Adres :
Aşağı Öveçler Çetin Emeç Bul. 1330. Cad. No:12, 06460 Çankaya - Ankara Telefon : +90 312 473 80 41 Faks : +90 312 473 80 46 E-Posta : sde@sde.org.tr

Haftanın Medya ve STK Değerlendirmesi (13-19 Temmuz 2020)

SDE Editör
21 Temmuz 2020 23:59

ERMENİSTAN, STRATEJİK TOVUZ BÖLGESİ’NE SALDIRDI

Kimler Saldırttı?

Ermenistan’ı birileri aniden, Azerbaycan’ın stratejik bölgesi TOVUZ’ iline saldırttı. Kimler bunlar? Rusya’mı? Fransa mı?

Ermenistan’ın işgal ettiği Azerbaycan’a ait KARABAĞ ihtilafı sürerken,12 Temmuz’da Stratejik TOVUZ bölgesine manidar bir saldırı oldu. Azerbaycan’ın Tokuz ilini bombalayan Ermeniler,20 Azerbaycan askerini şehit etti.

  1. Azerbaycan-Ermenistan sınırında çatışma nasıl başladı?

Bakü’nün açıklamasına göre ilk top ateşi, 12 Temmuz sabaha karşı açıldı. Sınırın öbür tarafındaki Ermeni birliği Tokuz bölgesinde konuşlanan Azeri mevzilerini hedef aldı. Bu ilk saldırı üzerine Azerbaycan komandoları Ermeni topçu bataryasını susturmak için karşı saldırı düzenledi. İhtilaflı Karabağ bölgesinden uzakta bulunan Tokuz bölgesine ilk saldıran tarafın Azerbaycan tarafı olamayacağı, Rus askeri uzmanları tarafından da kabul ediliyor.

  1. Çatışmalara sahne olan Azerbaycan’ın Tokuz bölgesinin önemi nedir?

Azerbaycan’ın Tokuz ili, iki ülke arasındaki Karabağ cephe hattının yaklaşık 200 km kuzeyinde yer alıyor. Bölgenin stratejik önemi Azerbaycan’ın Gürcistan üzerinden Türkiye ve Avrupa’ya bağlantı noktası olması. Bu bölgeden Kars-Tiflis-Bakü demiryolu ve karayolunun yanı sıra Türkiye’ye doğalgaz sağlayan TANAP boru hattıyla Bakü-Tiflis-Ceyhan petrol boru hattı geçiyor. Bölgeye rahatlıkla Azerbaycan’ın can damarı denebilir.

  1. Ermenistan, cephe hattı yerine neden sınırdaki bölgeleri hedef aldı?

12 Temmuz geriliminin Ermenistan’ın provokasyonu neticesinde tetiklendiği dikkate alındığında Erivan’ın kontrollü gerilim peşinde olduğu sonucuna varılabilir. Tovuz bölgesindeki Azerbaycan-Ermenistan sınırı, daha Sovyetler Birliği döneminde belirlenmiş iki ülke sınırı. Azerbaycan’ın burada Ermenistan içlerine ilerlemesi durumunda Ermenistan tarafından işgalci ülke ilan edilmesinin yolu açılıyor. Böylece Ermenistan, Rusya ile aralarında bulunan Kolektif Güvenlik Anlaşması Örgütü anlaşmasının tüzüğü gereği Moskova’yı yardıma çağırabilir.

  1. Patlak veren çatışmalara Rusya’nın tepkisi ne oldu?

Rusya, 12 Temmuzda patlak veren çatışmalarda taraf olmadığını her fırsatta dile getirmeye özen gösteriyor. Çatışmaların ikinci gününde Rusya Dışişleri Bakanlığı’nın, taraflara itidal çağrısında bulunmasının ardından önceki gün Moskova, taraflar arasında arabulucu görevini üstlenmeye hazır olduğunu Rus Dışişleri Sözcüsü Maria Zaharova ile ilan etti. İddialara göre Rusya lideri Vladimir Putin, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ile Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan’ı Rusya’nın Karadeniz kıyısındaki Soçi şehrine davet ederek üçlü zirve hazırlıkları yapıyor. Aliyev ile Paşinyan son olarak 14-16 Şubat 2020 tarihinde Almanya’da gerçekleşen Münih Güvenlik Konferansı’nda bir araya gelmişti.

Ermenistan saldırısıyla   ilgili en önemli detayları konunun uzmanları Erzincan Binali Yıldırım Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Salim Gökçen ve Nişantaşı Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölüm Başkanı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Savaş Biçer yanıtladı...

Prof. Dr. Salim Gökçen'e Azerbaycan – Ermenistan sınırında geçen haftadan beri yaşanan çatışmaların genel durumunu ve başlama nedenlerini zellikle 12 Temmuz’da yaşananları göz önünde bulundurarak nasıl değerlendirdiğini sorduk. Gökçen çatışmaları değerlendirirken şu ifadeleri kullandı: 

"Ermenistan, 12 Temmuz’da sınırın Tovuz bölgesinde Ağdam, Dondar Kuşçu ve Vahitli köylerini büyük çaplı silahlar ve havan toplarıyla ateşe tuttu. Ermenistan, Azerbaycan ordusunun karşılık vermesiyle ağır kayıp vererek geri çekildi. Çatışmada, Azerbaycan ordusundan ve Ermenistan’dan ciddi kayıplar meydana gelmiştir."

"Azerbaycan – Ermenistan Anlaşmazlığında Dış Faktörlerin Etkisi Var"

"Azerbaycan ve Ermenistan, aynı coğrafyada iyi komşuluk ilişkileri içinde yaşamak zorunda olan iki ülke durumundadır. Ancak kendilerinin dışındaki etkenler çatışmayı körükleyici bir özellik taşımaktadır. Bu tür sorunlarda hep “dış odaklar” aramak, çevresel etkenlerden söz etmek kolaycı bir yaklaşım gibi görünse de Azerbaycan – Ermenistan anlaşmazlığında gerçekten dış faktörlerin büyük etkisi bulunmaktadır. ABD, Rusya, İran ve AB ülkeleri soruna şu ya da bu şekilde dahil olmuş aktörlerdir. Burada istikrardan çok huzursuzluk olması bu aktörlerin işine geliyor. Bölgedeki etkisi elbette çok büyük olan Rusya’nın iki ülke arasındaki çatışmanın sona ermesini gerçekten istediğini düşünmek mümkün değildir. Azerbaycan ile sürekli “huzursuzluk” hali, Rusya’nın Ermenistan’ı elinde tutabilmesi için her zaman iyi bir fırsat doğurmuştur. Ermenistan ise Rusya’nın kendisini koruyup kolladığına inanmış bir ülke görüntüsü sergiliyor ya da mevcut ekonomik istikrarsızlık onları bu inanmışlığa itiyor.

Prof. Dr. Salim Gökçen

İki ülke arasındaki huzursuzluğun ABD’ni de memnun ettiğini söylemek mümkündür. Azerbaycan, ABD ile de AB üyesi ülkeler ile de Rusya ile de iyi ilişkilere sahip. Bu anlamda ABD’nin neredeyse müttefiki durumunda olan Azerbaycan’ın İsrail ile de ilişkileri oldukça iyi durumdadır. Ekonomik alanda Azerbaycan, enerji kaynaklarını küresel pazarlara ihraç etmede öncelikle ABD ile iş birliği yapmaktadır. ABD bu nedenle kolaylıkla çözülebilecek Dağlık Karabağ sorununda ne Azerbaycan’ın ne de Ermenistan’ın yanında yer almıyor. Aslında bu iki ülkenin sürekli sürtüşme halinde olması bir bakıma ABD ile Rusya’nın işine geliyor."

Ermenistan’ın sivil hedefler de dahil olmak üzere gerçekleştirdiği saldırıların altında yatan gerçek neden sizce nedir sorusuna ise Gökçen şu cevabı verdi:

"Burada Ermenistan’ın tarihsel konumunu ve durumunu görmekte fayda var diye düşünüyorum. Çünkü Ermenistan nüfus olarak da siyasi, iktisadi ve askeri olarak da çok zayıf ve birçok problemle boğuşan bir ülkedir. Tabiri caizse, açıkçası “bir avuç ülke” durumunda. Yani Ermenistan’ın bu durumda bir savaşı kaldıracak ne gücü ne de bir potansiyeli var. Dolayısıyla meydana gelen bu hadise Ermenistan’a tarih boyunca büyük destekler veren Rusya ve Fransa’ya odaklanmanın daha doğru olacağını düşünüyorum."

"Rusya'dan Ayasofya Misillemesi Gelmiş Olabilir Mi?"

"Türkiye Cumhuriyeti’nin, Suriye, Doğu Akdeniz ve Libya meseleleri karşısındaki tavrı ve müdahaleleri ile iç politikada yapmış olduğu hamleler uluslararası arenada ses getirmeye devam etmektedir. 10 Temmuz 2020’de Danıştay’ın 1934 yılındaki Bakanlar Kurulu kararını iptal ederek Ayasofya’ya yeniden cami hüviyeti kazandırması, UNESCO’dan ABD’ye, Yunanistan’dan Rusya’ya pek çok çevreden tepki aldı. Nitekim, Türkiye’nin bu kararı almasından sadece iki gün sonra Ermenistan’ın Azerbaycan ordusuna yönelik, ateşkesi ihlal ederek kışkırtıcı saldırısı akıllara hamisi Rusya’nın Ayasofya misillemesi olabilir mi? sorusunu getirmektedir. Rusya, son dönemde Türkiye’nin politikalarına doğrudan muhalif tavırları ile birinci dereceden fail görüntüsü vermektedir. Zira, Ermeni işgali altındaki Dağlık Karabağ’da da meşru ve gayrimeşru yollarla bölgesel istikrarı tehdit ederek çatışmaları alevlendiren Rusya’nın, Ermenistan’ın son dönemdeki saldırısında da parmağı olduğunu düşünmek hiç de yanlış olmaz."

Neden  Tovuz bölgesi  özellikle seçildi?

Prof. Dr. Salim Gökçen, Tovuz bölgesinin hedef alınması konusunda "Tovuz bölgesi, Azerbaycan’ın batısında yer almaktadır. Azerbaycan-Ermenistan-Gürcistan sınırlarının kesişme noktasındadır. Ermenistan ile 24 kilometreye yakın çok uzun bir sınırı bulunmaktadır. Tovuz şehri, bölgenin kadim yerleşim bölgelerinden biridir. Azerbaycan'ın Ermenistan ile sınırkomşusu olan şehir, Başkent Bakü'ye 439 kilometre uzaklıkta ve nüfusu 2013 sayımına göre 15 bin civarındadır. Bölgenin en büyük gelir kaynağı ise askeri üslerdir. Zira Azerbaycan son iki yıldan bu yana bölgede önemli askeri hamleler gerçekleştirmiştir.

Bugüne kadar Ermenistan ile Azerbaycan arasındaki sınır çatışmaları Dağlık Karabağ bölgesinde meydana geliyordu. İlk defa farklı bir bölgeye, Tovuz’a böyle bir saldırının yapılması ilginçtir ve bunun birkaç sebebi vardır. Öncelikle Ermenistan Dağlık Karabağ bölgesi üzerinden saldırı yapmayarak Karabağ Meselesini gündeme taşımak istememektedir. İkincisi bu bölge Türkiye’ye gelen enerji hatlarının olduğu bölgedir. Ayrıca Gürcistan-Kars-Azerbaycan tren yolu hattı da bu bölgeden geçmektedir. Türkiye açısından da oldukça stratejik bir bölge olması nedini ile Tovuz üzerinden yapılan bu saldırı, aslında dolaylı olarak Türkiye’ye bir “mesaj” niteliğindedir." yorumunu yaptı.

Çatışmaların devamı halinde bölgedeki dengeler nasıl değişir?

Azerbaycan ve Ermenistan arasındaki çatışmaların devamının bölgede dengeleri nasıl değiştireceği sorusuna Gökçen "Çatışmaların şu aşamada devam edeceğini düşünmüyorum. Ancak Ermenistan tarafından meydana gelebilecek bir provakatif hadise, iki ülkenin dışında birçok ülkeyi de içine çekecek bir kaosu ateşleyebilir. Bu nedenle uluslararası birçok unsur şu an itidal için çaba harcamaktadır." cevabını verdi.

"Ortaya Çıkacak Savaş En Çok Ermenistan'ı Etkiler"

Peki, Ermenistan Rusya’yı da yanına çekerek Azerbaycan’ı provoke etmeye çalışarak daha büyük çaplı savaş ihtimalini oluşturmaya mı çalışıyor? Sorumuza ise Salim Gökçen ilginç bir yanıt verdi:

"Burada ortaya çıkacak savaştan en olumsuz şekilde etkilenecek ülke Ermenistan olacaktır. Bu nedenle doğrudan bir savaşın içinde olmak isteyeceklerini zannetmiyorum.

Onlar bu tür çekişmelerle kendisine destek veren ülkelerin dikkatini çekmek ve içeride yaşadıkları ekonomik ve siyasi istikrarsızlığı bu şekilde tolere etmek istemektedirler. Ortaya çıkacak bir savaş ne Rusya ne Türkiye ne de bir başka ülkenin yarına olmayacaktır."

Türiye Azerbaycan’ın Yanında

Azerbaycan – Ermenistan arasındaki çatışmalarda Türkiye’nin konumu ve durumunu nasıl görüyorsunuz sorusuna yanıt olarak Gökçen:

"Azerbaycan’ın içinde bulunduğu her türlü sorun, Türkiye’nin ulusal çıkarları ile yakından ilgilidir. Türkiye en üst seviyede meydana gelen olaylarda Azerbaycan’ın yanında yer alacağını ve Azerbaycan’ın alacağı her kararı da destekleyeceğini ilan etti. Geçmişten bu yana devam eden silah, teçhizat ve askeri yardımlar daha da artarak devam edecektir. Türkiye’nin sürece aktif müdahil olması, işgalci Ermenistan ve bu ülkeyi askerî açıdan destekleyen, çözümsüzlükten çıkar uman ülkeler için risk kaynağı olmaktadır." yorumunu yaptı.

Bu çatışmalar Suriye ve Libya’daki durumu da göz önüne alırsak Türkiye-Rusya-İran gibi güçlerin bölgedeki konumunu nasıl etkiler?

Gökçen'in bu soruya yorumu ise "Rusya arabuluculuk bahanesi ile bölgeye askeri yığınak yapmanın derdinde olabilir. Ve bu bölgeye girdiği takdirde ABD’nin Azerbaycan ve Gürcistan üzerinden harekete geçirmeyi planladığı çevreleme politikaları bertaraf edilmiş olacaktır. İran hali hazırda Ermenistan’a en büyük desteği veren ülke. Ülkede yaşayan 30 milyon civarındaki Azeri Türkü’nün Azerbaycan ile sınır komşusu olmasını asla istemiyor.

Ama daha önemli bir durum ise İsrail’in Türkiye ile bağlarının zayıflaması üzerine İran’a yönelik operasyonlarını genel olarak Azerbaycan üzerinden yönetmesi meselesi var. İran bu konudan dolayı da oldukça rahatsızdır. Türkiye Azerbaycan ile ilgili meseleleri ulusal bir konu olarak görmekte ve her şekilde Azerbaycan’ın yanında yer aldığını ifade etmektedir. Aslında Türkiye’nin bu şekildeki tavizsiz tavrı bölgedeki dengelerin Azerbaycan lehine değişmesinde rol oynayan en önemli faktördür." şeklinde oldu.

Karabağ sorununun çözüm süreci bu çatışmalardan nasıl etkilenecektir?

"Karabağ Sorununu şu şekilde tanımlayabiliriz: Uluslararası anlaşmalar gereği Azerbaycan toprağı sayılan Dağlık Karabağ’ın Ermenistan tarafından işgali, burada uluslararası tanınırlığı olmayan aynı adla bir Cumhuriyetin ilanı, bu işgalin Azerbaycan tarafından kabul edilmemesidir.

 Azerbaycan’ın %20’sini işgal eden ve bir milyondan fazla insanın evini terk etmesine neden olan süreci, Ermenistan yönetimi bir hak olarak görüyor. Ermenistan, BM kararlarına aykırı davranarak bu topraklardan çekilmeyeceğini de bütün dünyaya ilan etmektedir. Azerbaycan topraklarının Ermenistan tarafından işgali sorunu eski Sovyet coğrafyasındaki birçok sorun gibi “dondurulmuş sorun” olarak tanımlanmaktadır.

Fakat özellikle, Rusya'nın Ağustos 2008'de Gürcistan'a müdahalesinden sonra “dondurulmuş sorunların” aslında donmamış olduğu ve bu durumun büyük tehlike arz ettiği daha iyi anlaşıldı. Azerbaycan açısından topraklarının Ermenistan işgali altında kalması hem uluslararası hukuka aykırı hem de iki ülke arasındaki denge farklılıklarına uygun değil. Yani, Azerbaycan uygun gördüğü zamanda BM Sözleşmesi’nin 51. maddesine dayanarak meşru müdafaa hakkı çerçevesinde topraklarını Ermenistan işgalinden kurtarma hakkına ve potansiyeline sahiptir."

Nişantaşı Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölüm başkanı öğretim üyesiDoç. Dr. Savaş Biçer ise Azerbaycan - Ermenistan arasındaki tırmanan gerilimi şu sözlerle değerlendirdi:

 “Azerbaycan ve Ermenistan arasında sınır çatışmaları yeni değil. Ancak bölge itibariyle TOVUZ’da çıkan çatışmalar ister istemez bazı kışkırtıcı nedenler aranmasına sebep oluyor.

İki ülke arasındaki sınır hattı her zaman sıcak çatışma riski taşıyan bölgeler ve çok küçük çaplı hatta münferit temaslar birden çatışmanın şiddetlenmesine sebep olabiliyor.

Bu şekildeki bir diğer sınır çatışmasına geçtiğimiz ay içerisinde Çin-Hindistan arasında tanık olmuştuk. Ermenistan özellikle Azerbaycan’ın sürekli gelişen modern silahlı gücünden ciddi olarak endişe duyuyor ve işgal altındaki Azerbaycan topraklarının bir gün asıl sahipleri tarafından kurtarılacağının korkusunu ancak kendi topraklarında garantör olarak gördüğü ve iki ülke sınırının tamamına yerleşebilecek Rus askerleri ile yenebileceğini düşünüyor olmalı."

Doç. Dr. Savaş Biçer

Tovuz bölgesinin önemi

Doç. Dr. Savaş Biçer "Seçilen TOVUZ bölgesi, Gürcistan-Azerbaycan-Ermenistan sınır üçgenine çok yakın ve Gürcistan-Azerbaycan ana yolu üzerinde kritik bir arazi kesimi. Bu bölgede genişleyebilecek bir çatışma, Gürcistan’ı da içine alabilir. Kolektif Güvenlik Anlaşmasının işletilmesi halinde ise, örgüte Ermenistan’la birlikte üye olan Rusya dahil, Beyaz Rusya, Kazakistan, Kırgız Cumhuriyeti ve Tacikistan’ın da çatışmalara taraf olması ile sonuçlanabilir." yorumunu yapıyor.

Çatışmaların yansıması nasıl olacak?

Biçer, çatışmaların yaratacağı sonuçları ise şu şekilde değerlendirdi: "Türkiye’nin her şartta Azerbaycan’ı destekleyeceğini açıkladığını da düşündüğümüzde, Kafkaslarda küçük çaplı bir çatışmanın yayılarak bölgesel bir çatışmaya dönüşme riski göz ardı edilmeyecek kadar ciddi bir sorun.

 Ancak bu kadar ciddi olması nedeniyle de, bir süre sonra tarafların ateşkesi uygulamaya ikna edilmesi mümkün.

 Rusya, Minsk Grubu ve diğer bazı ülkeler itidal ve arabuluculuk çağrılarına başladılar bile. Gerek Azerbaycan, gerekse Ermenistan yönetimleri sonuç olarak esas sorun kaynağı Dağlık Karabağ bölgesindeki Ermeni işgalinin kendi lehlerine uluslararası bir çözüme kavuşacak şekilde gündeme gelmesini sağlamak isteyeceklerdir ve bu yönde ülkelerinin hem dış hem de iç dinamiklerini harekete geçireceklerdir.

Suriye, Libya, Doğu Akdeniz hatta Afrika’daki Türkiye ve Rusya’nın gelişen dış politika ve güvenlik inisiyatifleri, Kafkaslarda karşı karşıya gelmelerinin de önünde denge sağlayıcı bir unsur olma potansiyelindedir diye düşünüyorum.”

TÜRK-RUS SAVAŞI HAYAL EDENLER

(Bercan Tutar.Sabah Gazetesi Dış Haberler Müdürü)

Dünyanın korona salgını ve ekonomik kriz ile boğuştuğu bir dönemde Pasifik’ten Akdeniz'e Kafkasya'dan Somali'ye uzanan geniş bir coğrafyada vekâlet savaşları yerini artık büyük güçlerle orta sıklet devletlerin karşılıklı gövde gösterilerine ve yer yer de çatışmalarına bıraktı.

ABD ve Çin arasındaki artan gerilimlere ek olarak Avrupa ve Ortadoğu ülkelerinin yanı sıra Rusya ve Türkiye'nin de içinde yer aldığı Suriye ve Libya gibi kriz başlıklarına son olarak Ermenistan'ın Azerbaycan'daki sivil yerleşim yerlerine yönelik saldırıları eklendi.

12 Temmuz pazar günü Ermeni güçlerin ağır silahlarla saldırdığı Tovuz'dan Bakü- Tiflis-Kars demir yolu, Bakü- Tiflis-Ceyhan petrol boru ve TANAP'ın başlangıcı olan Güney Kafkasya doğal gaz boru hatları geçiyor.

Ermenilerin, Türkiye ve Azerbaycan arasındaki ortak projelerin olduğu Tovuz'u hedef alması çatışmaların savaşa dönüşme riskini artırıyor.

Ne var ki Türkiye'nin Bakü'nün yanında yer alacağını açıklaması Ermenistan'ın sırtını sıvazlayan güçleri paniğe sevk etmiş durumda.

***

NATO üyesi Türkiye'nin sınırında bir savaş tehlikesi bile hassas bir süreçten geçen Rusya için büyük bir yıkım anlamına gelecektir. Üstelik Türkiye'nin Suriye ve Libya'da oyun değiştirici bir faktöre dönüşen SİHA ordusuyla baş etmek de öyle kolay değil artık.

Hem ABD ve Fransa destekli kirli oyunu gören hem de Libya'da sıkışmanın paniğiyle Türkiye'ye Kafkaslar'da gözdağı vermeye kalkmanın bedelinin pahalıya mal olacağını anlayan Rusya, Erivan ve arkasındaki güçlerin tezgâhına alet olmamaya dikkat ediyor.

 Kremlin'in sergilediği sağduyulu yaklaşım bunun işareti. Ancak resmi açıklamalara pek itibar etmemekte defayda var. Zira tam da çatışmaların sürdüğü bir dönemde Rusya, Karadeniz ve Kafkaslar'da 150 bin askerin katıldığı dev bir tatbikat başlattı. Tatbikatın zamanlaması ister istemez bazı çevrelerce gövde gösterisi olarak okunuyor.

Daha önceki açıklamalarında NATO'nun Balkanlar, Karadeniz, Kafkaslar ve Doğu Avrupa'daki yayılmacı politikalarının sadece Rusya'yı değil Türkiye'yi de kuşatmaya yönelik olduğunu ileri süren Kremlin, şimdi zor bir testle karşı karşıya.

***

Moskova'nın Erivan ve Bakü arasındaki krize yaklaşım tarzı bundan sonra Türkiye ile girdiği stratejik ilişkilerin seyrini de etkileyecektir. Bu nedenle Erivan saldırınca gözler hemen Rusya ve Türkiye'ye çevrildi. Çatışmanın bölgesel hatta küresel bir savaşa yol açıp açmayacağına dair spekülasyonlar ortalığı kaplamaya başladı.

En revaçta olan senaryo ise Suriye ve Libya'da amaçlarına ulaşamayan ABD ve Fransa gibi ülkelerin Azeri- Ermeni çatışması üzerinden Rusya, Türkiye ve İran'ı karşı karşıya getirmesidir.

Bu ihtimal biraz zor. Çünkü uluslararası ilişkilerde kuraldır... 'İnsanlar birbirlerinin niyetini bilemez ama devletler bilir.'

Rusya, İran ve Türkiye çoğu sorunda az çok bir uzlaşıya varabiliyor. Güç olan şey, Batılı ülkelerin kötü niyetleriyle baş etmek. Çünkü kazan kaybet mantığıyla hareket eden Atlantik ile bir uzlaşıya varmak neredeyse imkânsız.

Bu bağlamda Erivan, istediği desteği göremeyecektir. Rus medyasının da dile getirdiği gibi Sayın Erdoğan ve Putin'in devreye girmesiyle sorunun tırmanması önlenecektir.

Dolayısıyla 2015'teki jet krizinden sonra ikinci kez Türk-Rus savaşına yatırım yapanlar yine sukûtu hayale uğrayacaktır

AKDENİZ JEOPOLİTİĞİNDE GİRİT ADASI

(Bülent Erandaç. Takvim Gazetesi Yazarı)

YÜZYIL sonra coğrafyamız Anadolu'daki varlığımızı da tehlikeye düşürecek şekilde Doğu Akdeniz'de ve içeride Derin ABD Avrupa aparatları FETÖ ve PKK terör örgütleriyle saldırıya uğruyordu. İçte ve dışta bütün HAÇLI müdahalelerine karşı, Başkan Recep Tayyip Erdoğan- Türk Devlet Aklı, müthiş karşı hamlelerle mücadele stratejisini devreye soktu. Bu noktada MAVİ VATAN STRATEJİSİ çok önemlidir. Türkiye'nin geleceği öngörerek hazırladığı AKDENİZ stratejisi ipek böceği gibi örülüyor.

Başkan Recep Tayyip Erdoğan-Türk Devlet Aklı, geleceği çok iyi okuyarak, müthiş hamlelerle Akdeniz'deki denklemi değiştirdi. Şöyle:

1) TARİH: 27 KASIM 2019:

Türkiye ile Libya arasında imzalanan deniz yetki alanları mutabakatı, Doğu Akdeniz jeopolitiğini köklü bir şekilde değiştirebilecek bir hamle olarak gündeme geldi. Yunanistan, Mısır, GKRY ve İsrail'in Türkiye aleyhine geliştirecekleri oyun planı bozuldu. Bu mutabakat, Yunanistan'ın Doğu Akdeniz'de bulunan Girit, Kaşot, Kerpe, Rodos ve Meis hattını esas alma bu adaların da Yunanistan'ın ana karasının parçası olduğu iddiasını da paçavraya çevirdi.

2) TARİH: 26 HAZİRAN 2020:

Türk Deniz Kuvvetleri Girit'in güneyinde üç sahada Navtex ilan etti. Üç sahada askeri eğitim yapılacağı belirtilerek, bu alanların tatbikat için kapatıldığı vurgulandı. Sahalara verilen kodlar, TSK'nın parolasından esinlendi. Birinci sahaya "ETKİN", ikinci sahaya "CAYDIRICI" ve üçüncü sahaya "SAYGIN" isimleri verildi. Tatbikat alanı olarak Girit'in güneyi ile Libya açıkları belirlendi.

3) Türkiye-Libya deniz anlaşması ve Girit açıklarında Türkiye'nin Navtex'ı ile İsrail, Yunanistan ve Rum Kesimi arasında imzalanan EastMed boru hattı projesini işlemez noktaya getirdik.

4) GİRİT AÇIKLARINDA TÜRKİYE'NİN DERİN DENİZ ARAMASI SÜRÜYOR.

5) KARDEŞ LİBYA PETROLLERİNE UZANAN ELLER KIRILIYOR

6) Libya'da Vatiyye hava, misrata deniz ,Kıbrıs'ta Magosa deniz, lefkoşe hava Türk üsleri gün sayıyor.

7) Yunanistan'ın Girit'ten Meis'e kadar olan bölgedeki alanlarını tek bir sahil şeridi olarak kabul ederek sürdürdüğü sinsi çalışmalarla Türk karasularının yaklaşık 41 bin kilometre kare olarak hesaplanan bir alana hapsedilmesi HAÇLI PLANI paçavraya çevirmiştir.

SONUÇ: Başkan Erdoğan liderliğindeki Türkiye İslam coğrafyasının merkez direnç noktasıdır. Türkiye'nin Libya'yı beka meselesi olarak tanımlamış olmasına özellikle dikkat edilmelidir.

Bütün Akdeniz'i kuşattığını görmemiz gerekir. Türkiye, siyasi ve askeri varlığını geriye dönülemez bir biçimde göstererek IRAK-SURİYE-KIBRIS-AKDENİZLİBYA HATTINDA BEKA HATTINI tahkimatı sürdürecektir. Türkiye'miz jeopolitik müdahaleleri kararlı bir biçimde sürdürme kararındadır..

TÜRKİYE, MISIR’IN LİBYA KARARINA 2 AŞAMALI PLAN HAZIRLADI

 (Çetiner Çetin. Habertürk)

Mısır Parlamentosu, Cumhurbaşkanı Sisi ve Mısır Silahlı Kuvvetleri'nin Libya'ya askeri olarak müdahale etmesine izin veren tezkereyi onayladı. Gelişmeleri yakından izleyen Ankara ise Mısır'ın hamlesine karşılık askeri ve diplomatik süreçleri kapsayan iki aşamalı plan hazırladı.

Mısır Parlamentosu Temsilciler Meclisi Libya'ya asker gönderme tezkeresini kabul etti.

Habertürk'ten Çetiner Çetin'in haberine göre, Mısır'ın almış olduğu karar Ankara tarafından dikkatle izlenirken, Mısır'ın Libya toprakları içerisindeki tüm hareketleri bundan böyle Türkiye tarafından daha yakın takibe alınacak.

Geçtiğimiz hafta Bingazi ve Tobruk bölgesinden 14 kabile lideri Mısır'ın darbeci lideri Sisi ile bir araya gelerek Mısır'ın Libya'ya asker göndermesi konusunda talepte bulunmuştu. Bu talep üzerine Sisi harekete geçeceklerini ifade etmişti. Bunun üzerine Mısır Savunma Bakanlığı ve Sisi'nin danışmanları Temsilciler Meclisi'ne asker gönderilmesi hususunda bir tezkere göndermişti. Tezkere oy çokluğuyla kabul edildi.

Mısır'ın bu hamlesinin bölgedeki tansiyonu yükseltmesi bekleniyor.

Ankara'daki güvenlik kaynakları, Mısır'ın Libya sınırına yakın 2 noktada yaklaşık 2 ay önce asker konuşlandırdığını belirtiyor. Diğer bir ifadeyle Türkiye'nin Libya'ya askeri danışmanlar göndermesinin hemen sonrasında Mısır'ın da bölgede askeri hareketlilik içerisinde olduğu ifade ediliyor.

Mısır'ın kendi başına bölgede hareket edemeyeceğine vurgu yapan Libyalı diplomatik kaynaklar ise Fransa, BAE, Suudi Arabistan ve Rusya'nın Mısır'ı askeri olarak ülkeye çekmeye çalıştığını belirtiyor.

MISIR, LİBYA'YA ASKER SOKARSA TÜRKİYE'NİN ASKERİ VARLIĞI ARTIRILACAK

Mısır, BAE, Suudi Arabistan ve Fransa'nın aynı saf içerisinde ortak hareket ettiğine vurgu yapan Türk yetkililer ise Libya'nın toprak bütünlüğünü savunan Türkiye'nin aynı kararlı duruşu devam ettireceğinin altını çiziyor.

Türk kaynaklar, Libya toprakları içerisinde her kimden olursa olsun Türk askeri birliklerine bir saldırı olması durumunda karşılık verme kararlılığı içerisinde olduklarını belirtiyorlar. Bu kapsamda Mısır'ın Libya'ya asker sokmaya çalışması durumunda Türkiye de Libya'daki askeri, teknik kapasitesini ve asker sayısını artırmayı planlıyor.

Uzun süredir Kahire'den gelen siyasi açıklamaları dikkatle takip eden Ankara'nın Mısır'ın hamlesine karşı diplomatik ve askeri süreçleri kapsayan iki aşamalı bir plan hazırladığı belirtiliyor.

SİRTE VE CUFRA'DA HAREKETLİLİK HIZ KAZANACAK

Diğer taraftan Libya Ulusal Mutabakat Hüklümeti'ne bağlı askeri gruplar ve Türk askeri danışmanlar eşliğinde yapılması planlanan Sirte ve Cufra'ya yönelik askeri operasyon için de, askeri tahkimatın yüzde 80'inin tamamlandığı ifade ediliyor.

Bayramdan sonra, Ağustos ayının ilk yarısında operasyonel hareketliliğin hız kazanması bekleniyor. Diğer bir ifadeyle Türkiye, Mısır'ın aldığı karara rağmen Libya'nın toprak bütünlüğündeki kararlılığını devam ettirecek.

Sirte ve Cufra'ya yönelik operasyonel sürece yönelik askeri tahkimat devam ederken, Türk askeri yetkililer Sirte ve Cufra'ya yönelik operasyonun eşzamanlı mı yoksa kademeli olması gerektiği konusunu değerlendirdikleri bildiriliyor.

Türkiye'nin içinde bulunduğumuz hafta boyunca İtalya, Almanya, ABD, Katar ve Akdeniz havzasındaki ülkelerin bir kısmıyla diplomatik görüşmeleri sürdüreceği belirtiliyor.

CEZAYİR’DEN LİBYA KRİZİNE ÇÖZÜM İÇİN YENİ GİRİŞİM

Resmi televizyon kanalında yayınlanan yerel medya kanallarına verdiği mülakatta konuşanCezayir Cumhurbaşkanı Abdulmecid Tebbun, Cezayir'in Libya krizine ilişkin bir girişimi sunma aşamasında olduğunu söyledi.

Birleşmiş Milletler (BM) ile koordineli olacak girişimin Tunus-Cezayir çözümü olabileceğini dile getiren Tebbun, "Herhangi bir münferit kararı desteklemeyiz. Emrivakileri reddetmek Cezayir'in ilkelerindendir." dedi.

Tebbun, dile getirdiği girişimin içeriğine ilişkin ayrıntılı bilgi vermedi.

Türk ve Cezayir Dışişleri Bakanları günlük temas halinde

Tebbun, Libya krizine ilişkin diplomatik çabaları tüm taraflarla günlük olmak üzere Cumhurbaşkanlığı ve Dışişleri Bakanlığı düzeyinde olduğunu dile getirerek, "Türkiye ve Cezayir Dışişleri Bakanlarının günlük temas halinde" olduğunu vurguladı.

"Libya'da kabileleri silahlandırmak yeni bir Somali demektir"

Libya'daki kabilelerin silahlandırılması meselesine Cezayir'in karşı olduğunu ima eden Tebbun şunları söyledi:

"Geçen 24 saat içinde Libyalı kabilelerin nefsi müdafaa için silahlandırılması konusunu duydum. Bu gerçekten çok tehlikelidir. Yeni bir Somali ile karşı karşıya olacağız ki bu durumda hiçbir çözüm olmaz."

Mısır Cumhurbaşkanlığından geçen perşembe yapılan yazılı açıklamada, Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi'nin başkent Kahire'de Libyalı kabile liderleriyle bir araya geldiği duyurulmuştu.

Libyalı kabilelere, "ulusal bir ordu" çatısı altına girme ve silahların sadece devlet kurumlarının elinde olması çağrısında bulunan Sisi, ulusal bir ordu inşası için ülkesinin Libyalı kabile mensuplarını misafir etmeye ve eğitmeye hazır olduğunu aktarmıştı.

ABD KÜSTAHLIĞI…

ABD, Türk F-35'lerine el koydu

Türk Hava Kuvvetlerine teslim edilmesi gereken 8 adet F-35 uçağı skandal bir kararla ABD Hava Kuvvetlerine devredildi.

Müşterek Taarruz Uçağı (JSF) Programı kapsamında Türk Hava Kuvvetleri için üretilen sekiz adet F-35A Lightning II uçağı,ABD Hava Kuvvetleri envanterine devredildi.

Geçtiğimiz günlerde ABD Senato komitesi, ABD Hava Kuvvetleri’ne, Türkiye için üretilen sekiz adet F-35A uçağını modifiye etme yetkisi vermişti.

Boyamaları Değiştirilip ABD Hava Kuvvetleri’ne Verildi

Bu kapsamda Lockheed Martin tarafından Türk Hava Kuvvetleri için üretilen ancak S-400 tedariki bahanesiyle uygulanan ambargo sebebiyle Türkiye'ye gelemeyen ve 7. Ana Jet Üs Komutanlığı’na konuşlandırılamayan F-35A uçakları, boyamaları değiştirilerek ABD Hava Kuvvetleri envanterine alındı.

F-35 savaş uçağının ana yüklenicisi olan ABD'li Lockheed Martin şirketi, geçtiğimiz hafta tepki çekici bir karara imza atmış, F-35 savaş uçağı ile ilgili olarak açılan web sitesinde bulunan "Küresel Katılımcılar" listesinden Türkiye'nin adını silmişti.

CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN: “GARDIMIZI İNDİRMEYECEĞİZ’’

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan  15 Temmuz'un yıl dönümünde Hürriyet  Gazetesi için bir yazı kaleme aldı. Erdoğan yazısında "Devletin tek ve asli sahibi millettir" mesajı verdi.

Bin senedir üzerinde yaşadığımız bu topraklarda varlığımızı idame ettirebilmek için hep büyük bedeller ödedik.

İrili, ufaklı pek çok devlet kurarak bugüne kadar geldik. Döneminin en büyük devletlerinden olan Büyük Selçuklu’nun parçalanmasının en önemli sebeplerinden birisi sapkın bir akım olan Haşhaşilerin sinsi faaliyetleriydi. Selçuklu’nun dağılmasını müteakip Anadolu’nun imarında çok büyük katkıları olan Türk beyliklerinin ortaya çıkması, milletimizin bu topraklarda tutunma iradesi ve direncinin bir tezahürüydü.

Bu beyliklerden biri de tarihin gördüğü en güçlü kurumsal yapılardan olan Osmanlı Devleti’ydi. Yaklaşık 600 yıl boyunca çok geniş bir alanda güçlü bir yönetim sergileyen Osmanlı, Birinci Dünya Savaşı’nın ardından tarihteki yerini almak üzere sahneden çekildi. Türk tarihindeki her benzer hadisede olduğu gibi, Osmanlı yıkılırken yerini yeni ve genç bir devlet, Türkiye Cumhuriyeti aldı.

Karşılaştığımız Sıkıntıların En Kalleşçesiydi

Cumhuriyet döneminde de geçmişteki devletlerimizin yaşadıkları sıkıntıların benzerleriyle karşılaştık. Kimi zaman dış saldırılar ve tuzaklar, kimi zaman içeriden gelen ihanetler, milletimizi meşgul ve mağdur etti. 15 Temmuz ihaneti ise bin yıldır bu topraklarda karşılaştığımız sıkıntıların en kalleşçesiydi.

Milletimiz, bin yıldır ne yaşarsa yaşasın, bu topraklarda ilelebet var olma iradesinden asla vazgeçmedi. 15 Temmuz ihaneti, bizi bu topraklarda yaşama irademizden vazgeçirmeye yönelik en son tertipti. İlhamını ve örgütlenme modelini bin yıl önceki yapılardan alan FETÖ’nün amacı, başarabilirse vatanımızı işgal etmek, başaramazsa iç mücadeleyle milletimizin enerjisini tüketmekti. Ancak milletimiz o gece destansı bir cesaret ve kahramanlık örneği sergileyerek, bu ihaneti sabah olmadan bertaraf etti.

Allah’ın yardımı, milletimizin istiklaline ve istikbaline olan bağlılığı, dostlarımızın duası sayesinde başarısızlığa uğrayan 15 Temmuz darbe girişimi, benzer tüm niyetlerin de tarihin çöplüğüne havale edilmesine vesile oldu.

Uzun Ve Meşakkatli Bir Süreç, Biliyoruz

Devlet ve toplum hayatımızın kılcal damarlarına kadar sızan terör örgütü FETÖ’yü titiz bir çalışmayla büyük ölçüde tasfiye ettik. Elbette böylesine sinsi ve karanlık bir örgütle mücadelenin uzun ve meşakkatli bir süreç olduğunu biliyoruz. Sonuna kadar dikkatimizi canlı tutacak, gardımızı indirmeyeceğiz. Ülkemize ve milletimize yapılan ihanetin hesabını sonuna kadar soracak, kimseyi mağdur etmeden suçluları cezalandıracağız. Dünyanın neresine kaçarlarsa kaçsınlar, peşlerini bırakmayacağız.  Rabbimizin “Sizin şer gördüklerinizde hayır, hayır gördüklerinizde şer vardır” emri ilahisinin tecellisi olarak bugün Türkiye, 15 Temmuz öncesinden daha güçlü, milletimiz 15 Temmuz öncesinden daha muhabbetlidir. Ordumuz, polisimiz ve yargımız başta olmak üzere devlet kurumlarımız hainlerden temizlendiği için Türkiye, terörle mücadelede tarihinin en başarılı dönemini yaşıyor. Bununla da kalmıyor Irak, Suriye ve Libya gibi sınır ötesi faaliyetleriyle güvenlik hattını çok ilerilere taşıyor.

Heveslerini Kursaklarında Bırakmayı Sürdüreceğiz

İnşallah ülkemizi 2023 hedeflerine ulaştırarak, ihanet şebekelerinin ve onların iplerini ellerinde tutanların heveslerini kursaklarında bırakmayı sürdüreceğiz. 15 Temmuz darbe girişiminin dördüncü yıldönümünde, o gece bir gül bahçesine girercesine şehadete koşan şehitlerimize Allah’tan rahmet, gazilerimize sağlık ve afiyet diliyorum.

Bin yıldır hep olduğu gibi, bir kez daha bu ülkeyi ebedi vatan yapma iradesini tüm dünyaya haykıran milletimin her bir ferdine şükranlarımı sunuyorum.

TBMM KOMİSYON BAŞKANLARI BELLİ OLDU

Adalet Komisyonu: Başkan AKP Bartın milletvekili Yılmaz Tunç, Başkanvekili AKP Kırıkkale milletvekili Ramazan Can, Sözcü AKP Konya milletvekili Gülay Samancı, Katip AKP Balıkesir milletvekili Belgin Uygur.

Anayasa Komisyonu: Başkan AKP Yozgat milletvekili Bekir Bozdağ, Başkanvekili AKP Afyonkarahisar milletvekili Ali Özkaya, Sözcü AKP Kocaeli milletvekili Emine Zeybek, Katip AKP Mersin milletvekili Zeynep Gül Yılmaz.

Avrupa Birliği Uyum Komisyonu: Başkan AKP Şanlıurfa milletvekili Mehmet Kasım Gülpınar, Başkanvekili AKP Konya milletvekili Ziya Altunyaldız, Başkanvekili CHP Balıkesir milletvekili Fikret Şahin, Sözcü AKP Erzurum milletvekili Zehra Taşkesenlioğlu Ban, Katip HDP İstanbul milletvekili Zeynel Özen.

Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu: Başkan AKP Konya milletvekili Tahir Akyürek, Başkanvekili AKP Aydın milletvekili Metin Yavuz, Sözcü AKP Çanakkale milletvekili Jülide İskenderoğlu, Kâtip AKP Erzincan milletvekili Burhan Çakır.

Çevre Komisyonu: Başkan AKP Trabzon milletvekili Muhammet Balta, Başkanvekili AKP Bursa milletvekili Muhammet Müfit Aydın, Sözcü MHP Ankara milletvekili Sadir Durmaz, Kâtip AKP Ankara milletvekili Barış Aydın.

Dışişleri Komisyonu: Başkan AKP İstanbul milletvekili Akif Çağatay Kılıç, Başkanvekili AKP İstanbul milletvekili Ahmet Berat Conkar, Sözcü AKP Antalya milletvekili Sena Nur Çelik, Kâtip AKP İzmir milletvekili Ceyda Bölünmez Çankırı.

Dilekçe Komisyonu: Başkan AKP İstanbul milletvekili Mihrimah Belma Satır, Başkanvekili AKP Kayseri milletvekili İsmail Tamer, Sözcü AKP Bolu milletvekili Fehmi Küpçü, Kâtip AKP Kırşehir milletvekili Mustafa Kendirli.

Güvenlik ve İstihbarat Komisyonu: Başkan AKP Bursa milletvekili Efkan Ala, Başkan Vekili AKP Uşak milletvekili Mehmet Altay, Sözcü AKP Manisa milletvekili Murat Baybatur, Kâtip AKP İstanbul milletvekili Serkan Bayram.

İçişleri Komisyonu: Başkan AKP Kahramanmaraş milletvekili Celalettin Güvenç, Başkanvekili AKP Gaziantep milletvekili Sermet Atay, Sözcü AKP İstanbul milletvekili Alev Dedegil, Kâtip AKP Gaziantep milletvekili Müslüm Yüksel.

İnsan Hakları İnceleme Komisyonu: Başkan AKP Bursa milletvekili Hakan Çavuşoğlu, Başkanvekili Hatay milletvekili Hüseyin Yayman, Başkanvekili CHP İstanbul milletvekili Sezgin Tanrıkulu, Sözcü AKP Van milletvekili Osman Nuri Gülaçar, Kâtip HDDP Muş milletvekili Gülüstan Kılıç Koçyiğit.

Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu: Başkan AKP Edirne milletvekili Fatma Aksal, Başkanvekili AKP Kayseri milletvekili Hülya Nergis, Başkanvekili CHP Eskişehir milletvekili Jale Nur Süllü, Sözcü AKP İstanbul milletvekili Tülay Kaynarca, Kâtip HDP Ankara milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir.

Kamu İktisadi Teşebbüsleri Komisyonu: Başkan AKP Aydın milletvekili Mustafa Savaş, Başkanvekili AKP İstanbul milletvekili Nevzat Şatıroğlu, Sözcü MHP Ankara milletvekili Mevlüt Karakaya, Kâtip AKP Balıkesir milletvekili Yavuz Subaşı.

Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu: Başkan AKP Ankara milletvekili Emrullah İşler, Başkanvekili MHP Erzurum milletvekili Kamil Aydın, Sözcü AKP Konya milletvekili Orhan Erdem, Kâtip AKP Sinop milletvekili Nazım Maviş.

Millî Savunma Komisyonu: Başkan AKP Sivas milletvekili İsmet Yılmaz, Başkanvekili AKP Bursa milletvekili Refik Özen, Sözcü AKP Gaziantep milletvekili Mehmet Saik Kirazoğlu, Kâtip MHP Bursa milletvekili Mustafa Hidayet Vahapoğlu.

Plan ve Bütçe Komisyonu: Başkan AKP Mersin milletvekili Lütfi Elvan, Başkanvekili MHP İstanbul milletvekili İsmail Faruk Aksu, Sözcü AKP Gaziantep milletvekili Abdullah Nejat Koçer, Kâtip AKP İstanbul milletvekili Şirin Ünal.

Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu: Başkan AKP Erzurum milletvekili Recep Akdağ, Başkanvekili AKP İstanbul milletvekili Müşerref Pervin Tuba Durgut, Sözcü AKP Ankara milletvekili Arife Polat Düzgün, Katip MHP Ankara milletvekili Sefer Aycan.

Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu: Başkan AKP Kayseri milletvekili Mustafa Elitaş, Başkanvekili AKP Düzce milletvekili Fahri Çakır, Sözcü AKP Zonguldak milletvekili Ahmet Çolakoğlu, Kâtip AKP İstanbul milletvekili İffet Polat.

Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu: Başkan AKP Kars milletvekili Yunus Kılıç, Başkanvekili MHP İzmir milletvekili Hasan Kalyoncu, Sözcü AKP Edirne milletvekili Fatma Aksal, Kâtip AKP Bursa milletvekili Zafer Işık.”

NİL VE KIZILDENİZ HATTINDA GÜÇLER DENGESİ

(Anadolu Ajansı Analiz)

Nil nehri ve Kızıldeniz iki önemli su yolu olmalarının ötesinde, dünya tarihinin son bin yıllık döneminde önemli birer ticari merkez olmakla, bölgedeki iktisadi, sosyal ve siyasi dinamikleri etkileme kapasitesine de sahip olmuşlardır. Afrika’daki en eski ticari faaliyetler Sudan’ın doğu bölgesi, Afrika Boynuzu ve Kızıldeniz limanlarından aşağıya, sahillere ve iç bölgelere inen bir güzergâha sahipti.

Buradaki ticari rotalar Afrika’nın iç bölgelerine nüfuz etmeyi sağladığı gibi, Kızıldeniz, Nil ve Batı Afrika’nın uzak sahillerine kadar uzanması nedeniyle, sadece ekonomik faaliyetlerle kalmamış, dini ve kültürel etkileşimleri hızlandırarak buralarda İslam tarihinin önemli medeniyetlerinin kurulmasına da vesile olmuştur. Binlerce yıldır var olan bu ticari rotalar günümüzde farklı yönlere doğru kaymış veya değişime uğramış olsa da Kızıldeniz ve Nil nehri hattının jeopolitik konumu devamlılık arz etmiştir.

Nil ve Kızıldeniz hattı günümüzde de coğrafi konum itibarıyla birbirine paralel iki ulaşım yolu vasfını koruyor; aynı zamanda askeri, stratejik, ekonomik boyutuyla bu hat bölgesel ve küresel güçlerin de odak noktası haline geldi.

Nil nehrinin Akdeniz’den kıtanın iç bölgelerine kadar kısmen ulaşıma imkân veren özelliğiyle beraber, 17 Kasım 1869 yılında Afrika’yı bir ada haline getiren Süveyş kanalının açılmasıyla, Kızıldeniz Akdeniz ve Hint okyanusunu birbirine bağlayarak bölgenin kapısı olmuştur.

Bu süreklilik dolayısıyla Nil ve Kızıldeniz hattı günümüzde de coğrafi konum itibarıyla birbirine paralel iki ulaşım yolu vasfını koruyor; aynı zamanda askeri, stratejik, ekonomik boyutuyla bu hat bölgesel ve küresel güçlerin de odak noktası haline geldi

 Bu iki su yolunun, tarihi kesişim noktaları nedeniyle, günümüzde dahi yaşanan olaylarda birbirlerini etkileme ve jeopolitik konumlanmalardaki tercihlere doğrudan veya dolaylı etkide bulunma kapasitesi vardır. Bölgesel güçler olarak Mısır, İsrail ve Körfez ülkeleri üçgeninde teşekkül eden güçler dengesi, Etiyopya’nın 2011 yılında yapımına başladığı ve bitirmek üzere olduğu Hedasi barajıyla yeni bir boyut kazanmış durumda.

Etiyopya’nın iktisadi ve demografik kalkınması ve Hedasi barajının hem yönetici elitlere hem de halka ülkenin imparatorluk bakiyesi olduğunu hatırlatarak moral üstünlük sağlaması, hiç şüphesiz Kızıldeniz’deki güçler dengesini ve jeopolitiği etkileyecek hamleler.

Nasır’dan Mübarek’e Kızıldeniz, Nil güvenliği politikaları ve jeopolitik öncelikler

Mısır’da 1952 yılında “Hür Subaylar” darbesiyle iktidara gelen askeri elitler İngilizlerin sömürge politikalarının devamı niteliğindeki Süveyş kanalı vasıtasıyla Kızıldeniz’de üstünlük sağlamayı,

1929 Nil rejiminin güncel hali olan 1959 Mısır-Sudan Nil Anlaşması ile nehrin üstündeki Mısır hegemonyasını sürdürmeyi amaçlıyordu. Ekonomik getirileri ve stratejik konumlarından dolayı bu iki hat, Mısır için tasarrufu zaruret teşkil eden meseleler arasındaydı. Bunun yanı sıra Süveyş’in millileştirilmesi ve Nil üzerine inşa edilecek Asvan barajı, yeni yönetime meşruiyet sağlayacak olması bakımından da önem arz ediyordu. Cemal Abdünnasır’ın hem Nil hem de Kızıldeniz’deki hakimiyet politikalarına karşın Etiyopya Kralı Haile Selassie’nin Ortadoğu ve Arap ülkelerinden uzak durma siyaseti izlemesi, Nasır’ın iki su hattında güç dengesini lehine çevirme hevesine yardımcı oldu.

Pek de önemsenmeyen Afrika ülkeleriyle ilişkiler, Nasır’ın 1970 yılında ölmesinin ardından Enver Sedat ve Butros Butros-Gali ile yeniden formüle edilmiş, özellikle Etiyopya ile yakın temas içinde olunması sağlanmıştı.

Mısır bu dönemde kıtadan izole bir şekilde sürdürülen dış politikanın Kızıldeniz ve Nil hattındaki varlığının devamlı olamayacağını fark ederek Etiyopya ve Nil kıyıdaşlarıyla diplomatik ilişkileri hızlandırmış, Kızıldeniz, Afrika Boynuzu ve Sudan ile ilişkilerini güçlendirmeyi hedeflemişti. Butros Butros-Gali hatıralarında aktardığına göre, Enver Sedat’a Nil’in su kaynağına yüzde 85 oranında sahip bir ülkeyle yakın ilişkilere girmemenin Mısır’ın çıkarlarıyla örtüşmeyeceğini, Nil sularının güvenliği ve hakimiyetin devamı için Etiyopya ile işbirliği yapmaktan başka alternatiflerinin olmadığını söylemişti. Ayrıca Mısır’ın Sovyet güdümündeki Etiyopya’daki komünist Derg rejimi ve Somali’deki Siad Barre ile yakınlık kurması riskleri düşük seviyede tutabilirdi. Tüm bunlara karşın Enver Sedat’ın Kızıldeniz’in Araplaştırılması siyasetine devam etmesi, 1979 yılında Mısır-İsrail barışını getirecek Camp David anlaşmasının akabinde Mısır’ın girebileceği muhtemel bir savaşın ancak Nil suları için olabileceğini açıklaması, bölgedeki statükonun kısa vadede devam edeceğini, ama uzun vadede sürekli olmayacağının sinyallerini veriyordu.

Mısır’ın Kızıldeniz ve Nil hattındaki çıkarlarını korumak için Afrika kıtasından kendisini tecrit etmesinin fayda sağlamadığını, Sedat suikastı sonrasında ülke yönetimini devralan ve uzun yıllar boyunca iktidarda kalan Hüsnü Mübarek de fark etmişti.

Mübarek Mısır’ın dış politikasını, bölgedeki çıkarları doğrultusunda, Araplık ve Afrikalılık arasında sürdürmeyi başarmıştı. Etiyopya’nın 2011 yılında duyurduğu baraj projesi için Afrika Kalkınma Bankası’ndan kredi almasını veto ettirmeyi başarmış, uluslararası bağlantılarıyla bu veto kararının bir benzerini Dünya Bankası’na da dayatmıştı.

Hüsnü Mübarek’e 2011 yılında görevden el çektirilmesini sağlayan olaylardan sonra ülkeye gelen demokrasi her ne kadar kısa bir süre sonra düzenlenen askeri darbenin sebep olduğu siyasi karışıklık ve katliamlarla bir kaos ve trajedi halini alsa da, Etiyopya’nın, Nil nehrinin kaynak ülkesi olmasının ötesinde, havzaya büyük bir güçle geri dönüşünün yolunu açmıştı.

Hedasi barajı ve Etiyopya’nın jeopolitik meydan okuması

Afrika nüfusunun önemli bir kısmı Kızıldeniz ile Nil nehri arasındaki coğrafyada yaşıyor. Üç yüz milyondan fazla insanın hayatını sürdürdüğü Nil nehri havzası ise başlı başına bir gıda, temiz su ve enerji kaynağı olmanın ötesinde, ekonomilere doğrudan ve dolaylı etkileri bulunan bir coğrafya. Etiyopya ise 100 milyonu aşkın nüfusu ve yükselen ekonomisiyle bölgenin yeni cazibe merkezi olarak öne çıkıyor.

Bu kapsamda 5 milyar dolarlık Hedasi barajı projesi 2011’den beri devam ediyor ve Etiyopya’nın ekonomik kalkınmasında önemli bir kilometre taşı olmayı vaat ediyor. 2000-2016 yılları arasında dünyanın en hızlı büyüyen üçüncü ülkesi olan Etiyopya’nın halkının çoğunluğu hâlâ yoksulluk sınırının çok altında yaşıyor ve ülke altyapı ve elektrik sıkıntısı çekmeye devam ediyor. Bunun farkında olan Addis Ababa, ülkeye iktisadi kaynak sağlamak ve bölgeye elektrik ihracat etmek için mansabı olduğu Mavi Nil’in üzerinde baraj yapımını elzem görüyor. 6 bin 450 megavat elektrik üretecek olan Hedasi barajı, Etiyopya ekonomisine tartışılmaz bir fayda sağlayacaktır.

Barajın tüm ekonomik ve sosyal boyutları bir yana, Etiyopya’nın Hedasi barajıyla jeopolitik bir açılım gerçekleştirmiş olması da bir başka tartışma konusudur.

Mısır’ın Nasır ve Sedat dönemlerinde Nil ve Kızıldeniz’i Arap suları olarak gören yaklaşımına Etiyopya’nın içinde bulunduğu siyasi karışıklar sebebiyle yeterince karşılık verememesi, Mısır’ın Nil havzasındaki jeopolitik üstünlüğünü perçinlemişti.

Derg cuntası lideri Mengistu Haile Mariam döneminde SSCB etkisiyle Mısır ile başlayan yakınlaşma Etiyopya’nın biraz rahatlamasına vesile olsa da, Mısır’ın İsrail’le yaptığı anlaşmanın ardından dış politik önceliğini Kızıldeniz ve Nil konusuna vermesi, iki ülkenin işbirliği yapmasına engel olmuştu.

Ayrıca uzun yıllar boyunca Eritre’de devam eden çatışmalar sonucunda Eritre’nin bağımsızlık ilanında bulunması ve böylelikle Etiyopya’nın denize açılan kapısı olan Kızıldeniz koridorunun kapanmasıyla birlikte, ülke jeopolitik bir sıkışıklık içine girmişti. 2011 yılında Hüsnü Mübarek yönetiminin istifasıyla sonuçlanan halk gösterileri Etiyopya için, Nil üzerinde yeni bir jeopolitik denge kurmak üzere, kaçırılmayacak bir fırsat sunuyordu. Dönemin Etiyopya Başbakanı Meles Zenawi’nin “Mısır’daki eski moda fikirlere göre Nil’in Mısır’a ait olduğunu ve onun üzerinde her türlü tasarrufa sahip olduklarını iddia ettiklerini biliyorum; artık şartlar eskiye dönmeyecek şekilde değişti” açıklaması sadece Hedasi barajının sinyallerini vermiyor, bölgedeki dengelerin değiştiğini de ihsas ettiriyordu. Bu bakımdan Nil’deki jeopolitik ve taraflar arasındaki denge, Etiyopya’nın jeopolitik açılımı olarak yorumlanabilir.

2019 yılında Addis Ababa’da Fransa ile imzalanan protokolle Etiyopya, bu açılımın sadece Nil ile de sınırlı kalmadığını gösterdi. Protokol Fransa’dan savaş gemisi alımını ve Etiyopya’nın Eritre sahillerindeki donanmasının modernizasyonunu kapsıyor.

 Etiyopya donanması 1950’li yıllarda İmparator Haile Selassie tarafından kurulmuştu. Etiyopya donanmasının konuşlandığı merkezler, günümüzde bölgesel ve küresel aktörlerin askeri üs ve liman elde etmek için kıyasıya bir rekabet içinde oldukları Masava, Assab, Dehlek adaları ve Asmara’daydı. Eritre’nin bağımsızlık ilanıyla Etiyopya’dan ayrılmasıyla, Etiyopya donanması lağvedilmemiş olsa da, deniz sınırının ortadan kalkmasıyla birlikte, buradaki askeri birlikler âtıl bir hale gelmişti.

Etiyopya’nın iktisadi ve demografik kalkınması ve Hedasi barajının hem yönetici elitlere hem de halka ülkenin imparatorluk bakiyesi olduğunu hatırlatarak moral üstünlük sağlaması, hiç şüphesiz Kızıldeniz’deki güçler dengesini ve jeopolitiği de etkileyecek hamleler olarak yorumlanabilir.

SOSYAL MEDYA TEKLİFİ MECLİS’TE

AKPARTİ VE MHP’nın , 11 maddelik sosyal medya düzenlemesine ilişkin teklifini meclise sunuldu.

Teklifte neler var?

AKP Meclis Grubu'nun hazırladığı teklife göre Türkiye'den günlük erişimi bir milyondan fazla olan yurt içi veya yurt dışı kaynaklı sosyal ağ sağlayıcıları da Türkiye'de temsilci bulunduracak.

Meclis başkanlığına da sunulacak teklifle yükümlülüğü yerine getirmeyen sosyal ağ sağlayıcısının internet trafiği bant genişliği önce yüzde 50, daha sonra yüzde 95'e kadar daraltılacak.

Sosyal ağ sağlayıcıları, Türkiye'deki kullanıcıların verilerini Türkiye'de barındırmak zorunda olacak.

Bu yükümlülüğü yerine getirmeyenler ile erişim engelleme veya içerik çıkarılması kararlarının uygulanmasına ilişkin rapor bildirimi yükümlülüğünü yerine getirmeyenlere para cezası verilebilecek.

Kişiler tarafından da sosyal ağ sağlayıcılarına içerik kaldırılması ya da erişim engellenmesi başvurusu yapabilecek ve bu başvurulara belirlenen saat içerisinde olumlu ya da olumsuz yanıt verilmek zorunda olunacak.Başvuruları yanıtsız bırakan ağ sağlayıcılara para cezası verilebilecek. Hukuka aykırı olduğu mahkeme kararıyla saptanan içerik, sosyal ağ sağlayıcıya bildirilecek, bildirime rağmen belli bir saat içinde gereğini yerine getirmeyen sosyal ağ sağlayıcı, doğan zararların karşılanmasından sorumlu olacak.

TÜRKİYE’DE SOSYAL MEDYA NE KADAR VE NASIL KULLANILIYOR?

 (BBC Analiz)

Uluslararası sosyal medya mecralarının Türkiye'de ofisleri olması, bunlar üzerinden idari ve mali yapılanmalarının ve içeriklerin kontrol edilmeleri gerektiğini belirten Erdoğan, bu konuda kapsamlı bir yasal düzenleme üzerine çalışıldığını açıklamıştı.

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) de sosyal medyaya T.C kimlik numarası ile girilmesini içeren 'İnternet ortamında yayınların düzenlenmesi ve bu yayınlar yoluyla işlenen suçlarla mücadele edilmesi' hakkında hazırladığı kanun teklifini TBMM Başkanlığı'na nisan ayında sunmuştu.

Peki Türkiye'de internet ve sosyal medya kullanımı ne kadar?

İNTERNET

Her yıl dünya genelinde ve ülkeler bazında internet ve sosyal medya kullanımına dair ortak rapor hazırlayan We Are Social ve Hootsuite'in Ocak ayında yayımlanan 'Digital 2020' raporuna göre, dünya çapında 4,5 milyar kişi internet kullanıyor, bu küresel nüfusun yüzde 59'una denk geliyor.

Ocak 2020'de Ocak 2019'a kıyasla dünya çapında internet kullanıcı sayısı 298 milyon arttı. Bu, yüzde 7'lik bir artışa tekabül ediyor.

Bu, geçen yılın aynı dönemine göre 3 dakika az olsa da, bu yıl bir kullanıcının yılın 100 gününden fazlasını internete bağlı olarak geçireceği anlamına geliyor.

Raporda şöyle deniyor:

"Tipik bir kullanıcı, uyanık olduğu zamanın yüzde 40'ından fazlasını internette geçiriyor ve 2020'de insanlık hep birlikte toplam 1,25 milyar yılını internet kullanarak geçirmiş olacak."

We Are Social ve Hootsuite'in raporundaki Ocak ayı verilerine göre, Türkiye'de 62,7 milyon internet kullanıcısı var. Bu sayı, 2019'un aynı dönemine göre yüzde 4 daha fazla.

Türkiye İstatistik Kurumu'nun (TÜİK) 2019 verilerine göre ise, Türkiye'de nüfusun yüzde, 75,3'ü internet kullanıyor. Erkekler arasında bu oran yüzde 81,8'i, kadınlar arasında ise bu oran yüzde 68,9'u buluyor. Son 10 yıldaki veriler incelendiğinde, internet kullanım oranının yıldan yıla arttığı görülüyor.

Türkiye'de internet kullanımı

Kaynak: TÜİK

'Digital 2020' raporuna göre dünya ortalamasına bakıldığında kullanıcıların internette geçirdiği günlük süre 6 saat 43 dakika.

Türkiye'de ise internette günde ortalama 7 saat 29 dakika geçiriliyor. 16-64 yaş arası incelendiğinde Türkiye, internette geçirilen süre açısından 42 ülke arasında 12'inci sırada yer alıyor.

Raporda yer alan bilgi teknolojileri şirketi SimilarWeb'in verilerine göre Türkiye'de en fazla ziyaret edilen internet siteleri arasında YouTube 2'inci, Facebook 3'üncü, Twitter 5'inci, Instagram 6'ıncı sırada bulunuyor.

Aynı raporda yer alan ve web sitelerinin trafikleriyle ilgili bilgi veren Alexa'ya göre ise Türkiye'de en fazla ziyaret edilen internet siteleri arasında YouTube 2'inci, Facebook 4'üncü, Netflix 16'ıncı, Instagram ise 20'inci sırada yer alıyor.

SOSYAL MEDYA

We Are Social ve Hootsuite'in 'Digital 2020' raporuna göre, dünyada 3,8 milyar kişi aktif olarak sosyal medya platformlarını kullanıyor.

Raporda, "Dünya nüfusunun yaklaşık yüzde 60'ı online ve son trendler bu yılın ortalarında dünya nüfusunun yarısından fazlasının sosyal medya kullanacağını gösteriyor" deniliyor.

Sosyal medya kullanıcılarının sayısı küresel çapta bir önceki yıla göre 321 milyon arttı. Bu yüzde 9,2'lik bir artış demek.

Raporda, küresel ortalamalara göre bir kişi günde ortalama 2 saat 24 dakikasını sosyal medyada harcıyor. Bu, internette geçirilen toplam sürenin 3'te 1'inden fazla.

Ocak ayı verilerine göre, Türkiye'de ise 54 milyon sosyal medya kullanıcısı bulunuyor. Bu, toplam nüfusun yaklaşık yüzde 64'ünün sosyal medya kullandığı anlamına geliyor.

Türkiye'de en fazla kullanılan sosyal medya platformları

16-64 yaş arasında (yüzde)

Kaynak: We Are Social ve Hootsuite’in Ocak ayında yayımlanan ‘Digital 2020’ raporu

Türkiye 16-64 yaş arası grubun sosyal medyada geçirdiği süre açısından 46 ülke arasında 15'inci sırada yer alıyor.

Raporun pazar araştırma şirketi Global Web Index'e dayandırdığı verilerine göre, Türkiye'de 16-64 yaş arasındaki kullanıcıların yüzde 93'ü internette video izliyor, yüzde 72'si müzik dinliyor, yüzde 45'i vlog izliyor, yüzde 43'ü radyo, yüzde 30'u ise podcast dinliyor.

Raporda yer alan verilere göre, dünya çapında en fazla kullanılan sosyal medya platformu Facebook. Onu YouTube ve WhatsApp takip ediyor. Instagram 6'ıncı, TikTok 7'inci, Snapchat 12'inci, Twitter ise 13'üncü sırada yer alıyor.

FACEBOOK

Dünya çapında 1,95 milyar kişinin Facebook kullandığı düşünülüyor.

Türkiye'de 37 milyon Facebook kullanıcısı var. Türkiye, dünya sıralamasında ise Facebook'un en fazla kullanıldığı 10'uncu ülke.

Bu, Facebook kullanabilecek yaşta olduğu düşünülen kişilerin (+13) yüzde 56'sının sosyal medya platformunu kullandığı anlamına geliyor.

Dünyada en çok Facebook kullanan 10 ülke

(milyon kişi)

Kaynak: We Are Social ve Hootsuite’in Ocak ayında yayımlanan ‘Digital 2020’ raporu

TWITTER

Twitter'ı ise dünya çapında 339,6 milyon kişi kullanıyor. Türkiye, Twitter'ın en fazla kullanıldığı 6'ıncı ülke.

Bu, Twitter kullanabilecek yaşta olduğu düşünülen kişilerin (+13) yüzde 18'inin sosyal medya platformunu kullandığı anlamına geliyor.

En çok Twitter kullanan 10 ülke

(milyon kişi)

Kaynak: We Are Social ve Hootsuite’in Ocak ayında yayımlanan ‘Digital 2020’ raporu

YOUTUBE VE DİĞER PLATFORMLAR

Dünya çapında her ay 2 milyar kişi YouTube'da oturum açıyor.

YouTube, hem SimilarWeb hem de Alexa'ya göre Türkiye'de "www.google.com"un ardından en çok ziyaret edilen ikinci site.

Türkiye'de 2019 yılında en fazla aratılan ilk 10 başlığı sırasıyla, "Şarkılar", "Film", "Enes Batur", "Çukur", "Hercai", "Pubg", "Reynmen", "Şarkı", "Kadın" ve "Müzik" oluşturuyor.

Türkiye'de Instagram'ın 38 milyon, Snapchat'in ise 7,7 milyon kullanıcısı bulunuyor.

NETFLIX

Film ve dizi izleme platformu Netflix'in Nisan ayı itibarıyla dünya çapında abone sayısı 183 milyon.

Reuters'ın haberine göre Netflix, koronavirüs salgınının patlak verdiği 2020'nin ilk çeyreğinde yaklaşık 16 milyon yeni abone kazandı.

Netflix Türkiye İletişim Müdürü Artanç Savaş Aralık ayında Habertürk'e verdiği röportajda, Türkiye'de ücret ödeyen 1,5 milyondan fazla abonenin olduğunu söylemişt

GAZETE TİRAJLARI ERİDİ

Türkiye İstatistik Kurumu, 2019 yılı Yazılı Medya İstatistikleri'ni açıkladı. Bağımsız bir denetleyici olmadığından tiraj rakamlarının yayınların beyanları üzerinden kayda geçtiği ülkemizde, raporda dikkat çeken veriler yer aldı. Buna göre, 2019 yılında gazete ve dergi sayısı da, gazete ve dergilerin yıllık tirajı da bir önceki yıla göre yüzde 8 azaldı. Son 9 yıldaki düşüş ise yüzde 51.2'yi buldu. İşte rapordaki veriler..

TÜİK'in verilerine göre gazete ve dergi sayılarında yüzde 8'lik bir düşüş yaşandı. Raporda bu sayının 2019 yılında 5 bin 485 olduğu ve yayınların yüzde 57,4'ünün ise dergilerden oluştuğu ifade edildi.

TİRAJLARDA DA BENZER FARK

Verilere göre, gazete ve dergilerin yıllık tirajı da yüzde 8 azaldı. Türkiye'de 2019 yılında yayımlanan gazete ve dergilerin yıllık toplam tirajı 1 milyar 259 milyon 68 bin 89 iken, bunun yüzde 94,2'sini gazeteler oluşturdu.

Raporda, 2010 yılında 2 milyon 432 bin olan gazete tirajlarının, 2014 yılında 2 milyon 141 bine, 2019'da da 1 milyon 186 bine düştüğü kaydedildi. Son 9 yıldaki düşüş ise yüzde 51.2'yi buldu. Öte yandan bağımsız bir denetleyici olmadığından tiraj rakamları yayınların beyanları üzerinden kayda geçiyor.

YÜZDE 90'I YEREL YAYINLAR

Veriler içerisinde önemli bir oran da yer aldı. Buna göre, Türkiye'de 2019 yılında yayımlanan gazetelerin yüzde 90,8'i yerel, yüzde 7,3'ü yaygın (ulusal) ve yüzde 1,9'u ise bölgesel yayın yaptı. Dergilerin ise, yüzde 65,9'u yaygın, yüzde 29,5'i yerel, yüzde 4,5'i de bölgesel yayınlar oldu.

EN FAZLA ULUSAL GAZETELER OKUNDU

Gazetelerin toplam tirajının da yüzde 83,6'sı yaygın, yüzde 15,7'si yerel ve yüzde 0,8'ini de bölgesel yayımlanan gazeteler oluşturdu. Raporda ayrıca, yayımlanan gazetelerin yüzde 89,3'ünün "siyasi/haber/güncel" içerikli yayın yaptığı da vurgulandı.