Adres :
Aşağı Öveçler Çetin Emeç Bul. 1330. Cad. No:12, 06460 Çankaya - Ankara Telefon : +90 312 473 80 41 Faks : +90 312 473 80 46 E-Posta : sde@sde.org.tr

Ekonomiden Anlamak

Abuzer PINAR
13 Aralık 2020 17:42
A-
A+

Covid-19 çok şey öğretti. Çok şeyi de unutturdu. Tarih boyunca örnekleri olmakla beraber geniş kitleler açısından hayatın yeniden sorgulanmasına neden oldu. Sağlık açısından bize çok şeyi hatırlattı. Temizlik tamam ama mesafe çok da savunduğumuz bir şey değildi. Mesafeli insanlara ihtiyatla bakılırken, mesafeyi korumayan insanlara uyarı gelmeye başladı.

Ekonomide durum farklı değil. İyi günlerde har vurup harman savurmanın doğru olmadığı bu kötü günlerde anlaşıldı. Yıllardır beceremediğimiz tasarrufun önemi bugün daha bir anlaşılır oldu. Barajlar doluyken kimse suyun tasarruflu kullanılmasına ilgi duymazken, kuraklık baş gösterince herkes su tasarrufunu konuşur ya. İşte öyle.

Sağlıktan başlayan sorun hızla ekonomileri sarıp sarmaladı. Bildiğimiz piyasa dostu yaklaşımlar sıkı para politikasını vazederken, merkez bankaları piyasaları paraya boğdu. Bütçe açıkları hiçbir zaman sevimli olmazken, piyasa aktörleri bütçenin açık vermesini kaçınılmaz gördü. Ama yetmedi. Aslında altın, hisse senedi, devlet kağıtlarını zıplatmaya yetti. Lakin yoksulluğu ve işsizliği engellemeye yetmedi.

Bütün bunlar olurken, ekonomiden bağımsız düşünülemeyecek olan siyasette dil yine değişmedi. Yelpazenin değişik konumlarında bulunan siyasetçiler birbirlerini ekonomiden anlamamakla suçladılar. Nedir bu ekonomide anlaşılmayan şey? Gerçekten anlaşılmadığı için mi bütün bu olan bitenler yaşanıyor? Elbette ki hayır.

Ekonomide anlaşılmayacak bir şey yok aslında. Bütün mesele insanın bireysel ihtiyaçlarının ve toplumların ortak ihtiyaçlarının karşılanmasıdır. Bu da ancak çalışabilen herkesin bu sürece katkıda bulunması ile mümkün. Peki, bu süreç neden aksar?

Bu aksaklığı anlamak çok da zor değil. Bireylerin davranışını ve bunun siyasetteki yansımasını görmek yeterli kanaatimce. Bireyin ve toplumun ihtiyacı dedik ya. Birey düzeyinde; üretim sürecine katılmadan ülkenin gelirinden pay almak, üretime katkıda bulunurken gelirden hakkettiğinden fazlasını almak, ekonomi zora düştüğünde elini taşın altına koymadan maliyeti başkasına yüklemek isteyenler hep olur. Günah buradan başlar. Nedir bu davranışın tercümesi? Tabi ki adaletsizlik. Çünkü adalet, herkesin ülkedeki gelirden hakkettiği kadarını alması ile tesis edilebilir.

Peki, her bireyin bu davranışa sahip olması mümkün müdür? Elbette değildir. Nedeni ne olursa olsun her bireyin bu bakış açısına sahip olması tarih boyunca mümkün olmadı ve bugün de mümkün değildir. Mümkün olmadığına göre bu davranışın olumsuz etkisini yok etmek olmasa da en azından hafifletmenin bir yolu var mı? Var elbette. Devlet bunun için vardır. Siyasetteki yansımadan kastım da budur.

Bireylerde çözülemeyen sorunu ortak akıl ile çözecek olan devlettir. Siyaset de bunun için vardır. Bireyin kendi menfaati aleyhine oy vermesi istisnai bir durumdur. Şöyle veya böyle, kendince bir beklenti oluşturan birey, bu beklentilere yakın duracağını düşündüğü siyasetçilere yakın durur. Birey davranışında diğerkâm ögeler de bulunabilir elbette. Ancak yokmuş gibi düşünmek zorundadır ekonomi yönetimi. Çünkü toplum adına karar verenin bir sorumluluğu vardır.

Bugün yaşadığımız sorunların siyasetçilerin ekonomi bilgisi ile ilgisi kurulabilir mi? Bence hayır. Geçim zorluğu çeken bir okurun bu cevaba tepki vereceğini biliyorum. Ya da işini kaybeden bir çalışanın, hacze uğrayan bir esnafın, iflas eden bir girişimcinin hoşuna gitmeyeceği çok açık. Lakin nasıl yaşanan salgının sağlıkçılarla ilgisi yok ise, ekonomik sorunların da iktisatçılarla ilgisi yok. Asıl konu sorunlarla mücadele ederken, bu sürecin nasıl yönetileceği meselesidir.

Kanaatimce ekonomi bilgisinden kaynaklı bir sorun değil yaşadıklarımız. Nasıl sağlıkta tartışmalı konular varsa, ekonomide de var elbette. Tıp doktorları, uzmanlar bir sağlık sorunu ve tedavisi konusunda nasıl her zaman hemfikir olamıyorsa, ekonomide de bu vardır. Ancak asıl sorun bu değil.

Ekonomideki asıl mesele, nasıl birey bir tercih yapıyorsa, siyasetin de bir tercih ile karşı karşıya olmasıdır. Bazen bu tercihi yapmak zordur. Çünkü siyasetçinin yaptığı tercihin iki sonucu olacaktır. Toplumun geçimine ve kendi siyasal beklentilerine etkisi. Bunlar bazı dönemlerde örtüşür. Hem toplum rahatlar hem de siyasetçi gücünü tahkim eder. Bu dönemlerin tadına doyum olmaz.

Tabi bir de darlık dönemleri vardır. Hele de toplum sağlığının bu denli risk altında olduğu böyle dönemlerde karar vermek ateşten gömlektir. Reçete acıdır. Herkes memnun olmaz. Bir kesim mutlaka küser. Bu dönemleri yönetmektir asıl mesele.  

Faizlerin yükselmesi acı bir reçetedir. Krediler pahalı hale gelir ve harcamalar olumsuz etkilenir. Azalan harcamaları telafi etmek ve refah kaybına uğrayan kesimleri tazmin etmek zorunda kalır devlet. Ne ile tazmin edecek? Ya vergi ile ya da borçlanma ile. Bütçe açığı vererek yani. Zengin ülkelerde servet vergisinin gündeme gelme nedeni budur şu günlerde. Ancak tecrübeler buradan gelecek kaynağın çok da fazla olmadığını göstermektedir. Dolayısıyla geriye kalanı borçlanma ile karşılanmak zorundadır.

Daha derinlikli bir mesele var ki bu yazının sınırlarını aşar. Yasalar, alınan kararlar kimin ülke gelirinden ne kadar pay alacağını doğrudan veya dolaylı olarak etkiler. Asgari ücretten vergi sistemine, sağlık sisteminden kamusal hizmetlerin fiyatına, eğitim hizmetlerinden sigorta primlerine ve emeklilik rejimine kadar bütün düzenlemeler geliri kısa veya uzun dönemde toplum kesimlerine bölüştürür. Yangını söndürdükten sonra bu konular da masada olmak zorundadır.

Sözün özü, anlamayacak bir mesele yok. Asıl mesele siyasal tercih yapabilmektir. Siyasal maliyeti olsa da.