Adres :
Aşağı Öveçler Çetin Emeç Bul. 1330. Cad. No:12, 06460 Çankaya - Ankara Telefon : +90 312 473 80 41 Faks : +90 312 473 80 46 E-Posta : sde@sde.org.tr

Haftanın Medya ve Sivil Toplum Değerlendirmesi (8 Temmuz-15 Temmuz 2019)

Bu değerlendirme son bir hafta içinde yerli ve yabancı basında dikkat çeken medya ve sivil toplum alanındaki haberlerin değerlendirmesini kapsamaktadır.
SDE Editör
15 Temmuz 2019 14:50

S-400 teslimatında 4.Gün (15 Temmuz): Milli Savunma Bakanlığı, Rus yapımı S-400 hava savunma sisteminin teslimatına devam edildiğini, sistemin bazı parçalarını taşıyan 8. Uçağın da Ankara yakınlarındaki Mürted Hava Meydanı’na indiğini duyurdu.Sevkiyat Cuma Günü başlamıştı.

TÜRKİYE’NİN TARİHİ KARARI: S-400 ‘LER GELDİ

S-400 teslimatında 4. Gün(15 Temmuz): Sekizinci uçak da indi. Milli Savunma Bakanlığı, Rus yapımı S-400 hava savunma sisteminin teslimatına devam edildiğini, sistemin bazı parçalarını taşıyan 8. uçağın da Ankara yakınlarında yer alan Mürted Hava Meydanı'na indiğini duyurdu. Sevkiyat Cuma günü başlamıştı.

Teslimat, Türkiye-ABD ilişkilerinin yeni bir sürece girdiğine işaret ediyor. Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar, ABD Savunma Bakan Vekili Mark Esper ile Cuma akşamı konuyla ilgili bir telefonda görüşmesi gerçekleştirdi.

Bakanlıktan yapılan açıklamada "Türkiye'nin ciddi bir hava ve füze tehdidi altında bulunduğunu, bu çerçevede S-400 savunma sistemi alımının tercih değil bir zorunluluk olduğunu, Patriot teklifi konusundaki değerlendirmelerinin de devam ettiğini ilettiği" belirtildi.

Açıklamada, Bakan Akar'ın, Türkiye'nin F-35 ve S-400 sistemlerinin olası etkileşimi konusunda NATO'nun da dahil olabileceği çalışma grubu önerisini yinlediği de kaydedildi.

TÜRKİYE’NİN BAĞIMSIZLIK YÜRÜYÜŞÜNDE S-400 HAREKÂTI

(Takvim Gazetesi Yazarı Bülent Erandaç’ın yazısı)

YENİ dünya düzeni kuruluyor. Bağımsız Türkiye'de bu yeni dünyada yerini alıyor.Başkan Tayyip Erdoğan'ın, NATO-Batı zincirlerini kıra kıra, IMF kementlerini kopara kopara devam ettirdiği BAĞIMSIZLIK YÜRÜYÜŞÜ sürüyor.
Tarihi yürüyüşümüzde Erdoğan-Türkiye, S-400'leri Anadolu topraklarına konuşlandırarak ve hayati stratejik hamlelerle bölgesel güç konumunu tahkim ediyor.

Hava Savunma Sistemleri; bir ülkeye yapılabilecek bir saldırıya karşılık caydırıcılık sağlar, saldırıların etkisini azaltır, sınırlandırır, geciktirir ve önler. Doğu Akdeniz'de keşfedilen zengin doğalgaz rezervleri üzerinden Doğu Akdeniz'e hakim olacak bir İSRAİL-HELEN İTTİFAKI'nı paçavraya çevirmeye kararlı Başkan Erdoğan'ın hazırlattığı strateji, adım adım yürütülüyor. Mısır, Rum ve Yunanistan'ı piyon olarak kullanan ABD-İsrail'e karşı Erdoğan'ın MAVİ VATANI KORUMA STRATEJİSİ etkili taktiklerle uygulanıyor.
Bu bağlamda, Doç. Dr. Muhammet Savaş Kafkasyalı başkanlığında, Stratejik Düşünce Enstitüsü'nce hazırlanan "Doğu Akdeniz'de Siyasi, askeri ve ekonomik açıdan yapılan ve yapılacaklar" başlıklı rapor yayınlandı.
Raporda, DOĞU AKDENİZ'DE ENERJİ KRİZİ VE TÜRKİYE'NİN GİRİT ADASI'NA KADAR UZANAN KITA SAHANLIĞINDA PETROL-GAZ SONDAJ HAKKIMIZ çok detaylı biçimde değerlendiriliyor. Türkiye Akdeniz'e sahildar devlettir. Sahildar devletler de kıta sahanlığına herhangi bir bildirim yapmadan kendiliğinden sahiptirler.


TÜRK SONDAJ GEMİLERİ, "Barbaros Hayreddin Paşa" "Fatih" ve Yavuz Doğu Akdeniz'i karış karış dolaşmayı sürdürecektir. ÇÜNKÜ KAVGA DOĞU AKDENİZ GAZI İÇİN DEĞİL. MESELE DAHA BÜYÜKTÜR.


Doğu Akdeniz'de kurulmaya çalışılan ABD-AVRUPA yeni siyasi-askeri ittifakı, Çin'in "Bir Kuşak-Bir Yol" projesinin deniz bağlantısını kontrol altına alma stratejisinin bir parçasıdır. 21. Yüzyıl Deniz İpek Yolu, Kızıldeniz'den geçerek Doğu Akdeniz üzerinden Avrupa pazarlarına ulaşmaktadır.
ABD-Avrupa'nın Akdeniz gazının güvenliğini sağlama bahanesi ile Doğu Akdeniz'de askeri varlıklarını artırmaları Çin ticaretini kontrol altında tutma, Türkiye'yi sindirerek İpek Yolu'nun Türkiye üzerinden Avrupa'ya ulaşmasını istediği anda kesme amaçlıdır.
Türkiye'yi Doğu Akdeniz'den uzak tutmaya çalışan yeni oluşumu, Başkan Erdoğan (DERİN OYUNU) ÇOK İYİ OKUDU. Erdoğan, KIBRIS TÜRK DEVLETİ VE KKTC'de caydırıcı deniz ve hava üsleri kurma kartını elinde tutmaktadır. "Kıbrıs İşleri Koordinatörlüğü" isabetli bir karardır. Türkiye'nin hedef alındığı açık olan ABD güdümündeki yeni Doğu Akdeniz mimarisine karşı S-400 sisteminin alınması isabetli bir karar olmuştur.

ABD ,S-400’LERE KARŞI YAPTIRIM UYGULAYACAKMIŞ!

HADİ ORADAN…

Türkiye'nin Rusya'dan aldığı S-400 hava savunma sistemlerinin teslimatı başladı. ABD uzun süredir bu sistemlerin alınması durumunda Ankara'ya yönelik yaptırımların devreye sokulacağı belirtiliyordu. CAATSA olarak adlandırılan yaptırımlar neleri kapsıyor, uygulanabilecek yaptırımlar konusunda Başkan Donald Trump nasıl bir rol üstlenebilir?

ABD, Türkiye'ye nasıl yaptırım uygulayabilir? Türkiye'nin Rusya ile yaptığı S-400 anlaşmasının, ABD Kongresi'nin Ağustos 2017'de çıkardığı ABD'nin Hasımlarıyla Yaptırımlar Yoluyla Mücadele Etme Yasası (CAATSA) kapsamına girdiği ifade edildi.

Kongre'nin önceki açıklamalarında, Türkiye'nin Rusya'dan S-400 satın almasının CAATSA'nın 231'inci maddesini ihlal edeceği ve yaptırımların gündeme gelmesi gerektiği belirtilmişti.

Bu madde, Rusya'nın istihbarat veya savunma sektörleri ile alışveriş yapan kişi veya kurumlara yönelik yaptırım uygulanmasını öngörüyor.

CAATSA nedir?

CAATSA, "ABD'nin Hasımlarıyla Yaptırımlar Yoluyla Mücadele Etme Yasası"nın İngilizce kısaltması. 2017'de Kongre'nin onayladığı yasa Rusya, İran ve Kuzey Kore'ye son dönemlerde uygulanan yaptırımların yolunu açmıştı. Eylül 2018'de ise ilk kez Çin'in Merkezi Askeri Komisyonu'nun Cihaz Geliştirme Departmanı'na karşı CAATSA altında dolaylı yaptırım uygulandı.

Bu yasaya neden ihtiyaç duyuldu?

ABD Başkanı Donald Trump, Kongre'nin baskısı üzerine CAATSA'yı Ağustos 2017'de imzalamak zorunda kaldı.

Bu yasa, Rusya'nın Kırım'ı ilhak etmesi, Ukrayna'nın doğusundaki ayrılıkçıları desteklemesine karşı 2016'da Barack Obama döneminde uygulamaya konan yaptırımları güvence altına alıyor.

Başkan'ın Rusya, İran ve Kuzey Kore'ye yaptırımları kaldırma yetkisini sınırlıyor.

Yasanın çıkarıldığı dönem ABD'deki 2016 başkanlık seçimlerine Rusya'nın Donald Trump lehine müdahale ettiği yönündeki tartışmaların yoğunlaştığı bir dönemdi.

Trump "anayasaya aykırı bazı içerikler" taşıdığını ve başkanın dış politikayı yönlendirme yetkisini Kongre'nin sınırladığını belirtmekle birlikte, ulusal birliği sağlama adına yasayı imzaladığını ifade etmişti.

Trump yasayı imzalamadan önce Rusya, ABD'nin bazı diplomatik mülklerine el koymuş ve Moskova'daki elçilik personelinde 755 kişilik bir azaltmaya gitmesi talimatı vermişti.

Amerikan Alman Marshall Fonu adlı düşünce kuruluşunun Ankara Ofisi Direktörü Özgür Ünlühisarcıklı, Nisan ayında Voice of America'ya yaptığı açıklamada, "bu yasanın aslında Kongre'nin Trump'a güvensizliğini yansıttığını" ifade etti:

"Rusya'nın Kırım'ı işgalinden sonra Trump'ın buna gereken tepkiyi göstermeyeceğinden endişe eden Amerikan Kongresi bu yaptırım yasasını çıkartmış ve Rus savunma sanayiine kayda değer katkıda bulunan bütün ülkelerin bu yaptırıma tabi tutulacağını yasaya bağlamıştı. S-400 alımının da Rus savunma sanayiine kayda değer bir katkı olduğunu kabul etmemiz gerekiyor."

CAATSA ne içeriyor?

İran'ın balistik füze ve kitle imha silahları geliştirme programına, bu ülkeye askeri techizat, teknik ve mali yardım yapılmasına karşı Başkanı yaptırım uygulamaya zorluyor. Ancak özel durumlarda Başkana bu yaptırımları geçici olarak kaldırma yetkisi veriyor.

Rusya'nın Avrupa ve Avrasya'daki etkilerine yönelik olarak eskiden beri uygulamada olan yaptırımların devamını, Başkanın bunları kaldırma yetkisi konusunda ise Kongre'nin onayını öngörüyor.

Siber güvenlik, ham petrol, finansal kurumlar, insan hakları ihlalleri, yaptırımlara uyulmaması, Rus savunma ve istihbarat kurumlarıyla ilişkiler gibi faaliyetler için yaptırım uygulanmasını içeriyor.

Yasa esas olarak Rusya'nın petrol, gaz, savunma, güvenlik ve finans sektörlerine yönelik yaptırımları hedefliyor.

Başkana, bu sektörler ile alışveriş ilişkisine giren kişi veya kurumlara karşı yasada yer alan 12 yaptırımdan en az beşini uygulamaya koyma yetkisi veriyor.

Buna göre Başkan ayrıca mühimmat, çift kullanımlı teknoloji, nükleer bağlantılı malzeme ile ilgili ihraç lisansını askıya alabiliyor.

Yaptırım uygulanan kişi veya kurumlara yönelik Amerikan yatırımlarına yasak koyma, uluslararası finans kurumlarının kredilerini yasaklama, vize sınırlaması, Amerikan bankalarının yardımlarını askıya alma yetkisi veriliyor

CAATSA kapsamında Türkiye'ye ne tür yaptırımlar uygulanabilir?Bu yaptırımların bir kısmı "sembolik" olabilir. "Belli personelin Amerika'ya seyahatine izin verilmemesi gibi. Bir bölümü çok ciddi olabilir, mali yaptırımlara kadar gider."

Trump'ın muhtemelen "Türk ekonomisine en az zarar verecek, ilişkileri en az gerecek olanları tercih edeceğini ifade eden Ünlühisarcıklı, buna örnek olarak Rahip Brunson krizi döneminde uygulanan yaptırımları örnek veriyor.

"Zaten ABD'ye gitme planı bulunmayan içişleri ve adalet bakanlarının Amerika'ya gitmesini yasakladı. Amerika'da zaten mal varlığı olmayan içişleri ve adalet bakanının Amerika'daki mal varlıklarını dondurdu. Yani bu aslında etkisi sıfır olan bir yaptırım."

ABD'nin Türkiye'den demir-çelik ihracatına ilave gümrük vergisi koymasının da Türkiye'nin toplam ihracatı bakımından pek önem taşımadığını ifade eden Ünlühisarcıklı, "aslında Amerika'nın Türkiye'ye uyguladığı yaptırımların içi boştu. Ama bu içi boş yaptırımlar bile Ağustos ayında Türk ekonomisini allak bullak etti" diyor.

Zira o dönem Türk lirasındaki değer kaybı hızla tırmandığı gibi, diğer ülkelerde de küresel bir kriz endişesi baş göstermeye başlamıştı.

'Türkiye yaptırımlara hazırlanıyor'

Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar, Washington ile Ankara arasında yaşanan Rus yapımı S-400 hava savunma sistemi gerilimi konusunda Türkiye'nin ABD'den gelebilecek olası yaptırımlara hazırlandığını söyledi.

Akar, "Ciddiyetle, samimiyetle, istikrarlı bir şekilde hakkımızı hukukumuzu sürekli masaya koymaya devam ediyoruz. Bunun da anlaşılmasını bekliyoruz. 'Önümüzdeki aylarda S-400'ün parçaları gelince biz de CAATSA yaptırımlarını harekete geçireceğiz' diyorlar. Biz duygusal hareketler yapıp herhangi bir yanlışa düşmemek için sükûnetle hazırlıklarımızı yapıyoruz. Böyle bir duruma gelindiğinde ne yapılabilir, onların da hazırlıklarını yapıyoruz" dedi.Akar, "zaman zaman bazı zorluklar olsa da gidişatta şu ana kadar keskin dönüşün olmadığını görmekten memnunuz" diye devam etti.

Yaptırımları aşmanın yolu var mı?

Türkiye, S-400'lerin F-35'lere yönelik oluşturacağı riskleri değerlendirmek amacıyla çalışma grubu kurulması için ABD'ye teklif götürmüştü.CAATSA kapsamında yaptırımları engellemek için Başkan Trump'ın, Türkiye'nin S-400 alımının Rusya savunma sanayii ile "önemli bir alışveriş olmadığını", NATO'nun veya ABD'nin askeri operasyonlarını etkilemeyeceğini ifade etmesi gerekiyor.

Aynı zamanda Trump'ın, Kongre'nin çeşitli komitelerine, bu anlaşmanın ABD-Türkiye ilişkilerine zarar vermeyeceğini anlatan bir mektup göndermesi gerekiyor. Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, Nisan ayı başlarında Erdoğan ile Trump arasında geçen telefon görüşmesinde Trump'ın soruna çözüm bulmaya çalışacağı vaadinde bulunduğunu ifade etmişti. Reuters'e konuşan başka bir yetkili de görüşmelerin "beklenenden daha pozitif olduğunu" ve Amerikalıların kamuoyunda takındıkları tutumdan "daha yumuşak bir ton" takındıklarını ifade etmişti.

Rusya ne diyor?

Kremlin, ABD'nin protestosuna rağmen Rusya'nın Türkiye'ye S-400 satışının planlandığı şekilde sürmesi gerektiğini ifade etmişti. Kremlin yönetimi, ABD'nin ültimatomunun "kabul edilemez" olduğunu ve Ankara'ya füze satışının, geri dönüşü olmayan bir anlaşma olduğu vurgulamıştı.Kremlin Sözcüsü Dimitri Peskov, "Bu durumu oldukça negatif görüyoruz. Bu tür ültimatomlar kabul edilebilir değil. S-400 anlaşmasının tamamlanmış ve uygulanacak olduğuna dair Cumhurbaşkanı Erdoğan başkanlığındaki Türk temsilcilerin yaptıkları birçok açıklamayı esas alıyoruz" dedi.

Rus haber ajansı TASS tarafından,Mayıs’ta Rusya’ya giden yaklaşık 100 Türk askerinin , anlaşmaya göre  eğitimin yaklaşık 5 ay süreceğini  belirtti.

EURONEWS :15 TEMMUZ ANALİZİ...

15 Temmuz’dan sonra Türkiye’de gerçekleşen 5 köklü yapısal değişim Türkiye’de 15 Temmuz 2016’da gerçekleşen darbe girişiminin üzerinden üç yıl geçti. Bu üç yılda ülkenin ve devletin geleceğinin yeniden tasarlanmasına dönük birçok alanda köklü yapısal değişimler yaşandı.

Bunlardan en önemlileri; parlamenter sistemden başkanlık sistemine geçiş, yargı, ordu ve bürokrasideki  dönüşüm ve medya sahiplik yapısı oldu. Bu değişimleri beş başlık altında inceledik.

1- Parlamenter sistemden başkanlık sistemine geçiş

15 Temmuz sonrasında Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın çağrısıyla 7 Ağustos’ta İstanbul Yenikapı Miting Alanı'nda düzenlenen “Demokrasi ve Şehitler Mitingi” Türk siyasetinde yeni bir ortamın doğacağının ipucu oldu. Polis kaynaklarına göre 5 milyon kişinin katıldığı Yenikapı’da Cumhurbaşkanı Erdoğan ile birlikte AK Parti, CHP ve MHP liderleri ilk kez aynı miting meydanında buluştu. Genelkurmay Başkanı da ilk kez bir mitingde milyonlara hitap etti.

Ünlü isimlerin de yoğun ilgi gösterdiği bu mitingte “Yenikapı Ruhu” ortaya çıktı. Bu kavram “milli birlik ve beraberlik” söylemi eşliğinde devletin yeniden tasarlanmasında Erdoğan’ın liderliğinin desteklenmesine işaret ediyordu. Yenikapı Ruhu çerçevesinde Erdoğan ile MHP lideri Devlet Bahçeli’nin siyasi yakınlaşması dikkat çekti. Bu yakınlaşma kısa zamanda “Cumhur İttifakı” adı verilecek geniş bir koalisyonun kapılarını araladı.

Yakın geçmişte sert ifadelerle birçok kez başkanlık sistemine karşı çıkan MHP Genel Başkanı Bahçeli Ekim 2016’da sürpriz bir çıkışla değişiklik teklifini meclise getirmesi için hükümete çağrı yaptı. AK Parti ve MHP’nin birlikte şeklini verdiği “Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi” adlı başkanlık sistemi iki partinin oylarıyla Ocak 2017’de mecliste kabul edildi. Sistem değişikliğine 16 Nisan 2017’de gerçekleşen anayasa referandumunda yüzde 51,2’ye karşılık yüzde 48,8 ile halktan onay çıktı.

Referanduma göre TBMM'nin bir sonraki seçimi ve cumhurbaşkanı seçimi, 3 Kasım 2019'da birlikte yapılacaktı ancak MHP lideri Bahçeli beklenmeye bir çıkış daha yaptı. Seçimlere bir buçuk sene olmasına rağmen Bahçeli’nin “3 Kasım 2019’u beklemek mümkün değildir” çağrısı üzerine 24 Haziran 2018’de yeni sistemle ilk cumhurbaşkanlığı ve milletvekilliği seçimleri gerçekleşti. Recep Tayyip Erdoğan ilk turda oyların yüzde 52,6’sını alarak cumhurbaşkanı seçildi. Bu seçim ile birlikte Türkiye’de parlamenter demokrasi ortadan kalkarken yürütme gücünün tek bir kişide toplandığı fiili başkanlık sistemi başladı. Erdoğan’ın kararnamelerle ülkeyi yönettiği yeni bir devir başladı.

2- "Ordunun siyasetteki rolü azaldı"

15 Temmuz darbe girişimin ardından OHAL süresince 15 bin 242 ve OHAL’den sonra 2 bin 138 olmak üzere toplam en az 17 bin 380 kişi Türk Silahlı Kuvvetleri’nden ihraç edildi. İhraçlardan en az 150’si general seviyesinde gerçekleşirken bu sayı ordudaki generallerin yüzde 40’tan fazlasına tekabül ediyor. Bu da üst düzey komuta kademesinin büyük bir dönüşüme uğradığını gösteriyor.

Yakın döneme kadar ülke yönetiminde önemli bir güç unsuru olarak görülen ordunun 15 Temmuz sonrası yaşanan bu radikal kadro değişikliğiyle birlikte siyasetteki rolünün azaldığı yorumları yapılmaya başlandı. Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine geçilmesinin ardından da Genelkurmay Başkanlığı, Milli Savunma Bakanlığı’na bağlandı.

Bunun yanında son dönemde ordu ile iktidar bütünleşmesi dikkat çekiyor. Cumhurbaşkanlığı seçiminin hemen ardından Akar  Milli Savunma Bakanı olarak atandı.Akar, Erdoğan başkanlığındaki kabinenin bir üyesi olurken Genelkurmay Başkanlığı da Milli Savunma Bakanı’na bağlandı.Öte yandan, 15 Temmuz’un ortaya çıkardığı hayati önemdeki bir boyut ise halkın darbe girişimine karşı sokaklara dökülmesi oldu. Bu da olası darbe girişimlerine karşı halkın direncini gösteriyor.

3- Yargıda Dönüşüm 

15 Temmuz’dan hemen sonra 4 bin 500’den fazla hakim ve savcı “FETÖ” üyesi oldukları gerekçesiyle görevlerinden uzaklaştırılırken bunların büyük çoğunluğu tutuklandı. Hakimler ve Savcılar Kurulu’nun (HSK) açıklamasına göre 15 Temmuz’dan önce yaklaşık 16 bin olan hakim ve savcı sayısı 2018 sonunda 20 bine yaklaştı. Bu da mevcut hakim ve savcıların yaklaşık 8 bininin 15 Temmuz sonrasında atandığı anlamına geliyor.

Adalet sisteminde yaşanan bu ciddi gelişmeler sonrası   Avrupa Birliğinin ,  2019 raporunda “Cumhurbaşkanlığı sistemi yürütmeyi tümüyle kontrolü altına aldı ve kamu yönetiminde önemli atamaları kendisine bağlayarak, kamu idaresini siyasallaştırdı. Yasama kurumu Parlamento zayıflatıldı. Yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığı ciddi biçimde yara aldı.” ifadeleri yer aldı.

Yargıtay  açıklama yaptı:“Yargıtayın yürütmenin etkisi altına girdiğine dair ithamların kabul edilebilir bir yönü bulunmamaktadır... Yargıtayın yürütmenin etkisi altına girdiğine dair endişelere yer verilmesi, söz konusu raporun objektifliğine gölge düşürmekte ve slogandan öte bir anlam ifade etmemektedir."

4- Bürokratik ve Askeri Kadro Yapılanması 

15 Temmuz’un önemli sonuçlarından birisi de 130 binden fazla kişinin Kanun Hükmünde Kararnameler (KHK) ile görevlerinden ihraç edilmesi oldu. İçişleri Bakanlığı ihraç listesinin başında gelirken Milli Eğitim Bakanlığı’nda da çok sayıda ihraç gerçekleşti. 130 binden fazla ihraç tüm kamu kurumlarında  bir tasfiye anlamına geliyor.

5- Medya sahipliği yapısı değişti

Uluslararası gazetecilik örgütleri ve düşünce kuruluşlarının raporlarına göre 15 Temmuz sonrasında Türkiye’de basın özgürlüğü daraldı. Darbe girişiminden sonra medya sahipliğinde yaşanan değişiklikler oldu. Doğan Grubu’nun medyadan çekilmesi bu grubun tüm basın organlarını Demirören Grubu’nun alması bu anlamdaki en büyük değişim olarak değerlendiriliyor.

KKTC CUMHURBAŞKANI MUSTAFA AKINCI’DAN  RUMLARA,DOĞU AKDENİZ GAZI SONDAJLARINDA ORTAK KOMİTE TEKLİFİ

Kuzey Kıbrıs lideri Mustafa Akıncı, Birleşmiş Milletler (BM) Kıbrıs Özel Temsilciliği aracılığıyla, Rum lider Nikos Anastasiadis'e hidrokarbonlar konusunda ortak bir komite kurulması yönünde yeni bir öneri sundu.

Cumhurbaşkanlığı'ndan yapılan yazılı açıklamaya göre Akıncı, öneriyi Rum lider Anastasiadis'in önceden incelemesine ve iki liderin baş başa görüşmelerinde birlikte değerlendirebilmelerine olanak sağlamak amacıyla, BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs İyi Niyet Misyonu'nda koordinatörlük görevi yapan Sergiy Illarionov aracılığıyla iletti.

Açıklamaya göre öneri iki toplumdan eşit sayıda üyenin katılımıyla oluşacak komitenin BM gözetiminde olmasını, ayrıca AB'nin de gözlemci olarak yer almasını içeriyor.Ortak komitenin yapısı, hedefleri ve çalışma yöntemini belirleyen öneri, ayrıca bir fon oluşturulmasını ve fondan nasıl yararlanılacağı gibi detayları da kapsıyor.

Türkiye Dışişleri Bakanlığı, Kuzey Kıbrıs lideri Mustafa Akıncı'nın Kıbrıs'ta doğalgaz arama çalışmalarına ilişkin Güney kesimine yaptığı "ortak komite" teklifini memnuniyetle karşıladıklarını duyurdu.

Avrupa’nın şımarttığı Rumlar,KKTC’nin teklifini reddetti. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı, Rum Yönetimi Lideri Anastasiadis'e Akdeniz'deki hidrokarbonun kullanımı ile ilgili yeni bir öneri sunmuş ve ortak çalışan bir komite kurulmasını teklif etmişti. Rum yönetimi, Akıncı'nın önerisini reddettiğini açıkladı.

ABD ,KIBRIS RUM KESİMİNE SİLAH AMBARGOSUNU KALDIRIYOR

Amerika Birleşik Devletleri, Güney Kıbrıs Rumlarına, 32 yıldır uyguladığı silah ambargosunun kaldırılmasını düzenleyen yasayı kabul etti.

Demokrat Parti Milletvekili David Cicilline tarafından ABD Temsilciler Meclisi’ne sunulan yeni yasa tasarısı, 171'e 253 oyla geçti. Yasanın onaylanması için ABD Başkanı Donald Trump'ın imzası gerekiyor. Söz konusu yasa ilk adımda, belli ön koşullar çerçevesinde silah ambargosunun kaldırılmasını ve ABD'nin Rum tarafına 2 milyon dolarlık 'askeri eğitim' yardımı vermesini öngörüyor. Bunun yanında Güney Kıbrıs ABD'den silah satın alırsa, Rusya’ya ait savaş gemilerinin limanlarını kullanmasına izin vermeyecek. Washington, Kıbrıs'ta Rum yönetimine 1987’den beri silah ambargosu uyguluyor. 1997 yılında Güney Kıbrıs'ın Moskova ile yaptığı anlaşma sonrası S-300 füze sistemlerinin Kıbrıs'a yerleştirilmesi planı siyasi krize yol açmış, S-300 daha sonra Yunanistan'ın Girit Adası'na konuşlandırılarak aktive edilmemişti.

Fransa, yeni nükleer denizaltısının açılışını yaptı

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, 9 milyar euro değerindeki Fransa’nın yeni 'Barracuda' sınıfı nükleer denizaltısının açılışını yaptı.

'Suffren' isimli 'Barracuda' sınıfı nükleer denizaltının açılışına katılan Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron yaptığı açılış konuşmasında, "Onlar sadece burada inşa ettiğiniz denizaltılar değil. Burada inşa ettiğiniz şey aslında Fransa’nın özgürlüğüdür. Burada bizim hakimiyetimizi inşa ediyorsunuz" dedi. 

Cherbourg’daki kuru havuzda sunulan, Suffren’ın inşası ve geliştirilmesi programına 9 milyar euro harcanmıştı. 5 bin ton ağırlığında 6 denizaltı siparişi veren Fransa hükumeti, eski denizaltılarını hurdaya çıkarmayı hedefliyor.

Sarı Yelekliler, 35. haftada sokaklarda 

Fransa'da Sarı Yelekliler, gösterilerin 35. Haftasında(14 Temmuz 2019) Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron yönetiminin politikalarını protesto etmek için yeniden sokağa çıktı.

Akaryakıt zamları ve kötü ekonomik koşullara tepki olarak başlayan ancak daha sonra Macron yönetimine karşı gösterilere dönüşen Sarı Yelekliler'in eylemleri, yoğun güvenlik önlemleri altında bu hafta da devam etti. 

Paris'in Clichy Mahallesi'nde toplanan yüzlerce eylemci kentin sokaklarında yürüdü. Polis, çeşitli maddeler atan eylemcilere biber gazıyla müdahale etti. "Macron istifa" sloganları atan ve 12. Paris'te bulunan Lyon Tren Garı'na girmeye çalışan protestocuları polis engelledi. Eylemciler, düşük katılıma rağmen gösterilere devam etmekte kararlı olduklarını belirtti. Montpellier, Lille, Bordeaux, Toulouse gibi kentlerde de eylemler yapıldı.

İçişleri Bakanlığının, ülke genelinde düzenlenen gösterilere katılım sayısına ilişkin bilgi paylaşmaması dikkati çekti. Polis, geçen haftalarda olduğu gibi Champs-Elysees Caddesi, Ulusal Meclis ve 15 Nisan'da çıkan yangında büyük zarar gören Notre Dame Katedrali çevresinde gösteri yapılmasını yasakladı. Sarı Yelekliler'in eylemleri, 17 Kasım 2018'den bu yana devam ediyor. Gösterilerde şimdiye kadar 11 kişi hayatını kaybetti, bin 797'si polis 4 bin 245 kişi yaralandı ve 12 bin 107 kişi gözaltına alındı.

İNGİLTERE’NİN EN BÜYÜK YENİ UÇAK GEMİSİ SIZINTI YÜZÜNDEN GERİ DÖNDÜ

İngiltere'nin en yeni uçak gemisi HMS Queen Elizabeth'in, tespit edilen sızıntı yüzünden Portsmouth'taki üsse geri dönmek zorunda kaldı.Defense News’un aktardığına göre, gemideki bölümlerden birine su dolunca, geçen ay çıktığı beş haftalık deneme seferi erken tamamlandı. İngiltere Savunma Bakanlığı sözcüsü, geminin 'iç sisteminde küçük bir sorun' meydana geldiğini açıkladı.

İngiltere hükümetinin 2015’te onayladığı Savunma ve Güvenlik Stratejisi, Kraliyet Filosunun, her biri 50 adet F-35 savaş uçağı taşıma kapasiteye sahip ve en modern silahlarla donatılmış 2 adet Queen Elizabeth sınıfı en yeni uçak gemisi almasını öngörüyor.Queen Elizabeth adı verilen ilk gemi ilk kez 2017’nin Aralık ayında denize çıkmış ama 2 hafta sonra su aldığı gerekçesiyle geri dönmek zorunda kalmıştı.Yapımı 3 milyar pounda mal olan geminin tam göreve 2021 yılında başlaması planlanıyor.

EURONEWS:Versay Barış Antlaşması'nın 100. yılı: Versay'ın dünyayı değiştiren 7 sonucu

Paris barış anlaşmalarının ilki Versay Antlaşması'nın imzalandığı tarihin üzerinden 100 yıl geçti. 1. Dünya Savaşı sonrası dünya düzenini yeniden şekillendiren beş "barış" antlaşmasından biri olan Versay'ın tarihi sonuçları nelerdi?

Dünya Savaşı'nın sonu

Dünya Savaşı, 11 Kasım 1918'de sona erdi ancak dünya tarihinin en kanlılarından olan savaş, resmi olarak Versay'ın imzalandığı 28 Haziran 1919 günü bitti.

Dünya Savaşı'nın başlangıcı

Versay Antlaşması'nın en önemli mirası, aşırı katı kuralları ve tedbirleriyle Almanya'nın askeri gücünü yeniden eline almasını engellemeyi amaçlayan "Drakonyan maddeleri"nin ekonomik ve politik kriz yaratması oldu. Bu kriz Hitler'in yükselişine yardımcı olarak 2. Dünya Savaşı'nın başlamasına ortam hazırladı.

Dünya Savaşı'nın tüm yükünü Almanya'ya yükleyen "savaş suçu" maddesi, tazminatlarla Almanya'yı ekonomik felce uğratarak barış antlaşmasını esasen 20 yıllık bir ateşkese dönüştürdü.

Milletler Cemiyeti

Birleşmiş Milletler'in (BM) öncüsü Milletler Cemiyeti, dünyanın ilk karşılıklı güvence ve savunma ilkesi üzerine kurulmuş birliğiydi. Milletler Cemiyeti temel olarak barışın sürekliliğini sağlamayı amaçlıyordu. Nihai Milletler Cemiyeti Sözleşmesi, Versay Barış Antlaşması ile birlikte kabul edildi.

Amerika Birleşmiş Devletleri (ABD) Başkanı Woodrow Wilson "14 maddeli prensipleriyle" Versay'ın önemli bir mimarı olmasına rağmen ABD hiçbir zaman birliğe katılmadı ve Milletler Cemiyeti, dağıldığı 2. Dünya Savaşı sonuna kadar etkisiz kaldı.

Alsas-Loren Fransa'ya katıldı

1871'deki Frankfurt Antlaşması ile Almanya'ya bırakılan Alsas-Loren bölgeleri ve diğer toprak parçaları Versay ile yeniden Fransa'ya verildi. Almanya toplamda yaklaşık olarak 70 bin kilometrekare toprak kaybederek yüzde 10 oranında küçüldü. Ancak Alsas-Loren ve değerli kömür sahalarının kaybı Almanya için "öldürücü" bir darbe oldu.

Uluslararası Çalışma Örgütü

Antlaşma, sosyal koruma, insan onuruna yakışır iş ve maaş gibi küresel hakları genişletmek ve standart hale getirmek için Uluslararası Çalışma Örgütü'nü kurdu.

Yugoslavya fikri somutlaştı

Balkanlardaki anlaşmazlıklar 1. Dünya Savaşı'nın tetikleyici unsurlarından biriydi. Tek bir Slav birliği konsepti Sırp, Hırvat ve Sloven krallıkları oluşana kadar süren çatışmalar boyunca varlık kazanmaya başladı.

Batılı güçler Versay’da yeni devletler yaratmasa da Karadağ’dan gelen şiddetli itirazlarla bu fikri kabul etmeleri Yugoslavya kavramını somutlaştırdı.

Almanya'nın küresel imparatorluğunun sonu

Versay Antlaşması'nın hükümleri uyarınca Alman sömürgeleri resmi olarak Milletler Cemiyeti mandası altına alındıysa da pratikte İngiltere, Fransa ve Belçika kontrolüne geçti.

Dünya haritasındaki diğer değişiklikler ise Samoa’nın Yeni Zelanda’ya, Yeni Gine’nin Avustralya’ya teslim edilmesi oldu. Bu sömürge oyunları, 2. Dünya Savaşı'na kadar devam etti.

FAİZ LOBİSİ JP MORGAN’IN İPLİĞİ PAZARA ÇIKTI

ABD Gümrük ve Sınır Koruma ajanları Philadelphia limanında dev bir operasyon gerçekleştirdi. Ajanların hedefinde ise MSC Gayane isimli gemi vardı. Yapılan aramalarda gemide bulunan piyasa değeri 1.3 milyar dolar olan 20 ton kokain ele geçirildi. Gemi JP Morgan Varlık Yönetiminin sahibi olduğu İsviçre merkezli MSC firması tarafından işletiliyordu.

Konu hakkında bir açıklama yapan Savcı William McSwain 10 bin konteynır taşıma kapasiteli 90 milyon dolar değerindeki gemiye el konulabileceğini kaydetti. McSwain, bu kadar büyük bir gemiye el koymanın görülmemiş bir işlem olacağını ancak yaşanan olayın da daha önce görülmemiş bir hadise olduğunu vurguladı. McSwain, “Bir araç bu kadar aşırı miktarda ölümcül uyuşturucuyu Philadelphia sularına getirmişse şehrimizi ve ülkemizi korumak adına bu işe bulaşan tüm tarafların en ağır cezaları almaları için elimizden geleni yaparız” dedi. Şili’den yola çıkan gemi Peru, Panama ve Bahama adaları rotasını izleyerek Amerika’ya ulaşmıştı. MSC Gayane buradan da Avrupa’ya doğru yola çıkacaktı. Liberya bandıralı geminin sekiz kişiden oluşan Sırbistan ve Samoa pasaportlu mürettebatı tutuklandı. Geminin yardımcı kaptanı ve mürettebattan bir diğer kişi kokaini MSC Gayane sokmak ile suçlanıyor.

İLK VUKAATI DEĞİL 
Amerikan makamları mart ayında da kapasite bakımından dünyanın en büyük ikinci konteynır gemi operatörü olan MSC tarafından işletilen Desiree isimli gemide yaklaşık yarım ton kokain ele geçirmişti. Şubat ayında ise yine bir başka MSC gemisi Carlot’ta da 1.6 ton kokain bulmuştu. Bu iki olaydan sonra ABD Gümrük Ajansı MSC’yi düşük risk kategorisinden çıkarmış ve taşıdığı kargoların daha sıkı denetlenmesi kararını almıştı.

JP MORGAN'A TÜRKİYE'DE SORUŞTURMA AÇILMIŞTI
Konu hakkında açıklama yapmaktan kaçınan JP Morgan hakkında, 31 Mart yerel seçimleri öncesinde Türkiye’de de soruşturma açılmıştı. BDDK ve SPK tarafından yürütülen soruşturmada JP Morgan’ın ‘Müşterilerini döviz piyasalarına ilişkin olarak yanıltıcı ve manipülatif bir şekilde döviz alımına yönlendirdiği, özellikle Türk bankalarının itibar ve değer.

EURONEWS  ANALİZ: YUNANİSTAN’DAKİ ERKEN SEÇİMDEN ÇIKAN 5 SONUÇ

Yunanistan'dan yapılan erken genel seçimi  ülkenin köklü partilerinden Yeni Demokrasi (ND) kazandı.Harvard mezunu 51 yaşındaki ND lideri Kiryakos Miçotakis, ilk mesajında işsizlikle mücadele edeceği ve ekonomik krizin devam ettiği ülkesinin sesini Avrupa'da daha güçlü duyuracağı sözünü verdi.

Yenilgiyi kabul eden SYRIZA lideri Aleksis Çipras, yoluna ana muhalefet partisi olarak devam edeceklerini söyledi. Aşırı sağcı Altın Şafak yüzde 3'lük seçim barajına takılırken, diğer milliyetçi popülist parti Yunan Çözümü meclise giriyor.

Seçimden çıkan 5 sonuç:

Miçotakis ilk mesajında işsizlikle mücadele ve vergi indirimi sözü verdi.

Parti genel merkezinde seçim sonuçlarını değerlendiren Miçotakis, özellikle gençlere yeni fırsatlar vereceğini ve işsizlikle mücadele edeceğini söyledi. Büyüme rakamlarını artıracağını belirten yeni lider, ilk iş olarak vergileri düşüreceğini, yatırımları artıracağını, maaşları yükselteceğini, sağlık ve eğitim alanında iyileştirme yapacağını kaydetti. Miçotakis ayrıca Yunanistan'ın sesini Avrupa sahnesinde daha güçlü duyuracağını ifade etti.  Ekonomik krizin ağır olduğu dönemde rekor seviyelere çıkan işsizlik oranı günümüzde yüzde 18 civarında bulunuyor. ND'nin 300 sandalyeli Yunanistan Parlamentosunda 155 ile 167 arası vekil çıkarması bekleniyor.

Yeni Demokrasi geri döndü

Yunanistan’ın en köklü partilerinden olan Yeni Demokrasi, 1974’te Konstantinos Karamanlis liderliğinde kuruldu ve aynı yıl yönetime geldi.Parti, 1974-1981 ve 2004-2009 yılları arasında tek başına, 1989-1993 ve 2012-2015 yılları arasında koalisyon hükümeti olarak iktidar oldu. ND, 2015’teki erken seçimlerde yüzde 27.81 oy alarak 76 milletvekili çıkarmıştı.

Altın Şafak…

'Nazi' eleştirisi yapılan Altın Şafak meclis dışında kaldı. 2012 yılında meclise girmeyi başaran ve geçtiğimiz dönemde ülkenin üçüncü büyük partisi konumuna yükselen aşırı sağcı Altın Şafak resmi olmayan sonuçlara göre yüzde 3'lük seçim barajına takılıyor. Göçmen karşıtlığı başta olmak üzere milliyetçi seçmenden oy almayı başaran partide son dönemde Nikos Mihaloliakos’un liderliğine eleştiriler arttı. Mihaloliakos'un "Nazi bayrağı önünde Nazi selamı verdiğini gösteren" fotoğraflar paylaşılmıştı.

"Hazreti İsa tarafından yazılmış mektup" satan lider Meclis'te

Kesinleşmeyen sonuçlara göre diğer sağ parti Yunan Çözümü (Elliniki Lisi) ise 3,77 oy oranıyla meclise giriyor. Ortodoks Kilise’nin bir kesiminin desteğini alan parti lideri Kiriakos Velopoulos tele pazarlama yoluyla "Hazreti İsa tarafından yazılmış mektup" satmasıyla biliniyor.

Gazeteci ve yazar Velopoulos, Yunanistan’da kadınların da silah altına alınmasını talep ediyor.

Çipras: Ana muhalefet partisi olarak devam edeceğiz

SYRIZA lideri Aleksis Çipras seçim sonuçlarının duyurulmasının ardından rakibi Miçotakis'i tebrik etti.Sonuçları değerlendiren Çipras, SYRIZA'nın 'halkın çıkarlarını korumak için' ana muhalefet partisi olarak yoluna devam edeceğini söyledi: "Sorumlu ve aktif bir muhalefet yapacağız. Daha tecrübeli olarak geri dönmek için kendimizi hazırlayacağız."

Hükümeti döneminde elde edilen ekonomi rakamlarını savunan Çipras, Miçotakis'e daha öncekilerinden iyi bir miras bıraktıklarını kaydetti.

Yunanistan Başbakanı Çipras, liderliğini yaptığı SYRIZA'nın 26 Mayıs'ta yapılan Avrupa Parlamentosu (AP) seçimlerinde büyük kayba uğraması sonucu erken seçim kararı almıştı.

Avrupa Birliği'nin (AB) kurtarma programları gölgesinde 2015'te iktidara gelen Çipras, başta ekonomi politikaları olmak üzere milliyetçi "Bağımsız Helenler" Partisi ANEL ile ittifak kurması ve son olarak 'Makedonya' sorunundaki politikasından dolayı eleştiri oklarının hedefindeydi.

BM’DEN BASRA KÖRFEZİ İÇİN ‘FELAKET’ UYARISI

Birleşmiş Milletler (BM), İran'a ait gemilerin Basra Körfezi'nde İngiliz petrol tankerini durdurma girişimi iddialarının ardından bölgede olası bir krizin felaketle sonuçlanacağı uyarısında bulundu.

BM Genel Sekreter sözcülerinden Farhan Haq, İran'a ait gemilerin Hürmüz Boğazı'nda İngiliz petrol tankerini durdurma girişimi iddialarını değerlendirdi.''Bölgede olası bir çatışma felaketle sonuçlanır, umarız tüm ülkeler bunu önleyecek adımlar atar'' dedi.

İngiltere Savunma Bakanlığı, Hürmüz Boğazı'nda görev yapan savaş gemisi HMS Montrose'un "British Heritage" adlı İngiliz petrol tankerini durdurmaya çalışan 3 İran teknesini uyardığını açıklamıştı. İngiliz savaş gemisinin, İran tekneleri ile petrol tankerinin arasına girerek duruma müdahale ettiği kaydedilmişti.İran ise Hürmüz Boğazı'nda İngiltere'ye ait bir petrol tankerini durdurma girişiminde bulunduğu iddialarını yalanlamıştı.

İngiltere İran petrol tankerini alıkoymuştu

İngiliz donanması geçen hafta Cebelitarık'ta Suriye’ye petrol taşıdığı iddia edilen İran bandıralı bir tankerin alıkonulmasına dahil olmuştu.

İngiltere'ye bağlı olan İspanya'nın güneyindeki Cebelitarık özerk yönetimi İran tankerinin Avrupa Birliği'nin (AB) Suriye'ye uyguladığı ambargoları ihlal ettiği gerekçesiyle alıkonulduğunu açıklamıştı.İran, "Grace 1" adlı tankerin alıkonulmasının İngiltere için "sonuçları olacağı" uyarısında bulunmuştu. Cebelitarık'ta mahkeme geçen hafta aldığı kararla İran tankerinin 14 gün daha alıkonulabileceğine hükmetmişti.

JAPONYA’DA KADIN ÜNİVERSİTELERİ NEDEN KURULDULAR,BAŞARILILAR MI?

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 28-29 Haziran'da Osaka'da düzenlenen G-20 Zirvesi nedeniyle Japonya'ya yaptığı ziyaret kapsamında Mukogawa Kadın Üniversitesi'ni de gezdi.

Erdoğan, kendisine fahri doktora unvanı veren üniversitede düzenlenen törende yaptığı konuşmada "Kadın üniversitelerini incelemek suretiyle ülkemde de bunun adımını atacağız" diyerek Türkiye'de de kadın üniversiteleri kurulması fikrini tartışmaya açtı.

G-20 Zirvesi'nde diğer 19 gelişmiş ülkeye ev sahipliği yapan Japonya'nın, kadın-erkek eşitliği konusunda tam tersine gelişmemiş ülkelerle yarışacak düzeyde geri kaldığı bilinen bir gerçek.

Ülkede bir asırdan fazla süredir var olan kadın üniversitelerinin ise, diğer koşullar değişmediği sürece bu eşitsizliği ortadan kaldırmaya çare olamadığı görülüyor.

Geleneksel anlayıştan kurtulamamanın sonucu olarak kadın-erkek eşitsizliği

Tarihsel olarak uzun yıllar feodal bir yapının egemenliğinde kalan Japonya'da 1860'lara dek hüküm süren samuray geleneğine göre kadının yeri evi, çocukları ve kocasının yanı oldu. Hatta bir samuray kuralı daha da ileri giderek "kadınların sözlerinin hiçbir şekilde dikkate alınmaması gerektiğini" söylemekteydi.

Dışa tamamen kapalı ülkede 1865 yılında başlayan Meiji Restorasyonu'na dek kadınların toplumsal hayattaki yeri sıfıra yakındı.

Zamanın Japon İmparatoriçesi'nin himayesinde ilk defa 1871'de Amerika'ya okumaya giden bir grup kız öğrencinin misyonu bile, aydınlanmaktan ziyade, annelik görevini öne çıkaracak şekilde "geri döndüklerinde Japonya'yı yönetecek erkeklerin yetişmesine yardımcı olmak" olarak belirlenmişti.

Kızların eğitiminin bir zorunluluktan çok neredeyse bir keyfiyet meselesi olarak görüldüğü o zamandan bu zamana dek egemen olan bu anlayış, hâlâ kırılabilmiş değil.

Dolayısıyla Japonya'da kadınlar, kadın üniversiteleri ve benzeri pozitif ayrımcılık olanaklarıya donatılsalar da toplumdaki geleneksel zihniyet değişmedikçe bu eğitimin sonucunda kendilerinden beklenen atılımı bir türlü yapamıyorlar.

Nitekim Ocak ayında Davos'ta toplanan Dünya Ekonomik Forumu'nun açıkladığı 2018 Dünya Cinsiyet Uçurumu Raporu'na dahil olan 149 ülke içinde Japonya 110'uncu sırada yer alıyor.

Raporda Türkiye'nin de 130cu sırada olduğu görülüyor.

'Kadınların politik ve ekonomik hayata katılımında Japonya gelişmemiş ülkeler seviyesinde'

Aynı rapora göre Japonya'da kadınlar "eğitime erişebilirlik" kriterinde dünya sıralamasında 64'üncü olarak nispeten bu kriteri tuttursalar da özellikle "politikaya katılım" ve "ekonomiye katılım" konusunda ancak 127'nci ve 115'inci olarak sınıfta kalıyorlar.

Sophia Üniversitesi'nden akademisyen Mari Miura'ya göre politik ve ekonomik hayata katılımın düşüklüğü, Japonya'nın sıralamadaki yerini Afrika ve benzeri yerlerdeki gelişmemiş ülkeler seviyesine çekiyor.

G-20 gelişmiş ülkeler sıralamasına bakıldığında durum, zengin ve endüstrileşmiş bir ülke olarak kabul edilen Japonya için çok daha vahim: Japon kadınlar bu grupta sadece üç ülkedeki (Güney Kore, Türkiye ve Suudi Arabistan) hemcinslerinden daha iyi düzeyde, diğer 16 ülkedekilerin ise gerisinde yer alıyor.

Japon Eğitim Bakanlığı verilerine göre Japonya'da kızların yüzde 50,1'i ve erkeklerin yüzde 56,3'ü üniversiteye kayıt oluyorlar.

Bu sonuçlar, Japonya'da kızların başlangıçta üniversite eğitimine istekli olduklarını, ancak yaşlanan ebeveynlere bakma zorunluluğu ve mezun olduktan sonraki ağır iş ve yaşam şartlarının hem çalışıp hem ev kurma, hem de çocuk yapmalarına olanak tanımadığını gösteriyor.

Japon kadınlar çalışmaya devam etseler bile aynı işi yapan erkeklerle aralarındaki maaş farkı gitgide açılıyor.

Sonuç olarak Japonya'da her yıl binlerce nitelikli üniversite mezunu kadın, cinsiyet ayrımcılığı veya psikolojik tacizden dolayı işten ayrılmak zorunda bırakılıyor.

Kadın üniversitesi diplomalı ev kadını mı yetiştirir?

Geleneksel olarak, halihazırda okuyan öğrencilerinin tümünü kızların oluşturduğu ve kadınlara pozitif ayrımcılık uygulayan bu eğitim kurumlarına genel olarak "kadın üniversitesi" deniliyor.

Japonya'daki 800'ün üzerindeki üniversitenin 80 tanesi bu şekilde kurulmuş.

1871'de Meiji Restorasyonu sırasında Batı'ya gönderilen üç kız öğrenciden biri olan Umeko Tsuda'nın 1900 yılında Japonya'ya geri döndüğünde Tokyo'da kurduğu, İngilizce eğitim veren özel Tsuda Üniversitesi de bu tür kadın üniversitelerinden biri.

Ancak o dönemin şartları gereği seçme ve seçilme hakkı başta olmak üzere pek çok haktan mahrum olan Japon kadınlar için Tsuda'nın öngördüğü eğitim modeli, "zarif, her istenileni yapan ve kibar kadınlar" yetiştirmekti.

Peki aradan geçen 119 yılda ne değişti? Kadın üniversiteleri beklenen başarıyı getirdi mi?

Ülkenin en eski kadın üniversitesi olan Tokyo'daki Ochanomizu Üniversitesi, Times Higher Education'ın 2019 yılı için yaptığı sıralamada dünyadaki ilk 1000 üniversite arasında yer almasa da, Japonya sıralamasında 25'incilik ile en başarılı kadın üniversitesi olarak ortaya çıkıyor.

Bir başka kadın üniversitesi olan yine Tokyo'daki Showa Kadın Üniversitesi, öğrenci sayısı giderek azaldığı için kampüsünü liselere ve üniversitelere kiraya veriyor.

Hangi branşlarda eğitim veriliyor?

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın ziyaret ettiği, Osaka yakınlarındaki Mukogawa Üniversitesi ise hemşirelik, gündelik yaşamda estetik, dünya sağlığının geliştirilmesi ve Türkiye kültürel araştırmaları gibi konularda eğitim veren bir yer. Telif hakkı Getty/Murat çetinmühürdar Image caption Cumhurbaşkanı Erdoğan ve eşi Emine Erdoğan, Mukogawa Üniversitesi'nde çay seremonisine katılmıştı.  Japonya'da yürürlükte bulunan Eğitim Hakkına Yönelik Temel Kanun'un 4'üncü maddesi uyarınca hiç kimsenin cinsiyeti, ırkı, etnik kökeni, sosyal statüsü, ekonomik gücü veya aile kökeni nedeniyle eğitim hakkı elinden alınamıyor. Ancak bu yıl patlak veren bir skandalda Tokyo Tıp Üniversitesi (TTÜ) giriş sınavında erkeklerden daha yüksek puan alarak başarılı olmalarına karşın, kadın adayların puanlarının bilerek düşürüldüğü, erkeklerin puanlarına ise ekleme yapıldığı ortaya çıktı.

Puanlarla oynadıkları iddia edilen 10 üniversiteden biri olan TTÜ'nin yönetiminin, kadın doktorların evlenip çocuk sahibi olunca işi bırakacaklarını öne sürerek kendini savunması daha da büyük tepkiye yol açtı. Chicago Üniversitesi profesörlerinden Kazuo Yamaguchi, bu gibi çağ dışı uygulamalar ve kadınlara yönelik ayrımcılık yüzünden Japonya'daki kadın doktor oranının OECD üyesi ülkelerin en düşüğü olduğunun altını çiziyor.

Japonya'da yayımlanan Asahi Shimbun gazetesine konuşan Yamaguchi, kalıcı bir iş ve yaşla doğru orantılı bir maaş çerçevesine sıkışıp kalan Japon iş hayatında kadınların ne kadar eğitimli olurlarsa olsunlar evde kalmalarının istendiğine ve bunun da erkek egemen bir iş ortamı yaratmaya yardımcı olduğuna dikkat çekiyor. Yamaguchi'ye göre Japonya'da yönetim kademesi, doktorlar, üniversite profesörleri ve diğer uzmanlık seviyesindeki pozisyonlardaki işe alımlarda erkekler yönünde tercih kullanma eğiliminden mutlaka vazgeçilmesi gerek. Bu tehlikeli eğilim, kadınların daha iyi bir eğitim almasına yönelik yatırım yapma şevkini kırıyor. Yamaguchi, "Bir toplumun, bünyesindeki farklı insan kaynaklarını tam kapasite kullanamaması ekonomik olarak hiç de rasyonel değil" diyor

Japonya'nın kamu televizyonuna kızan bir grup aktivist siyasi parti kurdu

Japonya'nın kamu hizmeti yayıncısı NHK (Nippon Hōsō Kyōkai) televizyonuna kızan bir grup aktivistin kurduğu parti, yaz sonunda yapılacak seçimlerde Japon halkını "NHK'ye abonelik ücreti" zulmünden kurtarmayı hedefliyor. Ülkedeki demokrasi gereği, kurdukları "Halkı NHK'den Koruma Partisi"nin de seçime katılan her parti gibi NHK'de propaganda yapmaya hakkı var. Parti kurucusu Takashi Tachibana'nın NHK'ye çıkıp kurum hakkında zehir zemberek açıklamalar yaptığı konuşmanın YouTube'a düşen videosu şu an tüm Japonya'da izlenme rekorları kırıyor. Tachibana'nın iddiaları arasında iki NHK sunucusunun arabada cinsel ilişkiye girerek zina yaptıklarını gösteren seks kasedi de bulunuyor.

Parti sloganı: "NHK'yi ezelim!"Japonya, 21 Temmuz'da Millet Meclisi'ne (Diet) senato üyesi seçmek için sandık başına gidecek. Rekor sayıda partinin yarıştığı seçimlerin kampanyası da oldukça renkli geçiyor.

"Halkı NHK'den Koruma Partisi", 51 yaşındaki Takashi Tachibana ve destekçileri tarafından kurulmuş.Misyonu ve söylemiyle Japonların kurallara harfiyen uyan, nezaket timsali karakteriyle taban tabana zıt bir görüntü çiziyor.

Seçim kampanyası süresince şartlar gereği tarafsız NHK stüdyosunda gerçekleştirilmek zorunda kalınan tam bir kara mizah örneği çekimin 18 dakikalık videosunda Tachibana'nın en çok kullandığı cümle, partisinin de sloganı olan "NHK'yi ezelim!"

Tachibana'nın tek bir kampanya vaadi var: NHK abonelik ücreti altında izleyen izlemeyen tüm halktan para alınmasının önüne geçmek.

1950 yılında kurulan NHK'in ana gelirinin neredeyse tümü, İngiltere'de BBC örneğinde olduğu gibi halktan toplanan paralardan geliyor. Eskiden sadece televizyonu olanlar abonelik ücreti ödemekle yükümlüyken, değişen kanunlar gereği artık akıllı cep telefonları, GPS navigasyon sistemleri ve tablet gibi aletlerden NHK'in sinyalini alabilen herkesten bu para talep edilir hale geldi.

Tachibana, Japon meclisinde bu kanunları hazırlayan "elit sınıf" dediği politikacıları da acımasızca eleştiriyor, sıradan halktan biri olarak "Biz bu paraları ödeyemeyecek durumdayız, ödemek de istemiyoruz." diyor.

Japon hükümeti, devlet kanalı olması nedeniyle NHK'yi destekliyor ve ülkede çalışan herkesin maaşından her ay belli bir miktarı 'NHK abonelik ücreti' adı altında kesiyor.

Bunun üzerine NHK de alacaklı olduğu bu parayı toplaması için icra takipçisi birtakım şirketlerle anlaştı. "Saldırgan tutumlarıyla çete mensuplarını aratmayan taktikler" kullanmakla suçlanan bu şirketlerin elemanlarından gına geldiğini düşünen Tachibana ve destekçileri "Halkı NHK'den Koruma Partisi"ni bu nedenle kurdu.

Tachibana, NHK'de naklen verilen propaganda konuşmasında NHK abonelik ücretini ödemekten nasıl kaçılacağının yollarını ayrıntılarıyla anlatıyor. Dileyenler, ayrıca evlerine NHK'nin alacaklarını tahsile gelenlere karşı çağrı merkezinden destek de alabiliyorlar. Ayrıca Tachibana isteyenlere "NHK-savar sticker"lar yolluyor.Halkı NHK'den Koruma Partisi'nin yaklaşan seçimleri kazanması beklenmiyor. Ne var ki kurulduğu 1955 yılından beri ülkeyi neredeyse kesintisiz yöneten LDP'den (Liberal Demokrat Parti) çok daha ilgi çektiği bir gerçek.

MEHMET ŞEVKET EYGİ’YE SON GÖREV

Tedavi gördüğü hastanede 86 yaşında hayatını kaybeden gazeteci-yazar Mehmed Şevket Eygi HAKKIN RAHMETİNE KAVUŞTU.Nur içinde yatsın.Yakınlarına ve dostlarına Allah sabır versin.

Cenaze namazına Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan katıldı.Erdoğan, törenin ardından Erbakan’ın aynı mezarlıkta bulunan kabrini ziyaret etti.

"Estetistikte Çok Farklıydı"

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, namazın ardından yaptığı konuşmada, Eygi'yi ilk tanıdığı yerin Babıali'deki Bedir Yayınevi olduğunu belirterek, şunları kaydetti:

Hibe Etti...

"Oradan tabii bugünlere. Kalemin yanında en önemli özelliklerinden bir tanesi de Mehmed Şevket Eygi Bey'in estetik anlayışıydı. Estetikte çok farklıydı ve Müslüman'ın estetiğine çok dikkat etmesini özel sohbetlerimizde de ifade ederdi. Malum zengin bir kütüphanesi vardı ve kitaplarını Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'ndeki bizim kütüphaneye hibe etti. Tabloları vesaire hepsini."

Bunun da Eygi'nin cömertliğini göstermesi bakımından önemli olduğunu dile getiren Erdoğan, hem kendi eserlerini hem de kütüphanesindeki eserleri gençliğin ve milletin emrine amade kılmasından dolayı Eygi'ye şükran borçları olduğunu söyledi.Eygi'nin naaşı, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın da omuz vermesiyle cenaze aracına kadar taşındı.

Mehmed Şevket Eygi'nin cenazesi, defnedilmek üzere Merkezefendi Mezarlığı'na götürüldü.

ERBAKAN’IN MEZARINI ZİYARET ETTİ

Cumhurbaşkanı Erdoğan, gazeteci-yazar Mehmet Şevket Eygi’nin Merkezefendi Mezarlığı’ndaki defin törenine katıldı. Erdoğan, törenin ardından Erbakan’ın aynı mezarlıkta bulunan kabrini ziyaret etti. Rusya, Rusya, gökteki x ışınlarının haritasını çıkarması için görevlendirilen uzay teleskobu Spektr-RG’yi uzaya gönderdi. Rus uzay ajansı Roscosmos, uzay teleskobu Spektr-RG’yi taşıyan bir Poroton-M roketinin Baykonur üssünden fırlatıldığını gösteren bir video yayınladı. 2.7 ton ağırlığında olan uzay teleskobunun haziran sonunda fırlatılması planlanıyordu fakat pillerdeki sorun operasyonun ertelenmesine neden olmuştu. Bir gözlemevi görevi görecek Spektr-RG, Rusya’nın ocak ayında kontrolünü kaybettiği Spektr-R’nin yerini alacak. 2011’de fırlatılan Spektr-R’nin görevi, kara delikleri, nötron yıldızlarını ve manyetik alanları gözlemlemekti. Roscosmos yetkililerine göre yerine geçecek Spektr-RG’nin görevleri de buna benzeyecek. Spektr-RG ayrıca gökteki  ışınlarının yüksek çözünürlüklü bir haritasını çıkartacak.

MEDUSA KAÇIRILDI
Antalya'nın Alanya ilçesinde 'Ayasofya' adıyla bilinen Colybrassus Antik Kenti'nde kaçak kazı yapan defineciler, kent kalıntılarını, lahitleri, kayaya oyulmuş mezar odasının içi ile girişindeki kemerde yer alan kartal motifinden birini kırarken, Medusa başını ise kaçırdı.
Alanya'nın 30 kilometre kuzeybatısındaki Bayır Mahallesi'nde yer alan Colybrassus Antik Kenti, Pisidia'nın doğusunda Kilikya'nın batısında Helenistik dönem izleri taşıyan yerleşim olarak biliniyor. Güneybatısındaki nekropol alanında açıkta birçok lahit ve kaya mezarı bulunan antik kentte yaşam, yazılı kaynaklara göre Orta Çağa kadar devam etti. Ayasofya adıyla bilinen Colybrassus'ta, önemli kalıntılar arasında oldukça iyi işlenmiş İon köşe başlıklı tapınağıyla nekropolündeki lahitler ve doğal kaya mezarı yer alıyor. Tapınak, sarnıç, Odeon, evler, kapı ve sur gibi kalıntıları olan antik kentte günümüze ulaşabilen kayaya oyulmuş tek mezar odası, güzelliğiyle dikkati çekiyor.

MEDUSA BAŞI YOK EDİLDİ

Çevreye dağılmış çok sayıda yazıt ve lahit bulunan Ayasofya'da 18 basamaklı merdivenle ulaşılan anıtsal nitelikteki kaya mezarında, tek mekandan oluşan mezar odası, kaçak kazı yapanlar tarafından talan edildi.
Definecilerin kaya mezarı girişindeki üstü basık kemer şeklinde yontulmuş içi Medusa başı ile süslenmiş kemerin iki yanında yer alan kartal motiflerine zarar verdiği gözlendi. Çok sayıdaki lahdin ise üzerindeki kabartmaları, üst tarafının parçalandığı gözlendi. Ören yeri olarak düzenleme ve kazı çalışması yapılmayan antik kentte, defineciler tarafından mezar odasının içindeki kayalar ile kemerdeki kartal motifinden birinin kırıldığı, Medusa başının ise kaçırıldığı öne sürüldü.


KALAN ESERLERE SAHİP ÇIKILMASI TALEBİ

Bayır Mahalle Muhtarı Mustafa Yılmaz, antik kentin son yıllarda kaçak kazı yapanlar, defineciler tarafından talan edildiğini söyledi. Kaya mezarındaki Medusa başının bulunduğu kemerin kırıldığını, içerisinin tahrip edildiğini, kent kalıntılarında kaçak kazılar yapıldığını kaydeden Yılmaz, "Kaçak kazı yapanlar tarihi tahrip etmişler, taşları, heykelcikleri kırmışlar, Medusa başını yok etmişler. Her yer talan edilmiş. Tarihi yer acınacak halde. Burası eski haline gelmez ama en azından kalanın muhafaza edilmesi için yetkililerden yardım istiyorum" diye konuştu

FRİGYA’DA İLK BALON HAVALANDI

Afyonkarahisar'ın İhsaniye ilçesindeki tarihi Frig Vadisi'nde sıcak hava balonlarının test uçuşları kapsamında ilk balon havalandı. Nevşehir'den ilgili sıcak hava balonu firması, test uçuşları için tarihi Frig Vadisi'ndeki İhsaniye ilçesinde ilk sıcak hava balonu uçuşunu gerçekleştirdi. Afyonkarahisar Valisi Mustafa Tutulmaz, Afyonkarahisar'da alternatif turizmin geliştirilmesi için çeşitli faaliyetlerde bulunduklarını dile getirirken, şöyle konuştu: "Bugün de sıcak hava balonuyla ilgili bir deneme uçuşu yapıldı. Afyonkarahisar önceden tarihin, mermerin, termalin, sporun ve lezzetin merkeziydi. Artık şehrimiz alternatif turizmin de merkezi olacak. Bunlardan bir tanesi de sıcak hava balonu. Bugün de bu işin ilk denemesini yaparak verim aldık. İnşallah önümüzdeki süreçte Afyonkarahisar, ülkemizin önemli balon merkezlerinden biri olacak." Yatırımcıların gelecek süreçte Afyonkarahisar'da olmak için büyük çaba sarf edeceğini söyleyen Tutulmaz, "Sıcak hava balonuyla güzel bir gün geçirdik. Hiçbir sıkıntı ve olumsuzluk yaşamadık. Kalkışımızla inişimiz arasında tereddüt, korku ve ümitsizlik olmadı. Çok güzeldi, herkese tavsiye ederim" dedi.

Firma yetkilisi Halis Aydoğan da şunları kaydetti: "Sıcak hava balonu uçuşuna, Emre Gölü de harika bir güzellik katıyor. Şu ana kadar her şey mükemmel geçti. İnşallah ilerleyen süreçte sıcak hava balonu uçuşları bölgede giderek artacak. İlk test uçuşunu gerçekleştiren firma olarak, Frigya'ya sıcak hava balonu uçuşları için yatırıma başlayacağız. Amacımız da yerli üretim sıcak hava balonlarımızla bölgede yerli ve yabancı turistleri ağırlamak.