Adres :
Aşağı Öveçler Çetin Emeç Bul. 1330. Cad. No:12, 06460 Çankaya - Ankara Telefon : +90 312 473 80 41 Faks : +90 312 473 80 46 E-Posta : sde@sde.org.tr

Kur Manipülasyonu mu?

Abuzer PINAR
08 Ağustos 2019 09:23

Bir süredir küresel ekonomi ticaret savaşlarıyla boğuşuyor. ABD’nin Çin karşısında verdiği ticaret açığı, gümrük vergilerindeki artış, fikri mülkiyet haklarının ihlali suçlaması vs. Müzakerelerden olumlu sonuç çıkacak derken ABD Başkanı Donald Trump bir tweet attı: "Çin, parasını neredeyse tarihi düşük seviyeye indirdi. Buna ‘kur manipülasyonu’ denir”. 

Ticaret savaşlarının sanıldığından daha derinlikli olduğunu ve kolay sonuçlanmayacağını sıklıkla söylemiştim. Gümrük duvarları, korumacılık, karşılıklı restleşmeler derken, şimdi daha ağır bir suçlama yapılıyor Çin yönetimine. Peki nedir bu kur manipülasyonu?

Kur manipülasyonu, herhangi bir ülkenin piyasa kurallarını çiğneyerek döviz kurunu olması gerekenden farklı bir düzeye çekmesidir. Piyasa kuralları içerisinde ekonomi yönetimleri kura müdahale edebilir elbette. Hatta sabit kur bile uygulayabilir. Bu uygulamaları piyasa kendi içerisinde maliyetlendirir. Örneğin kur sabitlendiğinde, ülkede enflasyon yüksekse, milli para değerlenir, ithalat artar ve ihracat azalır. Ülkenin dış açığı artar.

Bu tür uygulamalar genellikle ithalattan kaynaklı fiyat artışlarını baskılamak ve öngörülebilir döviz kuru ile karar alıcıların rahat hareket etmesini sağlamak için yapılır. Bizde 2000 yılında yapıldığı gibi. Enflasyon bekleyişlerini kırmak için bir ölçüde yararlı olmakla beraber, ekonominin yapısalları bunu destekleyecek güçte değilse bir noktada patlar.

Kur manipülasyonu ise farklı. Bir anlamda piyasaya piyasa kuralları çiğnenerek müdahale edilmesidir. Daha açık olarak söylemek gerekirse “piyasa dolandırıcılığı” demektir. Karar alıcıları yanıltmak amacıyla yanlış bilgilendirme yapmak veya piyasayı yanıltma kastı ile sahte işlem yapmak olarak da düşünebiliriz.

Manipülasyon kavramı birçok ülkenin yasalarında suç olarak nitelendirilir. Bizde de Sermaye Piyasası Kurulunun konuya ilişkin düzenlemeleri mevcuttur. Özellikle borsa işlemlerinin sağlıklı yapılması ve hisse senedi sahiplerinin korunması amacıyla bu tür düzenlemeler gündeme gelir.

ABD ise rezerv paranın sahibi olarak bu düzenlemeyi doğal olarak uluslararası düzeyde yapmış ve 1988 yılında çıkarılan yasa çerçevesinde bir ülkenin kur manipülatörü olarak tanımlanmasını üç ölçüte bağlamıştır. Bunlardan ikisi geneldir: ABD’ye karşı ciddi ticaret fazlası vermesi ve cari fazlanın ülke gayri safi yurtiçi hasılasının yüzde 2’sinden fazla olması. Bu ölçütler kendi başına yeterli değildir. Bir ülke ekonomik performansı ile pekâlâ bu başarıyı sağlayabilir. Dolayısıyla bir üçüncü ölçüt gerekir: Tek taraflı ve kalıcı kur müdahalesine ilişkin kanıtlar bulunması. İşte Başkan Trump, bu üçüncüyü kastederek bu mesajı attı.

Bill Clinton döneminde, 25 yıl önce ABD yönetimi bu yasaya dayanarak Çin yönetimini kur manipülatörü olarak ilan etmişti. O günden bugüne başka bir ülkeye bu suçlama yapılmadı. Zaman zaman Çin yönetiminin bilinçli müdahalelerle Yuan’ı düşük tuttuğu konuşuldu. Ancak bu defa yapılan ciddi bir suçlama ve yaptırıma kapı aralar. Manipülatör olarak ilan edilen ülkeye yoğun IMF kontrolü getirilebileceği gibi, yurtdışı özel sermaye yatırım şirketlerine erişim yasağından ABD kamu tedarik zincirinin dışında bırakılmasına kadar birçok yaptırım gündeme gelebilir.

Çin merkez bankası bu suçlamaya sert tepki gösterdi ve bunun uluslararası kuralların ihlali olarak niteledi. Kur hareketlerinin tamamen piyasa koşullarında ve karar alıcıların tercihleri ile şekillendiğini savunan Çin yönetimi, bir anlamda ABD yönetimini tersinden suçlamış olmaktadır. ABD yönetimi bunu yaparak ekonomik olarak başa çıkamadığı Çin ile bu şekilde savaşmayı seçmektedir.

Çin yönetiminin kur manipülasyonu yapıp yapmadığı ancak somut kanıtlarla ortaya konulabilir. ABD’nin açık vermesi veya bu açığın milli gelirin belirli bir oranını aşması ikna edici olmayacaktır. Somut deliller ortaya konulmadan bu tartışma ticaret savaşlarının sadece kaba bir boyutu olarak tartışılmaya devam edecektir.

Bu arada ABD bunu sadece Çin’e yapmıyor. Mayıs ayından bu yana en büyük 12 ticaret ortağı yanında kendileriyle 40 milyar doların üzerinde ticaret hacmine ulaşan bütün ülkeleri izlemeye aldı. Daha önce izlenen Çin, Almanya, Japonya ve Güney Kore’ye, İrlanda, İtalya, Malezya, Singapur ve Vietnam da eklendi.

Ülkelerin kendi ekonomik çıkarlarını korumak amacıyla ülkeleri izlemeleri, ticari işlemleri ve para piyasalarını yakından takip etmeleri elbette doğaldır. Ulusal düzeyde nasıl haksız rekabet veya manipülasyona karşı çıkılıyorsa, uluslararası düzeyde de bu yapılır. Ancak Trump yönetimi bir süredir ticaret tartışmalarını ve uluslararası iktisadi ilişkileri öyle bir tarzda gündeme getiriyor ki, “acaba müflis bezirgân eski defterleri mi karıştırıyor?” sorusu kaçınılmaz hale geliyor. Ülke kapsamı ve eleştiri dozu arttıkça sadece ABD değil, bütün bir küresel iktisadi sistemin zarar görmesi kaçınılmaz hale gelecektir.