Adres :
Aşağı Öveçler Çetin Emeç Bul. 1330. Cad. No:12, 06460 Çankaya - Ankara Telefon : +90 312 473 80 41 Faks : +90 312 473 80 46 E-Posta : sde@sde.org.tr

Kapitalizmin Zaafına Çin Hamlesi

Abuzer PINAR
26 Ağustos 2021 15:52
A-
A+

Çin Devlet Başkanlığı “ortak refah” adını taşıyan taslağı Mali ve Ekonomik İşlerden Sorumlu Merkez Komitesi'ne sundu. Taslak, ülkedeki gelir dağılımının yeniden düzenlenmesini içeriyor. Buna göre gelirlere ilişkin düzenlemeler güçlendirilecek, yasal yollarla elde edilen gelir korunacak ve yüksek gelirli kesimlerin kaynaklarını topluma daha fazla aktarması teşvik edilecek. Sözkonusu uygulamalarla orta gelirli kişi sayısını yükseltmek, düşük gelir grubunun kazançlarını artırmak ve yasadışı geliri yasaklamak amaçlanıyor.

Kapitalist piyasaya tartışmasız bağlı medyada “ülkedeki zengin kesimi hedef alan tasarı” biçiminde ifadeler kullanıldı. Bunun üzerine Çin Komünist Partisi’nden açıklama geldi. Özetle ülkedeki sosyoekonomik eşitsizliğin azaltılmasını amaçlayan ulusal politikanın zenginleri bitirmek anlamına gelmediği belirtildi. Yasal gelirin korunması ve yüksek gelirli grupların ve firmaların topluma daha fazla katkı sağlaması tamam ama “aşırı yüksek gelirlerin rasyonel olarak ayarlanması” tartışmaya açık.

Detayları izleyip göreceğiz. Ancak Çin’in bu hamlesi ve ilgili tartışmalar çok önemli. Konu tam da teorik olarak kapitalizm ile sosyalizmin ayrıştığı noktaya denk düşüyor.

Gelir dağılımı standart ekonomi politikaları ile düzenlenebilir mi? Geleneksel serbest piyasa yaklaşımına göre gelir dağılımı bir sonuçtur. Hatta üniversite öğreniminde, iktisat politikasının amaçları arasında sayıldığı takdirde bazı hocalarımızın bütün cevaba sıfır verdiğini hatırlarız.

Esasında İkinci Dünya Savaşı sonrasında Avrupa havzasında sosyal devlet kaçınılmaz hale gelmişti. Rusya’daki sosyalist devrim korkusundan kaynaklanmış da olabilir. Sovyetler Birliği başarılı bir örnek değil. Yönetici sınıf yüksek refah düzeyinde yaşarken halk aşağıda eşitlenmişti. İç yüzü de fazla bilinmiyordu ancak perde kalkınca böyle olduğu da görünür hale geldi.

Avrupa uygulamasındaki refah devleti toplumsal barış ve adalet adına savunuldu ve katkısı da gözardı edilemez. Ancak gelinen noktada yoksulluk tuzağı ve atıl işgücü gibi problemlere de neden oldu. Ayrıca küresel rekabet var ve sosyal devletin maliyeti rekabet gücünü zayıflatıyor. Tabii ki bu maliyete katlanmayanlara göre. Hatta 1997 seçimlerinde iktidara gelmesine zaten garanti gözüyle bakılan Tony Blair, “labour” yerine “new labour”ı tercih etti ve bu konuda açıklama yapmak zorunda kaldı. Sosyal devlet demek çalışabilir nüfusu devlet eliyle beslemek ve üretime zarar vermek değildi. Sosyal yardımlar yapılacak ancak yoksulluk tuzağından kurtaracak şekilde, iş bulduğu anda çalışmayı tercih ettirecek bir düzey olmalıydı.

İçerisinden geçtiğimiz dönemde Avrupa ekonomilerindeki etkinsizlik ve yavaşlamanın temel nedeninin sosyal devlet olduğu tartışılmaktadır. Çünkü sosyal harcamalar ciddi yük oluştururken, bunun finansmanı ya yüksek vergiye ya da fazla borçlanmaya neden olmaktadır. Yüksek verginin uluslararası rekabet nedeniyle bir sınırı bulunduğundan borçlanmaya yöneliş artmaktadır. Bugün AB ülkelerinin önemli bir çoğunluğu kendi koydukları Maastricht kriterlerini bile sağlayamamaktadır. Borçlanma devasa boyutlarda artmıştır.

Avrupa ekonomileri eleştirilirken şüphesiz referans noktası ABD ekonomisidir. Orada ekonomik etkinlik yüksek düzeydedir. Zira serbest piyasa kuralları etkili bir şekilde uygulanmaktadır. Ancak bir gerçek var ki ABD’ye karşı muazzam ölçüde yükselen bir Çin var. Dış ticaretinde büyük boyutlarda açık verdiren ve zamanında ABD üretim üssü olarak işlev gören Tayvan ve Hong Kong gibi ülkeleri de ciddi ölçüde tehdit eden yeni güç.

Artık başka bir tartışma ortamına girmekteyiz. ABD’nin piyasa dinamikleri esas alınarak Avrupa eleştirilirken ve ABD’nin başarısı bu serbest piyasa bağlılığı ile açıklanırken, şimdi Avrupa’dan daha sosyal devletçi olması beklenen Çin ABD’yi dikkate değer bir şekilde zorluyor.

İki ihtimal var. Çin şu ana kadar yüksek bir emek sömürüsü ile bu sermayeyi biriktirdi. Şimdi daha sosyal adaletçi bir politikaya yönelirken, aynı zenginleşme patikasını sürdürebilirse bu ABD kapitalizmine karşı mutlak bir zafer olacak ve AB’yi de rahatlatacaktır. Ancak eğer Çin bu yönelişi ile Avrupa’da olduğu gibi zenginleşme ivmesini kaybederse, bu durumda ABD sistemi öne çıkacak ve adaletsiz de olsa başka seçenek olmadığı düşüncesi ağırlık kazanacaktır.

Hangi seçenek daha muhtemeldir? Kanaatimce insan refahını ve sosyal adaleti geri plana atan hiçbir yaklaşım ve sistem kurgusu sürdürülebilir olmayacaktır.