Adres :
Aşağı Öveçler Çetin Emeç Bul. 1330. Cad. No:12, 06460 Çankaya - Ankara Telefon : +90 312 473 80 41 Faks : +90 312 473 80 46 E-Posta : sde@sde.org.tr

Haftanın Medya ve Sivil Toplum Değerlendirmesi (30 Haziran- 8 Temmuz 2019)

Bu değerlendirme son bir hafta içinde yerli ve yabancı basında dikkat çeken medya ve sivil toplum alanındaki haberlerin değerlendirmesini kapsamaktadır.
SDE Editör
08 Temmuz 2019 13:22

15 Temmuz Demokrasi ve Milli Birlik Günü' için yeni logo 

 CUMHURBAŞKANLIĞI İletişim Başkanlığı, '15 Temmuz Demokrasi ve Milli Birlik Günü' kapsamında yurt genelinde yürütülecek etkinliklerde kullanılmak üzere hazırlanan yeni logo ve kurumsal kimlik haritasının bulunduğu 'www.15temmuz.gov.tr' adlı internet sitesinin açıldığını duyurdu. 

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı, 15 Temmuz darbe girişiminin 3'üncü yıldönümü kapsamında düzenlenecek etkinliklerin hazırlığına ilişkin yazılı açıklama yaptı. Açıklamada, Fetullahçı Terör Örgütü'nün (FETÖ) 15 Temmuz 2016'daki darbe girişimi karşısında aziz milletin ve kahraman güvenlik güçlerinin gösterdiği onurlu duruşun, hainlerin yenilgiye uğratılmasının ve demokrasi zaferinin üçüncü yıl dönümünde düzenlenecek etkinlikler için hazırlıkların devam ettiği belirtildi. Açıklamada şöyle denildi: 

"Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın imzasıyla 15 Temmuz Demokrasi ve Milli Birlik Günü vesilesiyle yurt genelinde anma etkinliklerinin düzenlenmesine ilişkin yayımlanan genelge kapsamında Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı tarafından 'www.15temmuz.gov.tr' adlı internet sitesi oluşturuldu. İnternet sitesinde 15 Temmuz ile ilgili gerçekleştirilecek proje ve etkinliklerde kullanılmak üzere kurumsal kimlik haritasına uygun şekilde hazırlanan yeni logo, afiş, duyuru, davetiye ve ilan benzeri belge ve görsel dokümanlar yer alıyor. 'www.15temmuz.gov.tr' sitesinde ayrıca etkinliklerde kullanılacak 15 Temmuz fotoğraf seçkisi ile özel olarak hazırlanan videolar ve diğer dokümanlar bulunuyor." 

15 Temmuz etkinlikleri için internet sitesi açıldı 

15 Temmuz Demokrasi ve Milli Birlik Günü kapsamında Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı koordinasyonunda yurt genelinde yürütülecek etkinliklerde kullanılmak üzere hazırlanan "www.15temmuz.gov.tr" internet sitesi açıldı. 

15 Temmuz Demokrasi ve Milli Birlik Günü kapsamında Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı koordinasyonunda yurt genelinde yürütülecek etkinliklerde kullanılmak üzere hazırlanan yeni logo ve kurumsal kimlik haritasının bulunduğu "www.15temmuz.gov.tr" internet sitesi açıldı. 

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığından yapılan açıklamaya göre, Fetullahçı Terör Örgütü'nün (FETÖ) 15 Temmuz 2016'daki darbe girişiminin üçüncü yıl dönümünde düzenlenecek etkinlikler için hazırlıklar devam ediyor.  

Buna göre Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın imzasıyla "15 Temmuz Demokrasi ve Milli Birlik Günü" vesilesiyle yurt genelinde anma etkinliklerinin düzenlenmesine ilişkin yayımlanan genelge kapsamında, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı tarafından "www.15temmuz.gov.tr" adlı internet sitesi oluşturuldu. 

İnternet sitesinde, 15 Temmuz ile ilgili gerçekleştirilecek proje ve etkinliklerde kullanılmak üzere kurumsal kimlik haritasına uygun şekilde hazırlanan yeni logo, afiş, duyuru, davetiye ve ilan benzeri belge ve görsel dokümanlar yer alıyor. 

Sitede ayrıca etkinliklerde kullanılacak 15 Temmuz fotoğraf seçkisi ile özel olarak hazırlanan videolar ve diğer dokümanlar da bulunuyor.  

İRAN ZENGİNLEŞTİRİLMİŞ URANYUM SEVİYESİNİ YÜKSELTTİ

İran,zenginleştirilmiş uranyum seviyesini yüzde 3.67’den yüzde 5’e çıkarmaya karar verdi. 

P5+1 ülkelerinin İran ile birlikte 2015 yılında imzaladığı nükleer anlaşma kabusu devam ediyor... ABD'nin anlaşmasıyla İran'a tekrar yaptırım uygulamaya başlaması bölgede gerilimi yükseltti. Anlaşma kapsamında zenginleştirilmiş uranyum oranını düşük tutan İran bugün bu oranı artırma kararını uluslararası kamuoyuna açıkladı. 
 
ABD, dönemin başkanı Barack Obama yönetiminde P5+1 ülkeleri olarak da bilinen Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin 5 daimi üyesi Çin, Fransa, Rusya, İngiltere ve ABD ile birlikte +1 olarak da Almanya ile birlik olarak İran’la bir anlaşma imzalamıştı. 
 
Bu anlaşma kapsamında İran’ın nükleer silah yapmasının önüne geçilmiş ve zenginleştirilmiş uranyum seviyesini düşük tutması kararlaştırılmıştı. Fakat Beyaz Saray’a geldikten sonra önce ABD Başkanı Obama’yı eleştiren ve daha sonra İran ile yapılan bu anlaşmadan çekilme kararı alan Trump, İran’a yeni yaptırımlar uygulayarak yeni bir krizin fitilini alevlemişti. İran’a uygulanan yaptırımlar Tahran yönetimini de kızdırınca, İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani nükleer silah üretiminde kullanılan zenginleştirilmiş uranyum yapımına devam edileceğini duyurmuştu. 
 
Dün gece ise ajanslar flaş bir son dakika haberini abonelerine servis etti… Reuters’a konuşan bazı İranlı kaynaklar, İran’ın zenginleştirilmiş uranyum seviyesini 2015’teki anlaşmadan daha yüksek bir seviyeye çekeceğini aktardı. İsmini açıklamayan yetkililer, “İran yönetimi zenginleştirilmiş uranyum seviyesini yüzde 3.67’den yüzde 5’e çıkarmaya karar verdi. Fakat bu açıklama yarın (pazar günü) yapılacak” ifadesini kullandı. 

Bu açıklamadan sadece birkaç saat sonra ise İran’dan yeni bilgi verildi.Açıklamada, İran’ın P5+1 ülkeleriyle yaptığı anlaşmadaki yükümlülüklerini 60 günde bir iptal edeceğini ve zenginleştirilmiş uranyum seviyesini artıracağı belirtildi. Müzakereleri yöneten üst düzey İranlı Arakçı, “Tahran diplomasiye yeteri kadar zaman verdi. Anlaşma gereklerini azaltması anlaşmaya aykırı değil” ifadesini kullandı. Açıklamada, Tahran yönetiminin Tahran Nükleer Reaktörü için artırılmayacağı belirtilirken Buşehr Nükleer Enerji Santrali için artırılacağı vurgulandı. Buşehr Nükleer Enerji Santrali için daha önce yüzde 5 oranında zenginleştirilmiş uranyuma ihtiyaç olduğu açıklanmıştı. 
 
Bu gelişmeler ışığında Ruhani ve Fransa Cumhurbaşkanı Macron bir telefon görüşmesi gerçekleştirdi… Ruhani, “Yaptırımlar kaldırılsa bu İran ve 6 büyük güç arasında bir hareketlenmenin başlangıcı olabilir” dedi. 
 
Nükleer reaktörlerde kullanılan zenginleştirilmiş uranyum, plutonyumun aksine alfa radyasyonu yaydığı için tehlikeli değildir fakat patlayıcı nükleer silah ve silah başlığı yapımında kullanılabilir. Bu durum zenginleştirilmiş uranyumu dünyanın en tehlikeli silahının ana maddesi haline getiriyor 

S-400’LER GELİYOR 

G20 Devlet Başkanları zirvesinden sonra açıklama yapan Cumhurbaşkanı Erdoğan, S-400’lerin 10 gün içerisinde Türkiye'ye geleceğini anlattı. 

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Japonya’nın Osaka kentinde gerçekleşen G20 Devlet Başkanları zirvesinden sonra medya mensuplarına açıklamalarda bulundu. 

Erdoğan’ın S-400'lere ilişkin sorulara yanıtları şöyle: 

S-400'lerin Türkiye'ye sevkiyatı hakkında ''10 gün içersinde ilk seri inmiş olacak '' diyen Erdoğan ''Böyle bir noktadayız ve bu konuda her türlü hazırlık, tedbir vesaire bitmiş. Bunu Trump’a açık açık ben de söyledim, Sayın Putin de söyledi'' diye ekledi. ''Trump’la görüşme sonrası olası yeni bir Patriot alımına yeşil ışık yanmış oluyor mu?'' sorusunu ise Cumhurbaşkanı Erdoğan ''Teknolojik olarak bir S-400 üç Patriota bedel. Buna rağmen biz şartları görelim. Eğer şartlar S-400 ile eşit bile olsa biz Patriot alırız. Ama eşit olmazsa -kusura bakmayın- o zaman sen menfaatini düşünüyorsan biz de menfaatimizi düşüneceğiz. Bunu da açıkça söyledik. Kredi, ortak yönetim gibi birçok konu var ve tabi bir de fiyat meselesi. Maliyet analizlerini yapmadan bu tür adımları atmayız'' diye yanıtladı. 

S-400’LER İÇİN ANKARA VE AKDENİZ  

(Takvim Gazetesi yazarı Bülent Erandaç’ın yazısı) 

ATATÜRK'ÜN Samsun'a çıkışının 100. yılında konuşan Başkan Tayyip Erdoğan, "El ele, gönül gönüle vererek ülkemizi daha ileri taşıyalım. Semalarında ezanların çınladığı, ufuklarında al bayrağın dalgalandığı özgür, bağımsız ve güçlü bir ülke olarak Milli Mücadelemiz'in 100. yılında yüz akımızla hep birlikte geleceğe koşalım" demişti.  

Bu duygularla ve arkasındaki Türk Milleti'nin büyük desteği ile Japonya'ya giden Erdoğan, bağımsızlık bayrağını dalgalandırdı, S-400'ler kararımızı Osaka'da küresel liderlerin gözünün içine bakarak, tescil ettirdi. S-400'ler Türkiye'nin bağımsızlığı için hayati bir tercihti. S-400'lerin gelmesi yüzyılın kararıdır. 21'inci Yüzyıl'da Türkiye'nin kararlı yürüyüşünü gerçekleştiren Başkan Erdoğan rüzgarının esişinin asla durmayacağının ilanıdır. S-400 sisteminin Türkiye'ye gelmesinden rahatsız olan Derin ABD ve NATO'nun en büyük korkusu, artık Türkiye'nin, ABD-Avrupa kıskacından çıkmakta olduğunun görülmesinden kaynaklanıyor. S-400 alımından vazgeçirilmesi için ABD'nin yoğun ve tehdit dolu baskılarına göğüs geren başta Başkan Erdoğan'a, TSK'ya, milletimiz her türlü desteği sonuna kadar vermektedir. Milletin ve devletin bekası açısından çok önemli olan bu konuda hiçbir fedakarlıktan kaçınmayacaktır. Başkan Erdoğan- Türkiye, F-35'lerin gönderilmemesi halinde ne yapılacağına dair de son kararı verdi. Türkiye'nin elindeki F-16 savaş uçakları kullanılacak ve milli Türk savaş uçağı da 2025'te görevde olacak. Milli Muharip Uçağı'nı ilk kez (15 Haziran) Paris'te tanıttık. Beşinci nesil ve F-35 ayarındaki milli savaş uçağımızla savunma kalkanımızı genişleteceğiz. Bağımsız Türkiye'nin S-400 almasını engelleyemediler. 
 

Şimdi ikinci aşamaya geçiyoruz. 

S-400'lerin konuşlanacağı yerler neresi olacak? Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar bu konuda düşüncelerini şöyle açıkladı: "F-35'ler Malatya'daki üste yer alacak. İkinci batarya için (Ege alternatifleriyle ilgili) hava savunma sistemlerinin bir menzili var. Mesele öncelik meselesi, 1'den 81'e kadar illeri sıraladık diyelim, 1 Ankara ve İstanbul. Bunların dışında bir sanayi bölgesi de seçilebilecek." Hazırlıklara göre, S-400'lerin Türkiye'de geleceği ilk nokta Akıncı Hava Üssü olacak. Bu üs, ana merkez olacak. Bataryalardan birinin Akıncı Üssü'nde kalması, diğerinin ise Doğu Akdeniz'den gelecek bir tehlikeye karşı oradaki bir bölgede kullanılması en güçlü seçenek olarak değerlendiriliyor. Doğu Akdeniz kanatlarımızın altında olacak. 
Türkiye'nin S-400'lerden birini, Doğu Akdeniz'i çevrelemek üzere ABD ve Avrupa ile kriz yaratan doğalgaz arama gemilerini koruyacak şekilde konuşlandırması öncelik kazanmış durumda. Uzun menzilli S-400 füze savunma sisteminin Türkiye'nin Doğu Akdeniz'deki askeri kapasitesinin ciddi şekilde artıracağı değerlendiriliyor. 

Kaynaklara göre, böyle bir konuşlandırmanın onaylanması durumunda Türkiye, 'rakip ve müttefiklerine güvenliği ve ekonomik çıkarlarını koruma konusunda ne kadar kararlı olduğuna dair güçlü bir mesaj vermiş' olacak. 

SONUÇ 

Başkan Erdoğan, Rusya lideri Putin'le Osaka'da yaptığı görüşme sonrası çok önemli açıklamalarda bulundu: "Çok daha önemlisi Akkuyu Nükleer Güç Santrali'nin ilk ünitesinin 2023 yılında devreye alınması hedefini yakalayabilmemiz bizim için çok büyük önem arz ediyor." Adı verilmeyen sanayi tesisi civarında S-400 füzelerinin konumlanmasını düşünürsek, bu bölgenin Ruslar'ın Mersin yakınlarında inşa etmekte olduğu Akkuyu Nükleer Santrali olabileceğini de beraberce düşünmekte büyük fayda var. Kıbrıs ve Doğu Akdeniz, Türkiye'nin çok hassas bölgesi. Türk Donanması'nı da koruyacak, Akdeniz'i kanatları altına alacak S-400'ler, Doğu Akdeniz satrancında Türkiye hamlesi olarak değerlendirilmeli 

S-400  RESTİNİ NASIL OKUMALI NASIL OKUMALI? 

(Sabah Gazetesi Dış Haberler Müdürü Bercan Tutar’ın yazısı) 

‘’Türkiye, Batı'nın yörüngesindeki girdaptan kurtuldukça üzerindeki siyasi, askeri ve ekonomik baskılar artmaya başladı. Artmaya da devam edecek. Zira tarihi ve jeo-stratejik misyonunu üstlenmiş bir Türkiye'yi hazmedemiyorlar. 
Ne var ki Avrupa ve ABD'nin oluşturduğu Atlantik artık küresel normlarıbelirleme niteliğini kaybediyor. Dünyanın farklı bölgelerinde yeni güçmerkezleri kendi kodlarını oluşturuyor. 
Batılı sistemin çöküş riski hızlanırken ABD'deki paniğin şiddeti de haliyle yoğunlaşıyor. Paniğin asıl nedeni de ABD'nin Çin, Rusya ve Türkiye'den oluşan yeni küresel eksene müdahale opsiyonunun giderek azalması. 
Barack Obama döneminden bu yana 'Pivot Asia/ Asya'da oyun kurma'stratejisi yürüten ABD, ne yaptıysa da Çin'in yayılma politikasınıfrenleyemedi. 'Tek Kuşak Tek Yol' (BRI) projesiyle Avrasya ve Pasifik başta olmak üzere dört kıta ve üç okyanusta ABD'yi dengelemede önemli mevziler kazanan Pekin, son olarak ABD Başkanı Donald Trump'ın ticaret savaşından da etkilenmedi. 

*** 

Fakat ABD en ağır darbeyi Rusya'dan aldı. Rusya'nın 2008 Gürcistan savaşı ile başlayan Kafkasya ve Orta Asya'yı yeniden 'Sovyetleştirme' siyasetine karşı Pentagon'un Rusofobi dışında geliştirdiği bir strateji göremedik. 
Ayrıca Doğu Avrupa, Balkanlar, Ortadoğu ve Latin Amerika'da da nüfuzunu artıran Rusya, 1980'lerdeki SSCB gibi ABD'nin en yakınmüttefikleri için bile yeniden cazibe merkezine dönüştü. 
Rusya'nın Ukrayna, Suriye, Venezuela ve Kuzey Kore krizlerinde elde ettiği başarı Pekin ile Moskova arasındaki ilişkileri daha da güçlendirirken ABD'nin etki alanındaki Hindistan, Pakistan, Suudi Arabistan, Mısır, Irak veAfganistan gibi aktörler de Kremlin ile yeniden yakınlaşmaya başladı. Dolayısıyla bu saatten sonra ABD'nin Rusya, Çin ve Türkiye'yi birbirinden uzaklaştırması çok zor görünüyor. Nitekim bu üç ülkenin karşı çıkması sonucu ABD Suriye başta olmak üzere İran, Kuzey Kore ve Venezuela'da havlu atmak zorunda kaldı. Irak, Libya, Afganistan, Katar ve Yemen'de iseABD'nin başvurduğu bütün stratejiler birer birer çöktü. 
Deyim yerindeyse Atlantik dünyası Türkiye, Rusya ve Çin'in blokajı karşısında kilitlenmiş durumda. Amerikan yönetimi ve Avrupa Birliği'nin (AB) bu engeli aşmada Türkiye'yi yanına çekme girişimleri sonuçsuz kaldı. 

*** 

ABD sonrası dünyada çok kutuplu bir küresel sistemin filizlenmesi her açıdan Türkiye'nin müttefik yelpazesini çeşitlendirmesinin önünü açtı. Atlantik'in vesayetini kıran Türkiye son yıllarda kendi ulusal çıkarlarını önceleyen bir politika izlemeye başladı. 
Ancak Rusya ve Çin ile ilişkilerin ivme kazanması eski müttefiklerimiziçileden çıkardı. 
Gezi ile başlayan süreçten sonra Mısır'da darbe yapıp Suriye'deki iç savaşı derinleştiren, İhvan yerine DEAŞ'ı öne çıkarıp Kürt-Türk ittifakını bozmaya çalışan ve Rusya ile jet krizini planlayan odaklar en nihayetinde 15 Temmuz'da işgale yeltenerek Türkiye'yi yeniden vesayet altına alma stratejisini devreye soktu. Ancak başaramadılar. Her tezgâh bir bumerang gibi dönüp onları vurdu. Unutmayalım ki emperyal güçler bir asır önce Osmanlı'nın direnişinden nasıl çekindilerse şimdi de hamle üstünlüğünü ele geçiren Türkiye'nin sergilediği dirençten ve köklerine dönmek üzere yeniden ayağakalkmasından dolayı benzer bir panik içindeler. 
İşte ABD ve taşeronlarının kimyasını alt üst eden S-400 alımı emperyal merkezdeki bu tarihi travmanın en somut tablosudur. 

Cemal Kaşıkçı cinayeti film oluyor! Projenin danışmanı AKPARTİ Genel Başkan Başdanışmanı Prof. Dr. Yasin Aktay. 

Dünyayı sarsan Cemal Kaşıkçı cinayeti sinema filmi oluyor.  

Medyaradar ‘ın haberine göre  Kaşıkçı cinayeti konusunda en doyurucu araştırmaları yapan Sabah Gazetesi’nin Özel İstihbarat Bölümü’nden Ferhat Ünlü, Abdurrahman Şimşek ve Nazif Karaman’ın hazırladığı Diplomatik Vahşet/Cemal Kaşıkçı Cinayetinin Karanlık Sırları adlı kitaptan yola çıkarak hazırlanacak projenin senaryo yöneticiliğini Ferhat Ünlü üstlenecek. 

DANIŞMANI YASİN AKTAY Yapımcısı ve yönetmeni şimdilik açıklanmayan projenin danışmanlığını Prof. Dr. Yasin Aktay yürütecek. Cemal Kaşıkçı’nın yakın arkadaşı olan ve cinayetin Türkiye’ye ve dünyaya duyurulmasında önemli rolü olan Aktay’ın, filmin genel danışmanlığını yapacağı öğrenildi. Senaryosu yazım aşamasında olan filmin idari yapımcılığını sinema sektörünün genç ama deneyimli isimlerinden Baran Mayda’nın yürüteceği belirtildi. Filmde bir ya da iki ünlü yabancı oyuncunun rol alacağı da kaydedildi. 

TURKUVAZ KİTAP YAYINLAMIŞTI 

Filme kaynaklık eden Diplomatik Vahşet adlı kitap, Turkuvaz Kitap tarafından yayınlanmıştı. Kaşıkçı cinayetinin işlendiği anların ses kayıtlarını da içeren pek çok gizli bilginin bulunduğu kitap bir süre çok satanlar listesinde yer almıştı. İngilizce ve Arapça’ya çevrilen kitap çok yakında Amerika Birleşik Devletleri ile bazı Arap ülkelerinde yayınlanacak. Kitabın Fransızca yayınlanması için de görüşmelerin sürdüğü öğrenildi. 

TARİHİN EN VAHŞİ CİNAYETİ 

Suudi Arabistan vatandaşı, The Washington Post Gazetesi yazarı Cemal Kaşıkçı 2 Ekim 2018 tarihinde nişanlısı Hatice Cengiz ile evlenmek için ülkesinde bekâr olduğunu bildiren bir belgeyi almak niyetiyle girdiği Suudi Arabistan İstanbul Başkonsolosluğu’nda barbarca öldürülmüştü. Cinayetin Riyad’dan gelen 15 kişilik infaz timinin mensuplarınca işlendiği Milli İstihbarat Teşkilatı’nın (MİT) yürüttüğü çalışmalar sonucunda kısa sürede açığa çıkarılmış ve İstanbul Emniyet Müdürlüğü de timin üyelerinin görüntülerine kamera kayıtlarından ulaşmıştı. 

ERDOĞAN EN SON G-20’DE GÜNDEME GETİRDİ 

Kriminoloji, istihbarat ve diplomasi tarihinin en ilginç cinayeti olarak nitelendirilen Kaşıkçı cinayeti konusunda Türkiye, yürüttüğü başarılı diplomasi ile tüm dünyaya demokrasi ve istihbarat dersi vermişti. 

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın sık sık gündeme getirdiği ve takipçisi olacağını açıkladığı Kaşıkçı cinayeti, son olarak Birleşmiş Milletler (BM) Yargısız ve Keyfi İnfazlar Özel Raportörü Agnes Callamard’ın Türkiye’yi haklı bulan raporuyla gündeme gelmişti.  
Erdoğan, geçtiğimiz günlerde Japonya’daki G-20 Zirvesi’nde INTEX Osaka Fuar Merkezi’nde düzenlediği basın toplantısında bu rapora atıf yaparak “Cemal Kaşıkçı cinayetinin üzerinin örtülmesine müsaade etmedik” demişti. 

İsveç'ten ''1915 olayları'' ile ilgili ders gibi açıklama 

İsveç Dışişleri Bakanı Margot Wallström, "1915 Ermeni ve Süryani soykırımı iddialarını kabul etmemiz zor görünüyor. Bir ülkeyi soykırımcı ilan etmek için elinizde güçlü deliller olması lazım." dedi. 

İsveç Dışişleri Bakanı Wallström, ülkedeki yabacı basın mensuplarıyla yaptığı toplantıda, "İsveçhükümeti, 1915 Ermeni ve Süryani katliamı iddialarını kabul edecek mi?" sorusuna, "1915 Ermeni ve Süryani soykırımı iddialarını kabul etmemiz zor görünüyor. Bir ülkeyi soykırımcı ilan etmek için elinizde güçlü deliller olması lazım." yanıtını verdi. 

"SAĞLIKSIZ BULUYORUM"

Söz konusu iddiaları araştırmak için komisyon kurulduğunu hatırlatan Wallström, şunları kaydetti: 

"Geçmişte yaşanan olaylardan dolayı bir ülkeyi soykırımcı ilan etmenin büyük bir sorumluluğu var. Biz, tarihçilerden oluşan bir komisyon kurduk. Bu konuda bir sonuç elde etmek çok zor. Zira bu olayları yaşayan canlı tanık yok. İki ülke bunu 'soykırım' olarak kabul etti. Bunu da ben biraz sağlıksız buluyorum. Çünkü böyle bir karar alındığı zaman ardından bazı adımların 
atılması lazım. Bu da sizi daima bağlar." 

"FANATİKLİĞİN HER TÜRLÜSÜNE KARŞIYIM" 

Wallström, Danimarka'da, geçen ramazan ayında, iftar programını protesto eden aşırı sağcıların, Kur'an-ı Kerim yakması olayına ilişkin de "Fanatikliğin her türlüsüne karşıyım. Din üzerinden yapılan kışkırtmalar oldukça tehlikeli. Ortak yaşam alanlarını bulmalıyız. İslamofobik davranışlar bizi de derinden etkiledi. Birbirimizle konuşmalıyız ve beraber yaşama kültürünü geliştirmeliyiz." değerlendirmesinde bulundu. 

ARNAVUTLUK AB’YE GİRMEYE ÇOK YAKIN  

Arnavutluk, Balkanlar Zirvesi'nde Avrupa Birliği'ne üye olmak için 28 üyenin ''net ve tatmin edici'' cevabını en geç ekim ayında öğrenecek. 

Avrupa Birliği ile Türkiye arasındaki üyelik görüşmelerinde, 56 yıl devrildi.AB ve Türkiye'nin arası kimi zaman bozuldu ancak kimi zaman da düzeldi. Avrupa Birliği'nin Türkiye'den istediği bütün koşullar yerine getirilmiş dahi olsa Türkiye, AB üyeliğine bir şekilde geçemedi. 

Bu zamanda genişlemeye devam etmekte olan Avrupa Birliği, şimdi de Arnavutluk'u üye yapmaya oldukça yakın. 

Polonya'da düzenlenmiş olan Balkanlar Zirvesi'nden sonra Arnavutları mutlu edecek bir açıklama geldi. Zirvede 28 üyenin, en geç ekim ayına kadar Arnavutluk için ‘'net ve tatmin edici'' bir yanıt verme konusunda anlaşmaya vardı. 

Bunun yanı sıra, İngiltere Başbakanlık görevini üstlenmeye en yakın isim olarak gösterilmekte olan Boris Johnson da Brexit sürecinin noktalanması için ekim ayını belirtmişti.Boris Johnson, kesin olarak ekim ayında Avrupa Birliği'nden ayrılacaklarını kaydetmişti. 

CUMHURBAŞKANLIĞI BİLGİ VE İLETİŞİM GÜVENLİĞİ  GENELGESİ 

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, milli güvenliği tehdit edebilecek veya kamu düzeninin bozulmasına yol açabilecek kritik türdeki verilerin güvenliğinin sağlanması amacıyla "Bilgi ve İletişim Güvenliği Tedbirleri"ne ilişkin genelge yayımladı. 

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın imzasıyla Resmi Gazete'de yayımlanan genelgede, bilginin dijital ortamlara taşınması, bilgiye erişimin kolaylaşması, altyapıların dijital hale gelmesi ve bilgi yönetim sistemlerinin yaygın olarak kullanılmasının ciddi güvenlik risklerini beraberinde getirdiği belirtildi. 

Bu kapsamda karşılaşılan güvenlik risklerinin azaltılması, etkisiz kılınması ve özellikle gizliliği, bütünlüğü veya erişilebilirliği bozulduğunda milli güvenliği tehdit edebilecek veya kamu düzeninin bozulmasına yol açabilecek kritik türdeki verilerin güvenliğinin sağlanması amacıyla alınacak tedbirler belirlendi. 

Genelgeye göre, 21 maddeden oluşan tedbirler şöyle: 

"Nüfus, sağlık ve iletişim kayıt bilgileri ile genetik ve biyometrik veriler gibi kritik bilgi ve veriler, yurt içinde güvenli bir şekilde depolanacak. 

Kamu kurum ve kuruluşlarında yer alan kritik veriler, internete kapalı ve fiziksel güvenliği sağlanmış bir ortamda bulunan güvenli bir ağda tutulacak. Bu ağda kullanılacak cihazlara erişim kontrollü olarak sağlanacak ve log kayıtları değiştirilmeye karşı önlem alınarak saklanacak. 

Kamu verileri bulutta saklanmayacak 

Kamu kurum ve kuruluşlarına ait veriler, kurumların kendi özel sistemleri veya kurum kontrolündeki yerli hizmet sağlayıcılar hariç bulut depolama hizmetlerinde saklanmayacak. 

Mevzuatta kodlu veya kriptolu haberleşmeye yetkilendirilmiş kurumlar tarafından geliştirilen yerli mobil uygulamalar hariç olmak üzere, mobil uygulamalar ve sosyal medya üzerinden gizlilik dereceli veri paylaşımı ve haberleşme yapılmayacak. Sosyal medya ve haberleşme uygulamalarına ait yerli uygulamaların kullanımı tercih edilecek. 

Kamu kurum ve kuruluşlarınca gizlilik dereceli bilgilerin işlendiği yerlerde yayma güvenliği (TEMPEST) veya benzeri güvenlik önlemleri alınacak. Kritik veri, doküman ve belgelerin bulunduğu ve/veya görüşmelerin gerçekleştirildiği çalışma odalarında, ortamlarında mobil cihazlar ve veri transferi özelliğine sahip cihazlar bulundurulmayacak. Gizlilik dereceli veya kurumsal mahremiyet içeren veri, doküman ve belgeler kurumsal olarak yetkilendirilmemiş veya kişisel olarak kullanılan dizüstü bilgisayar, mobil cihaz, harici bellek ve benzeri cihazlar da bulundurulmayacak. 

Yerli ve milli kripto sistemleri teşvik edilecek 

Kişisel olarak kullanılanlar da dahil olmak üzere kaynağından emin olunmayan dizüstü bilgisayar, mobil cihazlar, harici bellek/disk, CD/DVD ve benzeri taşınabilir cihazların, kurum sistemlerine bağlanmayacağının da belirtildiği genelgeye göre, gizlilik dereceli verilerin saklandığı cihazlar ancak içerisinde yer alan veriler donanımsal veya yazılımsal olarak kriptolanmak suretiyle kurum dışına çıkarılabilecek. Bu amaçla kullanılan cihazlar da kayıt altına alınacak. 

Ayrıca, yerli ve milli kripto sistemlerinin geliştirilmesi teşvik edilerek kurumlara ait gizlilik dereceli haberleşmenin bu sistemler üzerinden gerçekleştirilmesi sağlanacak. 

Kamu kurum ve kuruluşlarınca temin edilecek yazılım veya donanımların kullanım amacına uygun olmayan bir özellik ve arka kapı (kullanıcıların bilgisi, izni olmaksızın sistemlere erişim imkanı sağlayan güvenlik zafiyeti) açıklığı içermediğine dair üretici veya tedarikçilerden imkanlar ölçüsünde taahhütname alınacak. 

Yazılımların güvenli olarak geliştirilmesi ile ilgili tedbirler alınacak. Temin edilen veya geliştirilen yazılımlar kullanılmadan önce güvenlik testlerinden geçirilerek kullanılacak. Kurum ve kuruluşlar, siber tehdit bildirimleri ile ilgili gerekli tedbirleri alacak. Üst düzey yöneticiler de dahil olmak üzere, personelin sistemlere erişim yetkilendirmelerinin, fiilen yürütülen işler ve ihtiyaçlar nazara alınarak yapılması sağlanacak. 

Kamu e-posta sistemlerinin ayarları güvenli olacak biçimde yapılandırılacak 

Endüstriyel kontrol sistemlerinin internete kapalı konumda tutulması sağlanacak. Bu sistemlerin internete açık olmasının zorunlu olduğu durumlarda ise güvenlik duvarı, uçtan uca tünelleme yöntemleri, yetkilendirme ve kimliklendirme mekanizmaları gibi gerekli güvenlik önlemleri alınacak. 

Milli güvenliği doğrudan etkileyen stratejik önemi haiz kurum ve kuruluşların üst yöneticileri ile kritik altyapı, tesis ve projelerde görev alacak kritik önemi haiz personel hakkında ilgili mevzuat çerçevesinde güvenlik soruşturması veya arşiv araştırması yaptırılacak. 

Kamu e-posta sistemlerinin ayarları güvenli olacak biçimde yapılandırılacak, e-posta sunucuları, Türkiye'de ve kurumun kontrolünde bulundurulacak. Sunucular arasındaki iletişimin ise şifreli olarak yapılması sağlanacak. 

Kurumsal olmayan şahsi e-posta adreslerinden kurumsal iletişim yapılmayacak, kurumsal e-postalar, özel iletişim, kişisel sosyal medya hesapları ve benzeri şahsi amaçlarla kullanılmayacak. 

Haberleşme hizmeti sağlamak üzere yetkilendirilmiş işletmeciler, Türkiye'de internet değişim noktası kurmakla yükümlü olacak. Yurt içinde değiştirilmesi gereken yurt içi iletişim trafiğinin yurt dışına çıkarılmamasına yönelik de tedbirler alınacak. 

İşletmeciler tarafından, kritik kurumların bulunduğu bölgelerdeki veriler ise radyolink ve benzeri yöntemlerle taşınmayacak, fiber optik kablolar üzerinden taşınacak. Kritik veri iletişiminde, radyolink haberleşmesi kullanılmayacak ancak kullanımın zorunlu olduğu durumlarda ise veriler milli kripto sistemlerine sahip cihazlar kullanılarak kriptolanacak. 

"Bilgi ve İletişim Güvenliği Rehberi" hazırlanacak 

Öte yandan, Cumhurbaşkanlığı Dijital Dönüşüm Ofisi Başkanlığı koordinasyonunda, ilgili kamu kurum ve kuruluşlarının katkılarıyla güvenlik risklerinin azaltılması, etkisiz kılınması ve özellikle gizliliği, bütünlüğü veya erişilebilirliği bozulduğunda milli güvenliği tehdit edebilecek veya kamu düzeninin bozulmasına yol açabilecek kritik türdeki verilerin güvenliğinin sağlanması amacıyla, "Bilgi ve İletişim Güvenliği Rehberi" hazırlanacak. 

Ulusal ve uluslararası standartlar ve bilgi güvenliği kriterleri çerçevesinde hazırlanacak rehber, kamu kurum ve kuruluşları ile kritik altyapı niteliğinde hizmet veren işletmelerde uygulanmak üzere farklı güvenlik seviyelerini içerecek. 

"www.cbddo.gov.tr" adresinde yayımlanacak rehber, ihtiyaçlar, gelişen teknoloji, değişen şartlar ile Ulusal Siber Güvenlik Stratejisi ve eylem planlarında yapılacak değişiklikler göz önünde bulundurularak güncellenecek. 

Tüm kamu kurum ve kuruluşları ile kritik altyapı hizmeti veren işletmelerin de yeni kurulacak bilgi sistemlerinde, rehberde yer verilen usul ve esaslara uyulması zorunlu olacak. 

Mevcut bilgi teknolojisi altyapıları, güvenlik seviyesi öncelikleri dikkate alınarak, yayımlanmasını müteakip rehberde yer alacak plan çerçevesinde, kademeli olarak bu esaslara uyumlu hale getirilecek. Uyum çalışmalarında ve yeni kurulacak bilgi sistemlerinde, belirtilen adreste yayımlanan güncel sürüm dikkate alınacak. 

Milli güvenliğin sağlanması ve gizliliğin korunması kapsamında yürütülen görev ve faaliyetler hariç olmak üzere kurum ve kuruluşlar, rehberin uygulanmasına ilişkin denetim mekanizmalarını oluşturacak ve yılda en az bir defa uygulamayı denetleyecek. Denetim sonuçları ile yapılan düzeltici ve önleyici faaliyetler, rehberde belirtilen usul ve esaslara göre bir rapor halinde Dijital Dönüşüm Ofisine iletilecek. 

THY ÇİN DVİ HUAWEİ İLE ANLAŞTI  
 
Türk Hava Yolları (THY), ABD’nin hedefindeki Çin teknoloji markası Huawei ile anlaştı. ABD Başkanı Donald Trump, ABD merkezli şirketlerin “ulusal güvenlik tehdidi teşkil eden” ülkelerden telekomünikasyon ürünleri alınmasını engelleyen bir kararname imzalamıştı. Bu kararla beraber Google, Çin merkezli Huawei ile iş birliğini sınırlandırma kararı almıştı. 
 
THY ile Huawei iş ortaklığında, yapay zeka, bulut ve büyük veri gibi gelişmiş teknolojilerin kullanılacağı belirtildi. Konuyla ilgili THY CEO’su Bilal Ekşi, İstanbul Havaalanı projesinin tüm ağ bağlantılarını kuran Huawei ile iş ortaklığı içerisinde olmanın memnuniyet verici olduğunu belirtti. 
 
"HUAWEİ OLDUKÇA GÜVENİLİR". THY CEO’su Ekşi, "Ekibim bana sürekli iyi haberler getiriyor. Huawei'ye yeni havaalanının dönüşümde ve geliştirilmesindeki yoğun çalışmaları için içtenlikle teşekkür ediyoruz. Huawei'nin oldukça güvenilir bir havacılık yönetim sistemi kurduğuna inanıyoruz. Bu konuda en ufak bir şüphemiz yok" dedi 

SETA’DAN ÇARPICI RAPOR

Yabancı medya kuruluşlarının ipliği pazara çıktı 

SETA(Siyaset, Ekonomi ve Toplum Araştırmaları Vakfı) 

yabancı medya kuruluşlarının, kuruluşundan bugüne değin Türkiye’deki  kritik olaylara ilişkin tavrını analiz eden bir rapor yayımladı.  

Çalışan profillerinin de incelendiği raporda çalışanların geçmişte hangi mecralarda görev yaptığı ağ analizleriyle ortaya konuldu. Raporda yabancı kuruluşların Türkiye'de birçok internet sitesi ve  YouTube  "https://www.takvim.com.tr/haberleri/youtube" kanalı açmasına dikkat çekilirken, uluslar arası medya kuruluşlarının Türkiye uzantılarını muhalif medyanın en önemli gücü haline getirdiği göze çarpıyor. Rapor yabancı medya kuruluşlarının terörle mücadele, 15 Temmuz hain darbe girişimi, Türkiye'nin Suriye politikası ve mega projelere verilen tepkiler ile neye hizmet ettiklerini gözler önüne serdi. Bu şekilde yabancı medya kuruluşlarının foyaları ortaya çıktı... 

Raporda yabancı kuruluşların Türkiye'de birçok internet sitesi ve YouTube kanalı açmasına dikkat çekilirken, uluslararası medya kuruluşlarının Türkiye uzantılarını muhalif medyanın en önemli gücü haline getirdiği göze çarpıyor. Hazırlanan rapor yabancı medya kuruluşlarının terörle mücadele, 15 Temmuz hain darbe girişimi, Türkiye'nin Suriye politikası ve mega projelere verilen tepkiler ile neye hizmet ettiklerini gözler önüne serdi. Bu şekilde yabancı medya kuruluşlarının foyaları ortaya çıktı... 
 
KRİTİK OLAYLARDAKİ TAVIR ARAŞTIRILDI 

SETA, BBC Türkçe, Deutsche Welle Türkçe, Amerika'nın Sesi, Sputnik Türkiye, Euronews Türkiye, CRI Türk (Çin Uluslaraarası Radyosu-Türkiye), Independent Türkçe basın kuruluşlarının Türkiye'deki kritik olaylardaki tavrını araştırdı. 

Ayrıca çalışan profili incelenerek uluslararası medya kuruluşların çalışanlarının geçmişte hangi mecralarda görev yaptığı ağ analizleriyle ortaya konuldu. 

TEK SESLİ YAYIN DİLİ 

Araştırmada bu medya organlarının yayın ilkeleriyle çelişecek şekilde tek sesli bir yayın diline sahip oldukları ortaya çıktı. Türkiye'de medya özgürlüğünü her fırsatta savunan bu kurumlar kendilerinin tek bir bakış açısını yansıttığı belirlendi. Türkiye'nin geleceğini ilgilendiren kritik konularda doğru ve tarafsız bir habercilik sergilemediği ortaya çıktı. 

Raporun  sonuç bölümü 

BİRÇOK YABANCI KURULUŞ TÜRKİYE'DE FAALİYETE GEÇTİ 

Türkiye global alanda artan etki alanı sayesinde uluslararası medya kuruluşlarının Türkçe yayınlarını çeşitlendirdiği bir ülke konumundadır. Dünyanın önemli basın kuruluşları, Türkiye uzantılarını yayına soktuğu gibi halihazırda yayın yapan medya organları da kapsamlarını ve yayın yaptığı platformları genişletmiştir. Son olarak İngiltere'nin önemli mecralarından Independent'ın Türkçe uzantısı olan "Independent Türkçe"nin kurulması ve BBC, DW, France 24 ve VOA'nın "90+" isimli yeni bir Youtube kanalının açılması uluslararası basının Türkiye'ye olan ilgisini ortaya koymaktadır. 

YABANCI KURULUŞLAR MUHALİF KONUMUNDA 

Türkçe yayın yapan uluslararası medya kuruluşlarının kritik olaylar karşısındaki tavrı ve görev verdiği kişiler ayrı bir araştırma konusudur. Bu mecralar Türk medyasında mesai harcamış kişiler aracılığıyla ülkedeki faaliyetlerini yürütmektedir. Çalışan profili, kuruluşun Türkiye'deki imajını oluştururken mecranın kritik olaylarda ortaya koyduğu haber dili üzerinde de belirleyicidir. Bu haber dili uluslararası medya kuruluşlarının Türkiye uzantılarını muhalif medyanın en önemli bileşeni olarak konumlandırmaktadır. 

Raporda ele alınan medya kuruluşları kuruluşundan bugüne incelenirken mecraların Türkiye için kritik olaylardaki tavrı da ölçülmeye çalışılmıştır. Ayrıca çalışan profili incelenerek uluslararası medya kuruluşların çalışanlarının geçmişte hangi mecralarda görev yaptığı ağ analizleriyle ortaya konulmuştur. Her bir mecra için hazırlanan ağ analizleri, yabancı basının uzantılarının Türkiye'deki yerel medya organları ile nasıl bir etkileşim ağına sahip olduğu göstermektedir. Bu bağlamda raporda da ele alındığı gibi yabancı medya gruplarında görev yapanların profil geçmişleri, sosyal medya etkileşimleri ve kritik dönemlerde aldıkları tutum arasındaki ilişki dikkat çekicidir. 

Raporda ele alınan medya kuruluşları kuruluşundan bugüne incelenirken mecraların Türkiye için kritik olaylardaki tavrı da ölçülmeye çalışılmıştır. Ayrıca çalışan profili incelenerek uluslararası medya kuruluşların çalışanlarının geçmişte hangi mecralarda görev yaptığı ağ analizleriyle ortaya konulmuştur. Her bir mecra için hazırlanan ağ analizleri, yabancı basının uzantılarının Türkiye'deki yerel medya organları ile nasıl bir etkileşim ağına sahip olduğu göstermektedir. Bu bağlamda raporda da ele alındığı gibi yabancı medya gruplarında görev yapanların profil geçmişleri, sosyal medya etkileşimleri ve kritik dönemlerde aldıkları tutum arasındaki ilişki dikkat çekicidir. 

İLK HAZAR EKONOMİK FORUMU 

Türkmenistan’da düzenlenen ilk Hazar Ekonomik Forumu, 12 Ağustos’ta Hazar Denizi’nin yasal statüsü konulu bir anlaşmanın yıldönümünde ülkenin ulusal turistik bölgesi Awaza’da yapılacak. 

Forumda, ticari ve ekonomik ilişkiler, yatırımlar, enerji ve turizm ile büyük ölçekli projelerin geliştirilmesi oturumları öngörülüyor. Gündemi, katılımcı ülkeler arasında, bankacılık ve iş sektörünün temsilcileri ile Hazar ülkelerinden bilim adamları arasında ileriye dönük işbirliğinin temelini oluşturma amacı öngörülüyor. 

Türkmenistan Cumhurbaşkanı Gurbanguly Berdimuhamedov’un önerisi ile 12 Ağustos da yapılacak etkinlik, Hazar Denizi ve yakın bölgelerdeki ekonomik, ticari ve yatırım işbirliğine güçlü ve sağduyulu teşvikler sağlamayı amaçlıyor. 

Ana etkinliklerle birlikte, devlet temsilcileri, şirketler ve girişimcilerin katılımıyla Hazar Yenilikçi Teknolojiler Sergisi başlıklı uluslararası bir konferans düzenlenecek. 

İNGİLİZ BBC NEWS  ANALİZİ: 

Başbağlar Katliamı: 26 yıl önce Erzincan'ın Kemaliye ilçesine bağlı köyde neler yaşandı? 

Başbağlar, 1993 yılının Temmuz ayının ilk haftasında Türkiye'de arka arkaya yaşanan iki katliamdan biri olarak tarihe geçti. 

2 Temmuz'da Sivas'ta Pir Sultan Abdal'ı anma etkinlikleri için kente gidenleri hedef alan saldırıdan 3 gün sonra, Erzincan'ın Kemaliye ilçesine bağlı Başbağlar köyüne silahlı bir grup tarafından bir baskın düzenlendi. Baskında 33 kişi hayatını kaybetti, köy ateşe verildi. 

PKK'nın İmralı Cezaevi'ndeki lideri Abdullah Öcalan yargılandığı sırada mahkemedeki ifadesinde, saldırının "Doktor Baran" kod adlı örgütün yerel sorumlululardan biri tarafından düzenlendiğini söylemişti. 

Başbağlar'da ne oldu? 

5 Temmuz 1993'te Erzincan'ın Kemaliye ilçesine bağlı, şehre 150 kilometre uzaklıktaki Başbağlar köyünü basıp bir saatten uzun bir süre PKK propagandası yapan bir grup daha sonra 28 erkeği kurşuna dizdi. 

Aralarında kadınların da olduğu 5 kişi de sığındıkları evlerin ateşe verilmesiyle yakılarak öldürüldü.Köydeki evlerin büyük bölümü, köy okulu, köy camisi ve halkevi de ateşe verildi. Saldırı sırasında, köyün telefon ve elektrik hatları da kesildi. Olay, komşu köydekilerin haber vermesiyle ortaya çıktı. 

Başbağlar köylüleri katliamla ilgili ne demişti?Gece düzenlenen baskından sonra  köyün muhtarı Ali Akarpınar şunları söylüyordu: 

"Teröristler önce bölücü içerikli propaganda yaptılar ve kesinlikle kimseye zarar vermeyeceklerini söylediler. Köyümüze ilk kez teröristler geldiği için olayın nereye varacağını tahmin edemiyorduk. Zira köyün dışında topladıkları insanların tamamı silahsızdı ve onlara karşı yapabilecekleri bir şey yoktu. Bunun için de bunların bir an önce gitmelerini bekliyorduk. 

"Köy halkını kurbanlık koyunlar gibi dizen teröristler daha sonra üzerimize kurşun yağdırmaya başladılar. Bir taraftan da bütün köyümüz alev alev yanıyordu." 

Başbağlar muhtarı, katliamdan kurtulanların da kurşunlandığını anlattı. Köyde tesadüfen kurşunlardan kaçan 60 yaşındaki Hakkı Keskin de tüm erkekleri köy meydanında topladıklarını ve silahla taradıklarını, kendisinin de kaçarak kurtulduğunu anlatmıştı. Keskin, PKK'lıların topladığı kadınlara şu konuşmayı yaptığını aktarıyordu: 

"Siz Sivas'ta Kürt halkının temsilcilerini katlettiniz. Biz de sizin erkeklerinizi cezalandıracağız. 1938'de Dersim'de yaptığınız katliamların hesabını da soracağız. Bütün erkeklerinizi öldürüyoruz." 

PKK saldırısı.PKK lideri Abdullah Öcalan,  Haziran 1999'da İmralı'da yargılanırken, Başbağlar'daki baskından haberi olmadığını söyledi. Öcalan'a göre köyde yaşananların sorumlusu, "Doktor Baran" kod adlı bir PKK sorumlusuydu.  

Dönemin Erzincan Valisi Recep Yazıoğlu da katliamın PKK tarafından gerçekleştirildiğini, örgüt üyelerinin baskın sırasında bildiri dağıttıklarını anlattı. 

Yargı süreci.Başbağlar Katliamı'ndan yaralı kurtulan muhtar Ali Akarpınar saldırının faillerinin bulunamamasına tepkili.  

Ali Akarpınar  sürece dair şunları söylemişti:"Başbağlar adalet arıyor. Çalmadığımız kapı, gitmediğimiz makam kalmadı ama bu güne kadar sonuç alamadık. 1994 yılında Devlet Güvenlik Mahkemesinde (DGM) başlayan davanın 4 duruşması Erzincan, 24 duruşması İzmir DGM'de görüşüldü.  

"1998 yılında Başbağlar olayı takipsizlikle kapandı. Daha sonra sivil ve yargı önünde bir çok denemelerimiz oldu. 2013 yılında 23. dönem Türkiye Büyük Millet Meclisi İnsan Hakları Komisyonuna da davamızı anlattık. Oradan da sonuç alamadık. 

"Devlet Denetleme Kurulu'na elimizdeki bilgi, belge ve dokümanlarla gidip 7 saat açıklama yaptık. Dava dosyası Sivas olayı ile birleştirildi ancak Sivas olayıyla ilgili rapor hazırlandı, Başbağlar ile ilgili hazırlanmadı.  

"O dosya içinde Başbağlar'a tek satır yer verilmedi. Sivas olaylarının intikamının alınması amacıyla Başbağlar Katliamı'nın yapıldığına ilişkin buraya bir bildiri bırakılmıştı. Buna rağmen maalesef Başbağlar olayı görünmez oldu." 

HIFZI TOPUZ YAZILARI BAŞLIYOR

Usta gazeteci yazar Hıfzı Topuz, “evim” dediği ve uzun yıllar pek çok haber, analiz ve diziye imza attığı Cumhuriyet gazetesinde yazılarına yeniden başlıyor. Hıfzı Topuz, okurlarıyla ikinci sayfada “Ayda Bir” adlı köşesinde, ustaları anacağı yazılarının yanı sıra dış politika konulu analizleriyle buluşacak. 

GÜRCİSTAN ELEKTRİKLİ OTOMOBİL ÜRETİMİNE BAŞLADI 

Gürcistan ilk yerli elektrikli otomobile kavuştu. Gürcistan'da ilk elektrikli otomobili, çok büyük bir organizasyon ile tanıtıldı. 

Tasarım konusunda Tesla'nın modellerine benzetilen araçtan senede 40 bin tane üretilmesi planlanıyor. Ülke ekonomisi için çok önemli bir adım olan Gürcistan, Avrupa pazarına da ayrıca 20 bin tane otomobil satmayı hedefliyor. 

Projenin tanıtımı etkinliğine  binlerce kişi katıldı.Gürcistan Başbakanı  Mamuka Bahtadze , ülke ekonomisi için yeni bir sayfa açıldığını ve otomobil üretimi ile binlerce kişiye istihdam sağlanacağını belirtti. 

Gürcistan Ekonomi ve Sürdürülebilir Kalkınma Bakanı olan Natela Turnava, konuyla ilgili olarak projeyi eşsiz kılan şeyin ilk Gürcü markası adı altında elektrikli otomobil üretmiş olmaları olduğunu ifade ederek, ‘'Gürcistan yeşil teknolojilerin uygulanması, çevreye duyarlı ve elektrikli araçların üretimi bakımından bölgede önce konumunda.'' dedi. 

SİNEMADA SON 10 YILIN EN YÜKSEK KAYBI  

Sinemada 2019'un ilk yarısında seyirci sayısında büyük bir düşüş yaşandı. Bir önceki yılın ilk yarısına oranla izleyici kaybı 10 milyon kişiyi, hasılat kaybıysa 98 milyon lirayı geçti.2019'un ilk yarısında 2018'e oranla %45.1'lik izleyici kaybı yaşandı. Hasılat kaybı ise %35.2 olarak gerçekleşti.Rakamsal olarak 2019'un ilk yarısında 2018'in ilk yarısına oranla 10.689.693 daha az bilet kesildi. Sinema sektörünün kaybı, bir önceki yılın ilk yarısına oranla 98.526.938 lirayı buldu.  

İlk 6 aylarını karşılaştıracak olursak son 10 yılda izleyici sayısı ve ona bağlı olarak hasılat, 4'üncü kez bir önceki yıla oranla düşüş yaşadı. En fazla düşüş, ile 2016'nın ilk yarısında yaşanmıştı.  

Yapımcılarla Mars Entertainment Group (Cinemaximum sinema zinciri) arasında 'Kampanyalı Bilet' ve 'Bilet Payı' zemininde 28 Aralık 2018'den itibaren başlayan tartışmanın ardından Şahan Gökbakar & Togan Gökbakar; Recep İvedik 6'yı, Cem Yılmaz & Muzaffer Yıldırım; Karakomik Filmler'i ve Mahsun Kırmızıgül & Murat Tokat Mucize Aşk'ın gösterimini yeni sezona ertelemesi düşüşün nedenleri arasında gösteriliyor.  

Yılmaz Erdoğan & Necati Akpınar ise yeni sinema yasasının 30 Ocak'ta yürürlüğe girmesinin ardından Organize İşler: Sazan Sarmalı'nı 1 Şubat 2019'da izleyiciyle buluşturdu. Ardından film Netflix'te yayına girdi.  

Karakomik Filmler 18 Ekim 2019'da, Recep İvedik 6, 8 Kasım 2019'da ve Mucize Aşk 6 Aralık'ta izleyiciyle buluşacak. Bu 3 filmin yanı sıra diğer yeni filmlerin de gösterime girecek olması yeni sinema sezonu olan 1 Eylül 2019-31 Aralık 2019 arasında sinema sektöründe beklenti seyirci ve hasılatın yıl oranının artması olacak.  

Öte yandan Türkiye İstatistik Kurumu'nun açıkladığı istatistiklere göre ise; Son 5 yılda sinemalarda gösterilen yerli film sayısı yüzde 77,33 yükseldi. 2014-2018 döneminde toplam 301 milyon 42 bin 233 sinema seyircisinin yüzde 56'sı yerli filmleri tercih etti.  

Sinema salonu sayısı da 2014'te 2 bin 170 iken, geçen yıl yüzde 31,7 artarak 2 bin 858'e çıktı. Sinema salonu bulunmayan illerimiz Ardahan ve Şırnak…