Adres :
Aşağı Öveçler Çetin Emeç Bul. 1330. Cad. No:12, 06460 Çankaya - Ankara Telefon : +90 312 473 80 41 Faks : +90 312 473 80 46 E-Posta : sde@sde.org.tr

Ekonomik Kırılganlıktan Kurtulmanın Yolu

Abuzer PINAR
14 Ekim 2019 10:02

Ekonomik kırılganlık sıkça duyduğumuz bir kavram. Özellikle de uluslararası kuruluşların raporlarında. Nedir ekonomik kırılganlık, bir ekonomi neden kırılgan olur ve bundan kurtulmanın yolu var mı?

Ekonomik kırılganlık, bir ekonominin dış şoklara açık olmasıdır. Her ekonomide bir denge oluşur. Bu denge herkesi mutlu etmese bile makroekonomik veriler stabil bir ilişki içerisinde olabilir. Ancak uluslararası piyasalarda herhangi bir hareket olduğunda sarsılma oluyor ve bu dengeler bozuluyorsa, sözkonusu ekonomi kırılgan demektir. Peki, neden kırılgan olur bir ekonomi?

Kırılganlık dışa açık ekonomiler için daha fazla muhtemeldir. Dışarıya mal ve hizmet satan ve başka mal ve hizmetleri dışarıdan alan bir ekonomi kırılgan olabilir. Eğer ihracat bileşimi az sayıda mala bağımlı ise, bu malların fiyatlarında küresel bir dalgalanma olduğunda ekonominin dengesi bozulur. İhracat geliri azalır, ekonomi küçülür, işsizlik artar, tasarruflar ve yatırımlar azalır. İthalat bileşiminde ara mallar ve yatırım malları ağırlıkta ise benzer bir durum ortaya çıkabilir. Herhangi bir nedenle bu malların fiyatı arttığında maliyetler artar, enflasyon artar, ekonomi küçülür. Küçülmenin doğal sonucu da işsizlik ve bütçe açıklarının artmasıdır.

Dışa açık ekonomilerde mal ve hizmet yanında parasal sermaye de kırılganlığa neden olabilir. Ekonomik büyüme için yatırımların artması şarttır. Yatırımlar ise tasarruflarla finanse edilir. Tasarrufları kişiler ve şirketlerden oluşan özel sektör veya devlet yapar. Eğer bu kesimlerin yapılan yatırımları finanse edecek miktarda tasarrufu yoksa bir üçüncü kaynak vardır: Yabancı tasarruflar. Yani başka ülkelerdeki kişi ve şirketlerin tasarrufları borç alınabilir. Sermaye hareketleri serbest ise, bu borçlanma hiç de zor değildir. Tasarruflarını değerlendirmek isteyen yabancılar getirisi yüksek ekonomiler ararlar zaten.

Bu öykü genel olarak normaldir ve sorun yaratmaması gerekir. Ancak gerçek hayatta böyle olmuyor. Petrol üreticisi bir ülke yüksek petrol fiyatlarından ve büyüyen ekonomilerin petrol talebinden nemalanırken, küresel ekonomideki yavaşlama petrol talebini azaltır ve bu ülkelerin gelirleri azalır. Ya da ara malları ve yatırım mallarını ithal eden bir ekonomi büyümenin keyfini çıkarırken, döviz piyasasındaki bir hareket maliyetleri arttırır ve yatırımlar pahalı hale gelir. Ürettiklerini satamayan bir ekonomi daralır. Bu anlamda Suudi Arabistan, İran ve Katar gibi ekonomilerin kırılganlığı petrol fiyatlarına bağlıdır. Türkiye, Brezilya ve Arjantin gibi ekonomilerin kırılganlığı ise ikincisine örnektir.

Yukarıda çizilen çerçeve işin reel tarafı ile ilgilidir. Kırılganlığı arttıran başka bir neden mevcut uluslararası iktisadi sistemin kurgusudur. Uluslararası iktisadi faaliyetler, tek ödeme aracı bu olmamakla beraber ağırlıklı olarak dolar ile yapılmaktadır. Avrupa ve İngiltere parası da rezerv para içerisinde paya sahip olmakla beraber, esasen referans para dolardır. Bu da ABD’ye reel ekonomiden bağımsız ek bir güç kazandırmaktadır. Reel ekonomisi de güçlü bir ekonomidir ABD. Lakin Çin ile olduğu gibi günü geldiğinde, reel ekonomisi yetmediğinde bunu da bir silah olarak kullanabilmektedir.

Pekala,  kırılganlıkla başa çıkılabilir mi? Elbette çıkılabilir. Tabii ki doğru politikalarla. İhracat mallarında çeşitliliğin arttırılması, yerlilik oranı arttırılarak ithalat bağımlılığının azaltılması ve yurtiçi tasarrufların arttırılması örneğin. Doların etkisine bir şey yapılabilir mi peki? Elbette yapılabilir. Bunun bir boyutu yurt içerisinde milli paraya güvenin artması, diğer boyutu da uluslararası ticari ilişkilerde bağımlılığın azaltılmasıdır. Örneğin Türkiye-Rusya arasındaki milli paralarla ticaret yapılmasına ilişkin anlaşma gibi.

Alınacak tedbirler ekonomiyi güçlendirir, güçlü ekonominin parası güven verir. Bu böyle olmakla birlikte, geçiş dönemlerinde geçmişten gelen alışkanlıkların terk edilmesi o kadar da kolay değildir. Örneğin tasarrufların arttırılması çok da kolay olmaz. Çünkü tasarrufların artması tüketimin azalmasına bağlı. Belirli bir hayat standardı kazandıran tüketim alışkanlığı kolay terk edilemez.

Tasarrufların arttığını düşünelim. Bu tasarrufların nasıl değerlendirileceği de bazen geçmişten kalan alışkanlıklarla veya algıyla şekillenir. Özellikle 1990’lı yıllardan kalan alışkanlıkla tasarruflarla dolar alınması yaygın hale gelmiştir. Azalmış olsa da hala bu eğilim küçümsenmeyecek düzeydedir. Kısa dönemde alış-satış fırsatlarını değerlendirebilenler için bir şey diyemem. Ancak uzun dönemde dolar en sağlam liman değildir. Buna rağmen bundan vazgeçilmez.

Kırılganlık kader değildir. Aşılabilir. Doğru adımlar atarak ve güven vererek…