Adres :
Aşağı Öveçler Çetin Emeç Bul. 1330. Cad. No:12, 06460 Çankaya - Ankara Telefon : +90 312 473 80 41 Faks : +90 312 473 80 46 E-Posta : sde@sde.org.tr

Zihniyet Değişirse

Abuzer PINAR
21 Mayıs 2020 00:25
A-
A+

2019 yılının Aralık ayında başlayan Covid19 salgını iktisadi hayatı fena halde vurdu. Yakın tarihte yaşamadığımız bir sorun yumağı ile karşı karşıya kaldık bir anda. Mal ve hizmet üretenler faaliyetlerini durdurmak zorunda kalırken, işsizlik olağanüstü boyutlarda arttı ve gelir azalınca talep dibe vurdu. Temel ihtiyaç mallarında ise fiyat artışları ortalamanın birkaç katına ulaştı. Geleceğe yönelik ciddi endişeler hâkim hale gelirken bir slogan türedi: Hiçbir şey eskisi gibi olmayacak!

Dijital çağda uzun yazıları az sayıda insan okuyor. Kısa, vurucu ifadeler kabul görüyor. Lakin sorun şu ki, özlü yazmak ve konuşmak ile herkesin kolay tekrarladığı ve tekrarlandıkça genel kabul görmüş gibi muamele gören ifadeler aynı şey değil. Bu sözü herkes tekrarlasa da, “ne eskisi gibi olmayacak mesela?” sorusunu sormak gerekir. Sormak yetmez. İçini doldurarak cevap vermek gerekir.

Soru basit, cevabı da çok zor değil. Ancak sorun zihniyet ile ilgili. Öncelikle şunu açıkça ifade etmekte yarar var. Zihniyet değişmedikçe ciddi bir değişim olmayacağı kanaatindeyim.

Mesela ne eskisi olmayacak diye sorulduğunda, dile getirilen konulardan birisi uzaktan çalışma. Uzaktan çalışma yeni bir çalışma biçimi değil. Zaten vardı. Bankacılık gibi hizmet sektörlerinde her birimiz bankaya gitmeden onlarca işlemimizi yapabiliyorduk zaten. Şimdi ne oldu? Şartlar hızlıca daha fazla uzaktan işlemi zorladı. Bankalar bir kısım çalışanlarını evde kalarak çalışmaya yöneltti o kadar.

Diğer bir konu dijitalleşme ve yazılım sektörünün daha fazla önem kazanması. Bu da yeni bir mesele değil. Süreç çoktan başlamıştı. Sadece insanlar alışkanlıklarından kolay vazgeçemediğinden yavaşmış gibi görünüyordu. Örneğin interaktif bankacılık üzerinden faturalar rahatlıkla ödenebilir iken belirli bir yaş üstü insanlar, bir aktivite olarak görürler bunu. Belki bir tanıdık yüz görmek, ya da birkaç insanı görüp selam vermek için gidip sıraya girer öyle öderlerdi. Salgınla mücadelede ilk önce dışarı çıkma yasağı ile yüzleşenler de bu kesim oldu.

Milyonlarca çocuk ve genci etkileyen asıl konu uzaktan eğitime geçiş oldu. Bir anda bütün öğrenciler evlerine döndü. Peki, uzaktan eğitim yeni bir konu mu? Elbette değil. Elimizde uzaktan eğitim araçları da var, bu konuda yeterince deneyim de. Ancak salgının zorlaması ile isteğe bağlı değil, herkes bir anda sisteme girmek zorunda kaldı. Zaten elimizde araçlar ve bir miktar deneyim olmasaydı buna bu kadar hızlı geçiş de mümkün olamazdı.

Başka şeyler de oldu. Bir anda temel ihtiyaçların önemi daha fazla hissedildi. Zaten önemli değil miydi? Elbette önemliydi ama öyle bir ekonomik yapı inşa edilmiş ve zihinlere kazınmış idi ki, ilk akla gelen sektör tarım ve gıda değildi mesela. Aslında bunu dile getirenler hiç de az değildi. Ancak bir musibetle yüzleşmedikçe kitlelerce birincil mesele yapılmadı maalesef.

Şimdi ne olacak? Ne değişecek veya ne değişmeli? Baştan beri söylediğim gibi olayın kendisi değil ama etkisi büyük oldu. Nedenine fazla vakit harcamadan sorumuza dönelim.

Öncelikle birçok şeyin değişeceğinde tereddüt yok ama neyin nasıl değişeceği, ne yönde değişeceği ve insanlık için ne vadedeceği önemli. Veya eğer her şey veya en azından bir şeyler değiştirilecekse ne yönde olmalı?

Eğer değişimi konuşacaksak, herhalde bunun parametreleri evden çalışmaya indirgenmemeli. Kısa dönemde devletler, her krizde olduğu gibi para ve gelir destekleri ile devreye girdiler. Hatta yakın dönemde olmadığı kadar büyük desteklerle. Tabi öyle bir daralma geldi ki, bu desteklerin bile yetersiz kaldığı şüphe götürmez. Peki, bu kalıcı olur mu? Yani devamında sıkça tekrarlanan “küreselleşme sona erecek”, “ülkeler içe kapanacak”, “devletler ekonomide daha fazla rol alacak, hatta devletçi politikalar daha fazla ağırlık kazanacak” ifadelerini nasıl okumalı?

Bazı çelişkiler var. Hem dijitalleşme hızla hayatımıza hâkim olacak, hem de küreselleşme son bulacak öyle mi? Hâlbuki iletişim imkânlarının genişlemesi ile ülkeleri müreffeh “yaşanılabilir” kılan siyasal ve ekonomik kriterler fazlasıyla bilinir oldu. Öyle olunca da ülkeler bu parametreler üzerinden rekabet ettiler ve hatta amaç başka olsa da bir devlet bir başka devleti bu parametreler üzerinden köşeye sıkıştırmaya gayret etti. Dünya vatandaşlığından tereddütsüz ve tartışmasız söz ettiğimiz bu dönemde, nasıl bir musibet idi ki bir anda küreselleşmeyi ortadan kaldıracak süreci başlattı!

Değişim doğru okunacak ve yönü belirlenecek ise, araçların amaç haline getirilmesi değil, öze ilişkin hedeflerin doğru konulması gerekiyor. Yani daha fazla dijitalleşme olacak ve daha fazla insan işsiz kalacaksa, tedbirlerimiz ne olmalı? Ülkeler daha fazla içe kapanacak ise nasıl bir dünya bizi bekliyor? Gerçekten bu olacaksa, yeni “küresel” ekonomik yapıdan söz etmek mümkün olur mu artık? Ya da başka ülkelerin ekonomik büyümesi ile neden ilgilenelim? Ya da artık küresel ekonominin büyümesinin aşağı ya da yukarı revize edilmesi kim için ne anlam ifade edecek? Eğer durum buysa artık hiçbir ülke veya politika başka bir coğrafyada yaşanan sorunlardan sorumlu tutulamaz. Birleşmiş Milletler da zaten etkili olmayan misyonu için sorgulanamaz artık.

Çok kısa dönemde, kitlelerin can havliyle yüksek dozdan konuşmasını, taleplerini dile getirmesini anlarım. Lakin akademik çevreleri anlayamam. Tarihin derinliklerine gidip yaşadığımız sorunun olağanüstü olmadığını, örneklerine tarihte çokça rastlandığını ve göreli olarak çok daha tahripkâr olduğunu görme zahmetine katlanmamız gerekir. Tarih boyunca salgınlar ve doğal afetler, bazen büyük çapta olmak üzere defalarca yaşanmıştır. Hayat kaybı bilançosu da, ekonomik sonuçları da, siyasal etkileri de çok daha fazla olmuştur.

Şu anki tartışmalar salgın döneminde alevlenmiş olabilir ama yeni değil. Küreselleşme ilk defa sorgulanmıyor. Devletler ilk defa ekonomilerde daha etkili hale gelmedi. Evden çalışma ile ilk defa tanışmıyoruz. Ticaret kısıtlamaları ve finansal saldırı tartışmalarını ilk defa konuşmuyoruz. Çin-ABD arasındaki alevli ticaret tartışmaları salgından çok önce başladı. Küresel daralma periyodik olarak yaşanır. Üretimdeki dönüşüm, gelir dağılımı adaletsizliği ve yoksulluk her zaman sıcak bir konudur. Sadece finansal araçlarla küreyi oyun alanına çeviren gücün iletişim imkânları o kadar etkiliydi ki çoğunluk gerçeklerden uzak kaldı.

Kanaatim odur ki, küreselleşmeden kim ne anlar bilmem ama, beynelmilel bir bakış açısı hiçbir zaman ortadan kalkmaz. Akış tersine çevrilemez. Mesele bu da değil zaten. Mesele yerel ve küresel düzeyde insanlara müreffeh, insanca bir hayat sunmak ise sadece araçları tartışmanın nasıl bir anlamı olabilir? Yani “küreselleşme mi yoksa içe kapanma mı?” sorusunu sorarken asıl meramımız nedir? İçe kapalı ülkelerde de küreselleşmenin ana aktörü olan ülkelerde de insana reva görülmemesi gereken düzeyde sefalet oldu mu hep? Evet. Küreselleşme adaletsizliği ortadan kaldırdı mı? Hayır.

Küreselleşme, serbest ticaret, korumacı politikalar vs. mutlak anlamda doğru veya yanlış olarak nitelenemez. Nihai amacımız doğrultusunda devletlerin ve uluslararası kuruluşların nasıl dönüşmesi gerektiğini tespit etmek zorundayız.

Sonuç olarak, insanlığın küresel hayat deneyimi geriye döndürülecek bir süreç değildir. Asıl mesele ulusal veya uluslararası düzeyde adil bir siyasi ve iktisadi sistemin nasıl inşa edileceğidir. Bu amaca yönelmeyen her adım insanlığın yaşadığı sorunları daha da derinleştirecektir. Değişimin yönünü belirleyecek asıl etken zihniyetteki dönüşüm olacaktır.

Umarız ki insanlığın ortak aklı yeni inşa edilecek sistemde adalet fikri ile hareket eder…