Adres :
Aşağı Öveçler Çetin Emeç Bul. 1330. Cad. No:12, 06460 Çankaya - Ankara Telefon : +90 312 473 80 41 Faks : +90 312 473 80 46 E-Posta : sde@sde.org.tr

Haftanın Medya ve Sivil Toplum Değerlendirmesi ( 7 Ocak - 13 Ocak 2019)

Bu değerlendirme son bir hafta içinde yerli ve yabancı basında dikkat çeken haberlerin değerlendirmesini kapsamaktadır.
SDE Editör
14 Ocak 2019 10:42

NE İŞTİR POMPEO?

ABD Dışişleri Bakanı Pompeo, Ortadoğu turu kapsamında Ürdün, Mısır, Bahreyn, Katar, Suudi Arabistan, Umman ve Kuveyt'i ziyaret etti, ediyor.

Soru 1) Arap NATO’su mu?

Soru 2)Türkiye’yi kuşatmada yeni bir vizyon mu?

BBC ANALİZ: Suriye operasyonu: Türkiye'nin seçenekleri neler?

Bolton'a iki dosya verdiğini söyleyen Kalın'ın üzerinde durduğu bazı noktalar, Afrin senaryosunun Fırat'ın doğusunda tekrar edilmesine onay çıkmasa da ara çözümlere kapının açık tutulabileceğine işaret ediyor.

ABD'nin dağıttığı silahların toplanması, üsler ve lojistik merkezlerin Türkiye'ye bırakılması müzakere edilen konular arasında. Ayrıca Erdoğan'ın 7 Ocak'ta New York Times'a yazdığı yazıda dillendirdiği önerilerin müzakere dosyasına eklendiği anlaşılıyor.

Erdoğan, Suriye'de toplumun her kesimini barındıran bir istikrar gücü kurulmasını ve Türkiye'nin gözetimi altında Halk Koruma Birlikleri (YPG) ya da Irak Şam İslam Devleti'nin (IŞİD) kontrolünde olan bölgelerin seçimle iş başına gelmiş konseyler tarafından yönetilmesini öneriyor.

Özellikle üslerin devri ya da 'noktasal konuşlanma' gibi ara formülleri, Amerikan-Türk ortaklığının yeniden tesisine yönelik bir başlangıç olarak değerlendirebilir.

Zaten Amerikan tarafında böyle bir yaklaşım göze çarpıyor. Wall Street Journal, Jeffrey'in Türkiye'yi Kürtlerle çatıştırmayan Sykes-Picot Anlaşması'na benzer şekilde bölgeyi kontrol alanlarına bölen bir harita hazırladığını yazmıştı.

Kuzeyde Kürtlerin liderliğindeki özerklik unsurlarını süpüren 'tampon bölge' yerine bölgenin Suriye ordusunun kontrolüne geçmesini önleyecek noktasal konuşlanma ABD'nin tercihi. Esnek bir strateji üzerinde yakınlaşma sağlanırsa Türkiye, ABD'nin öngördüğü türden bir konuşlanma seçeneğine razı gelebilir. Tabii bu, Suriye'de istediğini alıncaya kadar bölgenin müttefik bir güç tarafından tutulmasını tercih eden ABD'nin YPG ve Türk ordusunu aynı amaç için paralel konuşlandırması anlamına gelir.

Ankara'nın hedefiyle taban tabana zıt olmakla birlikte bu seçenek 'masada olmak için sahada olmak gerekir' yaklaşımına ters düşmüyor. İktidar bunu, ileri pozisyonlar için manevra fırsatı olarak da kendi kamuoyuna sunabilir.

Rusya ne yapıyor?

Elbette bu tür planları kâğıt üzerinde bırakacak demografik, siyasi ve askeri gerçeklikler göz ardı edilemez. Ayrıca Suriye'ye geliştirilecek herhangi bir harekât çift muhataplı bir süreci gerektiriyor. Yani ABD ile uzlaşmak düğümü çözmeye yetmiyor. Dönüp Rusya ile de mutabakat sağlamaları gerekiyor.

Trump'ın hızlıca çekilme sözü önce koordineli yavaş çekilmeye, oradan şartlı çekilmeye evrildiğinde top zaten Rusya'nın ayağına yuvarlanmış oldu.

Rusya, Ankara'daki toplantının sonucunu görünceye dek Türkiye'yi kendinden uzaklaştıracak bir pozisyonda görünmek istemedi. Hatta Erdoğan'ın Rusya lideri Vladimir Putin'le görüşeceğine dair haberler Kremlin tarafından ısrarla geçiştirildi. Türk-Amerikan ortak planı zamana kalınca bu görüşmenin önü açıldı ve şimdi Rusya, Türkiye'ye önerdiği stratejiyi daha görünür hale getirebilir. Bu bağlamda Kremlin Çarşamba günü, Erdoğan'ın çok yakında Rusya'yı ziyaret etmesinin beklendiğini açıkladı.

Ruslar, Türkiye'nin de Astana mutabakatıyla altına imza attığı Suriye'nin toprak bütünlüğünün sağlanması amacına uygun olarak Menbiç ve Fırat'ın doğusundaki bölgelere hükümet güçlerinin yerleştirilmesi seçeneği üzerinden gidiyor. Rusya hem Türkiye hem Suriyeli Kürtleri bu çözüme zorluyor. Tam da Ankara'daki görüşmeler anlaşmasız biterken Rusya askeri polislerini Menbiç'te devriye görevine çıkardı. Böylece kendi çözüm yolunu hatırlatmış oldu.

Rusya'nın yaklaşımı açısından, İdlib'teki gelişmeler de Türkiye'nin Suriye sahnesindeki harekât alanlarını genişletmesinin iyi bir fikir olmadığını söylüyor.

Terör örgütü olarak görülen Heyet Tahrir el Şam, müttefik milis güçlerinin Menbiç için seferber edildiği sırada Türkiye destekli Suriye Ulusal Ordusu ve Suriye Kurtuluş Cephesi'ne bağlı örgütleri onlarca yerden çıkardı. HTŞ bu şekilde Soçi Mutabakatı gereğince açılması gereken M-5 ve M-4 otoyolu üzerindeki kontrolünü de artırdı.

Bu gelişmeler Ankara'nın İdlib'te gerilimi düşürme planıyla üstlendiği taahhütleri yerine getiremediğini bir kez daha gösterdi. Haliyle Ruslar Türkiye'den evvela İdlib'e odaklanmasını isteyip aksi halde üzerine felaket senaryosu yazılan büyük operasyonun kaçınılmaz olduğunu söyleyecektir.

Şam'la yeniden. Şimdiye kadar Rusya'yı ABD ile ABD'yi Rusya ile dengeleme siyaseti güden Ankara muhtemelen yeni süreçte bir taraftan Moskova kanalını zorlarken diğer taraftan Trump ile ekibi arasındaki çatlağa oynayacaktır. Türkiye ile ABD arasındaki gerilimli müzakereler net bir mutabakata dönüşmediği sürece Rusya, Ankara'nın operasyon hamleleri karşısında esnek ya da belirsiz bir politika izleyebilir. Bu içinde tuzaklar barındıran bir strateji.

Rus kırmızı ışığı tam Türk-Amerikan ortaklığı karara bağlandığında devreye girebilir. Eğer Trump yönetimi, Türkiye ile ortak yolu bulamaz ya da başka bir alternatif geliştiremezse ABD açısından da Moskova ve Şam ile müzakere ederek sonuç alma seçeneği kaçınılmaz hale gelebilir. Bugün kimse bundan söz etmiyor. Ancak Arap dünyasındaki Amerikan müttefiklerinin önden yürüttüğü çalışmalar bir işaret fişeği sayılır. İran nüfuzunun kesilmesi, Fırat'ın doğusundaki fiili özerk yapının geleceği ve yeniden inşa süreci gibi birçok konuda çözümün zemini Şam'la diyaloga kayıyor.

İNGİLİZ TİMES GAZETESİ VE İDDİALARI

İngiliz Times küstah yayınlarıyla dikkat çekiyor.Son yayınında cibilliyetini yine gösterdi.TİMES : ABD'yi hor gören Erdoğan, Kürtlere saldırmaya hazır

"Erdoğan, çok meşgul olduğu bahanesiyle Bolton'la görüşmedi"

İngiliz Times gazetesi, ABD Başkanı Donald Trump'ın Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton'ın Ankara'daki temaslarını değerlendirdi. Gazete, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ın Bolton'la görüşmemesini ve Suriye'deki Amerikan üslerinin Türkiye'ye devredilmesini istemesini, "ABD'nin sıradışı bir şekilde hor görülmesi" olarak yorumladı. Gazetenin Orta Doğu muhabiri Richard Spencer'ın imzasını taşıyan, "Erdoğan, ABD'yi hor görmesinin ardından Kürtlere saldırmaya hazır" başlıklı haberde Bolton'un Kürtlerle ilgili sarf ettiği sözlerin Türkiye'yi kızdırdığına dikkat çekilmiş.

Haberde John Bolton'ın, ABD Başkanı Donald Trump'ın Suriye'deki Amerikan askerlerini çekme planını tartışmak üzere Cumhurbaşkanı Erdoğan'la görüşmesinin planlandığı belirtiliyor. Bolton'ın Ankara'ya gitmeden önce Kürtlerle ilgili yaptığı açıklamanın ise Türkiye'yi öfkelendirdiği vurgulanıyor.

Bolton, "ABD'nin Suriye'den çekilmesi Türkiye'nin Kürt savaşçıların güvenliğini garanti etmesine bağlı" demiş ve Türkiye'nin ABD ile tam koordinasyon içinde olmadan Suriye'de askeri operasyon düzenlememesi gerektiğini söylemişti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan ise Salı günü AKP Meclis Grup Toplantısı'nda yaptığı konuşmada, "Bu mesajı kabullenmemiz, bunu yutmamız mümkün değil. John Bolton, çok ciddi bir yanlış yapmıştır. Kim bu şekilde düşünüyorsa onlar da yanlış içerisindedir'' ifadelerini kullanmıştı.

"Erdoğan, çok meşgul olduğu bahanesiyle Bolton'la görüşmedi"

Times'taki haberde şu satırlar yer alıyor:

"Erdoğan, Suriye'nin kuzeyinde YPG mevzilerine yönelik askeri harekâtı başlatmaya hazır olduğunu söyledi. Milletvekillerine hitaben yaptığı konuşamada, Bolton'ın sözlerini 'kabul edilemez' olarak nitelendirdi. Daha sonra da çok meşgul olduğu bahanesiyle Amerikalı ziyaretçiyle görüşmedi."

Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Çok yakında Suriye topraklarındaki bu terör örgütlerini etkisiz hale getirmek için harekete geçeceğiz" demiş, çok ciddi bir yanlış yaptığını belirttiği Bolton'ın muhatabının Cumhurbaşkanlığı Başdanışmanı İbrahim Kalın olduğunu söylemiş, "Bizim tabii şu anda yoğun mesaimiz var. Böyle bir şeye (Bolton'la görüşmeye) şu anda gerek yok" ifadelerini kullanmıştı.

1 MİLYON YENİ SEÇMEN

Yüksek Seçim Kurulu verisine göre ilk kez oy kullanacak seçmen sayısına 28 Haziran seçiminden bu yana geçen 8 ay içinde 1 milyon 2 kişi eklendiğini açıkladı. Rakama bakarak Türkiye’nin genç nüfus oranındaki dinamizminin yüksek olduğu savlanabilir.

31 Mart 2019 seçimlerinde, sandığa gidecek kişi sayısı 57 milyon 93 bin 985 olacak…Bunun 29 milyon 944 bin 306’sı kadın (%50.7) 28 milyon 149 bin 679’u ise (%49.3) erkek.Yani kadın sayısı binde 6 fazla…

SEÇMENİN YÜZDE 54’Ü, 20-40 yaş grubuna sıkışmış; bu gruptaki seçmen sayısı 30 milyonu geçiyor. En fazla seçmenin bulunduğu yaş aralığı ise 35-39 dilimi; bu gruptaki seçmen sayısı şu an 7 milyon civarında…

Onu ikinci sırada 6.7 milyon ile 20-24 dilimi, 3. sırada 6.6 milyon ile 20-24 dilimi takip ediyor; sıralama 6.5 milyon ile 30-34; 6.4 milyon ile de 25-29 yaş grubu olarak devam ediyor.

Bu da gösteriyor ki bu seçimde oyların yönünü etkileyecek grup belli ki orta yaşa doğru ilerleyen gençler olacak… Yani işine yeni başlamış, ekonomik birikimini henüz gerçekleştirememiş, geleceğini planlamak için yeni yola koyulmuş yaş grubu.

Ancak yaşları 35-49 arasında kalan grubun bundan çok daha önemli bir özelliği var. Hepsi kendi gelecekleri ile birlikte çoğu 65-70 yaş grubu veya üstündeki ebeveynleri ile yenidünyaya gelen evlatları…

Bir yandan sabah işe giderken evladını onlara teslim etmek istiyor; ancak diğer yandan da ebeveynlerin artan sağlık sorunları nedeniyle onları hastaneye götürmek zorunda kalıyor. İkisi arasında ortaya çıkan sıkışmışlığa eklenen ekonomik yük de sıkışmışlıklarını daha da arttırıyor. Hatta öyle ki sadece kendi anne babası değil, eşinin ebeveynlerinin yükünü de taşıyor.

TEKNOLOJİNİN TEHDİT ETTİĞİ 7 MESLEK

Doktorlar

Doktorlara bu kadar ihtiyaç varken üstelik dünya nüfusunun yaş ortalaması da gitgide artarken bu önerme başta insana biraz abartılı geliyor.  Özellikle hastalıklara otomatik tanı koymayı mümkün kılan bazı gelişmelerin tıbbın bazı alanlarındaki insan bağımlılığını azaltabileceğini düşünülüyor. Buna karşılık acil servislerde ve ihtisas alanlarında doktorlara ve cerrahlara duyulan ihtiyaç devam edecek.

Avukatlar-Hukukçular

Avukat ve hukukçuların sayısının azalacağını düşünülüyor. Aynı şekilde tecrübeye ve uzmanlığa daha az ihtiyaç duyulan bazı rutin hukuki işlemlerin bilgisayar yazılımlarıyla yapılabileceğini söyleniyor.

Mimarlar

Basit bina tasarımı her zaman bilgisayarla yapılabilir. Gelecekte sadece çok özel donanıma sahip ve yaratıcı işler yapan mimarlara iş alanı olacağını söyleniyor.

Muhasebeciler

Karmaşık vergi meselelerine çözüm bulan uzman muhasebeciler işlerini koruyacak. Buna karşılık rutin vergi işlerinin tamamen bilgisayarlara devredileceği kanısındalar.

Savaş uçağı pilotları

Drone ya da insansız hava aracı olarak bilinen araçlar daha şimdiden riskli durumlarda pilotların yerini almış bulunuyor. Bu eğilimin devam edeceği ve savaşları insansızlaştırma eğiliminin devam edeceği tahmin ediliyor.

Polis ve Müfettişler

Gündelik izleme ve gözleme işlerinin yansıra biraz uzmanlık gerektiren bazı işlemler artık otomatik olarak yapılabiliyor, dolayısıyla bu işleri yapan insanlar işlerini kaybetmeye başladı bile. Polislik ve dedektiflik tamamen ortadan kaybolmayacak ama alanları ve sayıları azalacak.

Emlakçılar

İnternet sitelerinin alıcılar ve satıcıları buluşturma imkânları bu işi yapan büroların kârlarını ciddi şekilde düşürdü bile. Bu alanda çalışan şirketlerin en fazla da orta kademe çalışanlarını teknolojik gelişmeler sonucu azaltması beklenebilir.

Teknoloji insanlara yeni iş alanları yaratacak mı? Bazı mesleklerin alanı daralırken, bir yandan da başka iş alanları açılabileceğini düşünülüyor.

Örneğin yapay zekâ formları geliştirmekle uğraşanların ya da yazılımcıların ve bilgisayar işlemcilerinin geleceği parlak görülüyor. Aynı şekilde bilgisayar sistemlerinin onarımı, korunması ve güvenliği konusunda uzman teknisyenler de avantajlı olacak.

Bunun tamamen dışında, gerçek hayatımızla ilgili günlük ihtiyaçlar üzerinde çalışan mesleklere, mesela muslukçular, elektrikçiler, sıvacılar gibi uzman ustalara ihtiyacın azalmayacağı da söyleniyor.

BAZI TV PROĞRAMLARI TAKİPTE

Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK), aile içi şiddet, taciz ve tecavüz vakalarının sıklıkla yer aldığı kuşak programlarını mercek altına aldı. Hafta içi gündüz kuşağında yer alan kadın programlarıyla, cinayet, şiddet, çocuk kaçırma ve ensest ilişki gibi konulara yer verilen programlarda son günlerde yaşanan olaylar, televizyon izleyicisinde ciddi oranda rahatsızlık yarattı.
Kuşak programları konusunda son bir ayda RTÜK'e yaklaşık bin izleyici şikâyeti ulaştı.

"Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayın Hizmetleri Hakkında Kanun" gereğince kuşak programlarına ilişkin raporlamalarını rutin olarak sürdüren ve daha önce ilgili yayınlara çeşitli müeyyideler uygulayan RTÜK, bu konuda toplumda beliren hassasiyeti de göz önüne alarak konuya ilişkin ayrı bir çalışma başlattı.

4 İZLEYİCİDEN 3'Ü RAHATSIZ

RTÜK'ün "Televizyon İzleme Eğilimleri Araştırması-2018" verilerine göre de kuşak programları, izleyicinin en çok rahatsızlık duyduğunu ifade ettiği program türleri arasında yer alıyor.

Araştırmaya katılanların yüzde 46,3'ü "sizi en çok rahatsız eden program türü hangisi" şeklindeki soruya "kuşak programları" yanıtını verirken, bu programlardaki "genel ahlak ve aile yapısına aykırılık" yüzde 73,4 ile en fazla eleştirilen unsur oldu.

İzleyicilerin yüzde 48,3'ü "çocuk ve gençlere olumsuz örnek oluşturduğu", yüzde 39,4'ü "özel hayatın gizliliğine aykırılık teşkil ettiği", yüzde 35,1'i "milli manevi değerlere aykırılık taşıdığı", yüzde 17,8'i ise "ayrımcı ve kutuplaştırıcı olduğu" gerekçesiyle bu programlardan rahatsızlık duyduğunu ifade etti.

RTÜK, vatandaşlardan gelen şikâyetleri de göz önünde bulundurarak, 2018'in 9 aylık döneminde kuşak programlarına yönelik 10 müeyyide uygulamıştı.

TRT BELGESEL 10 YAŞINDA

Türkiye'nin en çok izlenen belgesel kanalı TRT Belgesel 10 yaşında!  

TRT Belgesel Kanalı yeni yayın dönemine içeriğini ve logosunu değiştirerek başladı.38 ülkede 44 yapım, 400 bölüm insan hikâyesi ile yeni yolculuğuna başlayan TRT Belgesel bundan böyle “İnsanı anlamak hayatı anlamaktır mottosu” ile yoluna devam edecek.

TRT Genel Müdürü ve Yönetim Kurulu Başkanı İbrahim Eren, logo ve marka kimliğinin bir sonuç olduğunu, asıl içeriklerin değişmeye devam ettiğini söyledi. Eren "Biz yaklaşık 2 yılı aşkın bir süredir TRT Belgesel'in üzerinde çalışıyoruz. İçeriklerimizin hepsi tamamen yerli yapım. Yüzde 90'a yakını bizim ürettirdiğimiz yapımlar."dedi.

TRT Arapça yeni yayın dönemine hazır!

İlk olarak 4 Nisan 2010 yılında 350 milyon nüfuslu bir coğrafyaya hitap etme misyonuyla kurulan kanal, yayın politikasında değişikliğe giderek, Kudüs, Bağdat, Tahran, Beyrut, Umman, Kahire gibi şehirlerin yanı sıra Londra, Moskova, Washington'da da temsilcilikler kurarak, dünyadaki tüm gelişmeleri yerinden takip edecek.

Bugünün modern teknolojisini hem stüdyolarına hem de yayınlarına yansıtmayı hedefleyen kanal, dijital habercilikle de entegre bir şekilde hareket etmeyi planlıyor.

Resul Serdar Ataş koordinatörlüğünde, yeni yayın politikasıyla birlikte çalışanlarını ve ekran yüzlerini de yenileyen TRT Arapça, 21 Arap ülkesinin tamamında çok sayıda gazeteciyi de bünyesine aldı.

Haber programlarının yanı sıra Arap coğrafyası ve Orta Doğu hakkında çeşitli belgeseller de yayınlayacak olan kanal, aynı zamanda Türkiye'nin dünya genelinde daha çok tanınmasını amaçlıyor.

Türkiye’de kişi başına yedi kitap düşüyor

Geçen yıl 410 milyon 641 bin 305 adet kitap basıldı. Kişi başına düşen kitap sayısı ise 7.18 Kültür ve Turizm Bakanlığı verilerine göre basılan kitap sayısı 2017’de 407 milyon 739 bin 8 iken, 2018’de 410 milyon 641 bin 305’e yükseldi.

En çok ders kitabı basıldı.En fazla kitap basılan alan 215 milyon 370 bin 387 ile eğitim kategorisi oldu. Bu kategori ders ve test kitaplarından oluşuyor.
Yetişkin kategorisinde 74 milyon 484 bin 289, inanç kategorisinde 44 milyon 431 bin 96, çocuk-gençlik kategorisinde 41 milyon 273 bin 395, yetişkin kurgu kategorisinde 24 milyon 719 bin 651, ithal yayın kategorisinde 5 milyon 901 bin 479 ve akademik alanda ise 4 milyon 461 bin 8 adet kitap basıldı

Eğitim, inanç ve akademik kitapları düşünce sayı üçte bire iniyor.Bu da kişi başına düşen kitap sayısının 7.18 olduğunu ortaya koyuyor.
Belirli bir gereksinim sonucu tüketilen eğitim, inanç ve akademik alandaki kitaplar haricindeki roman, öykü, şiir gibi kurgu ile araştırma-inceleme kategorisindeki kitapların sayısı ise 146 milyon 378 bin 814.