönemin oylamasında konuşan İngiltere'nin BM Büyükelçisi James Kariuki, "Hiçbir zulüm seti bir diğerinden daha az ya da çok önemli görülmemelidir" diyerek talepleri sulandırmaya çalışmıştı. Benzer şekilde ABD'nin BM Büyükelçisi de, "Gerçekleştiği dönemde uluslararası hukuka göre yasa dışı sayılmayan tarihsel yanlışlar için yasal bir tazminat hakkı tanımıyoruz" diyerek, köleliğin yapıldığı dönemin sömürge yasalarına uygun olduğunu iddia etti ve "tazminat adaletinin" muhataplarının kim olacağının belirsiz olduğunu öne sürdü.
Tarihin Acı Paradoksu: Tazminatı Köleler Değil, Köle Sahipleri Aldı
Dünya tarihinde bugüne kadar hiçbir sömürgeci devlet, köleleştirilen Afrikalıların torunlarına veya bu ticaretten doğrudan etkilenen Afrika, Karayip ve Latin Amerika ülkelerine tek bir kuruş bile tazminat ödemedi.
Tarihsel veriler, hükümetler tarafından bugüne kadar ödenen neredeyse tüm resmi tazminatların köleleştirilen insanlara değil, aksine köleliği kaldıran yasalardan ötürü "maddi zarara uğradığını" iddia eden köle sahiplerine yapıldığını gösteriyor. Bunun en çarpıcı örneği ise İngiltere; Londra yönetimi, 1830'lu yıllarda köleliği resmen kaldırdıktan sonra, ellerindeki insan gücünü kaybeden köle sahiplerine bugünün parasıyla tam 21 milyar dolar (16 milyar sterlin) değerinde devasa bir tazminat ödemesi gerçekleştirmişti.
Diğer İçerikler