Adres :
Aşağı Öveçler Çetin Emeç Bul. 1330. Cad. No:12, 06460 Çankaya - Ankara Telefon : +90 312 473 80 41 Faks : +90 312 473 80 46 E-Posta : sde@sde.org.tr

Corona Pozitif Faiz Negatif

Abuzer PINAR
30 Mart 2020 19:16
A-
A+

Daha birkaç ay önce ekonomi haberlerinde ABD-Çin ticaret savaşları ve müzakereleri konuşuluyordu. Ekonomide durgunluk eğilimleri olduğundan petrol fiyatlarının artması beklenmiyordu ve varil başına 60 ABD doları civarında seyrediyordu. Faiz oranları ise 2008 krizi sonrasında büyük ölçüde düşmüştü. Japonya’da faiz uzun süredir sıfıra yakındı. ABD dâhil bir çok gelişmiş ülkede faiz oranları enflasyon bekleyişlerine göre ayarlanıyor ve %2 civarında idi.

Durgunluğun derinleşeceği kaygısıyla birkaç yıl önce gelişmiş ülkelerin merkez bankaları faizi negatif oranlara düşürdü. Danimarka ve İsveç yarım puandan fazla negatif faize geçerken İsviçre 1 puandan fazla bir negatif faiz belirledi. Avrupa ve Japonya Merkez Bankaları da düşük düzeyde de olsa negatif faiz belirlemişlerdi.

Negatif faiz şu demek. Bankalar ellerindeki nakit varlıkları merkez bankasında tuttuklarında bir miktar faiz alırlar. Negatif olması demek, merkez bankasının bu nakit varlıkların bir kısmına el koyması demektir. Yani negatif faiz %1 ise, bir banka 100 doları merkez bankasında tuttuğunda 1 dolar maliyete katlanır. Bu uygulama, ekonomik olarak bankaya “parayı merkez bankasında tutmak yerine kredi ver, kendin değerlendir” demektir. Ekonomide durgunluk eğilimleri yüksekse bu yapılır.

COVID19 Avrupa ülkeleri ve ABD’yi de vurunca, ülkeler ekonomik çöküşe karşı ilk akla gelen silaha sarıldılar: Merkez bankalarının faiz düşürmesi. Bu da yetmedi para basılsın önerileri yağmaya başladı. Fark şudur. Faizi düşürerek kredileri ucuzlatırsınız. Ama insanlar işini kaybederken bu yetmez. Para basıp dağıtalım düşüncesi güç kazandı.

Peki, sorun nedir?

Öncelikle virüs sadece tetikledi. Aynen insanlardaki etki gibi. Bağışıklık sistemi herhangi bir nedenle zaten zayıf olan insanlarda virüs öldürücü olabiliyor. Küresel ekonominin de bağışıklık sistemi zaten zayıftı. Ülke bazında krizler hep yaşanmıştır. Ancak 2008 yılında ABD’de ortaya çıkan kriz bütün ülkeleri etkiledi. Aslında kriz sonrasında dünya ekonomisi hep bıçak sırtı gitti ve bir türlü toparlanamadı. Negatif faiz de bu yüzden gündemde kaldı. Bu durumun fazlasıyla farkında olan ABD yönetimi teke tek dövüşme yolunu seçti ve başta Çin olmak üzere, Avrupalı müttefikleri de dâhil bütün ülkelere baskı yaparak yeni dönemin maliyetini başkalarına ödetmeye kalktı.

Fakat virüs ortaya çıkınca ve küresel boyut kazanınca ABD dâhil her ülke kendi derdine düştü. İtalya ve İspanya trajik günler yaşıyor. Can havliyle AB’yi sorguluyorlar. Birlik mantığı içerisinde yardım alamadıklarını yüksek sesle dile getiriyorlar. ABD her an patlamak üzere. AB’de nispeten bir sosyal devlet var. ABD’de bu da yok. On milyonlarca insanın sağlık sigortası yok. Ne olacağını kestirmek çok zor görünüyor.

Lakin ABD’de de merkez bankası alelacele toplanarak faizi düşürdü ve ardından acil duruma müdahale etmek üzere yardım paketi hazırladı. Çözüm olacak mı bu paketler?

Küresel ekonominin bağışıklık sistemi oldukça zayıf. Adaletsiz bir yapı var. Adaletsizlik denince ilk akla gelen gelir dağılımı bozukluğu ve varsıl-yoksul arasındaki uçurum. Tamam, ama bu bir sonuç. Küresel ekonominin yapısına ciddiyetle eğilmek lazım. Asıl sorun sadece yoksulu değil, bir hayli varsıl kabul edilebilecek olan iş sahiplerinin de sırtından bir asalak gibi geçinen dünya finans sistemi.

Yani ayrımı işçi-işveren bazında yaparsak bir yere varamayız. Bu ayrımda adaleti sağlamak nispeten kolaydır. Zor olanı küresel yapının temel taşı olan finansal yapı ve işçi-işveren dâhil diğer sektörlerle kurduğu ilişkidir. Öyle ki reel sektör diye adlandırdığımız asıl üretken kesim, bazen bu yapıya teslim olarak faiz geliri elde etmek üzere cüzdanını yeniden ayarlama yoluna gider. Çünkü başka çaresi yoktur. Şirketlerin faaliyet dışı gelirleri büyük ölçüde buna işaret eder. Faizlerin çok yüksek olduğu dönemlerde bu daha da belirginleşir. Ülkemizde 1990’lar böyledir mesela.

Bütün bunların yanında faizler yüksek olduğu halde, varını yoğunu makine ve diğer üretken araçlara yatıran gerçek iş insanları da hep olmuştur. Ancak mevcut küresel sistemde bu kesim hep ikinci planda kalmıştır. Ancak finansal tarafta da bir ayağı varsa rahatlayabilmiştir.

Gelişmiş ülkelerde faiz negatif iken, gelişmekte olan ekonomiler ya da piyasalarda durum nedir derseniz, hala yüksektir. Çünkü risk primleri yüksektir! Yani borcunu ödememe ihtimalinin daha yüksek olduğu varsayıldığından, sadece aldıkları borca faiz değil, bir de güvenilir olmamanın bedelini ödemektedirler.

Asıl mesele şu. Bir tarafta üretim faaliyetleri, yani insanların ihtiyaç duyduğu mal ve hizmetlerin üretimi yapılırken, bu faaliyetleri kolaylaştıracak bir ödeme sistemine ihtiyaç duyuldu. Bu gerçek bir ihtiyaçtı. Ancak zaman içerisinde bu ödeme sisteminin içerisinde öyle yapılar ortaya çıktı ki, üretken sektörden koptu ve kendi başına, bağımsız bir sektör oldu. Oldu ama bu küresel yapıda dolaylı ve dolaysız olarak üretken sektörleri kemirmeye başladı.

Basit bir örnek. Sadece reel sektörde faaliyet gösteren bir iş insanını düşünelim. Sabah uyandığında, kendi sektöründen veya müşterisinden tamamen bağımsız bir nedenle döviz kuru veya faiz oranı uçmuş olabilir ve bir anda bütün sınai veya ticari faaliyeti çökebilir. Bunun için ABD yönetiminden bir sosyal medya mesajı yeterli olabilir.

Sonuç olarak, eğer küresel sistem ve faiz sorgulanacaksa buradan başlamak gerektiğini düşünüyorum. Aksi halde tulumbaya biraz daha su döker, bir müddet daha idare ederiz. Lakin sorunlar daha da derinleşir ve her tıkanma daha büyük ve daha tahripkâr bir krizle karşımıza çıkar.