Adres :
Aşağı Öveçler Çetin Emeç Bul. 1330. Cad. No:12, 06460 Çankaya - Ankara Telefon : +90 312 473 80 41 Faks : +90 312 473 80 46 E-Posta : sde@sde.org.tr

IMF’den 2013 Uyarısı: Ne Olmuştu?

Abuzer PINAR
06 Nisan 2021 16:35
A-
A+

Uluslararası Para Fonu (IMF) ABD Merkez Bankası Fed’in beklentilerin dışında bir sıkılaştırma kararının gelişen ülke piyasalarında 2013 yılındakine benzer bir tablo yaratabileceği uyarısında bulundu. Böyle bir karar borçlanma maliyetlerinde artışa yol açarak gelişen piyasalarda para çıkışlarına neden olacak. Peki 2013 yılında ne olmuştu?

2008 krizi sonrasında ortaya çıkan durgunluk nedeniyle Fed yüksek miktarda tahvil ve diğer varlıkları satın alarak piyasaya para vermişti. Aynen şimdi olduğu gibi. O dönem Fed bilançosu 1 trilyondan 3 trilyona çıkmıştı. Yani piyasaya yaklaşık 2 trilyon dolar verilmişti. Piyasalarda istikrarı sağlayarak ekonomik büyümeyi arttırmak için yapılmıştı. Finansal piyasaların istikrarı krediyi genişleterek tüketici ve yatırımcıların harcama yapmasını sağlayacaktı.

Monetarist yaklaşıma göre bu tür bir politika ancak kısa vadeli dalgayı önlemek için yapılabilir. Zira aşırı likidite artışı paranın değer kaybına neden olarak hiperenflasyona götürebilir. Bu yüzden kısa dönemdeki dengesizliği ortadan kaldırmak amacıyla piyasaya verilen para tedrici olarak geri alınmalıdır. Bu geri çekilme sürpriz bir şekilde olursa veya hızlıca olacağına dair bir beklenti oluşursa piyasaların yeniden istikrarsızlaşacağına dair kaygılar başlar.

2013 yılında, dönemin Fed başkanı Bernanke tahvil alımlarının azaltılacağı yönünde bir açıklama yaptı. Bu açıklama düşük faiz ve bol paradan azami derecede yararlanan yatırımcılarda şok etkisi yapmıştı. Tahvil talebinin düşmesi ile fiyatları düşeceğinden tahvile para yatırmış olan tasarruf sahipleri kayba uğrama riski ile karşı karşıya kalacaktı. Dolayısıyla henüz yapılmamış olsa da yapılacağının söylenmesi etki yaratmıştı bile.

Ucuz para hisse senedi piyasalarına da yöneldiğinden, sermaye kazançları oldukça yüksek düzeylerde idi. Parasal daralma buradan da bir çöküş getirebilirdi. Beklenen çöküş olmadı; çünkü Fed alımı azaltmak yerine 2015 yılına kadar 1,5 trilyon dolarlık alım daha yapmıştı.

Bu hareketlerin bizim gibi ekonomileri ilgilendiren tarafı da var. ABD’de getiriler artarken para yuvaya döner. Ancak getiriler azalınca para daha yüksek getiri sağlayabilecek ekonomilere yönelir.

Küresel salgının etkili olduğu 2020 yılının ilk çeyreğinde ülkemizden 10 milyar dolara yakın sermaye çıkışı oldu. 2013 yılında düzeyi daha düşük olmakla beraber bu rakama yakın bir çıkış olmuştu. Bize benzer gelişmekte olan Brezilya gibi ülkelerde rakamlar değişmekle beraber eğilim aynı yöndedir.

Şimdi ne olacak?

Açıkçası şimdiden tahmin yapmak zor olmakla beraber, başka bir olağanüstülük olmadığı takdirde olacak şey belli. ABD enflasyonunda hareketlenme var ve faizler yükseliyor. Bunun sonunda Fed’in de bir faiz artışı gelecek. Sadece ne zaman geleceğini bilemeyiz. Bu yılın sonunda mı, seneye mi kalır? Başlangıçta 2022’ye kadar beklemeyin deniliyordu. Şu an bu yılın sonu bile ihtimal dahiline girdi. Çünkü gösterge faiz %1,7’yi aşmışken, politika faizi hala %0,25.

Zamanında ABD hükümetine danışmanlık da yapan iktisatçı Roubini’ye göre ABD Hazine tahvil faizindeki yükseliş piyasaları karıştırabilir ve birçok hedge fon ya da özel varlık yönetim şirketi çöküşe sürüklenebilir. Aynen 2013 yılında olduğu gibi düşük faiz oranları ve mali teşvikler gelişmiş ülkelerde yatırımcıların aşırı risk almasına neden oldu ve varlık fiyatları aşırı şişti.

Roubini fiyatlamaların 1929 ve 2000’lerdeki seviyelere ulaştığını ve aşırı borçlanma ile şişen varlık fiyatlarının patlayacağını söylüyor. Ayrıca güçlenen doların orta vadede ABD ekonomisindeki çifte açığın artmasıyla zayıflayacak. Çünkü daralan ekonomiyi desteklemek için açık veren bütçe yanında doların değerlenmesi dış ticaret dengesini de olumsuz etkileyecek. Buna bir de yaptırımlar nedeniyle Rusya, Çin, Kuzey Kore gibi ülkelerin dolardan uzaklaşması eklenirse sonucun daha da olumsuz olacağını söylüyor Roubini.

ABD’yi ilgilendiren gelişmekte olan ülkeler değil elbette. Öncelikle kendi ekonomileri. Bu noktada gelişmekte olan ülke ekonomilerinin yönetimi ve özellikle merkez bankalarının işi daha zor. Çünkü sadece kendi ülkelerindeki göstergelerle karar vermiyorlar. Önce bir Fed’in ne yapacağını görmek zorundalar.