Adres :
Aşağı Öveçler Çetin Emeç Bul. 1330. Cad. No:12, 06460 Çankaya - Ankara Telefon : +90 312 473 80 41 Faks : +90 312 473 80 46 E-Posta : sde@sde.org.tr
Anasayfa >> Haftanın Değerlendirmeleri >> Uluslararası İlişkiler ve Dış Politika

Uluslararası İlişkiler ve Dış Politika Değerlendirmesi (18 - 24 Şubat 2019 )

Bu değerlendirme, son bir hafta içinde Uluslararası İlişkiler ve Dış Politika alanındaki haberlerin değerlendirmesini kapsamaktadır.
SDE Editör
26 Şubat 2019 12:14

Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed Bin Selman’ın Çin Ziyareti

Diplomasi İlişkilerine Vesile Olan Silah Ticareti

1980’li yılları Ortadoğu’da çatışmanın yoğun yaşandığı bir dönemdir. İran-Irak Savaşı (22 Eylül 1980-20 Ağustos 1988) bölgenin güvenliğini tehdit etmekteydi. Her iki ülke Sovyetler ve Çin’den silah satın almaktaydı. ABD’nin desteğiyle İsrail de silahlanma yoluna girmiştir. Savaş uçakları ve füzeleri bölgenin askerî üstünlüğü sağlamıştı. Bu durumda güvenlik tehdit algısı arttan Suudi Arabistan, kendi silah gücünü arttırmak için silah satın almaya karar vermişti. 1985 yılında Suudi yönetiminin ABD’den orta menzilli Lance füzeleri satın alma talebi İsrail’in güvenliğini tehdit edebilir gerekçesi ile ret edilmişti. Suudi yönetimi de diplomasisi olmayan Çin’den silah alma kararnı vermişti. Suudilerin satın almak istediği Çin üretimi DF-3 (CSS-2) orta menzili (2800 km) füzelerdir. Ancak ABD’nin baskısı ve Ortadoğu ülkelerinden gizlenmek için füze satın alma işlemi gizli tutulmuştu.

Suudi Arabistan’ın dönemindeki Savunma Bakanı Prens Sultan Bin Abdülaziz el Suud 1987 yılın ikinci yarısında Çin’i gizlice ziyaret ederek Çin’den DF-3 füzelerini satın alma ticaretini gerçekleştirmişti. Bu ticaret için 3.5 milyar dolar harcamıştı. 1986 yılında Çin’in döviz rezervi 2,072 milyar doları idi. Bu bağlamda Çin’in döviz kazanmasına da büyük katkıda bulunmuştu. İran-Irak Savaşı esnasında Çin her iki ülkeye çeşitli silahları satmıştı. 617 Fabrika adlı Çin firması 1 milyar dolarlık silah satmıştı. 1980’li yıllarda Çin’in silah ihracatı zirve yapmıştı.

Nihayetinde bu füze ticareti ABD tarafından fark edilerek ve Suudi yönetimine baskı yapmaya başlamıştı, neticede iki ülke ilişkilerinde geçici bir dönem gerilim yaşanmıştı. İsrail de öncelik vuruş yapabileceği tehditlerde bulunmuştu. Orta Menzilli Nükleer Füzeler Anlaşması (INF) de 1987 yılının sonunda ABD-Sovyetler arasında imzalanmıştı, Suudi Arabistan’ın füze satın alma girişimi ABD ve İsrail’in baskısına maruz kalmıştı. Suudi Arabistan’ın satın aldığı füzeleri Ağustos 1990’da Irak kuvvetlerinin Kuveyt’i işgal etmesi esnasında caydırıcı rolünü oynamıştı.

Suudi Arabistan ile Çin arasındaki silah ticareti iki ülkenin diplomasi ilişkilerinin tesis edilmesine vesile olmuştu.

Yükselen Çin’e Yönelmesi

Suudi Arabistan ile Çin iki ülke arasında 21 Temmuz 1990 yılında diplomasi ilişkileri tesis edilmişti. Haziran 2008’de iki ülke arasında stratejik dostane ilişkileri oluşturulmuştu. Ocak 2016’da ise kapsamlı stratejik ortaklık ilişkilerini inşa ederek Suudi Arabistan-Çin üst düzey ortak komitesini de oluşturmuşlardır. Ocak 2016’da Çin Devlet Başkanı Xi Jinping’in Suudi Arabistan ziyareti ve Mart 2017’de Suudi Arabistan Kralı Salman’ın Çin ziyareti ve imzalanan bir dizi anlaşmalar ile ikili ilişkilerini pekiştirmiş olacaktı. Prens Selman’ın Asya turu (Pakistan, Hindistan ve Çin) doğal olarak Çin ile olan ilişkilerini sağlamlaştırmasına sebep olmaktadır.

Prens Selman’ın Pakistan ziyaretinde ağır bir ekonomik krizle mücadele eden İslamabat yönetimi ile 20 milyar dolarlık yatırım anlaşması imzalamıştı. En çok enerjiye ihtiyaç duyulan Hindistan’a yapılan ziyareti sırasında Prens Selman bu ülkeye iki yıl içinde 100 milyar dolarlık yatırım yapma sözü vermiştir. Suudi Arabistan'ın en büyük ticaret ortağı Çin ile 28 milyar dolar değerinde 35 ayrı ekonomik, yatırım ve işbirliği anlaşması imzalanmıştı, Riyad ve Pekin arasında düzenlenen forumda Çin’e ait 4 şirkete Suudi Arabistan’da çalışma yürütmeleri için lisans de verilmişti. Suudi Arabistan da ülkenin okullarında Çince eğitimi yaygınlaştıracağına dair karar da almıştı. 30 kusur yıl sonra Suudi yönetimi yine baskıdan dolayı Çin’e yönlenmişti.

2 Ekim 2018’de Suudi gazeteci Cemal Kaşıkçı’nın Suudi Arabistan’ın İstanbul Başkonsolosluğu’nda öldürülmesinden sonrası, ABD ve uluslararası baskılar altında kalan Suudi yönetimi yeni bir mecra açmakla baskılardan kaçınmaya çalışmaktadır. Taliban ile Saddam yönetimlerinden kurtulan İran’ın Ortadoğu’da nüfuz kazanma çabaları Suudi Arabistan’ın bölgedeki güvenlik çıkarları tehdit etme olarak algılanmaktadır. Prens Selman’ın Filistin yönetimine yönelik “Trump’ın önerilerini kabul etmeli yada susmalı” sözleri birçok Müslüman topluluğu rahatsız etmiştir. ABD’nin Suudi Arabistan’a yönelik küçümseme ifadeleri Riyad’ın Washington’a olan itimadını da zayıflatmaktadır. Ekim 2018’de ABD Başkanı Donald Trump Suudi Arabistan Kralı Salman’ı kast ederek ABD’nin askeri desteği olmadan iki hafta bile iktidarda kalamayacağını söylemişti. 12 Şubat 2019’da ise Suudi Arabistan’ın parası dışında hiçbir şeyi yok diye konuşmuştu.

Bütün bu gelişmeler Riyad’ın dış politikasında stratejik değişim yapmasına neden olmaktadır, yani dış ilişkileri çeşitlendirmektir. ABD’nin stratejik rakibi Çin’i tercih etmesi Suudi yönetimin ince hesapların bir neticesidir. Suudi yönetimi, Çin’in Çin ile Avrupa pazarını bağlamaya amaçlayan İpek Yolu projesini desteklemesi, Suudi’nin petrole bağımlılığı azaltma çabaları çerçevesinde ekonominin çeşitlendirilmesini öngören Vizyon 2030 projesini Çin’in İpek Yolu projesi ile bağlaması ve Çin’in Müslüman olan Uygurlara yönetilen zülüm siyasetini makul bulması Riyad’ın Çin ile uzun vadeli ilişkilerini hedeflediğini göstermektedir.