Adres :
Aşağı Öveçler Çetin Emeç Bul. 1330. Cad. No:12, 06460 Çankaya - Ankara Telefon : +90 312 473 80 41 Faks : +90 312 473 80 46 E-Posta : sde@sde.org.tr

Haftanın Medya ve Sivil Toplum Değerlendirmesi (22-30 Temmuz 2019)

Bu değerlendirme son bir hafta içinde yerli ve yabancı basında dikkat çeken medya ve sivil toplum alanındaki haberlerin değerlendirmesini kapsamaktadır.
SDE Editör
29 Temmuz 2019 16:06

ERDOĞAN’IN PINARHİSAR’DAN TAHLİYESİNİN 20. YILDÖNÜMÜ

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Siirt mitinginde okuduğu bir şiir yüzünden Pınarhisar Cezaevi’ne konulmuştu. 4 ay kaldığı cezaevinden Erdoğan bundan tam 20 yıl önce (24TEMMUZ 1999) tahliye oldu. Cumhurbaşkanı Erdoğan, o gün cezaevi çıkışında büyük bir sevgi seli ile karşılanmıştı. Adeta uzun ve zaferlerle dolu yılların habercisi bir başlangıçtı o gün yaşananlar. İşte Pınarhisar'dan Külliye'ye uzanan 20 başarılı yılın öyküsü...

Siirt'te okuduğu şiir bahane edilerek cezaevine koyulan Cumhurbaşkanı Erdoğan, 20 yıl önce bugün Pınarhisar Cezaevi'nden tahliye oldu. Siyasetten tasfiye edilmeye çalışılan Erdoğan, vesayet odaklarının tüm engellerini milletle birlikte aştı. Erdoğan'ın 4 ay süren Pınarhisar günleri, Cumhurbaşkanlığı’na uzanan demokrasi mücadelesinin yol haritasını oluşturdu.

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı düşürülen, hakkında “Muhtar bile olamaz” manşetleri atılan Erdoğan’ın 4 ay kaldığı Pınarhisar Cezaevi, bugün cumhurbaşkanlığına uzanan demokrasi mücadelesinin de temellerinin atıldığı yer.

Erdoğan, cezaevi günlerinde vesayet odakları ile mücadelenin yol haritasını oluşturdu. Cezaevinden çıktıktan sonra Erdoğan arkadaşları ile bir araya gelerek bir partinin kurulmasını kararlaştırdı. Yapılan hazırlıklar sonrasında 14 Ağustos 2001 günü AK Parti kuruldu. AK Parti 3 Kasım 2002 yılında girdiği seçimde yüzde 34,6 oy alarak tek başına iktidar oldu.

AK Parti sandıktan tek başına iktidar olarak çıkmasına rağmen, vesayet odakları Erdoğan’ın milletvekili olmasının önüne geçerek Başbakan olmasını engelledi. Erdoğan için o tarihte “muhtar bile olamaz” başlıkları atıldı. Türk siyaset hayatına kara bir leke olarak yazılan bu adımdan 116 gün sonra vazgeçildi.

Bu süreçte Erdoğan’ın siyasi yasağı kaldırıldı, YSK tarafından Siirt’te seçimin yenilenmesine karar verildi. Siirt’ten milletvekili adayı olan Erdoğan 9 Mart 2003’teki seçimde oyların yüzde 84,8’i alarak seçildi ve 59. hükümetin Başbakanı oldu.

367 GARABETİ DEVREYE SOKULDU

2007'de vesayet odakları yeniden ortaya çıktı. 10. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in görev süresinin dolması ile birlikte ülkede Cumhurbaşkanlığı seçimi krizi yaşandı. Bir taraftan Cumhuriyet mitingleri organize edildi, diğer taraftan ise 367 garabeti devreye sokuldu.

O günlerde TSK’nın resmi internet sitesi üzerinden yayınlanan 27 Nisan e-muhtırası ile milletin seçtiği hükümete gözdağı verilmek istendi. Bu adımlar karşısında millete dönen AK Parti ve Erdoğan 22 Temmuz 2007 yılında yapılan seçimlerden rekor bir oy oranı olan yüzde 46,58'le çıktı.

VESAYETE KARŞI ÖNEMLİ ADIM

Pes etmeyen vesayet unsurları bu kez 2008’de AK Parti’ye yönelik açılan kapatma davası ile sahne aldı. Hukuk AK Parti kapatma davasında 6'ya karşı 5 oyla yüz akı bir sınav verdi.

Her fırsatta sistemi kilitlemeye çalışan vesayet odaklarına karşı en büyük adımlardan biri cumhurbaşkanlığı konusunda atıldı. Cumhurbaşkanı’nın halk tarafından seçilmesine ilişkin anayasa değişikliğinin uyum yasası da 2010’da hayata geçirildi. 2014 Ağustos ayında ise Erdoğan, halk tarafından seçilen ilk Cumhurbaşkanı oldu.

SİSTEMLİ BİR ŞEKİLDE SALDIRIYA GEÇTİLER

Vesayet odakları bu kez yeni ittifaklar kurarak saldırıya geçti. Milletin seçtiği Erdoğan hükümetini devirmek için devlet içine yapılanan Paralel Devlet Yapılanması/FETÖ eliyle bu kez kirli planlar devreye sokuldu. Bunun üzerine Erdoğan’ı siyaset dışında bırakabilmek için sistemli bir saldırıya girişildi.

İlk saldırı MİT Müsteşarı Hakan Fidan üzerinden gerçekleştirildi. Dönemin savcısı Saadettin Sarıkaya, 7 Şubat 2012 günü MİT Müsteşarı Hakan Fidan ile bazı MİT görevlilerini ifade vermeye çağırdı. Ancak, asıl hedef Erdoğan’dı. Kumpasın püskürtülmesi için yasal düzenleme yapılması kararı alındı. Meclis’te kabul edilen MİT yasası, 18 Şubat 2012 tarihinde yürürlüğe girerek tehlike savuşturuldu.

MİLLET YALANA PRİM VERMEDİ

Başarılı olamayan vesayet odakları bu kez 2013’te çevre hassasiyetini kaşıyarak Gezi olaylarını başlattı. Gerçekleşen tertiplerde yine hedef Erdoğan’dı. 2013 yılının Haziran ayındaki kalkışmayı, 17-25 Aralık tarihlerinde gerçekleşen yargı darbesi takip etti. Gezi provokasyonu ve 17-25 Aralık yargı darbelerinin gölgesinde 2014 yılında Türkiye’de ilk Cumhurbaşkanlığı seçimi gerçekleştirildi. Erdoğan ilk turda 51,8’lik oy oranı ile milletten bir kez daha destek gördü. Vesayet odakları, milletin desteğiyle Cumhurbaşkanı seçilen Erdoğan’ı siyaset sahnesinin dışına atmak için bu kez ordu içerisindeki ihanet çetesini harekete geçirdi. 15 Temmuz 2016 gecesi, üniforma giymiş hainler sivil halka silah doğrulttu. Daha önceki ihanet girişimleri karşısından Erdoğan’ın yanında yer alan millet, yine Erdoğan’ın çağrısı ile birlikte meydanlara indi. Halk vesayetçilerin kullandığı tankının topunu uçağın önünde durdu ve darbeyi engelledi.

YENİ SİSTEMİN İLK CUMHURBAŞKANI

Vesayet odaklarının ülkeden tamamen temizlenmesi ve ülkenin bir daha bu ihanet odaklarının hedefi olmaması için son adım 16 Nisan günü atıldı. MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin desteği ile Yenikapı ruhu ile Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ile cevap verildi. 16 Nisan 2017 yılındaki referandum ve 24 Haziran seçimi sonucu devlet demokratikleşme konusunda dev adımlar attı. 24 Haziran seçimleriyle birlikte ise eski vesayetçi sistem tarihe karışmış oldu. Milletin oyları ile bir kez daha Cumhurbaşkanı seçilen Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin ilk başkanı unvanını kazandı. Yeni sistemin kendisine verdiği yetkiler çerçevesinde Erdoğan, vesayet odaklarının son kalıntılarını temizlemek için çalışmalara başladı. Erdoğan, yeni sistemin daha verimli çalışması için çalışmalarını aralıksız sürdürüyor.

SİYASİ KULİSLERİN BAZI BAŞLIKLARI

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Eylül ayına odaklanmış durumda. Erdoğan'ın seçim sonrasına dönük "değişim" hamleleri için Eylül ayı ve TBMM'nin yeni yasama yılı başlarına işaret ediliyor.

Seçim sürecinin sona ermesi ve TBMM'nin de Ekim ayına kadar tatile girmesi nedeniyle siyasette tansiyon düşük seyretse de, kabinede, parti yönetiminin yanı sıra, başkanlık sistemine yönelik  "rehabilitasyon" çalışmalarına yönelik beklentiler gündemdeki yerini koruyor.

Kabineye parlamentodan takviye olur mu?

TBMM AK PARTİ GRUBU, kabineye yeni üye verme heyecanı içinde. "Parlamentodan en az 5 isim kabineye alınabilir" değerlendirmeleri var.

AK Parti'nin TBMM'deki ihtisas komisyonlarındaki çoğunluğunu kaybedeceği endişesiyle ilk başkanlık kabinesine milletvekili bakan alınmamıştı.Yerel seçimlerde, muhalefet partilerinden 5 milletvekilinin belediye başkanı seçilerek  istifa etmesi nedeniyle, en az 5 milletvekilinin kabineye alınması halinde, komisyon dengesinin değişmeyeceğine işaret ediliyor.MHP'nin ittifak ortaklığı nedeniyle de zaten şu anda komisyonlarda bir sıkıntı yaşanmadığı vurgulanıyor.

Yıldırım, Beştepe'ye mi gidiyor?

Erdoğan'ın, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimini kaybeden İzmir Milletvekili Binali Yıldırım'ı başkan yardımcılığına getirebileceği yönünde.

Erdoğan'ın, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay'ı, Kuzey Kıbrıs koordinasyonuna getirmesinin yanı sıra, "siyasi" bir yardımcı atayabileceği ve bu ismin de büyük olasılıkla Yıldırım olabileceği ifade ediliyor.

Eylül’de Geziler

Partisinin il başkanlarını toplayan Erdoğan'ın, Kurban Bayramı sonrası, özellikle Eylül’de  yurt gezisine çıkması bekleniyor. Erdoğan'ın, belediye başkanlığı kazanılan illere yapacağı "teşekkür ziyareti"nde, değişim konusunda parti tabanını da ikna edecek mesajlarla yeni dönem stratejisini açıklayacağı vurgulanıyor.

Babacan ve Davutoğlu istifaları olur mu?

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan il başkanları toplantısında, “Birileri parti kuruyormuş, şunu yapıyormuş, bunu yapıyormuş. Hiç bunları kafanıza takmayın. Çok, içimizden ayrılıp da parti kuranları gördük. Şu anda sorsam adını sanını bilmezsiniz. Bu iş böyledir. Çünkü bu tür ihanetlerin içerisinde olanlar bu işin bedelini de ağır öderler. Ben inanıyorum ki, siz değerli kardeşlerim de dimdik durmak suretiyle bu tür adımlara zaten yer vermeyeceksiniz, bunlara imkân da tanımayacaksınız” diye konuştu.

KARDEŞİMİZ AZERBAYCANLILARA VİZEYİ 1 EYLÜL’DE KALDIRIYORUZ

Türkiye,Azerbaycan ile vizelerin kaldırılacağını duyurdu. 1 Eylül itibariyle Azerbaycan’a  vize uygulaması sona erecek. Rusya Devlet Başkanı Putin’de , hususi ve hizmet pasaportuna sahip Türk vatandaşlarına yönelik vize uygulamasının kaldırılması yönünde talimat verdi.  Putin, yayınladığı kararnameyle hizmet pasaportu ve hususi pasaport sahibi Türk vatandaşlarının her türlü ziyareti vize almadan gerçekleştirmesine imkân tanıdı.

HUSUSİ PASAPORT: Devlet adına çalışan memurlara ve belirli şartları taşıdıkları sürece bu memurların ailelerine, beş yıllık süre ile veriliyor. Renginden ötürü yeşil pasaport olarak da adlandırılıyor.

HİZMET PASAPORTU: Gri pasaport da tıpkı devlet memurlarına verilen yeşil pasaport gibi devlet için yurtdışında görev yapacak olan kişilere veriliyoR)

AĞUSTOS SONUNDA TÜRKİYE-RUSYA-İRAN ZİRVESİ

Rusya’nın Tahran Büyükelçisi Levan Cagaryan, Rusya, İran ve Türkiye liderlerinin Suriye görüşmesinin Ağustos sonuna planlandığını belirtti.

 "(Kazakistan’ın başkenti) Nur-Sultan’da Ağustos başlarında üç ülkenin dışişleri bakan yardımcılarının toplantısı yapılacak. Bu toplantıdan sonra, Ağustos sonu, Türkiye’de zirve gerçekleştirilecek.

YÜKSEK KOMUTA HEYETİ AYNEN DEVAM EDECEK

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan  başkanlığında 1 Ağustos'ta yapılması planlanan Yüksek Askeri toplantısında Türk Silahlı Kuvvetlerindeki (TSK) terfi ve atama dosyaları ele alınacak. Bu kapsamda, yaş haddinin yanı sıra görevdeki bekleme süresini de henüz doldurmayan Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Güler ile Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Ümit Dündar'ın mevcut görevlerine devam etmeleri bekleniyor.

Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Hasan Küçükakyüz ile geçen sene oramiralliğe terfi eden Deniz Kuvvetleri Komutanı Adnan Özbal'ın ise görevdeki ikinci yılları bu sene doluyor."Mavi Vatan"ın korunmasındaki başarılarından dolayı Özbal ile hava harekatlarıyla terör örgütlerine ağır darbe vurulmasında önemli görevler üstlenen Küçükakyüz'ün görev sürelerinin bir yıl daha uzatılması, YAŞ'tan çıkması beklenen kararlar arasında yer alıyor. Böylece Yüksek Askeri Şura toplantısıyla, TSK'nin komuta kademesinin mevcut yapısını koruması bekleniyor.

DÖRDÜNCÜ YILDIZI BEKLEYENLER

YAŞ kararları kapsamında bazı korgeneraller de bir üst rütbeye terfi edecek. Bu kapsamda Deniz Kuvvetleri Komutanlığından bir, Kara Kuvvetleri Komutanlığından ise 7 isim arasından bazıları dördüncü yıldızı takacak.

Buna göre, Kara Kuvvetleri Komutanlığında, Kara Kuvvetleri Eğitim ve Doktrin Komutanı Korgeneral Şeref Öngay, 8. Kolordu Komutanı Korgeneral Osman Erbaş, Genelkurmay İkinci Başkanı Korgeneral Metin Gürak, 2. Kolordu Komutanı Korgeneral Zekai Aksakallı, Genelkurmay Personel Başkanı Korgeneral Selçuk Bayraktaroğlu, Kara Kuvvetleri Kurmay Başkanı Korgeneral Yavuz Türkgenci ve 4. Kolordu Komutanı Korgeneral Ali Sivri ile Deniz Kuvvetleri Komutanlığından Donanma Komutanı Koramiral Ercüment Tatlıoğlu terfi sırasında yer alıyor.

Hava Kuvvetleri Komutanlığında ise boşalan kadro bulunmamasından dolayı orgeneral terfisi beklenmiyor.

MİLLİ SAVUNMA BAKANLIĞININ GENİŞ AÇIKLAMASI

Milli Savunma Bakanlığı’nda bilgilendirme toplantısı yapıldı. O toplantıda Milli Savunma Bakanlığından Muhabere Albay Tamer Zincir Doğu Akdeniz ve S-400’lerle ilgili önemli açıklamalarda bulundu:

‘DOĞU AKDENİZ’ MESAJI

Zincir, Doğu Akdeniz'deki hidrokarbon ve doğalgaz arama faaliyetlerine kararlılıkla devam edildiğine vurgu yaparak, şöyle dedi:

"Kıta sahanlığımızdaki hak ve menfaatlerimiz ile KKTC'nin Kıbrıs Adası etrafındaki asli hakları korunmaktadır. Doğu Akdeniz'de faaliyetlerine devam eden araştırma gemilerimize ihtiyaç duyulabilecek güvenlik desteği kapsamında; fırkateynlerimiz, korvetlerimiz, hücumbotlarımız, karakol gemilerimiz ve denizaltılarımız ile bölgede faaliyet gösteren deniz karakol uçaklarımız ve İHA’larımız tarafından koordineli olarak yakın destek sağlanmaktadır. Türk ve Yunan Millî Savunma Bakanlıkları heyetleri arasında Güven Artırıcı Önlemler ile Ege ve Doğu Akdeniz’deki sorun sahalarının görüşüldüğü toplantılar, 20-25 Mayıs 2019 tarihleri arasında Atina’da, 18-20 Haziran 2019 tarihleri arasında Ankara’da gerçekleştirilmiştir. Toplantı sonunda 20 adet Güven Artırıcı Önlemin uygulanması üzerinde mutabakat sağlanmıştır. İki heyet arasındaki görüşmelerin yapıcı bir atmosfer yarattığı, Milli Savunma Bakanlarının çizdiği çerçevede yapılan çalışmalar ve müteakip toplantılarda geliştireceğimiz tedbirlerle Ege’de güvenli bir ortam yaratılmasına katkı sağlanacağı değerlendirilmektedir." 

'S-400 SEVKİYATININ İLK BÖLÜMÜ TAMAMLANDI

Zincir, S-400'lerin ilk grup malzemelerinin sevkiyatının tamamlandığını da belirterek şöyle konuştu: "Uzun menzilli hava ve füze savunma ihtiyacımızın karşılanması kapsamında Rusya ile yapılan sözleşme kapsamında S-400'lerin birinci grup malzemelerinin Mürted Hava Meydanı’na sevkiyatı 12 Temmuz 2019 tarihinde başlamış, bugün 30 sorti ile tamamlanmıştır.”

PATRIOT İLE İLGİLİ ABD İLE GÖRÜŞMELER DEVAM EDİYOR

Uzun Menzilli Hava ve Füze Savunma ihtiyacımızı karşılamak amacıyla yürütülen alternatif projelerden biri olan Patriot sistemlerinin tedarikine yönelik olarak Savunma Sanayi Başkanlığı tarafından ABD ile görüşmelere devam edilmektedir.

FRANSA'DAN 'SAMP-T' TEKLİFİ

Türkiye'nin balistik füzelere karşı hava savunmasının NATO unsurlarıyla takviye edilmesi kapsamında Fransa, bir adet SAMP-T bataryasının ülkemizde konuşlandırılmasına yönelik teklifte bulunmuştur. Fransız SAMP-T bataryasının Türkiye’de konuşlanması maksadıyla saha araştırma faaliyeti 16-21 Haziran 2019 tarihleri arasında icra edilmiştir. Konuşlanma çalışmalarına ilişkin hususlar Fransız makamları ile koordine edilmektedir."

'F-35'TEN ÇIKARILMAMIZ NATO'YU OLUMSUZ ETKİLEYECEK'
Zincir, Türkiye'nin F-35 programından çıkarılması kararıyla ilgili de şunları söyledi:

"Ülkemizin F-35 programı ortaklığı ile ilgili olarak, mutabakat muhtırasının Türkiye hariç tutularak güncelleneceği ve ABD'nin diğer ülkelerle bu konuda gerekli müzakereleri yapacağı, Türkiye’ye uçakların ve mal-hizmet teslimatının süresiz olarak askıya alındığı ve Türkiye’ye yeni iş payı verilmeyeceği belirtilmiş, pilotlarımızın ABD’deki eğitimleri dondurulmuştur. Bu kapsamda Sayın Bakanımızın yaptığı son değerlendirmede de yer aldığı üzere; F-35 projesinin önemli bir ortağı olan ve bütün yükümlülüklerini yerine getiren Türkiye’nin tek taraflı ve adil olmayan bir karar ile proje ve iş paylarından çıkarılmaya çalışılmasının meşru bir gerekçeye dayanmadığı açıktır. F-35 programından çıkarılmamız NATO’nun özellikle güney kanadındaki gücünü de olumsuz etkileyecektir. ABD’nin mevcut yaklaşımından vazgeçmesini ve ilişkilerimize zarar verebilecek adımlardan kaçınmasını beklemek stratejik ortak olarak en doğal hakkımızdır. F-35 program ve uçaklarının güvenliği diğer ortakların olduğu kadar, Türkiye için de büyük önem taşımaktadır." 

Muhabere Albay Tamer Zincir, son 3 ayda PKK/KCK terör örgütüne karşı yurt içinde ve Irak'ın kuzeyinde yürütülen operasyonlarda, 24'ü sözde lider kadroda olmak üzere toplam 489 teröristin etkisiz hale getirildiğini söyledi. Sözde lider kadroda yer alan 24 teröristten 1'inin kırmızı listede, 2'sinin mavi listede, 7'sinin turuncu listede ve 14'ünün gri listede yer aldığını belirtti. 

'586 SIĞINAK KULLANILMAZ HALE GETİRİLDİ'
Albay Zincir, bu operasyonlarda 235 silah, 31 ağır silah, 150 bin 150 hafif silah mühimmatı, 22 bin 518 ağır silah mühimmatı 5.658 kilogram patlayıcı madde ile 651 el bombasının ele geçirildiğini, 360 adet el yapımı patlayıcının imha edildiğini, teröristler tarafından kullanılan 536 adet silah mevzii, sığınak, barınak, mağara ve deponun bulunarak kullanılamaz hale getirildiğini kaydetti.

'177 TERÖRİST HAVA HAREKATLARIYLA VURULDU'
Zincir, Pençe harekatı ile koordineli olarak, Irak'ın kuzeyinde terör örgütünün barınmaya çalıştığı Zap, Avaşin, Basyan, Sinat, Haftanin, Gara, Metina ve Kandil bölgelerinin de hava harekâtları ve kara ateş destek vasıtaları ile birçok kez vurulduğunu ifade ederek, "Pençe Harekâtı’nın başladığı tarihten bu güne kadar Irak’ın kuzeyinde etkisiz hale getirilen toplam 204 PKK’lı teröristin 71'ini Pençe Harekâtı kapsamında Hakurk bölgesinde etkisiz hale getirilenler oluşturmuştur. Etkisiz hale getirilen 204 teröristin 177’sinin düzenlenen hava harekâtları ile etkisiz hale getirilmiş olması hava harekatlarının etkinliğini ortaya koymaktadır" dedi.  

PKK'NIN FİNANS KAYNAKLARINA OPERASYON
PKK terör örgütünün finans kaynaklarına yönelik yapılan operasyonlarla ilgili de bilgi veren Zincir, "Terörle mücadele harekâtına ilave olarak, 7 gün 24 saat esasına göre sürdürülen hudut güvenliği tedbirleri çerçevesinde PKK/KCK terör örgütünün finans kaynaklarından kaçakçılık ve uyuşturucu ile mücadeleye yönelik operasyonlar neticesinde 2 bin 22 litre kaçak akaryakıt, 11 bin 225 adet hap, 389 kilogram uyuşturucu, 107 bin 626 paket kaçak sigara ve 457 adet kaçak cep telefonu ele geçirilmiştir. Sınır kontrolleri kapsamında etkin tedbirler alınmaya devam edilmektedir" diye konuştu.

'OHAL'DEN SONRA 2 BİN 423 İHRAÇ'
Zincir, FETÖ/PDY ile mücadele kapsamında 15 Temmuz 2016’dan bugüne kadar toplam, 17 bin 505 personelin ihraç edildiğini, 6 bin 425 personel hakkında ise adli ve idari sürecin devam ettiğini söyledi. Zincir, OHAL'in kalkmasından bugüne kadar Bakan onayı ile 2 bin 423 personelin ihraç edildiğini, 226 emekli personelin rütbelerinin geri alındığını bildirdi.

İBRAHİM KALIN BLOOMBERG’E YAZDI: "TÜRKİYE BATI’YI TERK ETMEDİ’

ABD merkezli, ekonomi ağırlıklı haber sitesi Bloomberg, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Sözcüsü İbrahim Kalın'ın Rusya'dan S-400 alımı üzerinden Batı ile yaşanan gerilime dair bir makalesine yer verdi. Bloomberg, "Hayır, Türkiye Batı'yı terk etmedi" başlıklı makaleyi, "Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın sözcüsü Türkiye ile ilişkilerin içinde bulunduğu durumdan ABD ile AB'nin sorumlu olduğunu savunuyor" diye duyurdu.

"TEMELSİZ SUÇLAMALAR"

Makalede Türkiye'nin Rus hava savunma sistemi S-400 alımının Türkiye'nin Batı'dan uzaklaşıp uzaklaşmadığına dair miadı dolmuş bir tartışmayı yeniden ateşlediğini ifade eden Kalın, suçlamaların Erdoğan'ın içerdeki otoriterliğinden dışarıda NATO'ya zarar vermesine dek uzandığını, ama bu suçlamaların temelsiz olduğunu dile getirdi.

Bunların Türkiye'nin meşru güvenlik endişeleri, içinde hareket ettiği bölgesel dinamikler ve daha büyük jeopolitik gerçeklikleri kasten görmezden gelme ve anlamada temelden başarısızlığa işaret ettiğini söyleyen Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü, "Türkiye'nin artık güvenilir bir NATO müttefiki olmadığı iddiası temelsizdir" diyerek ekledi:

"BÜYÜK JEOPOLİTİK HATA OLUR"

"Türkiye'nin NATO'daki duruşunu sorgulamak NATO'nun bütünlüğünü ve 21. yüzyıldaki önemini sorgulamaktan farksızdır. NATO'nın eski müttefik kuvvetler yüksek komutanı amiral James Stavridis'in belirttiği gibi 'ittifak içinde ikinci büyük orduya sahip ülkeyi kaybetmek büyük bir jeopolitik hata olur'."

 Türkiye'yi dışlama eğiliminin temelde iki meseleden kaynaklandığını, birincisinin Türkiye'nin S-400 alımı kararı olduğunu, bunun ABD ile krize yol açtığını, ikincisinin Türkiye'nin Doğu Akdeniz'de sondaja devam etme kararı olduğunu, bunun da AB ile krize yol açtığını sıralayan Kalın, bu son krize sürükleyen meselelerin sadece bunlardan ibaret olduğunu düşünmenin yanlış olacağını, acilen daha geniş bir perspektiften bakmak gerektiğini ifade etti. 

"BAZI ÜYELER KENDİ GÜNDEMİNİ DAYATAMAZ"

İttifakın tekelleşme, bazı üyelerin kendi gündemlerini diğerlerine dayatması anlamına gelmediğini, tüm üyelerin güvenlik endişeleri ciddiye alınmazsa NATO'nun doğru düzgün işlemeyeceğini, Türkiye'nin de bir istisna olmadığını dile getiren Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü, Türkiye'nin Avrupalı güçlere karşı kanlı bir bağımsızlık savaşı vermiş olmasına karşın bir asır önce Batı ittifakına katıldığını, çok partili demokrasi, hukukun üstünlüğü, serbest piyasa, dünyaya açıklık ilkelerine büyük oradan bağlı kaldığını sıraladı. 

"ABD KADAR ÇIKARLARIMIZI KORUMAYA HAKKIMIZ VAR"

Son on yılda ABD, Fransa, Almanya, İngiltere ve diğerleri gibi Türkiye'nin de dış politika bakış açısını çok kutuplu dünyada genişlettiğini, bunu dış politikanın biri kazanırken diğerinin kaybettiği bir oyun olmadığı anlayışına dayandırdığını, ilerlemek için karşılıklı birbirini güçlendiren bir perspektif gerektiğini anlatan Kalın, Türkiye'nin Ortadoğu ya da Afrika'da çıkarlarını korumaya Fransa ya da ABD'nin bu ve diğer bölgelerde yaptığından daha fazla hakkı olduğunu vurguladı. 

"TÜRKİYE'NİN GÜVENLİK ENDİŞELERİ GÖRMEZDEN GELİNEMEZ"

"Yani asıl soru, Türkiye'nin Batı'dan uzaklaşıp uzaklaşmadığı değil, niye Türkiye'nin meşru güvenlik endişelerinin sistematik şekilde görmezden gelindiğidir" diyen Kalın, bu endişelerin uzun bir liste oluşturduğunu belirtti. 

"OBAMA'DAN TRUMP'A MİRAS"

"2011 Suriye iç savaşının ardından Türkiye'nin güvenlik endişeleri tırmandı" diyen Kalın, yakın zamanların en büyük sığınmacı krizinin yükünü taşımasına rağmen Türkiye'nin çok az mali ve siyasi destek gördüğünü, Obama yönetiminin PKK'nın Suriye'deki siyasi ve askeri kanatlarıyla ittifak yapma kararının iki müttefik arasındaki güven ilişkisine daha da zarar verdiğini, Trump yönetiminin bu politikayı devam ettirmesinin Suriye'nin toprak bütünlüğü ve siyasi birliğine ciddi tehdit teşkil ettiğini ve ülkeyi etnik-mezhep çizgileri üzerinden vekalet savaşlarına açık hale getirdiğini sıraladı. 

"SURİYE SAVAŞI SIRASINDA PATRIOT ÇEKMEK BÜYÜK HATAYDI"

"Türkiye'nin ABD'den Patriot füze sistemi almak için tekrar eden girişimleri maalesef anlaşmayla sonuçlanmadı" diyen Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü, daha da kötüsünün Türkiye Suriye savaşının tehdidi altındayken 2015 yılında Obama yönetiminin Patriotları çekme kararı olduğunu, iki yıldır ABD'den Patriot alamayan Türkiye açısından Rus hava savunma sistemi almanın, tercih değil, gereklilik haline geldiğini belirtti. 

"AB, KIBRIS'TA YANLIŞ YAPTI"

Benzer bir umursamazlık ve hayal kırıklığının Kıbrıs sorunu üzerinden Türkiye-AB ilişkilerine gölge düşürdüğünü dile getiren Kalın, Avrupalıların 2004 Annan Planı'ndan beri Türkiye'nin Kıbrıs sorununun çözümüne ne kadar çaba harcadığını bildiğini, sorun çözülmeden anlaşmayı reddeden Kıbrıslı Rumları AB'ye tam üye alarak AB'nin kendi ilkelerini ihlal etmenin yanısıra Kıbrıslı Türklere büyük haksızlık yaptığını vurguladı.

"DIŞ POLİTİKA SEÇENEKLERİNİ GENİŞLETİP ÇEŞİTLENDİRİYORUZ"

Son olarak Türk tarafının Doğu Akdeniz'deki kaynaklar için adil ve eşit paylaşım rejimi kurulması teklifinin de reddedildiğinin altını çizen Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü, makaleyi şöyle noktaladı:"Türkiye Batı'dan ya da dünyanın başka bir kısmından uzaklaşmıyor. Tam tersine, dış politika seçeneklerini genişletip çeşitlendiriyor. Ama NATO'nın bütünlüğü ve güvenliği pahasına bir kenara itiliyor. Batılı dostlarımız ve müttefiklerimizin, kısa vadeli çıkarlar için Türkiye'yi enstrüman olarak kullanmak yerine Türkiye'ye eşit ortak muamelesi yapmasına ve güvenlik endişelerine ciddi tavırla karşılık vermesine ihtiyaç var."

DENİZ BAYKAL’A HALKTV ÇALIŞANLARI MEKTUP GÖNDERDİ.

Halk TV’de son dönemde çalkantılı bir süreç yaşanıyor.  Halk TV’de, Ankara Merkez ve İstanbul’dan aralarında yönetmen, muhabir, kamereman ve KJ operatörlerinin olduğu 11 çalışanın, televizyonun hisselerini elinde bulunduran önceki CHP Genel Başkanı ve Antalya Milletvekili Deniz Baykal’a gönderdiği mektup:

“Saygıdeğer Deniz Bey,

Bizler, sizin bize verdiğiniz güç ve destekle yıllardır Halk Tv çatısı altında çalışıyoruz. Halk Tv’mizde yeri geldi günlerce uykusuz, yorulmak bilmeden, evimize dahi gitmeden  gazeteciliğimizi yapabildik; yeri geldi ,durmadan, tereddüt bile etmeden kilometrelerce yürüdük.Bu süreçleri şevkle, istekle ve bildiğiniz üzere mütevazı imkanlarla gerçekleştirdik. 

Halk Tv emekçileri, şimdilerde  ne yazık ki bambaşka, hiç alışık olmadığımız bir atmosferle, sözün doğrusu, kurum içi basınçla karşı karşıyayız.

Saygıdeğer Deniz Bey,

1 Nisan sonrasında yapılan idari değişikliklerin akabinde, Halk Tv’mizde moda tabirle mobbinge uğradığımızı hissetmekte, düşünmekteyiz. biz gazeteciler ne yazık ki, bu kez kendimizi güvende hissettiğimiz çatı altında sebepsiz uyarılarla, haksızca tutanak tutma baskısı ve tehdidiyle yaklaşık 4 aydır tedirgin edilmekteyiz. 

Kurum içerisinde müdürlük makamına yakın olan birkaç çalışma arkadaşımız dışında kimseye hak edilen davranış ve anlayış gösterilmemekle beraber, Halk Tv’mize yıllarca Yönetmen, Reji-Ana Kumanda Personeli, Muhabir, Kameraman, Kurgu Operatörü olarak hizmet etmiş biz gazetecilere adeta üvey evlat muamelesi yaşatılmaktadır, tüm problem ve isteklerimize kulak tıkanmaktadır.

Çözümü basit taleplerimiz bile görmezden gelinmekte, bizden mesleki olarak farkı olmayan ama ‘seçilmiş’ bazı personel arkadaşlarımızın talepleri, problemleri çözümlendirilirken bizlere ailede istenmeyen kişilermişiz gibi davranılmaktadır. 

Değerli büyüğümüz,

Halk Tv’miz bu idari boşluğu, bu iltimaslı yönetim tarzını hak etmemektedir. Bizler evimiz bildiğimiz, çalışmaktan gurur duyduğumuz Halk Tv’mizi terketmek istemiyoruz, kurumumuzun zarara uğramasını da, uğratılmasını da asla istememekteyiz.

Defaatle mevcut müdürlük ve idari makamla iletişim kurmamıza rağmen netice göremememizle paralel olarak bizlerin varlığının ve seslerinin halının altına süpürüldüğünü de görmekteyiz.

2 aylık bebeği olan çalışma arkadaşımız Temmuz ayı başında işinden çıkarılmış, arkadaşımızın iş sözleşmesi İş Kanunu’nun 25’nci maddesine dayandırılarak feshedilmiş, arkadaşımızın İşsizlik Sigortası Fonu tarafından verilen asgari ücretin altında olan işsizlik maaşını bile almasına engel olunmuştur.

 Söz konusu 25’nci madde içerisinde; hırsızlık, cinsel taciz, hakaret, yalan beyanda bulunmak, mesai saatleri içerisinde sarhoş olmak, uyuşturucu madde kullanmak gibi ağır ithamları barındırmaktadır. 25’inci madde nedeniyle sözleşmesi feshedilen çalışan emekçi, ilgili yasa gereğince işsizlik maaşı talebinde bulunamamaktadır.
Emekçilere ve emeğe reva görülen bu muamele neyin kinidir? Bununla ne amaçlanmaktadır? Kısa süreliğine asgari yaşam geliri sağlayan işsizlik maaşına mani olmakla ne elde edilecektir, işsizliğe itilen emekçilerin cüzi miktardaki işsizlik maaşını bile almaması sağlanarak aileleriyle beraber parasız, aç susuz kalması mı istenmektedir? Gazetecilik ve emekçi hakları bir yana insan onuruna da mı saygı kalmamıştır? Kurum içerisinde güven, huzur, dayanışma alt üst edilmiş yıllarca beraber çalışan emekçiler, idari makama adeta jurnalcilik yapan maalesef bazı “arkadaşlarımızın” çabasıyla aslı astarı olmayan iddialar üretilir korkusuyla sohbet bile edemez hale getirilmiştir. 

Bu tutum, Halk Tv gibi güvenilir bir kuruma ait bir davranış değildir.. Müdürlük makamı tarafından istenmeyen kişi ilan edilen bizler, birer işçi değil, yaşam mücadelesi veren, hayat hikayesi olan bireyleriz, gazetecileriz.
Kurumumuza olan aidiyet duygumuzu, tüm bu mobbing uygulamalarına rağmen henüz kaybetmedik, biliyoruz ki; müdürlük makamı bizim yuvamızı sessiz sedasız terketmemizi istemektedir.

Sayın Deniz Bey,

Kaygımız işsiz kalmak değil, kaygımız; alınterimizi keyifle döktüğümüz Halk Tv’mizin gözümüzün önünde eritilmesidir. Kurumumuzda her şeyin yolunda olduğu iddia edilirken maaşlarımızın kesintiye uğratıldığını, müdürlük makamına yakınlığı olan ve bizlere baskı aracı olarak kullanılan birkaç çalışma arkadaşımıza zam ve prim verildiğini ve bunun saklandığını bilmekteyiz. 

İşte bu sebeplerden size bu mektup aracılığıyla ulaşmayı ve Halk Tv’de bir şeylerin ters gittiğini, buna müdahale edilmesi gerektiğini bildirmek istiyoruz. Biz bu mektubu size ulaştırırken bu mektubun ortaya çıkmasının ardından bu bildiriye imza atan bizlere baskı (mobbing) yapılacağını tahmin ederek size derdimizi anlatmak istedik’’

DÜNYA GAZETESİ’NDE GEÇİKMİŞ BİR MAAŞ HESAPTA

Türkiye'nin en köklü ekonomi gazetesi olan Dünya’da yaşanan maaş krizi ile ilgili bir gelişme yaşandı.İçerde 7 maaş alacakları bulunan ve son 3 aydır yaşanan ödeme krizi nedeniyle ev kiraları ve faturalarını bile ödemekte güçlük çeken çalışanlara bir maaş ödeme yapıldı.

PARAYLA HABER YAPMA KAVGASI SÜRÜYOR

Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS) bünyesinde yayın yapan Journo internet sitesi, adını gizlediği Distile adlı şirketin iddiasına dayanarak yaptığı ve  20 siteye yer verdiği "satılık haber" yayını tartışmalara yol açtı.

Journo'da yayımlanan "4 soruda 'satılık haber' meselesi üzerine İletişim Danışmanlığı Şirketleri Derneği (İDA) Yönetim Kurulu   “Bu tarz haberleri, kötü örneklerin ifşa edilmesi ve iyi örneklerin ayrıştırılması açısından son derece değerli buluyoruz. Bu nedenle Journo ekibine minnettarız” dedi.

Suçlanan siteler  4 maddede cevap verdi:

1-Bu haber nereden çıktı ve söz konusu şirketin ismini neden gizlediniz?

Şirket “hizmetlerini” tanıttığı ve “fiyat listesini” eklediği mesajı toplu e-posta göndererek yayıyor. Bu e-posta elimize ulaştı. Etik değerlere aykırı ve kısmen yasa dışı bir faaliyette bulunduğunu düşündüğümüz bu şirketin ismini haber metninde yayımlamamız, bu işe ortak olmamız ve kendilerinin reklamını yapmamız anlamına gelecekti. İlgili bilgi ve belgeleri, sektör temsilcileri ve akademisyenler de dâhil talep eden herkesle birebir paylaştık. Nitekim İletişim Danışmanlığı Şirketleri Derneği (İDA) Yönetim Kurulu haberdeki kamu yararına dikkat çeken bir açıklama yaptı.

2-Yayıncıları önceden arayıp görüş almadınız mı?

Listenin üst sıralarındaki yayınlarda görev yapan kaynaklarımız ücret karşılığı içerik yaptırmanın uzun süredir farklı isimler altında sürdüğünü kabul etti. Bu bilgiyi söz konusu hizmeti alan şirketlerden de teyit ettik. Çeşitli başlıklar altında faturalar kesildiğini de öğrendik. Bu tür bir bilginin resmi olarak doğrulanması beklenemez.

İlk 20’deki yayıncıların tamamından, hatta listedeki yüzlerce sitenin her birinden yayından önce tek tek görüş alınması çok zor olsa da, haberin tüm eksiklerden arındırılması için gerekliydi. Hakkında bir iddia bulunan kişi ve kurumlara yayından önce görüşlerini sormamak, geleneksel gazetecilik ilkeleri açısından yanlış oldu.

Ancak yayının ardından ismi geçen bazı sitelerden telefon ve e-posta yoluyla gelen her görüşü yarım saat içerisinde haberi güncelleyerek yayımladığımızı vurgulamak gerekir. Örneğin ShiftDelete.Net Genel Yayın Yönetmeni Tolga Cem Küçükyılmaz “Biz doğrudan kendi reklamcılarımızla çalışıyoruz ve sabit bir fiyat politikamız yok” dedi.

3.Haberdeki kamu çıkarı nedir?

Haber görünümü altında reklam yayını dünyada da, Türkiye’de de uzun süredir tartışılan bir sorun. “Doğal reklam” ve “sponsorlu içerik” olarak meşru hâlde sunulan ve haber ile reklam arasındaki sınırı belirsizleştiren bu uygulamanın gazeteciliğe zarar verdiği eleştirileri yapılıyor. ABD ve bir dizi ülkede 10 bin kişi üzerinde yapılan bir araştırmada, “Bu bir ilândır” gibi ibareler olduğu hâlde bu tür içeriklerin “en eğitimli ve bilinçli okurları dahi yanıltabildiği” saptanmıştı. Gazeteci Faruk Bildirici de sorunun Türkiye’de daha sık rastlanan ürün ve hizmet tanıtımlarının haber sütunlarında yapılması, habere şirket penceresinden bakılması ve “davet gazeteciliği” boyutlarına değinmişti.

Türkiye’de birçok şirket ücret karşılığı haber yayımlatmayı vaadetmeye devam ediyor. Bu hem medya, hem de genel olarak iletişim sektöründe hemen herkesin bildiği bir sorun. Üstelik “Bu bir ilândır” ibaresi olmadan, yani okurdan söz konusu para ilişkisi gizlenerek yayın yapılmasını savunan yayıncılar da var. Bu örnekte olduğu gibi elimize belge geçtikçe bu araştırmayı derinleştireceğiz. Yayından sonra da ihbarlar aldık ve siz de bize editor@journo.com.tr adresinden ulaşabilirsiniz. Amacımız, gazeteciliğe zarar veren bu düzen yerine Türkiye’nin bu alanda uluslararası standartları benimsemesi ve “doğal reklam” yahut “advertorial” yayınlarının bu ilkelere göre yapılması. Bu süreçte biz de ilk haberdeki eksiklerimizi gidermeye çabalayacağız.

4-Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS) mı yayınların neresinde?

Belki gerek bile yok ama bu çıkışlara yanıt verirken bir gerçeği daha vurgulamak istiyoruz: Journo, Avrupa Birliği’nin bir hibe desteğini almakta ve TGS sahipliğinde olmakla birlikte editoryal bağımsızlığa hâiz, özerk bir yayındır. TGS yönetimi söz konusu haberden diğer tüm Journo okurlarıyla beraber, yayımlandıktan sonra haberdar olmuştur ve herhangi bir müdahalede bulunmamıştır.

HİNDİSTAN AY’IN KARANLIK YÜZÜNE GİDİYOR 

Hindistan'ın Ay'ın karanlık yüzüne indirmeyi planladığı Chandrayaan-2 adlı uzay aracını başarıyla fırlattığını açıkladı.Önceki hafta,Sriharikota Uzay İstasyonu'ndan fırlatılan uzay aracının 23 gün sonra Ay'ın yörüngesine girmek için manevralara başlayacağı aktarıldı. Hindistan uzay Başkanı  K. Sivan, fırlatılıştan sonra "Hindistan'ın Ay'a doğru tarihi yolculuğunun başlangıcı.” ifadelerini kullandı. Başbakan Narendra Modi de projeyi "dahiyane" olarak niteledi.

Chandrayaan-2'yle Ay'a ilk defa inecek olan Hindistan, her şeyin planlandığı gibi gitmesi halinde ABD, Çin ve eski Sovyetler Birliği'nin ardından Ay'ın yüzeyine yumuşak iniş yapmayı başaran 4. ülke olacak. Chandrayaan-2'nin toplam 54 gün süren bir yolculuktan sonra Ay'ın, hakkında çok az bilinen güney kutbuna inmesi planlanıyor. Daha önce bu bölgeye hiç inilmemişti.150 milyon dolara mal olan proje kapsamında, Ay'ın güney kutbunda suyun yanı sıra mineral de aranması ve Ay sarsıntıları ölçülmesi planlanıyor.

REKTÖR OYUNCU OLDU,SOSYAL MEDYA SALLANDI

Anadolu Üniversitesi rektörünün oynadığı reklam filmi kısa sürede sosyal medyada büyük yankı yaptı.Yükseköğretim Kurumları Sınavı'nın (YKS) ardından üniversite tercih döneminin başlamasıyla Anadolu Üniversitesinin (AÜ) sosyal medya hesaplarından oldukça dikkat çeken bir paylaşım yapıldı.

AÜ Rektörü Prof. Dr. Şafak Ertan Çomaklı, kamera karşısına geçerek hem öğrencileri Anadolu Üniversitesi’ni tercih etmeye etti hem de oyunculuğunu konuşturdu.Rektör Çomaklı’nın reklam filminin bir bölümünde, "Baba (The Goodfather)" filmindeki Marlon Brando’nun rolüne bürünmesi ise oldukça ilginç anlara sahne oldu.Çomaklı bu bölümde "Gerçekten bende star ışığı var mı hocam?" sorusunu yönelten öğrenciye “Benim kadar değil evlat." Şeklinde cevap verdi.

CUMHURBAŞKANLIĞI ANKETİNE KAMU GÖREVLİLERİ YOĞUN İLGİ GÖSTERDİ

Cumhurbaşkanlığı İnsan Kaynakları Ofisi, yaklaşık 5.3 milyon kamu görevlisinin envanterini çıkarmak için başlattığı anket büyük ilgi gördü.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın talimatı ile başlatılan  çalışma kapsamında, kamu çalışanlarına ilk kez uygulanan ankette 87 ila 137 arasında soru yöneltildi. Memurlara, “Yaptığım işin karşılığı olan ücreti alıyorum”, “Kurumda adaletli bir ücretlendirme sistemi olduğunu düşünüyorum” sorularına katılımcılardan “katılmıyorum”, “kesinlikle katılmıyorum”, “katılıyorum” gibi cevaplar vermeleri istendi.

SAĞLIKLI BİR KAMU PERSONEL ENVANTERİ ORTAYA ÇIKACAK

Kamu çalışanlarından ayrıca adaletli bir ücretlendirme sistemi için önerileri de alındı. Bu öneriler arasında, “Performansa göre ücretlendirme”, “unvan bazlı ücretlendirme”, “fazla mesainin düzenlenmesi”, “merkez ve taşra arası ücret farkının giderilmesi”, “hizmet sınıfları arasındaki ücret farkının giderilmesi”, “eğitim düzeyine göre ücretlendirme” gibi seçenekler yer alıyor.

Anket ile memurların kurumları, eğitim düzeyleri, istihdam türü, yöneticilik deneyimleri ve çalışma süreleri belirlenecek. Ankette, kamu personelinin “gelişime açık yanlarının belirlenmesi”, “önerilerin alınması”, “zayıf noktalarının tespit edilmesi”, “sağlıklı bir kamu personel envanterin ortaya konulması” amaçlanıyor. Çalışma çerçevesinde kamu personelinin, “mesleklerine ve çalıştıkları kuruma dair memnuniyet ve aidiyet”leri de ölçülüyor. Kamu kurumlarının personel yapısındaki “eksik yönler” ve “gelişime açık alanlar”da belirlenerek buna göre çalışma yapılacak.

ULUSLAR ARASI KIRIM DOSTLARI DERNEĞİ ANKARA’DA KURULDU

Türkiye dışında 18 ülkede aynı isimle faaliyet gösteren Uluslararası Kırım Dostları Derneği, 23 Temmuz’da Ankara’da kuruldu.

6 Kasım 2017'de Kırım Cumhuriyeti’nin Yalta şehrinde kurulan aynı adlı derneğin Türkiye’de partneri olarak kurulan bu dernek, Kırım’daki yaşam hakkında uluslararası topluma objektif bilgi vermeyi  hedefliyor. 

Dernek ,2014 yılında Kırım'ı Rusya'ya yeniden bağlayan halk oylamasının meşruiyetini kabul ederek, Kırım konusunu günümüzün uluslararası ilişkilerinin politik gündeminden çıkarmak, ülkeler ve halklar arasındaki ilişkilerde çatışma aracı olarak kullanılmasını engellemeyi amaçlıyor. 

Merkezi Yalta’da bulunan Uluslararası Kırım Dostları Derneği’nin dünyada 12 Kişilik Koordinasyon Kurulu bulunuyor. Türkiye’de kurulan Uluslararası Kırım Dostları Derneği ise,  Kırım Tatar Kültür Dernekleri Federasyonu Genel Başkanı ve Kırım Kalkınma Vakfı Başkanı Ünver Sel’in başkanlığında seçkin 25 kişi tarafından kurulmuş durumda.

Derneğin Türkiye’de önemli faaliyetlere imza atacağına işaret eden Kırım Tatar Kültür Dernekleri Federasyonu Genel Başkanı ve Kırım Kalkınma Vakfı Başkanı Ünver Sel, “Söz konusu dernek, şimdiye kadar İtalya, Almanya, Tunus ve birçok ülkede Kırım Tatarları’nın seslerini duyurmak için önemli konferanslara, etkinliklere imza attı. Türkiye’de de 2020 yılında dünyanın her yerinden katılımın olacağı uluslararası etkinlikler düzenleyeceğiz. Kırım’ın yeniden Rusya olması sonrasındaki sürece ilişkin Türkiye ve tüm dünyada yayılan dezenformasyonla, göstereceğimiz belgeseller ve etkinliklerle mücadele edeceğiz” diye konuştu. 

DERNEĞİN KURUCULARI ARASINDA SİYASETÇİ VE DEVLET ADAMLARI VAR

Kırım Merkezli Uluslararası Kırım Dostları Derneği’nin 12 Kişilik Koordinasyon Kurulu’nun üyeleri arasında dünyanın çeşitli bölgelerinden eski devlet adamları ve siyasetçiler de bulunuyor. Derneğin Koordinasyon Kurulu’nda aşağıdaki isimler yer alıyor: 

  1. Jan Charnogursky (Slovakya) – Dernek Başkanı. 1991-1992 - Slovakya Başbakanı. 1992-98 - Slovakya Parlamentosu Milletvekili. 1998-2002 - Slovakya Adalet Bakanı.
  2. Konstantinos Isikhos (Yunanistan) - Dernek Başkan Vekili. 2008 - 2015 yılları arasında "SYRIZ" partisinin siyasi sekretaryası üyesi. Parti içerisindeki dış politika ve savunma bakanlığının başındaydı (2010-2015). Savunma bakan yardımcısı olarak ilk "SYRIZ" hükümetine atandı ve Ocak 2015’te genel seçimlerde Yunan parlamentosu milletvekilliğine seçildi
  3. Abdelaziz Messaoudi (Tunus) - Dernek Başkan Vekili. Tunus partisi "Massar" partisinin başkanı
  4. Hayk Babukhanyan (Ermenistan) - Dernek Koordinasyon Kurulu üyesi. “Anayasa Hukuku Birliği” partisinin lideri, Ermenistan Cumhuriyeti Ulusal Meclisi milletvekili Ermenistan Cumhuriyeti.
  5. Detlef Wimmer (Avusturya) - Dernek Koordinasyon Kurulu üyesi. Avusturya Özgürlük Partisi Temsilcisi ve Linz Belediye Başkan Yardımcısı.
  6. Ivan Marazov (Bulgaristan) – Dernek  Koordinasyon Kurulu üyesi. Bulgaristan Kültür Bakanı.
  7. Andreas Maurer (Almanya) - Dernek Koordinasyon Kurulu üyesi. Kvakenbrück parlamentosunda Sol Parti grup başkanı.
  8. Stefano Valdegamberi (İtalya) - Dernek Koordinasyon Kurulu üyesi. Venedik İtalya Bölge Parlamentosu Üyesi.
  9. Mitsuhiro Kimura (Japonya) - Dernek Koordinasyon Kurulu üyesi. Amerika Birleşik Devletleri'nden bağımsız bir politika savunan milliyetçileri bir araya getiren kamu-politik örgütü "Issui-Kai" nin başkanı. 
  10. Hendrik Weber (Norveç) - Dernek Koordinasyon Kurulu üyesi. Kamu kuruluşları "Norveç Halk Diplomatları" başkanı.
  11. Ge Zhili (Çin Halk Cumhuriyeti) –Dernek  Koordinasyon Kurulu üyesi. “Rusya - Doğu Avrupa - Orta Asya” Borsalar ve İşbirliği Derneği'nin başkanıdır.
  12. Ünver Sel (Türkiye) – Dernek  Koordinasyon Kurulu üyesi. Kırım Tatar Kültür Dernekleri Federasyonu Genel Başkanı, Kırım Kalkınma Vakfı Başkanı.