Adres :
Aşağı Öveçler Çetin Emeç Bul. 1330. Cad. No:12, 06460 Çankaya - Ankara Telefon : +90 312 473 80 41 Faks : +90 312 473 80 46 E-Posta : sde@sde.org.tr

Haftanın Medya ve Sivil Toplum Değerlendirmesi (31 Aralık 2018 - 06 Ocak 2019)

Bu değerlendirme son bir hafta içinde yerli ve yabancı basında dikkat çeken haberlerin değerlendirmesini kapsamaktadır.
SDE Editör
07 Ocak 2019 12:44

Bülent Erandaç

MEDYA

Türkiye yılbaşında kimi izledi?

Yılbaşını evde geçirenler dün akşam en çok hangi programları tercih etti? Medya Radar'ın haberine göre 31 Aralık tarihinde; "O Ses Türkiye Yılbaşı Özel" 1.sıraya otururken, 2.sırada "Fox Ana Haber", 3.sırada ise Fox Tv'de yayınlanan "Yaparsın Aşkım Yılbaşı Özel" yarışması yer aldı. AB’de 1.'lik "O Ses Türkiye Yılbaşı Özel" yarışmasının, 2.'lik "Fox Ana Haber"in, 3.'lük ise "O Ses Türkiye Özet'i izledi.

2019 TÜRK DIŞ POLİTİKASINI RAPORLARI:

2018'in özellikle ikinci altı ayında çok önemli gelişmelere sahne olan Türk dış politikasını 2019'da da kritik konu başlıkları bekliyor. ABD'nin çekilme kararıyla tüm dengelerin bir anda değiştiği Suriye, özellikle Türkiye açısından çok önemli gelişmelere sahne olacak. Fırat'ın doğusuna ertelenen operasyonun yapılıp yapılmayacağı, ABD'nin çekileceği bölgelerde kontrolün kime geçeceği, Suriye iç savaşını sonlandıracak siyasi çözüm çabalarının sonuç verip vermeyeceği 2019'da yanıtı aranan en temel sorular olacak.

Türkiye, geride bıraktığımız 2018'i iki parça halinde yaşadı. Yılın ilk altı ayı 24 Haziran seçimlerine odaklıydı. İkinci altı ay ise ABD ile yaşanan Pastör Brunson bunalımının tetiklediği diplomatik ve ekonomik krizin gölgesinde kaldı.

Brunson sorununun 12 Ekim'de çözülmesi ve daha önemlisi ABD Başkanı Donald Trump'ın 19 Aralık'ta duyurduğu Suriye'den çekilme kararı, 2019'un gündemini belirlemiş oldu. 2018'den 2019'a sarkan bir diğer konu ise Suudi gazeteci Cemal Kaşıkçı cinayeti oldu.

2018'de Türkiye açısından Suriye bağlantılı konularda 4 temel süreç yaşandı:

  • Ocak ayında başlatılan Zeytin Dalı operasyonu ile Afrin'deki YPG varlığı o bölgeden uzaklaştırıldı.
  • 17 Eylül'de Rusya ile yapılan İdlib mutabakatı ile Suriye ordusunun o bölgeye dönük kapsamlı harekâtının ve dolayısıyla yeni insani trajedilerin önüne geçilmiş oldu.
  • 19 Aralık'ta Trump'ın çekilme kararı ile yepyeni bir dönem başlamış oldu. Türkiye, Fırat'ın doğusuna yapacağını duyurduğu operasyonu erteledi.
  • 25 Aralık'ta Cenevre'de yapılan Türkiye-Rusya-İran dışişleri bakanları toplantısında Suriye'nin yeni anayasasını yazacak komitenin oluşması konusunda ilerleme sağlandı. Komitenin, 2019 başında toplanması öngörülüyor.

2019'un da bu süreçlerde yaşanacak gelişmelerin etkisinin yaşanacağı kritik önemde bir yıl olacağı öngörülüyor. Özellikle ABD askerlerinin çekilmesi sonrasında yaşanabilecek gelişmeler, Türkiye'yi doğrudan etkileyecek nitelikte.

ABD askerlerinin çekileceği bölgede bir otorite boşluğu oluşmaması ve terör örgütlerinin bu boşluktan yararlanmamasını isteyen Türkiye, hem ABD hem de Rusya ile yakın koordinasyon içinde süreci yönetmeye çalışıyor.

2018'in son günlerinde Rusya'ya yüksek düzeyli bir heyet gönderen Türkiye, Amerikan askerlerinin çekilmesi süreciyle ilgili ilk yüz yüze teması 8 Ocak günü Ankara'da Trump'ın Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton başkanlığındaki bir heyetle gerçekleştirecek.

Türkiye, PKK'nın Suriye kolu olarak gördüğü YPG'nin sınırlarının hemen ötesinde büyük bir Suriye toprağını kontrol etmesini "ulusal güvenlik" meselesi olarak gördüğünü ve bu tehdidi bertaraf etme kararlılığında olduğunu hem ABD hem de Rusya'ya iletti. Ancak olası bir Türkiye operasyonu her iki ülkenin de Suriye'deki çıkarlarına uygun görünmüyor.

Rusya, ABD'nin bırakacağı bölgelere Suriye rejiminin girmesi gerektiğini kaydederken, Türkiye'nin askeri operasyon ihtimalini ise "Suriye'nin toprak bütünlüğü perspektifinden değerlendirdiğini" kaydetti.

Türkiye ise Fırat'ın doğusuna yapacağı operasyonu bir süreliğine askıya aldığını açıklamasına karşın, sınır hattındaki askeri varlığını takviye ederek, olası gelişmelere karşı hazırlık düzeyini artırdı. Böylece ABD'nin çekilmesinin yaratabileceği tüm tehditlere karşı adım atma konusunda kararlı olduğu mesajını verdi.

2019'da yanıt aranacak soruların başında ABD'den boşalacak yerlere rejimin girmesinin yaratacağı sorunlar, Türkiye'nin YPG ile mücadele kapsamında yeni bir sınır ötesi operasyon gerçekleştirip gerçekleştirmeyeceği ve bütün bu gelişmelerin Suriye siyasi çözüm sürecini nasıl etkileyeceği yer alacak.

ABD ile ilişkilerde yeni atmosfer

2018'in Ağustos ayı Türk-Amerikan ilişkilerinde görülmedik düzeyde bir krize sahne oldu. Pastör Brunson'ın Temmuz ayındaki duruşmada serbest bırakılmamasına öfkelenen Başkan Trump ve Yardımcısı Mike Pence, önce Twitter üzerinden tehdit ettikleri Türkiye'ye karşı bir dizi siyasi ve ekonomik yaptırım uyguladı.

Türk Lirası'nın büyük değer kaybına neden olan bu dönem, 12 Ekim'deki duruşmada Brunson'ın ceza almasına karşın yattığı süre hesap edilerek serbest bırakılmasıyla sona erdi.

ABD'nin Suriye'den çekilme kararının iki ülke arasındaki "YPG" sorununun geride bırakılması anlamına geleceği dolayısıyla ikili ilişkilere olumlu yansıyacağı değerlendirmelerine neden oldu.

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu'nun tanımıyla yeni ve pozitif bir atmosfere giren Türk-Amerikan ilişkilerinde hala çözülmesi gereken sorunlar bulunuyor. Bunların başında Fethullah Gülen'in iadesi ve S-400 füzelerinin Türkiye'ye yerleştirilmesine ilişkin süreçler bulunuyor.

Türkiye ile Rusya arasında yapılan anlaşmaya göre, S-400 hava savunma sisteminin Ekim 2019'da Türkiye'ye yerleştirilmesi öngörülüyor. Bunun da ABD Kongresi'nin 2017 yazında kabul ettiği Rusya ile silah ticaretini yasaklayan yasayı ihlal etme olarak değerlendirilebileceği, dolayısıyla Türkiye'ye karşı yeni bir yaptırım sürecini tetikleyebileceği değerlendirmeleri yapılıyor.

Türk diplomatik kaynaklar, S-400'den vazgeçme şansını "sıfır" olarak değerlendirirken, uygun koşulların oluşması durumunda Türkiye'nin ABD'den de 3,5 milyar dolarlık Patriot füze sistemini alabileceğinin altını çiziyorlar. Kaynaklar, bu konuların ABD ile diyalog içerisinde çözüleceğinden emin olduklarını, 2019'da büyük bir sorun öngörmediklerini kaydediyorlar.

Ankara'nın 2019 için ABD'den diğer beklentileri ise Trump'ın Türkiye'ye resmi bir ziyaret gerçekleştirmesi ve uzun süredir askıda olan büyükelçi atamasının gerçekleşmesi.

Kaşıkçı için uluslararası soruşturma

2018'in en trajik olaylarından biri Washington Post'taki muhalif yazılarıyla bilenen Suudi gazeteci Cemal Kaşıkçı'nın Suudi Arabistan'ının İstanbul Başkonsolosluğu'nda vahşi bir şekilde katledilmesi oldu. 2 Ekim'de gerçekleşen bu cinayeti, Suudi Arabistan'dan özel olarak bu iş için bir araya getirilmiş ve İstanbul'a gönderilmiş bir "ölüm timinin" gerçekleştiği kısa sürede ortaya çıkarıldı.

Ancak Suudi Arabistan yönetiminin Türkiye'nin istediği türde bir işbirliğine girmemiş olmasından kaynaklanan henüz ortaya çıkarılmamış birçok unsur var. Örneğin Kaşıkçı'nın cesedinin nerede olduğu, yerli işbirlikçinin kim olduğu ve daha önemlisi bu cinayet emrinin kimin verdiği.

Başarılı bir iletişim stratejisi izleyerek Suudi Arabistan'ı giderek artan bir şekilde uluslararası kamuoyunun baskısına maruz bırakan Türkiye, bu cinayetten Veliaht Prens Muhammed bin Selman'ı sorumlu olduğu algısını da yaratmayı başardı. Buna rağmen Türkiye, Kaşıkçı meselesini Suudi Arabistan'la "siyasi bir mesele" haline getirmeyeceğini ilan etti.

Türkiye'nin 2019'da atmayı öngördüğü adımlar arasında BM'ye başvurarak Kaşıkçı cinayetinin soruşturulması için bir hakikatleri araştırma misyonu kurulması bulunuyor. Türkiye, bu olayı kararlılıkla takip ederek, uluslararası imajını düzeltme yönünde de kazanımlar elde etmeyi umuyor.

AB ile diyalog çok, sonuç az

2018'de Türkiye ile AB arasında artan diyalog süreci, yıpranan ilişkilerin onarılması için önemli bir fırsat sağladı. Almanya ve Fransa ile ikili ilişkilerde gözlenen yumuşama, AB sürecine de yansıdı ancak Türkiye'nin vize serbestîsi, gümrük birliğinin güncellenmesi ve müzakere sürecinin canlanması gibi temel beklentilerine somut bir açılım getirmedi.

Hükümetin reform sürecine dönüş kapsamında Ağustos ve Aralık ayında gerçekleştirdiği Reform Eylem Grubu toplantıları memnuniyetle karşılansa da AB, insan hakları, demokratikleşme ve hukukun üstünlüğü alanlarında somut sonuçları görmek istediğinin altını çizdi.

2019'in ilk aylarında açıklanması beklenen Yargı Reformu Strateji Belgesi'nin AB'den talep ettiği bir dizi adımın gerçekleşmesi açısından kilit önemde olduğu hem Ankara hem de Brüksel'deki diplomatlarca dile getiriliyor.

Türkiye-AB arasında 2019'da ekonomi, enerji ve ulaştırma alanlarında diyalog toplantıları gerçekleştirilecek. Ortaklık Konseyi toplantısının da yine uzun bir aradan sonra toplanması planlanıyor. Türkiye, yılın ilk 6 ayı içinde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın katılacağı bir Türkiye-AB Zirvesi'nin de yapılmasını istiyor.

Ancak kurumsal ilişkilerde Mayıs ayında Avrupa Parlamentosu seçimlerinin gerçekleşmesi hem de mevcut AB Komisyonu'nun görev süresinin dolması nedeniyle 2019 içinde ciddi bir ilerleme yaşanması beklenmiyor.

8 maddede ABD’nin İran stratejisi

ABD Başkanı Donald Trump’ın Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton, 7 yıl aradan sonra ülkesinin “yeni terörle mücadele stratejisi”ni 5 Ekim’de açıkladı. Buna göre,
1. ABD İran’ı “dünyada uluslararası terörizmin merkez bankası” ilan ediyor.
2. Terörizmin merkez bankasından beslenen “radikal İslamcı terör grupları ABD’ye ve ABD’nin yurtdışındaki çıkarlarına en önde gelen uluslararası terör tehdidini” oluşturuyor.
Böylece ABD yeni dönem için İran’ı “baş düşman” gördüğünü ve buna göre hareket edeceğini duyurmuş oluyor…
Peki, ABD’nin İran stratejisi ne? Taktik düzeyde hangi hamleleri yapacak? Ne kazanmak istiyor?

ABD’nin hedefleri

Sahadaki gelişmelere ve incelediğimiz resmi ve yarı-resmi belgelere göre ABD’nin İran stratejisini, sırası taktik ihtiyaçlara göre değişecek şu 8 maddede özetleyebiliriz:

  1. ABD, 4 Kasım’da başlatacağı yaptırımlarla İran ekonomisini zayıflatmak istiyor: Böylece halk ile yönetimin karşı karşıya gelebileceğini düşünüyor. ABD için rejimin çökmesi, azami, “ılımlıların” hâkimiyeti asgari hedef…
  2. ABD, İran’ı çevreleyerek içine hapsetmeyi hedefliyor: Tahran’ın Irak’a, Suriye’ye, oradan Lübnan’a uzanan ve İsrail’e basınç uygulayan etkisi ile Bahreyn ve Yemen üzerinden Suudi Arabistan’a basınca dönüşen etkisi kesilmek isteniyor.
  3. ABD, İran’ı Suriye’den çıkarmak istiyor: Karşılığında Rusya ve Türkiye’ye tavizler verebileceğinin işaretleri var.
  4. ABD, İran’ı Irak’tan çıkarmak istiyor: Tahran’ın Şiileri etkileme/ yönlendirme becerilerini kesmek, Kürt petrolüne yönelik planını engellemek ve oluşan nüfuzunu sınırlamak/ sıfırlamak istiyor.
  5. ABD, İran’ın Katar’la işbirliği yapmasını engellemek istiyor: İran ve Katar’ın ortak sahasında 51 trilyon metreküplük dev doğalgaz rezervi var. Katar’ın payının İran üzerinden mi, yoksa Suudi Arabistan-Ürdün güzergâhı üzerinden mi pazarlanacağı, Ortadoğu’daki önemli jeopolitik problemlerden biri...
  6. ABD, İran’a karşı “Arap NATO’su” kurmaya çalışıyor. The Middle East Strategic Alliance (MESA), yani “Ortadoğu Stratejik İttifakı” isimli yapılanma şu 9 ülkeden oluşuyor: Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Kuveyt, Bahreyn, Katar, Umman, Mısır, Ürdün ve ABD.
  7. ABD, İran’a karşı İsrail-Suudi Arabistan-Mısır üçgeni inşa etmeye çalışıyor: İsrail ile Suudi Arabistan’ın 2015 yılında yaptığı 7 maddelik anlaşma yürürlükte…
  8. ABD, İran ile Türkiye’yi karşı karşıya getirmek istiyor: Washington, Suriye’deki İran varlığından rahatsızlığını bildiği AKP hükümetini, bu rahatsızlığı “ortak hedef” alarak yeniden kendi stratejisine eklemlemek ve Astana formatını bozmak istiyor.
  9. Azınlıkları kışkırtarak iç karışıklık çıkarmak istiyor: Azeri kartından ziyade Kürt kartının devreye sokulacağı bir döneme giriliyor.

ABD, Arap-Fars Körfezi’ni ve Hürmüz Boğazı’nı kontrol edebilmek istiyor: Böylece Çin ve Hindistan’ın İran’la enerji bağını kesmeyi/azaltmayı hedefliyor. (Cumhuriyet yazaruı Mehmet Ali Güller’in makalesi)

BBC TÜRKÇE PORTALI: SURİYELİ GÖÇMENLER RAPORU

Türkiye'deki Suriyeliler: Gidenler ve kalanlar ne düşünüyor, onları istemeyenler ne diyor?

Türkiye'de bugün 3 milyon 600 binden fazla Suriyeli yaşıyor. Kamu Denetçiliği Kurumu'nun açıkladığı "Türkiye'de Suriyeliler" başlıklı özel raporda, bu sayının 10 yıl içinde 4-5 milyonu aşmasının beklendiği belirtildi.

Türkiye'nin Suriyeliler için harcadığı para, 30 milyar dolardan fazla.

Toplumda son zamanlarda Suriyelilere olumsuz tepkilerin arttığı gözleniyor. Yılbaşı gecesi Taksim Meydanı'nda Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) bayrağıyla kutlama yapan Suriyelilerin görüntülerinin sosyal medyaya yansıması üzerine #ÜlkemdeSuriyeliİstemiyorum Twitter'da en çok konuşulan başlıklar arasına girdi.

Günde ortalama 300 Suriyeli bebek. Zehra 3 yaşında. Kardeşi Yusuf daha 9 aylık. İkisi de Türkiye'de doğdu. Suriyeliler. Ama ne bir kimlik kartları var ne de bir vatanları.

Vatandaşlık Kanunu'na göre Türkiye'de dünyaya gelen Suriyeli bebeklerin vatandaş kabul edilebilmeleri için anne ya da babalarından en az birinin Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olması gerekiyor. Ama Zehra ile Yusuf'un anne-babası bu koşulu sağlamıyor.

Suriye'deki savaştan kaçıp Türkiye'ye sığınan MÜLTECİ NUFUSU 3 milyon 600 bini aştı. Bunların 380 bini Türkiye'de doğan bebekler.

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, Aralık ayında yaptığı bir açıklamada, "Allah izin verse de Meclis de yardımcı olsa, keşke bu 380 bin çocuğu doğar doğmaz Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı yapsak" demişti.

Türkiye genelinde her gün ortalama 300 Suriyeli bebeğin dünyaya geldiği tahmin ediliyor.

'Çok borcum var, çocuklarıma burada bakamıyorum'.Baba Abdülkerim Yusuf Abdülrezzak, vatansız çocuklarına Türkiye'de iyi bir gelecek sunamayacağına karar vermiş. 4 yıl önce yasa dışı yollarla girdiği topraklardan ayrılma hazırlığı içinde.

"Ben baklavacıda çalışıyordum. 1500 lira maaş alıyordum. Aybaşı geliyor, 700 lira kira veriyordum. Faturalar, su, doğalgaz, elektrik... Çok borcum var, çocuklarıma burada bakamıyorum" diyor. Eşiyle birlikte iki çocuğunu da alıp Afrin'in El Haccac köyündeki evlerine geri dönmeye karar vermişler.

Abdülkerim, Türkiye'nin düzenlediği Zeytin Dalı Harekâtı'nın ardından Afrin'de durumun düzeldiğini, bölgenin artık tehlikeli olmadığını söylüyor."Madem burası da güvenli orası da, oraya dönerim, ailemin yanında kalırım" diye konuşuyor

Zeytin Dalı ve Fırat Kalkanı Harekâtları sonrası Suriye'ye geri dönen mültecilerin sayısı 290 bin civarında olduğu açıklandı.

Esenyurt Belediyesi dönen Suriyeliler için otobüs kaldırıyor. İstanbul’daki Esenyurt Belediyesi, evlerine dönmek isteyen mülteciler için 10 aydır düzenli olarak sınıra otobüsler kaldırıyor. İlk etapta 17 kişilik bir sefer düzenlendi. O zamandan beri 20 ayrı sefer yapıldı. Dönüşlerin gönüllülük esasına dayalı olduğunu söylüyorlar.

Abdülkerim de son seferde ailesiyle birlikte yerini alıyor. Bu kez 6 otobüsle 237 kişi sınıra götürülüyor. Esenyurt Belediye Başkanı Ali Murat Alatepe, "Biz ev sahipliğimizi yaptık. Misafirlerimiz oldular. İnsani anlamda bakıyoruz bu olaya. Çatışmasızlık ortamı oldukça onlar da özgürleşmiş oluyor. Buradaki insanların da oraya gitme hızı artıyor" diye konuşuyor. Bu yıl içerisinde Esenyurt'taki 20-25 bin Suriyeliyi daha evlerine göndermeyi planladıklarını da sözlerine ekliyor.

Abdülkerim ise "Suriye'de hayat yok. Yaşamak istediğimiz ve çocuklarımıza yaşatmak istediğimiz bir hayat yok. Ama risklere rağmen gidiyorum" diyor.

Babası evinin tarlasında koyunlara bakarken mayına basarak ölmüş. Annesi yalnız kalmış. Aynı arazide çalışmak, her an mayına basıp da babasıyla aynı kaderi paylaşmak pahasına onu köyüne götürecek otobüse biniyor.

"Devlet bize maddi destek vermedi, Kızılay bana yardım etmedi. Ama sağlık konusunda bazı kolaylıklar sağladılar. Hamdolsun, bize iyi davrandılar. Ama gitmek zorundayız. Suriye bizim için, ailemiz, çocuklarımız için riskli bir macera olacak" diye ekliyor Abdülkerim.

Suriyelilere 'sığınmacı' statüsü. Türkiye’ye sığınan Suriyelilerden yaklaşık 60 bininin Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı bulunuyor. Ancak Suriyeliler Türkiye'de resmen mülteci statüsüne de sahip değiller.

Zira Türkiye, 1951 tarihli Cenevre Sözleşmesi'ni "coğrafi sınırlama" şartıyla kabul etmişti. Bu kısıtlama nedeniyle, sadece Avrupa Konseyi üyesi ülkelerden gelen göçmenlere mülteci statüsü verilmesi mümkün.

Yani Suriyeliler Avrupa dışından geldikleri için mülteci olarak görülemiyor, "geçici koruma" başlığı altında "sığınmacı" statüsüne sahip olabiliyorlar. Sığınmacı statüsü de, mültecilerin sahip olacakları doğal hakları içermiyor.

Buna karşın geçici koruma statüsü altındaki Suriyelilerin sağlık, eğitim, sosyal yardım gibi temel hizmetlere yasal yollarla erişebilmesine imkân tanınıyor.

Ancak Suriyelilere tanınan bu haklar kimi zaman yerel halk tarafından ayrıcalık olarak görülebiliyor. Kimi zaman da olduğundan fazlaymış gibi algılanabiliyorlar.

Örneğin, Mülteciler Derneği geçen ay yayımlanan "Suriyeli mültecilerle ilgili doğru bilinen yanlışlar" başlıklı yazıda, sosyal medyada çıkan kimi haberlerin aksine Suriyelilere hastanelerde öncelik tanındığı, elektrik, su, doğalgaz faturalarını ödemedikleri ya da Suriyeli öğrencilerin merkezi sınava girmeden üniversiteye alındıkları gibi bilgilerin doğru olmadığının altını çiziyor.

İçişleri Bakanlığı'na bağlı Göç İdaresi'nin Genel Müdürü Abdullah Ayaz da "Suriyelilerin suç oranlarının yüksek olduğu, devletten maaş aldıkları, TOKİ'den ücretsiz ev verildiği, Suriyeli öğrencilerin üniversiteye sınavsız alındığı bilgileri doğru değil" demişti.

Buna karşın, Yabancılara Yönelik Sosyal Uyum Yardım (SUY) programı kapsamında Suriyeli mültecilere belli koşulları sağladıkları takdirde Avrupa Birliği fonları üzerinden belli bir miktar ya da Kızılaykart ile ayda 120 liralık nakit yardımı yapılıyor.

Suriyeli üniversite öğrencilerine verilen 1200 liralık bursun yüzde 85'inin de Avrupa Birliği tarafından karşılandığı, yalnızca kalan yüzde 15'lik miktarın devletin bütçesinden geldiği belirtiliyor.

Ancak Aralık 2017'de yapılan "Suriye Barometresi: Suriyelilerle Uyum İçinde Yaşamanın Çerçevesi" adlı araştırmaya göre, her 10 Türkiye Cumhuriyeti vatandaşından neredeyse dokuzu, Suriyelilerin ana gelir kaynağının devlet yardımı olduğunu düşünüyor.

DEMİRÖREN MEDYA BAŞKANI MEHMET SOYSAL’IN HÜRRİYET’TEKİ İLK YAZISI SURİYE ÜZERİNE

FARKLILIKLARA TAHAMMÜL EDEBİLMEK

Farklılıklara tahammül etmeye olan inancımız var. Eğer her farklılığın yaralarını kaşımaya başlarsak bu ülke Irak ve Suriye’ye döner... Yalnız aramızdaki büyük bir farkın olduğunu unutuveriyoruz.

Ve bu ülkede yaşayan her farklılığın cebinde küçük hesap defterleri var... O küçük hesap defterleri bir yerlerde saklıdır...

Ve defterler açıldı mı hiç kimse öyle bir battaniyeye sarılarak bu ülkenin sınırlarını terk etmez... Bu yüzden biz her farklılığa tahammül etmeyi ve sevmeyi yol edindik...

MURAT ÜLKER NEWYORK TIMES GAZETESİNİ YALANLADI

Murat Ülker, New York Times'ta yer alan Ülker haberine ilişkin tekzip yayımladı. Haberde Yıldız Holding'in Londra'ya taşındığı söyleniyordu."Türkiye'den yurt dışına göç" konulu haberde Murat Ülker'in "hisselerini Türk mahkemelerinin ulaşamayacağı bir yere taşıdığı" söyleniyordu.

Yıldız Holding'in tekzip metni şöyle:"New York Times'ın 2 Ocak tarihli sayısında yer alan yazınızı üzüntüyle okuduk. Ülkemiz ve şirketimizle ilgili gerçeği yansıtmayan yalan iddiaları içeren haberi yazmadan önce bizden bilgi almalıydınız. Yıldız Holding tüm dünyada 4 milyarlık coğrafyada operasyonları olan, 80 fabrikasının 55'i ve 60 bin çalışanın 45 bini Türkiye'de olan yüzde 100 Türk aile şirketidir. Yıldız Holding, Ülker, tüm markaları ve şirketleriyle Türkiye'de faaliyet göstermektedir.

 Yıldız Holding merkezi Türkiye'de olan yüzde 100 Türk şirketidir ve sadece işine odaklı, global ticaretin gereklerini yerine getiren bir şirkettir. Kuruluşundan bu yana ülkesine, ülkesinin ekonomisine güvenen bir şirkettir ve bugün olduğu gibi, gelecekte de güvenmeye devam edecektir.

Dünyanın birçok ülkesinde operasyonu olan firmaların yaptığı gibi, Yıldız Holding çapında, 4 milyarlık coğrafyada faaliyet gösteren bir kurumun, Avrupa'da, Orta Asya'da, Ortadoğu'da, Uzakdoğu'da ve Amerika'da şirket ya da fabrika kurması ve satın alması kadar doğal bir şey olamaz. Tekraren belirtmek gerekir ki, tüm şirketlerimizin sahibi Türkiye'de yerleşik Yıldız Holding'dir.

Yıldız Holding'in yüzde 100 sahibi Ülker Ailesi'dir. Bu gerçeğe rağmen, yapılan ticari faaliyetlerin Türk mahkemelerinin yetki alanı dışına çıkma çabası olarak değerlendirilmesi en hafif tabiriyle art niyetli siyasi bir yorumdur ve hiçbir surette kabul edilemez.

Şirketimizin adını da kullanarak yalan/yanlış bilgiler vermektesiniz. Özellikle bir terör örgütüyle anarak ülkemizin ve şirketimizin itibarına saldırı içeren bu haberle ilgili her türlü adli ve cezai yaptırımlar içeren hukuki haklarımızı saklı tutuyoruz.’’

Cumhuriyet Gazetesi fabrika ayarlarına döndü.

Cumhuriyet Gazetesi, 1 Ocak’tan itibaren geleneksel eski yazı karakterlerini kullanmaya başladı. Cumhuriyet Gazetesi’ndeki dönüşüm gazetenin mizanpajına da yansıdı. Gazete,  geleneksel eski yazı karakterlerini kullanmaya başladı. 

Cumhuriyet Genel Yayın Yönetmeni Aykut Küçükkaya, açıklaması“Yılın ilk günü Cumhuriyet okurunun karşısına büyük bir sürprizle çıkacağız. Kolları birkaç ay önce sıvayan yazıişleri ekibimiz çalışmalarını bitirdi. 2019’un ilk günüyle birlikte bizi hiç yalnız bırakmayan okurumuzun, hepimizin özlediği sayfa mizanpajına “bir nevi fabrika ayarlarımıza” yeniliklerle geri dönüyoruz. Gazeteyi eline alan okur, her sayfasında Türkiye’nin ve dünyanın sayılı fikir gazetelerinden biri olan Cumhuriyet’in ağırlığını daha da fazla hissedecek.

Doğan Yayın Holding, 15 yıllık dergiyi kapattı

15 yıldır düzenli olarak yayınlanan Güncel Hukuk Dergisi, 175. sayısıyla okurlarına veda edeceğini duyurdu. Ocak 2004'ten beri yayınlanan derginin 175. sayıyla birlikte yayın hayatına veda edeceğini belirtildi

9 Haziran 2012 tarihinde  yayın hayatına başlayan ve Sözcü Grubu'nun çıkardığı AMK Spor (Açık Mert Korkusuz) gazetesi,  (4 Ocak 2019) itibariyle kapandı.AMK Spor; futbol, basketbol, voleybol gibi sporlara ilişkin haberlere yer vermekteydi.

FLASH TV HABER PROGRAMLARINI KALDIRDI

Flash TV kapandı,açıldı. Türksat'a yatırılması gereken  ücret ödenince kanal açıldı.Fakat,Flash TV yönetimi Gerçek Gündem ve Gece Hattı programlarını yayından kaldırdı.Yayın akışının büyük bölümünü eğlence programlarına ayıran Flash TV,’nin tartışma-haber proğramlarından  Gece Hattını Gökhan Taşkın, sabah kuşağında yayınlanan Gerçek Gündem’i  Yılmaz Tunca hazırlayıp sunuyordu.

İSTANBUL’DA 50 RADYO KAPANACAK

2019 yılında hizmete girecek Çamlıca Kulesi’ndeki frekans sayısının sınırlı olması nedeniyle İstanbul’da yayın yapan 130 radyodan 50’si kapanacak. RTÜK AÇIKLAMASI:‘’2019 yılının temmuz ayında devreye girecek olan Çamlıca Kulesi İstanbul’da yayın yapan radyolar için yeterli olmayacak. İhaleye girecek 130 radyodan sadece 80’i frekans bulabilecek. Böylece 50 radyo kapanacak ve frekans karışıklığı (kanalların birbirine karışması) ortadan kaldırılacak.Şu anda İstanbul’da bir radyo frekansı satın alabilmek için en az 20 milyon lira gerekiyor.”

Balkan ve Karadeniz Araştırmaları Dergisi yayına başladı

‘Balkan ve Karadeniz Araştırmaları Dergisi’nin ilk sayısı yayınlandı. Yılda iki defa yayınlanacak olan dergi Türkçe ve İngilizce akademik yayın başvurularını kabul ediyor.

Balkan ve Karadeniz konularını çalışan akademisyenlere temel bir bilimsel araştırma alanı yaratmayı amaçlayan ‘Balkan ve Karadeniz Araştırmaları Dergisi’nin ilk sayısı yayınlandı. Yılda iki defa yayınlanacak olan dergi Türkçe ve İngilizce akademik yayın başvurularını kabul ediyor.

Yıldız Teknik Üniversitesi’nden Prof. Dr. Mehmet Hacısalihoğlu’nun üstlendiği Balkan ve Karadeniz Araştırmaları Dergisi’nin ilk sayısı yayınlandı. Bölgesel öneme sahip meseleler üzerine kültürlerarası ve disiplinler arası bir yaklaşım geliştirmek amacıyla yayın hayatına başlayan dergi, tarih, ekonomi, siyaset, uluslararası ilişkiler, kültür, sanat, coğrafya, edebiyat, teoloji, etnografya ve çevre bilimleri üzerine odaklanıyor. Dergi, Balkan ve Karadeniz konularını çalışan akademisyenlere temel bir bilimsel araştırma alanı yaratmayı amaçlıyor.

Balkanlar ve Karadeniz bölgeleri üzerine yoğunlaşan derginin yardımcı editörlüğünü Sakarya Üniversitesi’nden Dr. Hakan Demir, Dr. Deniz Ertuğ, İstanbul Gelişim Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Dr. Öğretim Üyesi Fatih Fuat Tuncer, Boğaziçi Üniversitesi doktora öğrencisi Jahja Muhasilovic, ODTÜ doktora öğrencisi Keisuke Wakizaka ve 29 Mayıs Üniversitesi doktora öğrencisi Cengiz Yolcu yapıyor.

Yılda iki defa yayınlanacak olan dergi Türkçe ve İngilizce akademik yayın başvurularını kabul ediyor. Derginin ilk sayısında Tihomir Cipek, Mehmet Hacısalihoğlu, TsvetelinaTsvetkova, Boban Batricevic, Admir Mulaosmanovic, Anđelko Vlašić, Cengiz Yolcu ve Elif Selin Çalık’ın araştırmaları yer alıyor. 

SİVİL TOPLUM

Acı bilanço: 2018’de 440 kadın öldürüldü

Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’nun hazırladığı rapora göre, 2018 yılında 440 kadın öldürülürken, 317 kadın ve bin 217 çocuk da cinsel istismara uğradı.

Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu, açık kaynaklardan derlediği kadın cinayetleri istatistiklerini paylaştı. Geçtiğimiz yıllara göre 2018 yılında kadın cinayetlerinin arttığı belirtilen raporda, 2018’de 440 kadının öldürülürdüğü, 317 kadın ve bin 217 çocuğun da cinsel istismara uğradığı belirtildi.

Cinsel şiddete uğrayan 317 kadından en az 142'sinin kamuya açık alanlarda ve özellikle tanımadığı erkekler tarafından cinsel şiddete maruz kaldığı belirtilen raporda, “Kadınlara yönelik saldırılarda cinsel şiddet de azalmıyor. Kadınlar bu şiddet karşısında kendi yöntemleriyle korunmaya çalışıyor. Cinsel şiddet en çok kamuya açık alanlarda, sokakta ve toplu taşıma araçlarında gerçekleşiyor.” ifadeleri yer aldı.

Çocukların; kaldıkları yurtlarda, okullarda ve evlerinde istismar edildiğine dikkat çekilen raporda; bin 217 çocuğun cinsel istismara maruz kaldığı, 26 çocuğun da öldürüldüğü belirtildi.

ŞÜPHELİ ÖLÜMLERDE ARTIŞ. Ayrıca 2018 yılında kadınların şüpheli ölümlerinin de arttığının vurgulandığı raporda, “Baraj, göl kenarı, yol kenarı gibi yerlerde ölü bulunan kadınların haberleri yaygınlaştı. Bu sene öldürülen 440 kadının 131'i şüpheli olarak kayıtlara geçti ve failleri bulunamadı.” denildi.

İlkokullarda not sistemi kalkıyor

2023 Eğitim Vizyonu kapsamında, ilkokullarda, not yerine beceri temelli etkinlikler geçerli olacak.

2023 Eğitim Vizyonu'nun detayları, zaman geçtikçe ortaya çıkmaya başlıyor. Milli Eğitim Bakanlığı (MEB), eğitimi daha kaliteli hale getirmek için çalışmalarını yoğunlaştırdı.

İLKOKULLARDA NOT KALKIYOR. Eğitim Vizyonu'nun içeriğinde dikkat çeken nokta ise ilkokullarda not sisteminin kaldırılacak olması. Not yerine, öğrencilerin davranışları ve bireysel yetenekleri gözönünde bulundurulacak. EK TİP UYGULAMASINA SON. Kokulun; Türkçe, matematik ve kültür-sanat-spor ekseninde şekillenmesi için çalışmalar yürütülecek.

Öğretim programlarının, ülke sathında tek tip olarak uygulanmasından vazgeçilecek. Nitelikli içeriklerin hazırlanması ve hazırlanmış olanlardan en kaliteli olanlarının seçilerek öğrencilere ulaştırılması, MEB’in, stratejik öncelik alanları arasında yer alacak.

ÜSTÜN ZEKÂLILARA YENİ MEVZUAT. Yapılan çalışmalar arasında yer alan bir diğer başlık ise, özel yetenekli bireylerin eğitimine dair mevzuatın hayata geçirilecek olması.'Özel Yeteneklilerin Eğitimi Bilim ve Değerlendirme Kurulu’ oluşturulacak. Özel yeteneklilerin eğitimi için lisansüstü düzeyde öğretmen eğitimi planlanacak. 5 yaş veilkokul düzeyinde, farklı ve farklılaştırılmış program modellerine fırsat tanınacak.

AYM, TBMM İÇTÜZÜK İPTALLERİ

ANAYASA Mahkemesi (AYM), CHP’nin BMM içtüzüğünün çeşitli maddelerinin yürürlüklerinin durdurulması ve iptaline yönelik başvurusu hakkındaki kararı Resmi Gazete’de yayımlandı.

AYM, CHP'nin 9 madde üzerindeki başvurusundan 2'sini Anayasa'ya aykırı olduğu gerekçesiyle kabul etti ve içtüzüğün iki hükmünü iptal etti. Karara göre, TBMM İçtüzüğünün, 'Komisyonlarda inceleme süresi' başlıklı 37’nci maddesindeki, 'Ayrı bir siyasi parti grubundan bir milletvekili tarafından yerine getirilmek kaydıyla' hükmü oybirliğiyle iptal edildi. Buna göre kanun tekliflerinin esas komisyonlara havale edilmesinin ardından geçen 45 günün sonunda teklif sahipleri, teklifin Genel Kurul gündemine alınmasını isteyebilecek, bu istemler her hafta Salı günü bir tane olmak üzere işleme alınacak.

YOKLAMA SINIRI İPTAL EDİLDİ. Anayasa Mahkemesi'nin iptal karar verdiği 2'nci hüküm ise İçtüzükteki yoklama usulünün, AK Parti ve MHP tarafından getirilen teklif ile değiştirilen kısmı oldu. Anayasa'ya aykırı olduğu gerekçesiyle iptal edilen hükme göre, TBMM Genel Kurulu birleşiminde tezkerelerin oylanması ile kanunların oylanması esnasında, işaret ile oylamaya geçilirken en az 20 milletvekilinin ayağa kalkması veya önerge vermesi, yoklama istemeye yetecek.

MEDYA ÜSTÜNE GİDİNCE AYNES YENİDEN TMSF’DE

'FETÖ' soruşturması kapsamında gıda şirketi Aynes'e kayyım atanmıştı. Bazı tuhaf işler oldu.Medya da üzerine gitti.

25 milyon liralık cirosu ile Türkiye’nin en büyük 500 sanayi kuruluşu listesinde 164’üncü sırada yer alan gıda şirketi Aynes, yeniden TMSF'ye geçti. Denizli’nin Acıpayam ilçesindeki ünlü gıda şirketi Aynes'e kentte yürütülen 'FETÖ' soruşturmaları kapsamında, TMSF kayyım olarak atanmıştı. 'Dışarıdan' kayyım atamasına yapılan itiraz sonucu mahkeme şirkete yeniden kayyım atanıp yönetimin devrini istedi.

Mahkeme, 19 Aralık’ta üç kişilik kayyum atadı ancak TMSF’ye devir yapmadı. Başavcılık 31 Aralık’ta bu karara da itiraz etti. İtiraz kabul edildi ve mahkemenin Aynes üzerindeki kayyumluğu kaldırıldı. Kararla birlikte Aynes ve bağlı şirketlerin bütün yönetimi TMSF’ye geçti.

ÇİN AY’DA DOLAŞIYOR

Çin'e ait 'Chang'e 4' adlı uzay aracı, Ay'ın güney kutbundaki 'karanlık yüz' olarak bilinen bölgesine iniş yaparak bir ilk gerçekleştirdi.

Ay'ın yüzeyindeki en eski ve en derin krater olan Aitken havzası ile ilgili daha fazla bilgi elde edilmesi bekleniyor. Görev, uzay araştırmaları alanında ABD ve Rusya'yı yakalamaya çalışan Çin için önemli bir adım olurken, Ay'ın oluşumuna dair yeni veriler elde edilebilmesi umuluyor.