Adres :
Aşağı Öveçler Çetin Emeç Bul. 1330. Cad. No:12, 06460 Çankaya - Ankara Telefon : +90 312 473 80 41 Faks : +90 312 473 80 46 E-Posta : sde@sde.org.tr

İç Piyasalar Tasarısı ve Birleşik Krallık’ın Birliği

Abuzer PINAR
14 Eylül 2020 17:48
A-
A+

İngiltere Başbakanı Boris Johnson geçen hafta iç piyasalar yasa tasarısını parlamentoya sundu. Johnson, tasarının amacını istihdamı ve büyümeyi sürdürmek, iç pazarın işleyişini ve güvenliğini, Birleşik Krallık'ın tamamında refahı teminat altına almak olarak niteledikten sonra söz konusu tasarının Kuzey İrlanda'daki barış sürecinin de muhafaza edilmesine yardımcı olacağını söylemeyi de ihmal etmedi.

Kuzey İrlanda’yı zikretmesi tesadüf değil. Dile kolay geldiği için İngiltere diye kısaltsak da bununla Birleşik Krallık (UK)’ı kastederiz ve UK İngiltere, İskoçya, Galler ve Kuzey İrlanda’dan oluşan bir krallık. Kuzey İrlanda konusu hep netameli oldu UK için. Bunun yanında birliğin geleceği açısından İskoçya çok daha nitelikli bir konu.

UK bugünlerde sadece COVİD19 nedeniyle ortaya çıkan ekonomik zorluklarla değil, Avrupa Birliği’nden ayrılması ile de gündemde ve büyük ihtimalle birlikten anlaşmasız çıkacak. Bugüne kadar AB ile inşa edilen birçok şey değişecek. Bir dizi yasal düzenleme ve kurumsal değişikliğe gidecek. Bunlardan birisi ve belki de en önemlisi gündemdeki iç piyasalar tasarısı.

Tasarının temel amacı üretim ve ticarette ortak standartların belirlenmesi olarak öne çıkarılsa da çok ciddi tartışmalara yol açtı. İskoçya bölgesel yönetimi başbakanı tasarıyı tiksindirici diye nitelerken, AB tasarının uluslararası yasalara aykırı olduğunu söyledi.

Tasarıya göre Kuzey İrlanda ve Birleşik Krallık'ın geri kalanı arasındaki ticari ürünlerin dolaşımında yeni kontroller getirilmeyecek. Tasarıda Londra’ya AB ile anlaşma sağlanamaması durumunda ürünlerin ticaretinde mevcut kuralları değiştirebilme ya da iptal edebilme yetkisi veriyor. Ayrıca daha önce işletmelere yapılacak devlet yardımları konusunda üzerinde uzlaşılmış anlaşmaları geçersiz kılabiliyor. İskoçya hükümeti bu yasa tasarısının Londra’nın yetki gaspı olduğunu söylerken, Johnson hükümeti bunun tarihteki en büyük yetki devri olduğunu söylüyor.

Konu ekonomi çerçevesinde tartışılsa bile aslında çok daha derinlikli UK açısından. Zira piyasa düzenlemeleri ile başlayan tartışma daha geniş çerçevede “yetkiler Londra’da mı toplanacak yoksa yerel hükümetlere mi devredilecek?” sorusu etrafında şekilleniyor.

Merkezi hükümete göre AB düzeyinde yürütülen birçok iş ve işlem artık UK hükümetine kalacak ve bu işlerin bir kısmı Edinburgh (İskoçya), Cardiff (Galler) ve Belfast (Kuzey İrlanda) ile paylaşılacak. Merkezi hükümet bugünlerde özellikle yerel hükümetlerin güçlendirilmesine vurgu yapıyor ve “Yeni Birleşik Krallık” için yeni düzenlemeler yapılacağını söylüyor. Birleşik Krallık’ın ahenkli çalışan bir iç piyasa olarak çalışmaya devam etmesi, şirketlerin UK’in dört parçasında da özgürce faaliyet göstermesi, insanların refahı ve iş imkânları, tüketici ve çalışanların yaşam standardının garanti altına alınması gibi vurgularla tasarıyı savunuyor. Ülkenin dört parçasının karşılıklı olarak düzenlemeleri tanımaları, ayrımcılık yapmamaları, ekonomik aktörlerin ülkenin dört bir yanında rahatlıkla faaliyet gösterebilecekleri anlamına gelir. Ayrıca bu iç piyasa yasasının yerel hükümetlere yetki devrine zarar vermeyeceği özellikle vurgulanıyor.

Halen gıda etiketleri, enerjinin etkin kullanımı ve tarım desteği gibi konularda karar yetkisi yerel parlamentolarda. Şimdi ise standartlar farklı belirlenmiş olsa da yerel hükümetlerin ülkenin dört bir yanından mal ve hizmetlere serbestçe giriş hakkı vermesi savunuluyor. Yani Galler kuzu etini Kuzey İrlanda’da satabilmeli ve İskoçya arpayı İngiltere’den alabilmeli. Bunun olmaması halinde ise ciddi problemler ortaya çıkabileceği hükümetçe öne sürülüyor.

Yerel hükümetler genel bir çerçeve belirlenmesini desteklemekle beraber, Londra’ya veto yetkisi verilmesinin doğru olmadığını düşünüyorlar. Her yerel hükümet farklı standartlar belirlediğinden, piyasa serbestisi bu kadar genişletilirse kalitenin altta eşitleneceğini savunuyorlar. Sorun şu ki, UK hükümeti başka bir ülkeden herhangi bir standartta malın ithalatına izin verdiğinde bütün yerel hükümetler de kabul etmiş olacak. Merkezi hükümet standartları sonuna kadar koruyacağını söylese de yerel hükümetler bunu kabul etmiyor. Ayrıca anlaşmazlıklara iç piyasa için yeni kurulacak bir ofis bakacak. Yerel hükümetler buna da karşı. Yetkinin ellerinden gittiğini savunuyorlar.

Hükümetin söylemlerinde şu da var: Kuzey İrlanda’nın UK iç piyasasına sattığı mal ve hizmetler, AB ülkelerinin tamamına sattığından fazla. İskoçya ise dünyaya sattığından fazlasını UK piyasasına satıyor. Galler’in bazı bölgelerinde ise çalışanların %25’i günübirlik olarak İngiltere’de çalışıyor.

AB’den çıkış ile beraber ekonomik kalkınma, tarım, balıkçılık, çevre, sağlık, sosyal hizmetler, eğitim, istihdam ve bazı vergilendirme yetkileri yerel hükümetlere; maliye ve para politikaları, dış ilişkiler, güvenlik, anayasa ve tarımsal gıda dışındaki ürün standartlarının merkezi hükümete verilmesi öngörülüyor.

Asıl çarpıcı vurgu ise bambaşka. AB’den çıkış ile yeniden yüzyılların birikimi olan Britanya yasalarına dönüleceği heyecanla öne çıkarılıyor.

Bütün bu gelişmelere bakıldığında ikircikli de olsa AB üyeliği de fena bir sigorta değilmiş. 1973’den bu yana Birleşik Krallık AB piyasa düzenlemelerine tabi idi ve Londra’nın fazladan bir çabasına gerek yoktu. Önceden birçok konuda Brüksel karar veriyordu ve bu durum belki de Londra’yı rahatlatıyordu. Özellikle de yetki devri konusunda. Şimdi ise son sözü kim söyleyecek tartışmasına girildi.

Edinburgh ve Londra’nın AB’den çıkış konusuna farklı baktıkları aşikâr. Seneye yapılacak İskoçya seçimlerinde UK’den ayrılmanın yeniden bir seçim malzemesi olma ihtimali de yüksek görünüyor.

Tartışmalar alevli olacağa benziyor. Görünen o ki bu tasarı sadece iç piyasayı entegre etme meselesi değil.