Adres :
Aşağı Öveçler Çetin Emeç Bul. 1330. Cad. No:12, 06460 Çankaya - Ankara Telefon : +90 312 473 80 41 Faks : +90 312 473 80 46 E-Posta : sde@sde.org.tr

Haftanın Medya ve Sivil Toplum Değerlendirmesi (15-22 Temmuz 2019)

Bu değerlendirme son bir hafta içinde yerli ve yabancı basında dikkat çeken medya ve sivil toplum alanındaki haberlerin değerlendirmesini kapsamaktadır.
SDE Editör
22 Temmuz 2019 15:44

S-400 FILOMUZ’UN YENİ ARMASI

Türk Hava Kuvvetleri'nde bir gelenek olan ve her filonun sahip olduğu arma için 'At üstünde ok atan Oğuz savaşçısı' seçildi.

 

Türkiye'nin Rusya'dan satın aldığı S-400 hava ve füze savunma sisteminin teslimatı tüm hızıyla sürüyor. Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan'ın "Tarihimizin en önemli anlaşması" dediği S-400'ün Türk Silahlı Kuvvetleri'ndeki (TSK) ilk filosu kasım ayına kadar kurulacak.

2020 Nisan'a kadar kullanıma hazır hale getirilecek olan S-400'ün filosunun kullanacağı arma da belli oldu. S-400 Filo personeli tarafından kullanılacak özel arma, at üstünde ok atan Oğuz savaşçısı figüründen esinlendi.

İNCİRLİK’İ KAPATMA OPSİYONUMUZ MASADA

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Türkiye'nin F-35'i alamaması durumunda kendi uçağını yapana kadar diğer seçenekleri değerlendirebileceğini söyledi. 

Çavuşoğlu çok önemli bir vurgulama yaptı, “Amerika ile ilişkilerimizi gerçekçi bir zeminde sürdürmek isteriz. Ama Amerika bize hasmane tutum sergilerse karşı adım atarız. Bu bir tehdit değil, blöf de değil. İncirlik konusunda da gerekirse adım atarız’dedi.

Çavuşoğlu açıklamasını sürdürdü:

“Türkiye savunma sanayisine çok önem veriyor, ihtiyacımızın yüzde 70’ini karşılayabiliyoruz. Geri kalanı için atılımlarımız var, ihtiyacımız olan şey kendi uçağımızı üretmektir.”

“Tanklarımızı, helikopterlerimizi ihraç etmeye başladık.”

“İlgili arkadaşlarımız gerekli süreçleri takip ediyor.”

“Teknoloji gelişiyor, bu yüzden F-35’e ortak olduk.”

“Diyelim ki F-35’i bize vermediler, o zaman kendimiz üretinceye kadar nasıl ki S-400 için başka kaynaklardan ihtiyaçlarımızı gideririz.”

“Biz Patriot’ı satamadığımız için Türkiye S-400 alıyor’ diyen bir yönetim, F-35 vermedikleri zaman başka seçenekleri değerlendirdiğimizde de bir şey diyemez.”

"Bu hafta artık Suriye'de güvenli bölgenin oluşturulması konusu konuşulacak."

 Türkiye’nin NATO’dan çıkarılması ve eksen kayma tartışmaları hakkında Çavuşoğlu şöyle konuştu:

“Türkiye’nin NATO’dan çıkarılması mümkün değil, kararlar oy birliğiyle alınır. Eksen kayması tartışmalarına ben gülüyorum. Türkiye’nin tek boyutlu bir politika mı izlemesi gerekiyor? Türkiye’nin AB’nin kapısında başka hiçbir yere gitmeden 50 yıl daha beklemesi mi gerekiyor?

“Yeni bölgelere yeni açılımlarımız olacak. Dünya değişiyor, Dünya’da ekonominin merkezi değişiyor. Siz bir yere gidince ekseniniz kaymıyor da ben gidince mi kayıyor?”

“AB’ye almayalım ama kapının önünden de ayrılmasın. Ben böyle bir ülke, böyle bir millet değilim. Ben derken Türkiye olarak söylüyorum, şahsi olarak değil, yanlış anlaşılmasın.”

Çavuşoğlu, Almanya ve İsviçre’nin Kıbrıs konusunda arabuluculuk için yeni bir girişim yapmak adına kendileriyle iletişime geçtiğini de açıkladı.

Çavuşoğlu ayrıca "AB ile Geri Kabul Anlaşması’nı, vize serbestisi yürürlüğe girmediği için dondurduk" ifadelerini kullandı.

Çavuşoğlu konuşmasına şöyle devam etti:

"1,8 milyar ümmetin tek umudu Türkiye’dir."İhvan seçimleri kazandı, gayet iyi ilişkilerimiz oldu. Darbeyle gittiler, biz buna itiraz ediyoruz. Mısır’la ilişkilerimizin kötü olmasının nedeni Müslüman Kardeşler’in iktidardan gitmesi olsaydı, Tunus’la da kötü olurduk. Tunus’la çok iyi ilişkilerimiz var."

ALMAN BASINI TÜRK S-400’LERİ İÇİN AĞLIYOR

Türkiye'nin Rusya'dan aldığı S-400 hava savunma sisteminin sevkiyatının başlamasının ardından Amerika Birleşik Devletleri'nin (ABD) NATO müttefiki Türkiye'yi F-35 programından çıkardığını açıklaması Alman basınında önemli gündem maddelerinden biri. Frankfurter Allgemeine Zeitung, bu durumun olumsuz sonuçları olacağını ifade ediyor:

"Erdoğan Rus S-400'ü aldığı takdirde neler olabileceğini hiç kuşkusuz biliyordu. Türkiye'nin hangi hava savunma sistemini satın alacağı, yıllardır süren bir tartışma konusu. Türkler müttefiklerinin bu konudaki çekincelerini iyi biliyordu ve bunlar haklı endişelerdi. Bir NATO üyesi, Rusya'ya Batı'nın silah teknolojisi hakkında bilgi sağlayabilecek bir sistemi edinmemeli. Bu açıdan F-35 programından çıkarılmanın sorumluluğu en başta Erdoğan'a aittir. Ancak burada ortaya çıkan hasar, Trump'ın dile getirdiği Amerikalıların istihdamı konusunu fazlasıyla aşıyor. Asıl konu, NATO'nun hayati önem taşıyan güney kanadının Putin tarafından deliniyor olması."

Aynı konuyu ele alan Märkische Oderzeitung, Türkiye'nin S-400 alımı ile NATO üyesi bir ülkenin sahip olması gereken sorumluluktan uzak davrandığını ifade ediyor:

"Trump'ın ülkesini NATO'dan çıkarma tehditleri son dönemlerde azalmış olsa da, şu anki vaziyet, ittifak adına belki bir kriz değil ancak bir gerileme anlamına geliyor. Üye ülkeler prensipte kiminle silah ticareti yapacaklarına kendileri karar verir. Ancak Ankara'nın Moskova ile olan bu alışverişi aynı zamanda, diğer NATO müttefiklerinin güvenliğini tehlikeye atabilecek olması nedeniyle Türkiye'nin ittifak içindeki rolü ve güvenilirliği konusunda soru işaretleri yaratıyor."

Almanya Çevre Bakanı Svenja Schulze'nin, küresel ısınmaya karşı önlem amacı ile uçak bileti fiyatlarını vergilerle yukarıya çekme ve bu sayede insanları çevreye daha az zararlı seçeneklere yönlendirme fikri Neue Osnabrücker Zeitung tarafından şu satırlarla yorumlanıyor:

"Çevre Bakanı Svenja Schulze uçak yolculuğunu pahalılaştırmak istiyor. Doğrusu bu. Zira Alman hükümeti gibi, karbondioksit salınımını azaltmak isteyenler, seyahat ve ulaşım için tüm seçenekleri göz önünde bulundurmalı. Schulze'nin fikirlerini dile getirmesinin ardından atılan çığlıklar bir şeyi, hem siyaset hem de halk için konunun özündeki çatışma noktasını açıkça gösteriyor. Çevreyi ve iklimi korumaya evet, ama cüzdanımız bundan etkilenmesin. İşte bu noktada fikirlerimizi değiştirmemiz lazım, sadece Almanya'da değil, Avrupa'nın tamamında. Ve uçuş vergisinden gelecek kaynağın, devlet bütçesinin konsolide edilmesi için kullanılmayıp, toplu taşıma sistemlerine aktarılırması durumunda ulaşım alışkanlıkları ile ilgili hedeflenen dönüşüm konusunda gerçekten ilerleme kaydedilebilir."

Kölner Stadt-Anzeiger gazetesi de, konuya dair yorumunda Çevre Bakanı Schulze'nin fikrini destekliyor ve daha cesur adımlar atılması gerektiğini vurguluyor.

"Hava yolculuğunu daha pahalı hale getirme fikri doğru yöne atılan bir adım. Ancak yeterli değil. Daha büyük hamleler gerekiyor. Seyahat eden insanlar, kendilerine iyi alternatifler sunulması durumunda, en azından Avrupa içinde uçak yolculuğundan vazgeçebilir. Bu belki bireylerin seyahat konforunu azaltabilir ama diğer yandan sorumluluk bilincini gösterir ve anlamlı bir tavır olur. Hükümet de bu konuda hemen bugün bir tavır ortaya koyup, bakanlık çalışanlarının Bonn ile Berlin arasındaki uçak yolculuklarını azaltabilir."

İNGİLİZ BASININDA S-400 YORUMLARI

FT’NİN DERİN KORKUSU

 ‘’Türkiye'nin S-400 alması, jeopolitikada 'tektonik kayma' yarattı ‘’

İngiliz Financial Times gazetesi, Türkiye'nin Rusya'dan S-400 füze savunma sistemleri almasının jeopolitikada 'tektonik kayma' yarattığını yazdı. Gazeteye göre Türkiye'nin Rusya'ya yönelmesiyle Putin diplomatik zafer kazanmış!

"Batı'nın rakibinden askeri teçhizat alan NATO'nun hayati öneme sahip üyesinin bu cüretkar eylemi, özellikle Rus ve Türk liderlerin kişisel bağlarının pekişmesinin ve en az bunun kadar önemli olan Ankara-Washington hattındaki gerilimin tırmanmasının bir sonucu" ifadelerini kullanan FT, bu değişimlerin Türkiye'nin Suriye'deki öncelikleriyle ilişkili olduğuna, zira ABD'nin YPG ve Demokratik Suriye Güçleri'ni silahlandırdığına dikkat çekti.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın S-400 anlaşmasının 'son yüzyılın en önemli anlaşması' olarak nitelediğini anımsatan FT, "ABD'yle ilişkilerdeki soğukluk, Erdoğan'ı yeni müttefik arayışına itti ve S-400 alımı, Türkiye-ABD ilişkilerini son 10 yılın en düşük seviyesine indirme tehdidi oluşturuyor" yorumunda bulundu.

'Erdoğan Bölgesel Güç Planını Gerçekleştirme İmkanını Gördü"

Türkiye'nin Rusya'ya gözle görülür yönelişini 'tektonik kayma' ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in diplomatik zaferi olarak gören FT, Erdoğan'ın Putin'le ilişkisinde 'Türkiye'yi bölgesel güç yapma planını gerçekleştirme imkanı' gördüğünü vurguladı.  

'Kazanan Moskova Oldu"

FT'ye konuşan Ekonomi ve Dış Politika Araştırmaları Merkezi (EDAM) Başkanı Sinan Ülgen, bu kaymayı olağanüstü ve şaşırtıcı bulurken kazanan tarafın Ankara ve Washington değil, Moskova olduğunu belirtti. 

KIBRIS BARIŞ HAREKATI’NI İYİ Kİ YAPMIŞIZ.

Yoksa,Emperyalist Batı,Kıbrıs’ı yutacak,Doğu Akdeniz’i HAÇLI DENİZİ yapacaklardı. Türkiye,ne kadar hayati ve stratejik olduğu hergün biraz daha anlaşılan Kıbrıs’a garantörlük haklarını kullanarak müdahale etmiş,Kuzey Lefkoşa dahil olmak üzere adanın yüzde 37'sini HAÇLI POSTALLARINDAN kurtarmıştı.

20 Temmuz 1974'te gerçekleşen Kıbrıs Barış Harekatı'nın 45. yıl dönümü.Harekatta hayatını kaybeden 498 Türk askerimizi  rahmetle anıyor,yaralananları bağrımıza bir kez daha basıyoruz.

O tarihten sonra kurulan Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ni (KKTC)günümüzde yeni boyutlara geçme aşamasındadır.KIBRIS TÜRK DEVLETİ ‘nin ayak sesleri duyuluyor.

Peki, bu noktaya nasıl gelindi? Tüm süreç nasıl gelişti? Kıbrıs harekatı öncesi, sırası ve sonrasında adanın ve Türkiye'nin kaderi nasıl şekillendi?

Mesele derindir. Girit derin tezgahlarla Anadolu’dan koparılmıştır.Rumlar-Yunanıstan birinci dünya savaşından itibaren Kıbrıs’ta ulaşmak istediği ENONİS’tir.Adanının Yunanıstan’a ilhakı.

İngilizler Kıbrıs'ı Yunanistan'a teklif etti.

1878’de İngilizler,ayak oyunları ile Kıbrıs’a çökmüşlerdi.Birinci dünya savaşı sırasında Rumlar, İngiliz Yüksek Komiserliği'ne mektuplar yazarak adadaki adanın Yunanistan'a verilmesini talep etti. İngilizler de Yunanistan'ın kendi saflarında savaşa katılmaları koşuluyla 1915'te Kıbrıs'ı Yunanistan'a verme teklifini sundu ancak Yunanistan savaşa girmek istemediğinden  için sonuçlanmadı.

İki yıl sonra savaşın bitimine az bir zaman kala Almanya'nın kaybedeceğini gören Yunanistan savaşa girdiklerini ilan ederek İngiltere'ye yaptığı teklifi hatırlattı ve Kıbrıs'ı istedi.O yıl İngilizler bu teklifin hatırlatılacağını öngördüğü için bir adım atarak adada ikamet edenlerin isterlerse İngiliz vatandaşı olabilmeleri için iki yıl süre tanıdı.

Savaş sırasında Türklerden birçoğu zaten Anadolu'ya göç etmişti. Savaş sonrasında da İngiltere'nin sunduğu şartlar altında İngiliz vatandaşı olmak istemeyenler de göç edince Lozan Antlaşması'nda  İngiltere tarafından tam ilhaka giden ,yasal statü ne yazık kı sağlandı.

Lozan imzalandıktan sonra Kıbrıs'ta kalan Türkler (1923 - 1925) Türkiye'ye yoğun bir göcü sürdürdü.Bu göç 1939'a kadar sürdü. Adadaki Türk nüfusunda ciddi azalma oldu.Bu durumu fırsat bilen Rumlar-Yunanistan  ilk ayaklanmaları na teşebbüs ettiler.(1931)

Ayaklananların başında  Girne Psikoposu Makarios da vardı. Takip eden tüm ayaklanma ve eylemlerde Rum Ortodoks Klisesi ve Yunanistan adadaki Rumlara el altından destek vermeye devam etti.

Rum ayaklanmaları nedeniyle, adada kalan Türklerin oluşturduğu Milli Cephe Partisi'nin siyasi etkinlikleri de İngilizler tarafından yasaklanmıştı ,ancak faaliyetlerine gizli şekilde devam etti.

İkinci Dünya Savaşı sırasında Rumların  faaliyetleri  yer altına indi ve radikalleşti. Güven bunalımı arttı.

EOKA'ya karşı TMT

1950'lere  gelindiğinde Türkiye ve Yunanistan  NATO'ya girme imkanı buldu.k i  Yunanistan NATO'ya girer girmez ada ile birleşmek için bastırırken,Nato kıskacında Türkiye rahat hareket edemiyordu.Yunanistan,Enenosis için,1955 yılı itibarı ile gerilla taktiklerini hızlandırdı.Kıbrıs doğumlu Teğmen Georgios Grivas tarafından 'Kıbrıslı Savaşçıların Milli Mücadele Örgütü' (EOKA) kuruldu.  ilk eylemler gerçekleştirilerek Kıbrıs Türkleri katledilmeye başlandı.

Saldırıların artması üzerine  Türkiye-Kıbrıslı  Türkler 1957 yılnda 'Türk Mukavemet Teşkilatı'nı (TMT) kurdu. Bu örgütün başında da Rauf Denktaş yer aldı. EOKA’ya  Yunanistan'ın bilgisi, izni ve isteği dahilinde,çok sayıda eğitimli asker, silah ve mühimmat gizli şekilde sağlanıyordu.

Türkiye ve Kıbrıslı Türkler,TMT sayesinde kendilerini koruma şansı buldular.Rumların  eylemleri 1974 harekatına kadar devam etti. Kıbrıs Barış Harekatı neticesinde son buldu. TMT , 1976'da Kıbrıs Türk Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı'na dönüştrüldü.

Harekat nasıl oldu?

1960'lardan 1974 yılına kadar  geçen süre içinde uluslararası , toplumlararası görüşmeler,ikili buluşmalar, BM içerisinde yapılan denemeler, hiçbir yere varılamadan sürdü.1974 yılında,Rum tarafında, Yunanistan'daki cuntacı albayların desteğini alarak Makarios'a  Nikos Sampson darbe yaptı.

Birinci harekat: "Meşru müdahale"

Türkiye'de Başbakan Bülent Ecevit ve Başbakan Yardımcısı Necmettin Erbakan  Türkiye’nin  askeri kapasitesini arttırmanın,, gerekli hazırlıkları  tamamlamanın ışığında, Adadaki Kıbrıslı Türklere  saldırı ve ölümleri durdurmak  Zürih anlaşmasının  'Garantör  4. maddesi ‘ne dayanarak 20 Temmuz 1974'te Kıbrıs Barış harekatını başlattı.Bu ilk harekat ile darbeci Sampson gönderildi ve ada yönetimi sivillere devredildi.

İkinci harekat: Cenevre toplantısında anayasal statü konusunda uzlaşma çıkmayınca, Türkiye 14 Ağustos'ta ikinci askeri harekatı gerçekleştirdi. İkinci harekat sayesinde Türkiye adada Türkler için daha geniş sınırlar çizdi

O günden bu yana 45 yıldır,Rumlar Türklere saldıramıyor.Adada kan akmıyor.Kıbrıs’ın Yunanıstan’a ilhakı(Enosis)paçavraya çevrilmiş bulunuyor.

Harekattan sonra neler oldu?

Harekat sonrası Sampson'ın gönderilmesiyle Makarios Aralık ayında adaya dönerek yeniden cumhurbaşkanı oldu.  Şubat 1975'te  'Kıbrıs Türk Federe Devleti' iki kesimli bir federasyon hedefi ile kuruldu.Türk tarafnın hedefi siyasi eşitlik üzerine kurulu iki kesimli bir federasyondur.

Rahmetli Rauf Denktaş uzun süre boyunca Kıbrıs Türklerinin lideri olarak bir devamlılık sağladı ancak Rum kesiminde yapılan seçimlerde sürekli liderler değişiyor ve yeni gelen lider bir öncekinin uzlaştığı noktaları reddedebiliyordu.

Bağımsız KKTC'nin doğumu

1983  Mayıs ayında BM'de alınan bir karar, Kıbrıs Türk Federe Devleti'nin Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ne (KKTC) dönüşmesini tetikledi. Bu karar "Rumların  tüm ada toprakları üzerinde egemenlik ve denetim hakkı olduğunu belirtiyor ve Ayrıca 'İşgal kuvvetlerinin çekilmesi' gibi küstah bir kararı içeriyordu.

Türkiye ve Kıbrıslı Türkler kararı reddetti ve kendi kaderini tayin hakkını kullanma yolunun seçildiği duyurularak Kasım 1983'te Bağımsız KKTC ilan edildi. BM Güvenlik Konseyi ise çıkardığı 541 sayılı karar ile KKTC'nin yasal bir statüsü olmadığını kayıtlara geçirme küstahlığında bulundu.

Rumların AB üyeliği

Rumlar ve Yunanistan, o günden bu yana Türklerin ayrı bir devlet değil sadece kendi devletleri içerisinde bir azınlık olduğunu ve azınlığın kendi cumhuriyetlerinin bir iç sorunu olduğu tezini işliyor. Bu pozisyona yataklık yapan Avrupa Birliği, Rumların 'Kıbrıs Cumhuriyeti' şeklinde AB'ye üye olabilmelerini sağlayan,çürük,küstah bir karara imza atmış durumdalar. ‘Sınır sorunları yaşayan ülkelerin  bu sorunu çözmeden AB'ye üye olamıyorlar’ilkesini çiğnemişlerdir.

Bu küstah tavır,aslında hem Kıbrıs'ta çözümsüzlüğün Rumların işine yaramasını hem de Türkiye'nin üyelik olasılığının kilitlenmesinin başlıca gerekçesi oldu. AB bu şekilde Rum kesimini üye yaptığı anda bu sorunu bir sınır sorunu değil Rumların iç sorunu olarak tescil etmiş oldu.

Annan Planı

BM Genel Sekreteri Kofi Annan tarafından hazırlanan ve 24 Nisan 2004'te referanduma sunulan plana Kıbrıslı Türkler,EVET,Rumlar ise HAYIR demişti.AB üyeliğini garantilemiş olan Rumların   yüzde 75,8 ile 'hayır' demeleri kaçınılmazdı.

Sorun devam ediyor

Adadaki tarafların görüşmeleri kesintili sürüyor,  üç garantör ülke olan Türkiye,İngiltere ve Yunanistan'ın adaya ilişkin beklentileri bu görüşmelerin gidişatında etkili olmayı sürdürüyor.

SONUÇ

Rumların bugüne kadar neden anlaşmaz olduğu,Doğu Akdeniz’de yaşanan son olaylar ve Kıbrıs etrafındaki gaza el koyma tezgahlarını çok iyi açıklamaktadır.Avrupa Birliği bu tezgahın patronudur.AB pıyonu olarak Rumlar,tek taraflı kararlarla Doğu Akdeniz’de savaş tamtamlarının çalınmasına sebep olmaktadırlar.

Türkiye ve Cumhurbaşkanımız Tayyip Erdoğan’da MAVI VATAN’A sahip çıkmakta,Doğu Akdeniz’in HAÇLI DENİZİ olmasına müdahale etmektedir. Şu açıkça bilinmeli ki,KIBRIS VE DOĞU AKDENİZ’E uzanan elleri kırmaya kararlı Türkiye var.

EKSEN KOYAN ÜLKEYİZ

(Takvim Gazetesi Yazarı Bülent Erandaç’ın yazısı)

ABD eski Başkanı Bill Clinton 1999 yılında TBMM'de yaptığı konuşmada tarihi bir mesaj vermiş, "Türkiye'nin geçmişi, 20. Yüzyıl'ı anlamak için önemlidir. Türkiye'nin geleceği, 21. yüzyılı şekillendirecek.
21. YÜZYIL TÜRKİYE YÜZYILI OLACAK" demişti. Clinton'un söylediği gerçekleşiyor. Küresel lider Tayyip Erdoğan başkanlığında 21' inci yüzyıla damga vuruyoruz. Son olarak gerçekleşen 2 olay, tarihin sayfalarında yerini aldı:
1) 15 Temmuz 2016, Türk Milleti ayağa kalktı, NATO-CIA kuklası FETÖ darbesini paramparça etti.
Erdoğan liderliğinde Demokrasi katillerine tarihi vuruşunu yaptı.
2) 11 Temmuz 2019. Türkiye, Haçlı siyonistlerin baskılarına boyun eğmedi, Başkan Erdoğan dik duruş sergiledi.Rusya'dan S-400 hava savunma sistemlerini alarak, NATO zincirlerini kırdığımızı dünyaya ilan ettik. Bu iki tarihi olay, dünya satranç tahtasında Türkiye'nin çok önemli bir aktör olacağını zihinlere nakşetmiştir.
NATO-CIA darbesinin önlenmesi ve S-400'lerin alınması bağlamında, 21 Yüzyıl Türkiye'nin yükselişi sürmektedir. Yeni dünya düzeni kurulurken, Türkiye, eksen değiştiren değil, EKSEN KOYAN ÜLKE konumundadır. NATO darbesini paçavraya çevirmemiz, Rus S-400 hava savunma sistemleri alışımız konjonktürel meseleler değildir.
21'inci yüzyıla damga vurmaya kararlı Başkan Erdoğan'ın, 2009 YILINDA ABD-İNGİLİZ PEYKİ İSRAİL'E ONE MINUTE ÇEKMESİNDEN bu yana, Türk Milleti, tarih yazmaya başlamıştı. Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk de, Cumhurbaşkanımız Tayyip Erdoğan da 'BAĞIMSIZLIK BİZİM KARAKTERİMİZDİR' diyen liderlerimizdir. Bağımsızlık bayrağı dalgalanmaya başladığı 2009'dan bu yana, 21'inci yüzyıla damga vuracak jeopolitik hamlelerimiz sürmektedir.
1960, 12 Eylül, 28 Şubat darbelerini kurgulayan ABD/İngiltere, Avrupa, 15 Temmuz 2016'da kuklası FETÖ aracılığıyla teşebbüs ettiği darbeyi gerçekleştiremedi. O günden S-400 alımına kadar geçen 3 YILLIK SÜREÇTE, Küresel lider Erdoğan'ın, EKSEN KOYMASI sürecini ifada etmektedir. NE ABD NE RUSYA.EKSEN KOYAN TÜRKİYE.
Tarih boyunca medeniyet kurucusu olmuşuzdur. Yaşadığımız Yüzyıl, Türkiye'nin bir dünya devleti olduğunu tescil edecektir.
Bu bağlamda, S-400 alışımız, ABD-Avrupa'nın yakın coğrafyamızda 2'nci Sykes-Picot'ları parçalamamız, Suriye'de PKK terör kantonu kurdurmamamız, Doğu Akdeniz'de- Kıbrıs'ta bayrak dalgalandırmamız, Başkan Erdoğan- Türkiye'nin "dünya beşten büyüktür" şeklinde özetleyeceğimiz küresel adalet ekseni koyuşumuzun işaret fişekleridir.
CIA-NATO enstrümanı FETÖ darbesini Aziz Milletin paramparça etmesinden sonra Türkiye'nin Avrasya'ya yönelişi, Rusya'dan S-400 alışı, Brics köprüleri, Batı'nın, özellikle ABD-Avrupa'nın değişen küresel öncelikler ve kendilerini konumlandırmış biçimine karşı Türkiye'nin yarattığı yeni fikir, yeni eksen oluşumlarıdır.
SONUÇ: Başkan Erdoğan, İslam Dünyası-Türk Devletleri Birliği'ni içeren Türkiye merkezli adalet eksenini, diğer çıkar eksenlerinin dengelenmesi açısından da acil bir ihtiyaç olduğunu görmüştür.
Bugün eksen değiştiren değil, EKSEN KOYAN ÜLKEYİZ.
Erdoğan, Türkiye merkezli bir adalet ekseninin doğuşunun mimarıdır.
Bu yükselmenin gereği jeopolitik hamleler yaptığımız günlerden geçiyoruz.

CUMHURBAŞKANLIĞI’NDAN  ’10 SORUDA 15 TEMMUZ ‘ÇALIŞMASI

Türkiye tarihinde 15 Temmuz 2016, kanlı bir ilk olarak anılacaktır. Türk Silahlı Kuvvetleri’nin içine sızmış Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) mensubu askerlerin başlattığı darbe girişimi; Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a suikast düzenlemeyi, Anayasal düzeni ve Parlamenter sistemi yıkarak bir cunta hükûmeti kurmayı hedefliyordu.

15 Temmuz gecesi başlayan kalkışma, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ulusal medya üzerinden yaptığı ve halkı demokrasiyi korumak için meydanlara çağırdığı konuşma sonrası seyir değiştirdi. On binlerce silahsız, sivil gösterici demokrasiyi ve seçilmiş hükûmeti korumak için sokağa çıktı.

Dünya tarihinde örneği görülmemiş bir darbe karşıtı pasif direniş sonrası darbe püskürtüldü. 16 Temmuz 2016 sabahı Türkiye’nin uyandığı manzara trajikti. Askerî helikopterler, tanklar ve F-16’lar, Ankara ve İstanbul’da terörün hâkim olduğu bir gece yaşatmıştı. FETÖ’cü teröristler geride 251 şehit, 2 bin 740 gazi bırakmıştı.

Türkiye Büyük Millet Meclisi 11 kere bombalanmış; Cumhurbaşkanlığı Külliyesi, polis karargâhları ile Millî İstihbarat Teşkilatı (MİT) binalarına saldırılmış; medya kurumları hedef alınmıştı. Türkiye sadece tarihinin en kanlı darbe girişimine değil, aynı zamanda en kapsamlı terör saldırısına maruz kalmıştı. ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden, darbe girişiminden sonra Türkiye’ye yaptığı ziyaret sırasında 15 Temmuz darbe girişiminin Türkiye’nin 11 Eylül’ü olduğu tespitinde bulunacaktı.

Buna karşılık Türk halkının demokrasiyi ve seçilmiş iradeyi korumak için gösterdiği direniş ise tüm dünyada takdir toplayacaktı. Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Barack Obama, darbe girişimi için şu sözleri sarf edecekti: “Demokratik yollarla seçilmiş hükûmete karşı haince eyleme girişen ordu mensupları vardı. Ancak cesaret verici olan şey, Cumhurbaşkanı Erdoğan’a karşı olanların bile içinde bulunduğu ve bunun kabul edilemez olduğunu söyleyen Türk halkıydı.

F ETÖ’nün Türkiye’de seçilmiş ve meşru iktidarı illegal yollarla devirme stratejisi 2012 yılında açığa çıktı. 7 Şubat’ta MİT Müsteşarı Hakan Fidan ile Eski Müsteşar Emre Taner ve yardımcısı Afet Güneş, İstanbul Özel Yetkili Savcılığı tarafından şüpheli sıfatıyla ifadeye çağrıldı. Bu, yargı ve polis içine sızmış, FETÖ mensubu yapıların seçilmiş iradeye karşı açıktan yaptıkları ilk yasa dışı hamle olacaktı. O dönem Başbakan olan Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın talimatıyla PKK’nın silahsızlanmasını sağlamak için görüşmeler yapan MİT Müsteşarı Hakan Fidan, terör örgütü üyesi olmakla suçlanıyordu. Cumhurbaşkanı Erdoğan, MİT Müsteşarı Fidan’a ifade vermeye gitmemesi talimatı verdi. Bu hadise FETÖ’nün devlet içine, çoğu zaman illegal yollarla sızmış mensuplarının bir vesayet rejimi kurarak, seçilmiş hükûmeti hedef almasının en görünür eylemi olacaktı. Bu operasyon ile FETÖ hem Kürt meselesinde çözümü sabote etmeyi, hem de hâkim olamadığı MİT’i ele geçirmeyi hedefliyordu. FETÖ daha sonra 2013 yılının Mayıs ayında, önce şehir planlamasına ilişkin bir protesto hareketi olarak başlayan, daha sonra ise hükûmeti devirmeye yönelik bir kalkışmaya dönüşen Gezi protestolarının da merkezinde yer alacaktı.

Gösterilerin başlamasına sebep olan çadır yakma hadisesi ve gösterileri provoke eden polisin şiddet kullanma talimatının polis içindeki FETÖ unsurları tarafından gerçekleştiği ortaya çıkacaktı.

 Gezi gösterileri sonrası hükûmetin güç kaybettiğini düşünen FETÖ, 2013 yılının Aralık ayında başka bir illegal operasyona girişecekti. İsimsiz ihbar mektupları ile başlayan, yasa dışı dinlemelerle oluşturulan ve devlet içindeki hiyerarşiden bağımsız gelişen bir girişim ile FETÖ, AK Parti hükûmetini özellikle yargı ve polis içinde kurduğu vesayet yapılanması ile devirmeye çalışacaktı.

FETÖ’cü savcıların düzenlediği iddianamede, Cumhurbaşkanı Erdoğan için “Dönemin Başbakanı” ifadesinin kullanılması, bir yargı darbesine işaret ediyordu. Hükûmete muhalif duruşu ile bilinen Genelkurmay Eski Başkanı İlker Başbuğ, “17 Aralık bir darbe girişimidir” dedi.

Bu dönemde yasa dışı dinlemeler ile içlerinde Erdoğan’ın da bulunduğu üst düzey AK Partili siyasetçilerin özel konuşmaları sızdırılacaktı.

15 Temmuz gecesi gerçekleşen darbe girişimi aslında çok önceden başlayan bir hükûmeti devirme stratejisinin son perdesi olacaktı.

Tüm bu operasyonlar ile seçilmiş hükûmeti devirmeyi başaramayan FETÖ, elinde kalan son kale olan, asker içindeki yapılanması ile örtük bir darbe girişimini kanlı bir kalkışmaya dönüştürecekti.

F ETÖ yapılanmasının Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) içinde 40 yıllık bir sızma faaliyeti olduğu birçok üst düzey askerî yetkili tarafından defalarca raporlanmış ve dile getirilmişti.

2014 yılında FETÖ bir terör örgütü olarak tanındı ve FETÖ ile mücadele ulusal güvenlik stratejisi olarak belirlendi. Bu minvalde TSK içindeki FETÖ yapılanmasının tasfiye edilmesi için bir strateji geliştirilmeye başlandı ve 2016 yılının Ağustos ayında gerçekleşecek Yüksek Askerî Şura ile FETÖ’cü askerlerin görevden alınması bekleniyordu. Darbenin zamanlaması ve motivasyonu hükûmetin bu hamlesi ile açıklanmaktadır. Anket firmalarının verilerine göre Türkiye halkının %88.2’si darbenin arkasında FETÖ’nün olduğuna inanmaktadır.

Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar, darbecilerin kendisini 15 Temmuz akşamı telefon üzerinden Fetullah Gülen ile görüştürmek istediğini açıkladı. Orgeneral Akar olay gününe ilişkin ifadesinde, rehin alındığı sırada darbeci askerlerden Tuğgeneral Hakan Evrim’in, “Sizi kanaat önderimiz Gülen ile görüştürelim” dediğini ifade etti. Darbeye katılan askerlerin darbenin arkasında FETÖ’nün olduğuna dair ifadeleri ve FETÖ bağlantıları: Fatih Celaleddin Sağır, Levent Türkkan, Erdal Karlıdağ, Zekeriya Kuzu sadece kendilerinin değil, darbeye iştirak eden diğer askerlerin de FETÖ mensubu olduğunu itiraf etti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kaldığı oteli bombalayan Deniz Yüzbaşı Haldun Gülmez’in cebinden Gülen’in duası çıktı. Haldun Gülmez ve Recep Zafer’in eşleri, aynı zamanda bir FETÖ soruşturması olan, KPSS şüphelileri arasında. FETÖ’nün ‘Genelkurmay İmamı’ olan Yrd. Doç. Dr. Adil Öksüz, 16 Temmuz sabahında Ankara Akıncı 4. Ana Jet Üs Komutanlığı’nda yakalandı. Öksüz’ün darbe girişiminden iki gün önce ABD’den döndüğü tespit edildi. Darbeden önce FETÖ’cü gazeteciler tarih vererek darbenin gerçekleşeceği yönünde tweetler attı. Dahası, FETÖ’cü gazeteci ve akademisyenler örgütün televizyon kanallarında, 15 Temmuz’dan bir süre önce darbe yapılacağı, darbe girişimi gecesi ise darbenin başarılı olduğu yönünde yorumlar yaptılar.

FETÖ emekli bir imam olan Fetullah Gülen’in direktifleri ile bir araya gelen fanatik insanların oluşturduğu silahlı bir kült örgütüdür.

F ETÖ 15 Temmuz darbesini son derece detaylı planlamış olmasına rağmen, darbenin püskürtülmesinde iki faktör kritik rol oynadı.

Bunlardan ilki darbeye ilişkin istihbaratın o gün içinde alındığını düşünen FETÖ mensuplarının darbe girişimini planlanan saatten önceye çekmesi oldu. Bu, darbecilerin planlarını tam olarak uygulamalarına mani oldu.

Bununla beraber 15 Temmuz gecesi Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın çağrısı ile sokağa çıkan Türk halkı darbenin başarısız olmasındaki en büyük nedendi.

Peki darbeye karşı sokağa çıkan yüz binlerce Türk vatandaşının sokağa çıkmasının gerekçesi neydi? Bu insanlar kimdi, hangi siyasi görüşleri taşıyordu?

T Ü R K İ Y E D E M O K R A S İ S İ N İ KİM KURTARDI?

15 TEMMUZ VE SONRASINDA İNSANLARIN SOKAĞA ÇIKMASININ GEREKÇESİ NEYDİ? BU İNSANLAR HANGİ SİYASİ GÖRÜŞÜ TAŞIYORDU?

ANDY-AR ARAŞTIRMA ŞİRKETİNİN VERİLERİNE GÖRE darbe girişimi sırasında sokağa çıkan vatandaşların hangi partinin seçmeni olduklarına ilişkin veriler verildi. Buna göre 15 Temmuz darbe girişiminde MHP seçmeninin yüzde 65’inin, HDP seçmeninin yüzde 58’inin, CHP seçmeninin de yüzde 37.7’sinin sokağa çıktığı ifade edildi.

RUS HABER AJANSI SPUTNİK:

Suriye Anayasa Komitesi konusunda ciddi ilerleme var.

Kazakistan’ın başkenti Nur-Sultan’da, ağustos başlarında yapılacak Suriye konulu 13. Astana toplantısını değerlendiren Rus uzman Lukyanov, Suriye Anayasa Komitesi konusunda ciddi ilerleme kaydedilebileceğini söyledi.

Rusya Yüksek Ekonomi Okulu Ulusal Araştırma Üniversitesi’nin kıdemli öğretim görevlisi, Ortadoğu uzmanı Grigoriy Lukyanov, Sputnik’e açıklamasında, toplantıda gündeme getirilecek temel konular listesinin önceki toplantılara göre büyük değişim yaşamayacağını belirterek, bu konuda şu yorumda bulundu:

Çünkü taraflar, anahtar konularda gözle görülür başarı elde etmekte başarısız olmuştu. Bunlar arasında bir dizi teknik zorluklar var. Sebepleri arasında ayrıca bazı prensip görüş farklılıklarının ortadan kaldırılmasında yaşanan zorluklardır. Sorun kalabalığının olduğu ve sorunların ancak genişlemeye devam ettiği İdlib bölgesinde ve ülkenin kuzeydoğusundaki durumla ilgili tartışma devam edecek. İdlib, konuşulmaması imkansız olan çok önemli bir sorun ve Nur-Sultan, bunun temelden konuşulabileceği az sayıdaki platformlardan biri."

Yeni toplantıya gözlemci olarak Irak ve Lübnan’ın katılmasının, Astana formatının imkanlarını genişletme ve bu formatın temelinde yeni bir bölgesel güvenlik mimarisini inşa etmek için kurumsal temeli oluşturma yolunda ileriye dönük ciddi bir adım olduğunu kaydeden uzman, şöyle konuştu:

"Irak ve Lübnan’ın katılımı, Suriyeli konulu müzakere sürecine giderek artan ilgilerini ve aynı zamanda önemli bölgesel çatışmalardan birinin çözümüne ve bölgenin, uluslararası ilişkilerin bütünsel, birleşik ve kendi kendine yeten bir katılımcı olarak geleceğini belirleme sürecine katılımı genişletmek istediklerini gösteriyor.

" Anayasa komitesi kurma süreci ile ilgili olarak, açık kaynaklardan elde edilen verilerle göre, bu sürecin devam ettiğini ve bunun iyi bir şey olduğunu söyleyebileceğini dile getiren Lukyanov, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Bu sürecin tüm karmaşıklığını farkında olmakla birlikte, dış politika konjonktürünün ciddi bir ilerlemeye yardımcı olabileceği ihtimaline yer verebiliriz. Türkiye ve İran’ın ABD ile ilişkilerinin hızla kötüleşmesi ve Rusya ile ilişkilerinin tutarlı bir şekilde iyileşmesi, Moskova, Ankara ve Tahran’ın Suriye’de çözüm bulma konusunda gerçek başarılara ulaşma özlemini olumlu bir şekilde etkileyebilir."

AVRUPA YÖNÜNÜ ŞAŞIRMIŞ

Bir dönem İsveç'in başbakanı ve dışişleri bakanı olarak da görev yapan  Carl Bildt, Financial Times gazetesine bir makale yazdı. Avrupa'nın yönünü şaşırdığını ve günümüz siyasetine ayak uyduramadğını söyledi.

1991-1994 yılları arasında İsveç’in başbakanı olan ve 2006-2014 yılları arasında dışişleri bakanı olarak görev alan Carl Bildt, İngiliz  Financial Times’a bir makale yazdı. Avrupa Dış İlişkiler Konseyi’nin de eş başkanı olarak görev alan Bildt, Avrupa’nın günümüz siyasi konjonktürüne ayak uyduramadığını dile getirdi.

Bildt, “Avrupa, güç rekabetinin olduğu bir çağda konu dışı kalma riskiyle karşı karşıya” başlığını kullandığı makalesinde, ABD’nin belirsizliği, Çin’in yükselişi ve Rusya’nın intikam isteyen tutumunun Avrupa için bir sorun teşkil ettiğini söylüyor.

Bildt, “Almanya’nın eski savunma bakanı Ursula von der Leyen, Avrupa Komisyonu’nun başkanı olduğuna göre artık jeopolitik gerçeklere bakmanın zamanı geldi. AB, Amerika’nın yıkıcı tutumu, Çin’in iddialı yaklaşımı ve Rusya’nın intikam istemesiyle zeminini kaybediyor. Her ne kadar AB küresel ticaret politikasında ağırlığını koysa da Avrupa’nın kendisine sorması gereken soru şudur: AB diğer 3 dünya gücüyle yan yana mı olacak yoksa basitçe onların oyun sahasının zeminini mi oluşturacak” ifadelerini kullanıyor.

Bildt, Avrupa’nın kendini yeniden düzenlemesi gerektiğini söylerken, “AB büyük güçlerin mücadele ettiği bu yeni çağda ciddi bir oyuncu olmak zorunda yoksa ya konu dışı kalacak ya da daha kötü şeyler olacak” dedi.

Hürriyet'in Tirajı Çok Düştü mü?

Hürriyet’in tirajının çok düştüğü,  Cumhuriyet ile arasında 6-7 bin kaldığı iddia edildi.Cumhuriyet gazetesi yazarı Orhan Bursalı, Cumhuriyet gazetesinin satış rakamının Hürriyet gazetesini yakaladığını öne sürdü.

Bursalı,’’5 ay kadar önce Amiral Battı Gemisi’nin satışı 60 bin olarak bildirilmişti bana. Önceki gün farklı medya mensuplarıyla sohbette ‘artık 30 bin’ dediler. Birden çok çok tarihi bir olay yaşadığımızı gördüm, Cumhuriyet’in altına düşmüştü!.

Bir kaynaktan daha doğrulamaya gittim. bir yazar dostum ‘40 bin’ dedi’’

Medya sitelerinde son gazete tirajları şöyle:

RTÜK’E 3 YENİ  ÜYE SEÇİLDİ

TBMM’DE Radyo Televizyon Üst Kurulunun (RTÜK) 15 Temmuz’da görev süresi dolan 3 üyesi için AKP, CHP ve HDP’nin önerdiği isimlere ilişkin oylama yapıldı. AKP’nin adayı mevcut üye Nurullah Öztürk  305 oyla,HDP’nin adayı olan Genel Başkan Yardımcısı Ali Ürküt 278 oyla, CHP’nin adayı Hürriyet gazetesinin eski Ombudsmanı Faruk Bildirici 283 oyla  RTÜK üyesi seçildi. 9 üyeden oluşan RTÜK Üst Kurulunda 5 üyesi bulunan AKP’nin HDP kontenjanından bir üyenin seçilmesiyle birlikte üye sayısı 4’e düştü.

SÜLEYMAN SOYLU’NUN TÜRKÜ PERFONMANSI

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, katıldığı televizyon programında Türk Polis Teşkilatı için "Ordunun dereleri" türküsünü söyledi.

Soylu, TRT Müzik'te yayınlanan "Bizim İçin Söyle" programına katıldı. Türk polisinin yetkin eğitim ve donanımlı olduğunu belirten Soylu, "Türk polisi, aynı zamanda bu coğrafyanın kendisine vermiş olduğu çok güçlü bir akla sahip" dedi. Moderatörün talebi üzerine Bakan Soylu, Türk Polis Teşkilatı için "Ordunun dereleri" türküsünü söyledi.

FOX TV’DE NELER OLUYOR?

Disney ile 21. Century Fox şirketlerinin birleşmesi sonucu oluşturulan yeni yapılanma bir taraftan da beraberinde küçülmeyi getirdi. Genel Yayın Yönetmenliği'ni Doğan Şentürk'ün yaptığı FOX Haber'de 3 ayrılık birden yaşandı.

Fox Ankara Haber Merkezi'nde kanalın kuruluşundan itibaren görev yapan Cumhurbaşkanlığı muhabiri Umut Yertutan, Fox Ana Haber editörü Serdar Ertuğrul ve İsmail Küçükkaya ile Çalar Saat'in editörlüğünü yapan Necdet Yıldırım ile yollar ayrıldı.

Disney ile 21. Century Fox şirketlerinin birleşmesi kararının ardından Fox TV Ankara Temsilcisi Sedat Bozkurt , yeni yapılanmada Ankara Temsilcisi’ne yer verilmemesi nedeniyle ayrılmış,kanalda uzun süredir görev yapan editör Gökhan Kayış, muhabir Yüce Kuyucaklıoğlu ve kameraman Ahmet Bolat'la da yollar ayrılmıştı.

Doğan Şentürk'ten Küçükkaya açıklaması 

Fox TV Haber Genel Yayın Yönetmeni Doğan Şentürk, Fox TV'de yaşanan ayrılıklar sonrası bazı haber sitelerinde yer alan 'İsmail Küçükkaya Fox TV'tan kovuldu' haberlerine fotoğraflı yanıt verdi. Doğan Şentürk, sosyal paylaşım sitesi Twitter hesabından Fatih Portakal ve İsmail Küçükkaya ile birlikte olan fotoğrafını paylaşarak şu mesajı yazdı: 

"Sosyal medyadaki dedikodulara gülüyorum. Deli kuyuya taş atmış kırk akıllı çıkaramamış O delinin başlığına bak içeriğine bak neresinden tutalım!

Hulusi Akar'ın yeni basın danışmanı belli oldu

Son olarak, kapatılan Başbakanlık Basın Yayın Enformasyon Genel Müdürlüğünde, Genel Müdür Yardımcılığı görevini yürüten Ekrem Okutan Milli Savunma Bakan Hulusi Akar’ın Basın Danışmanı oldu. Daha önce ulusal gazetelerde köşe yazarlığı da yapan Ekrem Okutan, Rize’de doğdu.Medya ve İletişim alanında doktorasını sürdüren Okutan’ın “Türkiye’de Siyasal Muhalefet” ile “Siyaset, Basın ve Dalkavukluk” adlı yayınlanmış iki kitabı bulunuyor. Almanca bilen Okutan evli ve üç çocuk babası.

Aydın Doğan Milli Pıyango ihalesine  hazırlanıyor!

Medya sektöründeki yatırımlarını Demirören Medya Yatırımları Ticaret AŞ'ye satan Doğan Şirketler Grubu Holding'in (Doğan Holding) yeni bir ihaleye hazırlandığı öne sürüldü. 2014 yılında gerçekleştirilen ihaleyi ise 2 milyar 755 milyon dolar teklif ile Net Şans-Hitay Ortak Girişim’in kazandığı ancak verilen ek süreye rağmen ihale bedelinin zamanında yatırılamadığı için ihalenin iptal edildiği belirtilmişti.

A HABER Genel Müdürü Abdulhalik Çimen'in babası vefat etti.

A Haber Genel Müdürü Abdulhalik Çimen'in bir süredir kanser tedavisi gören babası Ahmet Çimen (78) tedavi gördüğü hastanede hayata veda etti. Ahmet Çimen’ın naaşı   Salı günü  Fatih Camii'nde kılınan  cenaze namazı sonrasında Topkapı Kozlu mezarlığında toprağa verildi.Abdulhalik Çimen'e ve ailesine başsağlığı diliyoruz.

KAPADOKYA ÜNİVERSİTESİ

Türk dili ve edebiyatı bölümü kontenjanı 60 öğrenci olarak belirlendi. Yapılan açıklama şöyle:’’Genç nüfusun yoğunlukta olduğu ülkemizde milli bilince sahip, kendi dil ve edebiyat değerlerinin farkında olan, bu bilinci kendinden sonraki kuşaklara aktarmayı amaçlayan bireylerin yetişmesi için Türk Dili ve Edebiyatı bölümlerinin varlığı ciddi bir önem arz etmektedir. Bir milletin varlığı ancak dil ve edebi eserlerin varlığıyla somutlaşmaktadır. Kapadokya Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünde öğrencilerin, Türk dilini ve edebiyatını, kültürünü geçmişten bugüne muhteviyatına çeşitli disiplinler katarak öğrenmeleri hedeflenmektedir. 

Kapadokya Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünün temel amacı; günümüzün küreselleşen dünyasında bölgesel ve küresel güç olma yolunda hızla ilerleyen ülkemizin edebiyat, dil ve kültür birikimini kavramış, yerel ve evrensel değerlere aşina, diğer çağdaş Türk lehçeleriyle karşılaştımalar yapan, teknolojik yeniliklere açık, bilimsel araştırma ve geliştirme bilincine sahip uzmanlar yetiştirmektir. 

Bölüm mezunları, metin yazarı, reklamcı, editör, yayımcı, redaktör, programcı vb. olarak yazılı ve görsel medyada ve yayın dünyasında faaliyet gösterebilir, sunuculuk ya da sunuculuk kurslarında eğitmenlik yapabilirler. Bunların yanı sıra üniversitelerde Türk dili okutmanı, araştırma görevlisi olarak çalışabilmektedir.

Kapadokya Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü öğrencilerine Nevşehir Hacı Bektaş Veli Üniversitesi ile yapılan anlaşma uyarınca kontenjan dahilinde pedagojik formasyon eğitimi imkanı sağlanacaktır.2019 – 2020 Eğitim–Öğretim yılında yerleştirilecek öğrenciler için kontenjanlar belirlenmiş olup toplam kontenjan 60 kişidir. Bunun 6’sı burslu, 44’ü %50 indirimli, 5’i %25 indirimli ve 5’i ücretlidir.

Eğitim Ücreti

2019-2020 akademik yılında eğitim ücreti 30.000 TL’dir. Ücretlere KDV dâhil değildir.

Türk Dili ve Edebiyatı (%50 İndirimli) 15.000 TL + KDV (%8)

Türk Dili ve Edebiyatı (%25 İndirimli) 22.500 TL + KDV (%8)

Türk Dili ve Edebiyatı (Ücretli) 30.000 TL + KDV (%8)

ELEKTRİKLİ İLK YERLİ OTOMOBİL 2020’DE SERGİLENECEK

2020 yılı sonunda tanıtılması beklenen yerli otomobille ilgili çok iyi gelişmeler var. Türkiye,C segmentinde bir SUV üretimi ile otomobil üretimine başlıyor.Menzili şimdilik 500 kılometre. Tamamen elektrikli , Sıfırdan planlanmış şase üzerine, tüm tasarımlar yerli ve milli olarak yapılıyor, parçalara ve tasarımlara patent alınma aşaması sürüyor.Yerli SUV’un 2 boyutlu tasarımı yüzde yüz tamamlanmış durumda.

Dış mekan kadar iç mekanın da stil çizgileri oluşmuş vaziyette. İç mekan detaylandırma çalışmaları sürüyor.2020 yılı Aralık ayında yerli eiektrikli otomobil Paris fuarında günyüzüne çıkcak.

Peki markası ne olacak?Anketle belirlenecek.Benim teflifim,MAVİ VATAN olsun.Fabrika için yer belirlenme çalışmaları sürüyor.Bursa,Balıkesir,Bilecik,Sakarya illeri ağırlıklı olarak değerlendiriliyor.