Adres :
Aşağı Öveçler Çetin Emeç Bul. 1330. Cad. No:12, 06460 Çankaya - Ankara Telefon : +90 312 473 80 41 Faks : +90 312 473 80 46 E-Posta : sde@sde.org.tr

Haftanın Medya ve Sivil Toplum Değerlendirmesi (14 Ocak-20 Ocak 2019)

Bu değerlendirme son bir hafta içinde yerli ve yabancı basında dikkat çeken haberlerin değerlendirmesini kapsamaktadır.
SDE Editör
21 Ocak 2019 09:51

BARNABAS İNCİLİ NEREDE?

Hayrettin Karaman'dan 'Barnabas İncili' sorusu:

Genelkurmay Karargâhı’ndaydı, şimdi nerede?

Hayrettin Karaman, Hz. İsa'nın öğrencisi Barnabas tarafından yazıldığı iddia edilen Barnabas İncili hakkında dikkat çeken bir yazı kaleme aldı. Karaman, 'Dinler tarihi ve İslâm’ın sahihliği konularında çok önemli olan bu İncil şimdi nerededir, orijinali tercümesiyle beraber niçin yayınlanmaz?' diye sordu.

İNCİL ŞİMDİ NEREDEDİR?

İncil'in nüshalarının 2009 yılı şubatına kadar Genelkurmay Karargâhında muhafaza edildiğini, sonrasının ise bilinmediğini ifade eden Karaman, 'Dinler tarihi ve İslâm’ın sahihliği konularında çok önemli olan bu İncil şimdi nerededir, orijinali tercümesiyle beraber niçin yayınlanmaz? Bu konuyu da yine devletin ilgili birimleri açıklamalıdırlar.' ifadelerini kullandı.

Karaman'ın yazısındaki o bölüm;Barnabas İncili:1983 kışında, Şırnak’ın Uludere kazasına bağlı “Kela Memo” mevkiinde köylüler bir mağara, âdeta bir yeraltı şehri bulurlar. Açtıkları bir lahitin içinde bir mumya, yanında ise büyük boy bir kitapla karşılaşırlar. Ayrıca o odada daha küçük boyda bir kitap daha bulurlar. Uzmanı tarafından okunan bir sayfada şu ifade yer almaktadır:
“Ben Kıbrıslı Barnabious. Bu, benim, gökler/semavi yılla 48. yılda yazdığım 4. İncil nüshasıdır. Bu, Vahyi Sâdık olan Allah’ın kulu Meryem oğlu İsa’ya vahyidir.”

Barnabas, İbrani (Levili sülalesinden) ve Kıbrıslı olup, Hz. İsa (a.s.) zamanında ona iman edenlerdendir. Barnabas İncili’nin giriş kısmında Pavlos eleştirilir. Birçok kimsenin, Hz. İsa’nın ‘Allah’ın oğlu’ olduğu zannına kapılarak yanıldığını, aldatıldığını ifade eder. Pavlos’un da bu konuda aldananlardan olduğu belirtilir.

Barnabas İncili nüshası da, Hz. İsa’nın sözleri ve yaşam öyküsünü içeren bir mecmuadır. Ancak, Canonical İncillerden farklı olarak, Hz. İsa’nın Rabb/Rabbın oğlu olma inancını açık biçimde reddeder. Ayrıca, Hz. İsa’nın (a.s.) 30 yaşında iken, Zeytindağı’nda, Hz. Cebrail’den İncil’i aldığı kaydedilmektedir. Yine, Hz. İsa’nın (a.s.) “kendisinden sonra Ahmed’in geleceğini” söylediği ifadesi de yer almaktadır.

1984 Eylülünde İstanbul’a getirilmesi için bir meblağ karşılığı köylülerle anlaşılır. Burada, bu İncil nüshasının İstanbul’da Hamza Hocagil tarafından tercüme edilip, orijinalinin tıpkıbasımı ile birlikte yayınlanması ve nüshanın da Topkapı Sarayı Mukaddes Emanetler Bölümüne koyulması hedeflenmişti. Ne var ki, Ekim 1984’te bir ihbar sonucu Sıkıyönetim idaresince ele geçirilmesi bu projeyi akim bırakır. Birkaç yıl Diyarbakır Sıkıyönetim Mahkemesinin kasalarında muhafaza edilen Barnabas İncili nüshası bilâhare Ankara’ya gönderilir. Burada, Etimesgut Dil-İstihbarat Okulu’nda iken 13 varaklık bir fotokopisi de alınır. Daha sonra ise Genelkurmay Karargâhına nakledilir.

Müfid Bey’in ilgili yazısından kısaltarak aktardığım bu bilgi şöyle sona eriyor: Bu İncil nüshaları 2009 yılı şubatına kadar Genelkurmay Karargâhında muhafaza edilmekteydi. Sonrasını ise bilmiyoruz.

Dinler tarihi ve İslâm’ın sahihliği konularında çok önemli olan bu İncil şimdi nerededir, orijinali tercümesiyle beraber niçin yayınlanmaz?

Bu konuyu da yine devletin ilgili birimleri açıklamalıdırlar.

Farklı ülkelerin gazeteleri BREXİT’İ  ilk sayfalarına taşıdı

The Economist | "Brexit: Bütün karışıklıkların anası"

Brexit sürecinin açmaza girmesi ve hazırlanan Brexit anlaşmasının reddedilmesinin ardından The Economist, bu haftaki sayısında  Brexit'i "Bütün karışıklıkların anası" olarak tanımladı. The Economist krizi çözmek için hükümetin biraz zamana ve yeni bir referanduma ihtiyacı olduğunu belirtti.

The Guardian

Corbyn yeni bir referandum istemesi durumunda isyan tehditiyle karşı karşıya gelecek. Bir grup İşçi Partisi parlamenteri, parti lideri Jeremy Corbyn'in yeni bir Brexit referandumunu desteklemesi durumunda istifa edecek. The Guardian'a konuşan bir parlamenter, "Brexit'i engellemek yanlış olur, geleneksel seçmenlerile aramızdaki bağa zarar verir" dedi.

BAŞKAN ERDOĞAN’LA 2.5 SAAT KONUŞAN ABD’Lİ SENATÖR CNN-TÜRK’E KONUŞTU

ABD'nin önde gelen senatörlerinden Cumhuriyetçi Senatör Lindsey Graham CNN TÜRK'e özel bir röportaj verdi.

SORU:Türkiye'nin güvenli bölgeden anladığı ile ABD'nin anladığı arasında farklar var. Güvenli bölgenin YPG için özerk bölgeye yol açacağı iddiaları var Türkiye'de. ABD'nin güvenli bölge teklifi özerk bölgeye yol açar mı? Eğer öyleyse ABD bunu destekler mi? Hayır açmazsa Türkiye'nin güvenlik endişelerini nasıl gidereceksiniz

Lindsey Graham: 2016'da endişesini duyduğum şey gerçek oluyor önce onu söyleyeyim. DEAŞ'a karşı YPG'yi silahlandırmak Türkiye için daha büyük bir problem. Bu yüzden, çekilme iç amaçla olmalı. Türkiye'yi korumak, İran'ın bizim ayrılışımızdan sonra en büyük kazanan olmaması. DEAŞ'ın bir daha geri gelmemesi. Bu yüzden Münbiç diyorum. Türkiye'ye Münbiç’teki tüm YPG elementlerin çıkacağına söz verdik. Türkiye'nin ortak devriye yapacağına ve Türkiye ve Münbiç için kabul edilebilir kişilerin yerel yönetimde yer alacağına söz verdik. Benim amacım yarattığımız problemi düzeltmek, Türkiye'den Suriye'den bir terörist eylemin gelmeyeceğinden tamamıyla emin olmasını sağlamak, Biz çekildikten sonra kapsayıcı bir yönetim bir grubun domine ettiği bir yönetim değil.

SORU:Münbiç'ten bahsettiniz. Münbiç'te bir terör saldırısı oldu. DEAŞ üstlendi. Ama bu saldırı tam da Türkiye'nin çekildiğini açıklamasından sonra geldi. Bazı boşluklar var gibi geliyor. Siz bu saldırının ardında bir görünmez el var diye düşünüyor musunuz? Yoksa eğer bu gerçekten DEAŞ'sa, şeytanın avukatı olmak istemem ama anlamaya çalışıyorum. Neden Amerika çekiliyorum dedikten hemen sonra DEAŞ böyle bir saldırı yapıyor? Ne kazancı olacak bundan?

Lindsey Graham: Bu Irak’ta da yaptıkları şeydi. Biz çekiliyoruz deyince, DEAŞ tekrar yükseldi. Bu benim için bir sürpriz değil. DEAŞ'ın kalıntıları işte hala burada, bu saldırıyı üstlendiler. Bu Irak’ta yaptıkları bir şeydi. Şaşkın değilim. Ama kalbim kırık. Münbiç'teki insanlar bunun acısını çekti. Daha iyi bir hayat istiyorlar, tekrar DEAŞ kontrolüne girmek istemiyorlar. Girmeyecekler de. Ama bence DEAŞ'a karşı çok hızlı ve çok erken zafer ilan ettik. Bölgesel hilafetleri kısmen yara aldı ama binlerce DEAŞ savaşçısıyla da baş edilmesi gerekiyor. 780 civarı yabancı savaşçı var, geneli Avrupa’dan geliyor bunlarla ne yapılacağı da bir şekilde düşünülmeli. Birileri bunu düşünmeli. Bu hedefin tam olarak gerçekleştirilmediğinin bir örneği. Biz, Münbiç yol haritası test edilene ve başarılana kadar ayrılmamalıyız. DEAŞ tam anlamıyla yok edilene kadar ayrılmamalıyız. Çekildiğimizde de şundan emin olmalıyız Türkiye Suriye'deki terörist elementler tarafından tehdit edilmeyecek.

SORU: Erdoğan ile görüştünüz. Size bir video izletildi o videoyu izlediğiniz de ne hissettiniz? İlk reaksiyonunuz neydi? Türk yetkililerin ajandasında sizin YPG'nin terör örgütü olduğuna ikna etmek vardı. Siz YPG PKK bağlantısı için ne düşünüyorsunuz?

Lindsey Graham: YPG ve PKK arasında bir bağlantı var bundan eminim. Bunu 2016'da da söyledim. Onların dediklerini yutmuyorum. Websitelerine bir bakın. ABD ile DEAŞ ‘a karşı savaşan insanların atılmasını da istemiyorum ama benim 2016'dan beri gördüğüm şey şu, Suriye'deki stratejimiz Türkiye'nin zararına bir strateji. Türk hükümetinin gözünde ve halkının gözünde PKK bir terörist yapılanma. Amerikan hükümetinin gözünde PKK terör organizasyonu. 1980’lerde Türkiye’deydim PKK'nın ne olduğunu gayet iyi biliyorum. YPG'de Türkiye'nin gözünde PKK’nın uzantısı. Suriye'de yarattığımız problemi çözmeden Ayrılmamamız gerektiğini düşünüyorum. Eğer ayrılırsak bu problemi çözmeden bu Türkiye için bir kabus olacak.

SORU:Mr. Bolton iki kırmızı dosyayla gitti. Siz bir dosya aldınız mı? Ve gittiğiniz de Trump'ı bilgilendirecek misiniz?

Lindsey Graham: Bana bir belge verilmedi. Ama YPG ve PKK arasındaki bağlantılara ilişkin çok ciddi bir bilgilendirme yapıldı. Trump'a şunu söyleyeceğim... Dinle, evet anlıyorum bir dengeleme istiyoruz. İnsanlar daha çok ödeme yapmalı, biz Suriye'nin yeniden inşası için ödeme yapmalıyız. Bölgedeki insanlar da ödeme yapmalı ve daha çok askeri yardıma ihtiyacımız var ama şunu da söyleyeceğim eğer biz çekilirse birisi gelecek ve Kuzey Suriye'yi alacak. Ona, İranlılara, tüm bölgeyi veriyorsun. Obama Türkiye için bir kabus yarattı sen bu kabusu sona erdirmelisin. Ve bunu ileride insanların Amerika ile çalışmak isteyeceği şekilde yapmalısın. Bu başarılabilir ama geri çekilmenin yavaşlaması lazım. DEAŞ sonrası varlığımızı düşünmemiz lazım. Eğer bunu etraflıca düşünmezsek, 2016'daki hataları tekrar yapacağız. Ve bu bölge için daha kötü olacak.

RUS SPUTNİK: ORTADOĞU’NUN ESAD’LA BARIŞMASI

Suriye Devlet Başkanı Esad’ın uluslararası diplomasideki eski yerini geri kazanması birkaç yıl önce söz konusu bile olamaz gibi görünüyordu, ancak durum tamamen değişti. Esad'ın uzlaşmaz karşıtları sayılan Körfez ülkeleri, diplomatik temsilciliklerini açmaya karar vermekle kalmadılar, Suriye’yi Arap Birliği’ne geri almaya da kararlı görünüyorlar.

Londra merkezli Middle East Eye sitesinin kendi kaynaklarına dayandırdığı habere göre, Suudi Arabistan, BAE, Mısır ve İsrail'in askeri istihbaratlarının temsilcileri, bir dizi gizli görüşme gerçekleştirdiler ve bu görüşmelerde Esad'ın diplomatik 'rehabilitasyonu' da karara bağlandı. Gazetecilerin edindiği bilgiye göre, Suriye ve Arap dünyası temsilcileri arasında ilişkilerin yeniden tesis edilmesine yönelik de anlaşmaya varıldı. Bu çerçevede Şam'daki elçilikler tekrar açılacak ve Suriye, Arap Birliği'ne dönecek.

Şam, 2011'de çatışmalar başladığından beri diplomatik bir tecrit içinde bulunuyordu. Kimi ülkeler sadece güvenlik kaygılarıyla temsilciliklerini kapatırken kimileri de böylelikle Beşar Esad'ın iktidarda kalmasını kabul etmeyeceklerini gösteriyorlardı.

Örneğin dönemin Kanada dışişleri bakanı John Baird, Şam'daki diplomatik misyonlarını kapatırken şöyle diyordu: "Bu rejim, meşruiyetini kaybetmiştir; Esad için biricik makul yol, derhal çekilmektir."Sekiz yıl geçtikten sonra Esad hâlâ iktidarda ve Suriye hükümeti de müttefiklerinin desteğiyle ülkenin büyük bölümünde kontrolü tesis etmeyi başardı.

TÜRKİYE VE İRAN'A KARŞI

Ortaya çıkan tabloda Ortadoğu devletlerinin başlıca hedefi, İran'ın etkisini zayıflatmak ve Türkiye'nin, Suriye'nin kuzeydoğusunda askeri olarak yayılmasını engellemek. Middle East Eye'a göre, 'Ankara'nın artan ihtirasları bölgede giderek daha büyük huzursuzluğa neden oluyor.' Sitede belirtildiğine göre, görüşmelerden birinde İsrail'i temsil eden MOSSAD başkanı Yossi Koen, 'günümüzde İran'ın etkisinin epeyce kırılgan olduğunu, gerçek tehdidin Türkiye'den geldiğini' ifade etmiş.Görüşmede üzerinde çalışılan dört maddelik önlem paketi esas itibariyle Ankara'ya karşı koymaya yönelikmiş. İstihbarat temsilcileri, Türkiye'nin Irak'taki etkisini de en aza indirmek konusunda anlaşmışlar. HAMED

Bunların yanı sıra, Suriye'nin kuzeydoğusundaki Kürt güçlerinin desteklenmesi de karar altına alınmış. Bu güçlerin kaderi şu anda, ABD Başkanı Donald Trump'ın, Suriye'deki birliklerini çekme kararından ötürü epeyce belirsiz durumda. Suudi Arabistan, İsrail, Mısır ve BAE, böyle bir durumda Kürt bölgelerindeki kontrolün Türkiye'ye geçebileceğinden endişe duyuyorlar.

Görüşmenin katılımcıları, bölgedeki diğer rakipleri olan İran'ı engellemek için, Tahran'ın Esad'a etkide bulunma imkânlarını elinden almaya niyetliler. Bunun yollarından biri de, Suriye'nin Arap Birliği'ne geri dönüşü.

'SEN BENİM KARDEŞİM DEĞİLSİN'

Suriye'nin Arap Birliği ile ilişkileri, 2012'de, yani çatışmaların başlamasının üzerinden altı ay geçtikten sonra tamamen bozulmuştu. Arap Birliği üyeleri, neredeyse oybirliğiyle, çatışmanın şiddet yoluyla çözülmesi girişimlerine karşı çıkmışlardı.

Suriye'nin Arap Birliği'ne tekrar alınması süreci şu anda başlamış durumda: 9 Ocak'ta Kahire'de düzenlenen özel bir oturumda, bu mesele ele alındı. Bundan sonraki adımlar ise muhtemelen ocak sonundaki zirvede görüşülecek.

Suriye'nin Ortadoğu ülkeleriyle ilişkilerinin düzelmesinin işaretleri geçtiğimiz yıl ortaya çıkmıştı: Ürdün sınırı açılmış, Sudan Devlet Başkanı Ömer el-Beşir de aralık ayında sekiz yıl aradan sonra ilk Arap Birliği üyesi yabancı bir ülke lideri olarak Şam'ı ziyaret etmişti.

BAE hükümeti de kasım ayında diplomatlarını Suriye başkentine göndermiş, Birleşik Arap Emirlikleri Dışişleri Bakanlığı tarafından şu açıklama yapılmıştı: "Bu adım, BAE'nin iki kardeş ülke arasındaki ilişkileri yeniden tesis etme hedefinin altını çizmektedir."

Bundan kısa bir süre sonra Bahreyn hükümeti de Suriye'deki diplomatik misyonunu yeniden açmıştı. Bu sürecin ilk adımı ise, geçtiğimiz yıl eylül ayında New York'taki BM toplantısında iki ülke dışişleri bakanlarının görüşmesiyle atılmıştı.

Bahreyn Dışişleri Bakanı, aralık ayın sonunda, Suriye'deki 'elçiliklerinin faaliyete devam ettiğini' bildirmişti. Bahreyn, 2011'den beri Şam'da büyükelçi bulundurmuyordu. Bahreyn emirliği açıklamasında, Suriye'deki diplomatik misyonlarının tekrar faaliyete geçmesinin 'Suriye'nin bağımsızlık, egemenlik ve toprak bütünlüğü hedeflerine yönelik Arap ülkelerinin rolünün güçlendirilmesi ve aktive edilmesi, ayrıca Suriye'nin gelişmesine ve iç meselelerine dönük bölgesel müdahalelerin yaratacağı tehlikeyi bertaraf etmek' için zorunlu olduğunu belirtmişti.

Bunları büyük Batı ülkelerinin takip edip etmeyeceği henüz belirsiz. Şam'da sadece Çekya'nın elçiliği bulunuyor. Bu da esas olarak, 2012'de Suriye'deki misyonunu kapatan ABD'nin menfaatlerini temsil ediyor.

Öte yandan, Fransa ve ABD dışişleri tarafından son zamanlarda yapılan açıklamalara bakılırsa, Batı'nın Beşar Esad ve onun hükümetine yönelik tavırları değişiyor. Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Yves Le Drian, Suriye liderinin bu ülkedeki 'seçim sürecine katılma imkânını dışlamadığını' bildirdi. Le Drian, "Eğer Beşar Esad adaysa, adaydır. Geleceklerinin nasıl olacağına Suriyeliler karar vermelidir" dedi. ABD Dışişleri Bakanı Pompeo ise, aşağı yukarı aynı şeyi söyledi ve 'bugünkü Suriye liderinin ülkenin siyasi geleceğinde yeri olacağını' belirtti.

MOSKOVA NE DİYOR?

Rusya Bilimler Akademisi'ne bağlı Dünya Ekonomisi ve Uluslararası İlişkiler Ulusal Araştırma Enstitüsü uzmanlarından, Rusya Dışişleri Bakanlığı Diplomasi Akademisi'nde Doçent olan Vladimir Avatkov, Batı ülkelerinin Suriye'deki mevcut durumda söz sahibi olabilmek için uzlaşma aradığından emin. Avatkov şöyle diyor: "Esad, Suriye'nin meşru yöneticisi; teslim olmadı, terörist gruplarla mücadeleyi sürdürdü, siyasi ortamı biçimlendirdi; dolayısıyla şüphesiz ki siyasi süreçte yeri olmalıdır."

Ancak Avatkov'a göre, Ortadoğu ülkelerinin Suriye ile ilişkileri söz konusu olduğunda durum biraz farklı görünüyor. "İran ve Türkiye'nin eşit söz hakları var. Bu iki oyuncunun çabaları büyük ölçüde Moskova'nın pozisyonuna bağlı. Ankara'nın şu anda, ABD'nin Suriye'de yaptıklarından çoğunu üstlenmek için aktif girişimde bulunduğunu da hesaba katmak gerek. Bu, oldukça tehlikeli ve yapıcı olabileceği gibi yıkıcı da olabilir."

Suriye'nin Arap Birliği'ne katılımı ise, doğrudan doğruya, bu örgütün lideri durumunda olan Suudi Arabistan'ın tutumuna bağlı. Avatkov'un görüşüne göre burada en önemli rolü iki unsur oynuyor: Suudi yönetiminin pozisyonu ve devam etmekte olan süreçten menfaat temin etmeye çalışan Amerikan tarafının baskısı.

Avatkov şöyle devam ediyor: "Amerikalıların, güçlerini Suriye'den çıkmaları ve kenara çekilme girişimlerinden, ya bütünüyle farklı yönde bir eylem planına hazırlandıklarını, ya da burada asli bir katılımcı rolü üstlenemeyeceklerini kavradıklarını ve bu yüzden pek sevdikleri gibi başkasının elinden, yani mevcut durumda müttefikleri üzerinden oynamaya çalıştıklarını düşünmek gerek."

Avatkov, ortaya çıkan durumun 'Rusya ordusu ve Rusya diplomasisinin başarısı' olarak değerlendirilebileceğini de ekliyor. Zira Moskova için, Suriye hükümetinin zora dayanan yoldan değiştirilmesinin kabul edilemeyeceğini, sadece meşru bir iktidar değişimi olabileceğini bütün dünyaya göstermek, önemli. Ayrıca Rusya, Orta ve Yakın Doğu örneği üzerinden kendisini 'barışı tesis eden bir güç' olarak gösterme imkânına da sahip olacak.

İNGİLİZ TIMES:Menbic saldırısı…

İngiliz Times gazetesi, Menbic'te düzenlenen ve aralarında 4 ABD askerinin de bulunduğu 18 kişinin öldüğü intihar saldırısını ele aldığı analizde "Saldırı ABD'nin neden çekildiğini gösteriyor" yorumunu yaptı.

Gazetenin analizin de, "Başkan Trump'ın deliliğinde bir prensip olup olmadığı tartışma konusu ve bu intihar saldırısı bunu hatırlatıyor. Trump, ABD askerlerinin başkalarının savaşlarında öldürülmelerini istemiyor" ifadeleri yer aldı.

ABD'nin 2003'de Irak'ı işgal etmesinin ardından, kendini iki cephede, hem El Kaide'ye hem de İran destekli Şii militanlarla savaşırken bulduğunu söyleyen Spencer, bu iki ideolojinin Amerika'nın Orta Doğu'da demokratik bir müttefik yaratma ideolojisini bombalarla yok ettiğini ve bombaların sonunda ABD'yi Irak'tan çıkmak zorunda bıraktığını söylüyor.

Spencer, "Aynı ıstırap kokteyli kolayca ABD'yi Suriye'de de bekliyor olabilir" diyor ve şöyle devam ediyor;

"IŞİD'in gücü belki de 2 bin militana kadar indi ama bir gerilla savaşına binlercesinin daha katılabileceğinden kimsenin şüphesi yok. Dünkü saldırının yaşandığı Menbic'in karışık bir Arap ve Kürt nüfusu var. Sadakatleri de farklı yerlere. Bir yanda YPG ve rakip Kürt grupları, Arap tarafında da Kürtler ele geçirmeden önce birbiri ardına kentte denetimi alan Özgür Suriye Ordusu ve IŞİD. Suriye'nin bu denize kıyısı olmayan üçgeni ABD'nin gelecekte bölgedeki arzuları ve nüfuzu üzerinde bir sınav."

Richard Spencer, "Türkiye, Trump'ın asker çekmesini bir açık çek olarak görüyor" yorumunu yapıyor ve ekliyor:

"Rusya, Ankara'nın istediğini yapmasına müsaade etmeye isteksiz gibi görünüyor."

"Moskova'nın Esad rejimiyle özerklik karşılığında Kürtlerin korunmasına yönelik bir anlaşma yapması durumunda Trump zafer ilan edebilir" diyen Spencer yazıya şu satırlarla son veriyor:

"Bu, bir kez ABD'nin başka ülkelere 'ağır işleri' yaptırdığı bir örnek vaka olarak görülebilir. Ancak Washington'da birçok kişi, Rusya ve İran'ın Suriye'nin kaderine Esad lehine karar vermesinden rahatsız olacaktır. ABD'nin 2011'de Irak'ı terk etmesinin ardından ülkede isyan büyüdü ve 3 yıl sonra Amerikalılar geri döndüler. ABD'nin Orta Doğu'daki müdahalelerinin şablonu bu. Trump'ın yöntemi bunun tekrarlanmayacağını gerçekten garanti edebilir mi?"

İNGİLİZ BBC VE REUTRES’İN  ABD BAŞKANI TRUMP ANALİZİ

Beyaz Saray'da Donald Trump'la 2 yıl: Vaatlerinin ne kadarını yerine getirdi?

ABD Başkanı Donald Trump, 2016'daki seçim zaferi sonrası tam 2 yıl önce yemin ederek göreve başladı.Ülkesinin 45. Başkanı olan Trump, seçim kampanyasında çok sayıda vaatte bulunmuştu.

Peki bunların ne kadarını yerine getirdi?

Seçim öncesi: Trump ilk başta bütün Müslümanların ABD'ye girişini "yetkililer ne olup bittiğini anlayana kadar" "tamamen" yasaklamayı vaadetti.

Seçim sonrası: "Müslüman yasağı" diye bilinen uygulama Trump'ın ilk tökezlemelerinden biri oldu. Seçim kampanyasını sürdürürken "tamamen yasaklama" sözünü "çok sıkı kontrolden geçirmeye" çevirdi.

Başkan seçildiğinde bu amaçla çıkardığı iki yasak mahkemeler tarafından durdurulsa da üçüncü denemede yasağı geçirmeyi başardı.

ABD'de Yüksek Mahkeme, Başkan Trump'ın ağırlıkla Müslüman nüfuslu 5 ülkeye (İran, Libya, Somali, Suriye ve Yemen) uyguladığı yasağın, itirazlar sonuçlanana kadar uygulanmasına karar verdi.

ABD Yüksek Mahkemesi Trump'ın seyahat yasağını onayladı

Vaat: Sınıra masrafı Meksika tarafından karşılanacak bir duvar dikmek.Hüküm: İlerleme kaydedemedi

Seçim öncesi: ABD-Meksika sınırına boydan boya duvar örmek Trump'ın seçim vaatleri içinde en çok tartışmaya yol açanlardan biriydi.

Trump duvarın masrafının da Meksika tarafından karşılanmasında ısrar ediyordu.Kongre'de önerilen duvar ile ilgili anlaşmazlık 2018'in sonunda ABD hükümetinin faaliyetlerinin durmasına yol açtı

Seçim sonrası: Trump'ın tasviriyle o "büyük ve güzel duvar"a bir tuğla bile konamadı.

Demokratlar duvara şiddetle karşı çıkarken, bir kısım Cumhuriyetçi de duvarın, İç Güvenlik Bakanlığı'nca hazırlanan bir iç rapora göre 21,5 milyar dolara varacağı tahmin edilen maliyeti karşısında tereddüte düştü.

2018 yılı kapanırken Kongre'deki Demokratlar Trump'ın duvar için istediği ilk 5 milyar dolarlık bütçeyi onaylamayı reddettiği için, Amerika bütçesiz kaldı ve hükümet faaliyetleri durdu.

ABD'de hükümet 20 gündür kapalı: Bundan sonra ne olacak?

Vaat: Bütün 'yasadışı' göçmenlerin sınır dışı edilmesi.Hüküm: İlerleme kaydedemedi.

Seçim öncesi: Trump seçim kampanyası sırasında defalarca, ABD'deki sayılarının 11 milyonu aştığı tahmin edilen yasal statü sahibi olmayan bütün göçmenleri tek tek sınır dışı etmeyi vadetti.

Seçim sonrası: Sandık günü yaklaştıkça söylemini biraz yumuşatan Trump seçimden sonra iyice geri adım atarak yasal statü sahibi olmayan göçmenlerden "suça karışan, sabıkalı, çete üyesi ve uyuşturucu kaçakçısı" diye tanımladığı 3 milyon kadar kişinin sınır dışı edileceğini söylemeye başladı.

2018 mali yılı içinde sınır dışı edilenlerin sayısı 256 bin kişiydi. Bu rakam 2012'de Obama yönetimi döneminde doruğuna ulaşan 410 bin göçmenin sınır dışı edilmesinin gerisinde kalıyor.

Düşçüler (Dreamers) diye de anılan bir kuşak genç yasal statü sahibi olmayan göçmenin kaderi ise tamamen belirsiz çünkü Trump Obama'nın başkanlığı bırakmadan önce kabul ederek 700 bin göçmene ülkede kalma hakkı veren "Çocuk Göçmenler" yasasını iptal etti.Bunun hukuki sonuçları henüz tam olarak bilinemiyor.

Orta Amerikalı binlerce göçmen neden ABD'ye yürüyor?

Vaat: Paris İklim Anlaşması'ndan çekilme

Hüküm: Yerine getirdi

Seçim öncesi: Trump adaylığı sırasında iklim değişikliğinin Çin tarafından uydurulmuş bir tuzak olduğunu savunarak, Paris Anlaşması kurallarının Amerika'nın büyümesine sekte vurduğunu söyledi ve anlaşmadan çekilme sözü verdi.

Seçim sonrası: 3 ay süren bir değerlendirmeden sonra Trump yaklaşık 200 ülkenin taraf olduğu Paris İklim Anlaşması'ndan çekildiğini açıkladı.

Bunun sonuçlarının pratik olarak görülmesi birkaç yıl alacak ama Trump'ın bu sözünü yerine getirdiğini söyleyebiliriz.

Trump kendi hükümetinin küresel ısınma raporu için 'İnanmıyorum' dedi

Vaat: IŞİD'in bombalanması

Hüküm: Yerine getirdi

Seçim öncesi: Trump, 2015 yılında Iowa'da yaptığı bir konuşmada IŞİD'i bombalayarak yok edeceğini söylemişti.

ABD en güçlü bombayı Afganistan'da kullandı ve "bütün bombaların anası" diye anılan bomba Florida'da denendi

Seçim sonrası: 2017 yılının Nisan ayında ABD "bütün bombaların anası" adını verdiği nükleer olmayan bir bombayı Afganistan'da IŞİD mevzii olduğunu söylediği bir yere attı.

Trump ayrıca IŞİD'in Irak ve Suriye'de kontrol ettiği geniş alanlardan kendi politikaları sayesinde sürülüp atıldığını ve örgütün büyük ölçüde yenildiğini söylüyor.

Buna karşın IŞİD militanları eski alanlarının çoğundan çekilseler de liderliği ve binlerce takipçisiyle bölgede varlığını sürdürüyor.

Vaat: Ortadoğu'daki ABD askerlerini ülkeye geri döndürmek

Hüküm: Kısmen yerine getirdi.

Seçim öncesi: Seçim kampanyası sırasında Trump Ortadoğu'nun tam bir bataklık olduğunu ve hükümetin buraya ayırdığı trilyonlarca doları ABD içinde harcamasından yana olduğunu söylemişti.

Seçim sonrası: 2017 yılı Eylül ayındaTrump yönetimi Afganistan'a, var olanlara ilaveten 3 bin asker daha konuşlandıracağını açıkladı.

Trump bunun alandaki koşulların gerektirdiği bir adım olduğunu söyledi.

Suriye'de ABD, IŞİD'e karşı Suriyeli Kürtler ve Araplardan oluşan Suriye Demokratik Güçleri'nin yanında 2 bin kadar asker bulunduruyordu.

2018'in Aralık ayında Trump Suriye'deki bütün ABD askerlerinin çekilmesini emrettiğini duyurdu.Birkaç gün sonra ABD medyası başkanın Afganistan'daki Amerikan askerlerinin sayısını 14 binden 7 bine indireceğini yazdı.Trump'ın kararını Savunma Bakanı Jim Mattis ve IŞİD'le mücadele konusundaki özel temsilcisi Brett McGurk'ün istifaları izledi.

Vaat: Vergilerde indirimler.Hüküm: Yerine getirdi

Seçim öncesi: Trump, Kurumlar Vergisi oranını azaltmayı ve ücretlilere büyük vergi indirimleri getirmeyi vadetti.

Seçim sonrası: Cumhuriyetçilerin vergi tasarısı 2017 yılı sonunda geçti ve büyük ölçüde başkanın vaatlerini karşılayan bir düzenlemeydi. Ancak ne kadar yararlı olduğu ya da kime yaradığı hâlâ tartışılıyor.

Kurumlar Vergisi'ni yüzde 35'ten yüzde 15'e indirme vaadini tam olarak gerçekleştiremediyse de yüzde 21'e indirmeyi başardı.

Bireysel vergilerdeki indirimler ise bir döneme mahsus ama Cumhuriyetçiler gelecek hükümetlerin bu indirimleri tekrarlayabileceğini söylüyor.

Fakat sonuç olarak bütün bir düzenlemenin fakir Amerikalılardan çok zengin Amerikalılara yarayacağı düşünülüyor.

Vaat: Altyapının yeniden inşası.Hüküm: Hiçbir ilerleme yok

Seçim öncesi: Donald Trump Kasım ayında seçimi kazandıktan sonra yaptığı konuşmada "Ülkenin altyapısı dünyada birinci olacak ve bunu yaparken milyonlarca kişiye iş alanı açmış olacağız" demişti.

Seçim sonrası: Trump yol, demiryolu ve havaalanı inşaatına büyük kaynak ayırma sözünü sonra da tekrarladı ama şu ana kadar bu konuda atılmış pek bir adım yok.

2018 yılı Mart ayında Kongre altyapı harcamaları için 21 milyar dolar ayırdı fakat bu Trump'ın istediği 1,5 trilyon dolarlık altyapı bütçesinin çok altındaydı.Bu para kongre kayıtlarına göre altyapıda bir dizi güncelleme ve yatırımlara harcanacak.

Vaat: Yüksek Mahkemeye muhafazakar bir üye atama.Hüküm: Yerine getirdi

Seçim öncesi: Trump, Yüksek Mahkeme üyeliklerinden birine muhafazakar bir hukukçu atayacağını söylemişti.

Seçim sonrası: Trump Yükek Mahkeme'ye bir değil iki üye atadı: Neil Gorsuch ve Brett Kavanaugh.Gorsuch'un atanması için Senato kurallarının değiştirilmesi gerekiyordu fakat asıl büyük tartışmayı yaratan, Kavanaugh'un atanması oldu.

Brett Kavanaugh hakkında cinsel taciz iddiaları vardı. Kavanaugh bunları reddetti ve sonunda 1881 yılından bu yana ABD'de Yüksek Mahkeme'ye en az oy farkıyla (48'e karşı 50) atanan yargıç oldu.Trump, Federal Mahkemelere de onlarca muhafazakar yargıç atadı.

Vaat: Ticaret anlaşmaları
Hüküm: Kısmen yerine getirdi

Seçim öncesi: Trump NAFTA'yı (Kuzey Amerika Serbest Ticaret Anlaşması) "facia" diye niteledi, "Trans Pasifik Ortaklık Anlaşması (TPP) daha da kötü olacak, onun için buna son vereceğiz" dedi. Ayrıca Çin ile ticaret açığını kapatma sözü verdi.

(TPP; Avustralya, Bruney, Kanada, Şili, Japonya, Malezya, Meksika, Yeni Zelanda, Peru, Singapur, Vietnam ve ABD arasında varılan ve 2016 yılının Şubat ayında imzalanan ama yürürlüğe giremeyen bir anlaşmaydı.)

Seçim sonrası: Başkan Trump göreve gelişinin ilk günlerinde TPP'den çekildi.

Daha sonra, eğer daha iyi koşullar müzakere edilirse anlaşmaya yeniden katılmanın mümkün olduğunu söyledi

30 Kasım'da uzun ve çetin müzakerelerden sonra ABD, Kanada ve Meksika arasında, NAFTA'nın yerini alacak bir ticaret anlaşması imzalandı ama bu anlaşma henüz Kongre'den onay alıp yürürlüğe girmiş değil.

ABD ve Çin arasında ise tırmanan bir ticaret savaşı yaşanıyor. Her iki taraf da ticarete konu olan mallar üzerinde milyarlarca dolar maliyet artışına yol açan yeni gümrük vergileri açıkladılar.

İki ülke geçtiğimiz Aralık ayında 90 günlük bir çatışmasızlık anlaşmasına vardılarsa da Trump gerekirse yeni gümrük vergileri uygulayacağını söylemekten geri durmadı.

Vaat: Küba konusunda sert çizgi

Hüküm: Kısmen yerine getirdi.

Seçim öncesi : Trump, Eylül 2016'da Başkan Barack Obama'nın Küba ile vardığı, diplomatik ilişkileri yeniden başlatma ve ticareti geliştirmeye yönelik anlaşmayı iptal edeceğini söylemişti.

Seçim sonrası: Başkan olduktan sonra Miami'de yaptığı bir konuşmada "Obama yönetiminin tek yanlı anlaşmasını iptal ediyorum" demişti.Fakat gerçekte yaptığı sadece anlaşmanın seyahati ve ticareti serbestleştiren belli kısımlarını uygulamamak oldu.

Vaat: İsrail'deki ABD elçiliğini Kudüs'e taşımak.Hüküm:Kısmen yerine getirdi.

Seçim öncesi: Trump Tel Aviv'deki ABD büyükelçiliğini, hem Filistinlilerin hem İsraillilerin başkentleri olmasını istediği bölünmüş kent Kudüs'e taşımayı vadetti.

Seçim öncesi: Trump, Aralık 2017'de Kudüs'ü resmen İsrail'in başkenti olarak tanıdığını ve ABD elçiliğinin bu kente taşınmasını onayladığını açıkladı.

Kudüs'teki ABD Büyükelçiliği, İsrail'in 70. kuruluş yıldönümü olan Mayıs 2018'de açıldı ancak Tel Aviv'deki elçilikten buraya sadece sınırlı sayıda hizmet taşındı.Yine de bu karar Kudüs'ün resmen başkenti olarak tanınmasını isteyen İsrail hükümeti açısından büyük bir diplomatik başarı sayılıyor.

Vaat: Obama'nın Sağlık Sigortası düzenlemesinin iptali.Hüküm: Kısmen yerine getirdi.

Seçim öncesi: Trump'ın seçim öncesi vaatleri içinde en öne çıkanlardan biri, Başkan Obama'nın, ülkede sağlık sigortası bulunmadığı tahmin edilen yüzde 15'lik bir kesimi de sigorta sahibi yapma planını iptal etmekti.

Seçim sonrası: Cumhuriyetçiler, "Obamacare" diye bilinen sağlık sigortası yasasını iptal etmeyi ya da değiştirmeyi başaramadılarsa da Trump yönetimi yasanın belli yönlerini pratikte değiştirdi. Örneğin sigorta için başvuru süreleri kısaltıldı, bazı devlet yardımları kaldırıldı ve sağlık sigortası olmayanlara uygulanması öngörülen para cezası, vergi indirimleri kapsamında iptal edildi.Yine de Obama Sağlık Yasası halen geçerliliğini koruyor.

Vaat: NATO'dan çıkmak.Hüküm: Vazgeçti

Seçim öncesi: ABD Başkanı Donald Trump, NATO'yu (Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü) 'köhne' diye tanımladı. Özellikle de üyelerin mali yükü paylaşıp paylaşmadıklarını sorguluyordu.

Seçim sonrası: Trump, NATO Genel Sekreteri'ni Nisan 2018'de Beyaz Saray'da ağırladığı sırada "terörizm tehdidinin" ittifakın önemini bir kez daha ortaya koyduğunu söyledi ve "Köhne demiştim. Artık köhne değil" diye konuştu.

Trump, Haziran 2018'deki NATO Zirvesi'nde örgüte desteğini tekrarladı ama müttefikler ve bütçe konusundaki taleplerini yerine getirmezlerse ittifaktan ayrılabileceğini söyledi.

Vaat: İşkencenin onaylanması.Hüküm: Vazgeçti

Seçim öncesi: Trump, suya batırarak işkence yapma tekniğini hatta daha ilerisini hemen onaylayacağını, işkencenin işe yaradığını söylemişti.

Seçim sonrası: Yemin edip göreve başladıktan sonra başkan bu konuda eski Savunma Bakanı James Mattis ve o sırada CIA Başkanı olan Dışişleri Bakanı Mike Pompeo'nun da savunduğu karşı görüşü kabul ettiğini söyledi.

Pompeo, Kongre tarafından CIA başkanlığı için yapılan oturumda soruları yanıtlarken bu yöntemleri kesinlikle yeniden geri getirmeyeceğini söylemişti.

Vaat: Hillary Clinton'un yargılanması.Hüküm: Vazgeçti

Seçim öncesi: "İçeri atılacak" sloganı Trump'ın seçim mitinglerinde taraftarları tarafından sık sık dile getiriliyordu Hillary Clinton için. Demokrat başkan adayı Hillary Clinton'un Dışişleri Bakanlığı sırasında özel elektronik posta hesabını usûle aykırı kullanmasından dolayı cezaevine konmasını istiyorlardı.

Trump da televizyondaki başkanlık tartışmalarından birinde "Kazanırsam, adalet bakanıma özel bir savcı atayarak bu konuya bakmasını söyleyeceğim" demişti.

Seçim sonrası: Ama Trump'ın bu konudaki tutumu başkan seçilir seçilmez değişti. Bir zamanlar "berbat bir kadın" diye hakaret ettiği Clinton'dan artık "Bu ülke ona minnet borçlu" diye söz etmeye başlamıştı.

Daha sonra sorulduğunda, başka öncelikleri olduğunu, bu konuyu (Clinton'ı soruşturacak bir özel savcı atanması konusunu) pek düşünmediğini söyledi.22 Kasım'da Trump'un sözcüsü, Clinton'un "yaralarını sarmasına yardımcı olmak için" Başkan'ın bu konuyu daha ileriye götürmeyeceğini söyledi

İNGİLİZ MEDYASINDAN; Prof. Mearsheimer: Liberal hegemonyanın sonuna geldik, Suriye bunun bir ayağı

Dünyanın  yetkin uluslararası ilişkiler uzmanlarından biri kabul edilen Chicago Üniversitesi Profesörü John J. Mearsheimer, Soğuk Savaş sonrası egemen olan ‘liberal Amerikan dış politikası’nın ve ‘liberal hegemonya’nın bittiğini savundu. ABD Başkanı Donald Trump’ın seçim kampanyası boyunca liberal hegemonya düzeninin üzerine giderek seçildiğini söyleyen Mearsheimer, ABD askerlerinin Suriye’den çekilmesini de dış politikaya bakıştaki bu değişimin son ayağı olarak gösterdi.

Profesör Mearsheimer, Suriye meselesine kendi şahsi yaklaşımını ise “Suriye’den çıkalım, neden oradayız? Çıkarımız ne? Irak ile Afganistan ile uğraştık, bırakalım Ruslar uğraşsın. Irak’ı da Afganistan’ı da gördük, böyle yerlerde olmak istemezsiniz… Suriye’de de. IŞİD mi tehdit ABD’ye? Biz Irak’a girmeseydik, IŞİD bile olmayacaktı…” diyerek dile getirdi.

Liberal hülyalar

Mearsheimer, üzerinde 10 yıldan uzun süredir çalıştığı son kitabı “Liberal Hülyalar ve Uluslararası Gerçekler”i anlatacak. Konferansın sunumunu LSE’nin Uluslararası İlişkiler departmanının başı Peter Trubowitz yapıyor. Trubowitz, Mearsheimer’ı tanıtırken “Sert akademisyenliğinin yanında güncelden de kopmuyor; onu buradan da tanıyor ve takdir ediyoruz” diyor. Uzun bir alkışın ardından sahneye çıkan Mearsheimer gülerek başlıyor konuşmaya:

“Ben bir Marksistim ama Groucho Marksist, hiçbir gruba üye değilim, o yüzden beni izlemeye gelinmesine şaşırıyorum.”

Soğuk Savaş sonrası ABD dış politikası

Mearsheimer’ın konuşması, özellikle Soğuk Savaş’ın ardından dünyanın ‘tek egemeni’ olan ABD’nin o günden bu yana izlediği ‘liberal dış politika’ üzerine yoğunlaşıyor. Akademisyen, ABD’nin “kendi suretinde bir dünya yaratmak için uğraştığını ve başarısız olduğunu” söylüyor:

“Trump’ın Beyaz Saray’da olmasının sebebi de budur"

Profesör, bu dış politikanın ’bireyciliği kutsarken insanın sosyal bir hayvan olduğunu unuttuğunu; bireyin haklarından uluslararası doğrular yaratmaya çalıştığını ve böylece bir liberal hegemonya kurmaya çalıştığını’ iddia ediyor. Bu ‘liberal hülya’nın ise ‘milliyetçilik’ adında kendinden daha güçlü bir düşmanı olduğunu söylüyor:

“Yani insanlar, ülkelerine gelip onlar için kararlar vermenizi kabul etmezler. Bu kadar basittir, bu. İnsanlar için aileden sonra gelen en önemli topluluk, millettir ve milletler, kendi kaderlerini belirlemek isterler.” 

Bu tespitinin en iyi örneğinin ise yine ABD olduğunu öne sürüyor Mearsheimer ve Rusya’nın ABD seçimlerine dışarıdan müdahil olmasını hatırlatarak ve ironik bir gülümsemeyle devam ediyor:

“Rusya bizim işlerimize nasıl karışır, kaderimizi belirlemeye kalkar? Ama biz de başkalarına karışıyoruz tabii.”

Amerikan suretinde bir dünya yaratmak

ABD’nin ‘şekillendirmeye’ çalıştığı düzeni ise üç temel ile özetliyor Mearsheimer. Bunların ilki, ’demokrasiyi bütün dünyaya yayma’ hedefi. İkincisi, ‘uluslararası pazara olabildiğince ülke, özellikle Çin ve Rusya gibi büyük devletleri sokmak. Üçüncü ayak ise bu ülkeleri uluslararası kurumlara sokmak. Bu hedeflerin amaçları ise şöyle özetleniyor:

“İnsan hakları ihlallerini azaltmak. Liberal demokrasiye sahip ülkelerin birbirleriyle savaşmayacakları teorisine dayanarak mutlak barış sağlamak ve liberal demokrasiye sahip ülkeler için dünyayı güvenli bir yer haline getirmek…”

Amerika’nın bu hedefleri gözeterek dış politika belirlemesinin ardındaki sebepler de Mearsheimer’a göre temelde ‘yapabiliyor olmak’ statükosuna dayanıyor. Çünkü ABD, sistemin en ve tek güçlü ülkesi…

‘Liberallerin kendine kızacağını’ söyleyerek aslında bu düşün milliyetçi bir temeli olduğunu söylüyor akademisyen. Eski ABD Dışişleri Bakanı Madeleine Albright’ın ‘Biz, vazgeçilemez/yenilemez ülkeyiz…’ minvalinde söylediklerini de buna örnek gösteriyor. Bu politikaların çöktüğünü öne sürüyor Mearsheimer şöyle devam ediyor:

Liberal hegemonyanın karnesi

“Bush Doktrini ile bütün Orta Doğu’yu ABD çehresinde yaratmaya çalıştık. Irak’a, Suriye’ye bakın… Sonuç belli. Suriye’de muazzam bir kaos yarattık. Şimdi Obama’yı korumaya çalışıyorlar ama Esad’ı devirmek için çok paralar harcadı o da. Tabii ki sorumluluğumuz var Suriye’de. Afganistan, Irak… Aynı şey. Her şey iyi gitti zannediyorduk ama gördük: Afganistan’da Taliban geri geldi; Irak’ta bildiğimiz gibi…”

ABD’nin yine ‘liberal dünya uğuruna’ Çin’e karşı olağanüstü tolerans gösterdiğini söyleyen Mearsheimer, bunun sonucunda ’Çin’den bir Godzilla yaratıldığını’ söylüyor. Seyircilerden gelen “Çin ve ABD arasında bir karşılaşma olma ihtimali var mı?” sorusuna ise akademisyen “Çin barış içerisinde yükselemez. Çin ile ABD arasında muazzam bir güvenlik yarışı yaşanacaktır. Çin’in Doğu dünyasını ele geçirmek isteyeceğini düşünüyorum, ABD’nin zamanında yaptığı gibi. ABD’yi Doğu’dan atmak isteyeceklerdir ve bu da güvenlik yarışına dönüşecekti” diye cevap veriyor.

Liberal hülya neden çöktü?

Bu dış politikanın çöküşünün ise üç ana sebebi olduğunu öne sürüyor Mearsheimer. İlki, milliyetçiliğin gücü. İkincisi realizmin küçümsenmesi, yani ülkelerin kendi çıkarlarını gözeteceğinin düşünülmemesi. Üçüncüsü ise kişi haklarının ‘gereğinden çok’ satılması: “Haklar elbette önemli ama herkes için zannettiğimiz kadar önemli değiller. Ruslar, Putin’in otoriterliğini 90’lara tercih ediyor.”

"Rusya ve Çin’in yükselişi ödümü koparıyor".Liberal hegemonyanın bittiğine dair ise iki gösterge sunuyor Mearsheimer:
1- Trump seçildi: Seçim kampanyasında liberal hegemonyanın üzerine gitti. Ekonomide ABD’yi önceleyen bir politika istiyor. Müttefiklerine bile gümrük vergisi koyuyor. Uluslararası kurumlardan nefret ediyor.

2- Önemlisi ise bu: Çin’in yükselişi ve Rusya’nın tekrardan güçlenmesi. Artık tek süper güçlü bir dünyada değiliz. Güvenlik sorunlarımız ve yarışımız geri geldi.

Sözlerini bitirirken Mearsheimer, “Rusya, güçsüz bir süpergüç. Ekonomilerini modernleştiremediler, onlar için işler iyi gitmeyecek. Doğu Avrupa’ya bir kez girdiler ve çıktılar” diyor ve devam ediyor: “Fakat liberal hegemonyanın sonuna geldik… Rusya ve Çin’in yükselişi ise ödümü koparıyor!”

Mearscheimer’ın konuşmasından çıkan İngilizler, kafalarını iki saatliğine bile olsa dağıtmış gibi duruyorlar. Sonra, birisi çıkıyor ve Başbakan Theresa May’in adını anıyor… Liberal Hegamonya’dan, Brexit’e dönüş, bir cümlede gerçekleşiyor.

AMERİKAN CNN ‘DE   "ABD istihbaratı, neden Kaşıkçı'ya ilişkin belgeleri yayımlamalı? BAŞLIKLI MAKALE 

CNN'de yayımlanan Amerikan yayın kuruluşu CNN'de Jameel Jaffer ve Joel Simonimzasıyla "ABD istihbaratı, neden Kaşıkçı'ya ilişkin belgeleri yayımlamalı?" başlıklı  makalede, ABD istihbaratının Suudi gazeteciCemal Kaşıkçı cinayetine dair belgeleri yayımlaması için yapılan çağrılar anımsatılarak, "Şüphesiz ki diğer baskıcı rejimler, Suudilerin duyduğu mesajın aynısını duyuyor, 'basın özgürlüğünün düşmanları, ABD'nin dostudur.' Eğer bu mesajın yerleşmesine izin verilirse basın özgürlüğünün yanı sıra dünyanın her yerindeki gazeteci ve muhalifler için dehşet verici bir durum olur. ABD'de Kongre ve mahkemeler, istihbarat belgelerinin açıklanması konusunda ısrarcı olarak, bu mesajın yerleşmemesine yardımcı olabilir" değerlendirmesinde bulunuldu.

ABD Merkezi İstihbarat Teşkilatı'nın (CIA), Kaşıkçı cinayetinin emrini Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed Bin Selman'ın verdiğine dair kanıtlara ulaştığına ilişkin haberlere işaret edilen makalede, ABD istihbaratının elindeki cinayetle ilgili tüm belgeleri yayımlaması için bazı sivil toplum kuruluşlarının çağrılarda bulunduğu ve bazı davalar açtıkları kaydedildi.

İstihbarat belgelerinin yayımlanmasının sadece Kaşıkçı cinayetinin detaylarına ışık tutmakla kalmayacağı belirtilen makalede, "Bu, (istihbarat belgelerinin yayımlanması) ABD Başkanı Donald Trump'ın neden bu cinayeti kınayan ve Suudi rejiminin bu cinayetten sorumlu tutulmasını isteyen kişilere karşı durduğunu anlamamıza yardımcı olabilir" denildi.

Ayrıca belgelerin ortaya dökülmesi ile Trump yönetiminin Küresel Magnitsky Yasası çerçevesinde Kaşıkçı cinayetini araştırmak, cinayetin sorumlularını tespit etmek ve yaptırımları belirlemek konusunda atabileceği adımların değerlendirilmesine olanak sağlayacağına işaret edilen makalede, şu ifadelere yer verildi:

"En önemlisi, bu istihbarat dosyaları, ABD'nin gazeteci ve muhaliflere zulmeden rejimlerin suçlarını örtbas etmesine ya da meşrulaştırmasına yardım edeceğine dair yanlış bir izlenim verilmediğinden emin olunmasını sağlar. Suudi yetkililerin Kaşıkçı'yı halkın düşmanı olarak nitelediği söyleniyor. ABD Başkanı Trump da karşısında duran gazetecilere karşı bu kalıbı sıkça kullanıyor. Şüphesiz ki diğer baskıcı rejimler, Suudilerin duyduğu mesajın aynısını duyuyor, 'basın özgürlüğünün düşmanları, ABD'nin dostudur.' Eğer bu mesajın yerleşmesine izin verilirse basın özgürlüğünün yanı sıra dünyanın her yerindeki gazeteci ve muhalifler için dehşet verici bir durum olur. ABD'de Kongre ve mahkemeler, istihbarat belgelerinin açıklanması konusunda ısrarcı olarak, bu mesajın yerleşmemesine yardımcı olabilir."

Kaşıkçı'nın cesedi hâlâ bulunamadı

Suudi gazeteci Cemal Kaşıkçı'nın, evlilik işlemleri için 2 Ekim 2018'de girdiği Suudi Arabistan'ın İstanbul Başkonsolosluğu'nda organize bir şekilde katledilmesinin üzerinden 3 aydan uzun bir zaman geçti. Orta Doğu'nun en etkin gazetecilerinden, Washington Post yazarı Cemal Kaşıkçı'nın, Suudi Arabistan'ın İstanbul Başkonsolosluğu'nda öldürülmesi ve sonrasında yaşananlar, Türkiye ve dünya kamuoyunun gündemindeki yerini koruyor.

Cinayetin üzerinden geçen 108 günde Kaşıkçı'nın ne zaman, nerede ve nasıl öldürüldüğüyle ilgili bilgiler ortaya çıkarken, cesedinin nerede olduğu konusu ise hala netlik kazanmadı.

Deutsche Welle Türkçe:Almanya'da ajanlık master programı başladı

Almanya'da artık ajanlık üniversitede yüksek lisans programı olarak okutulacak. Ancak eğitim sivillere yönelik değil.

Ajanlık artık Almanya'da yüksek öğretim müfredatının bir parçası. Münih'te bulunan Bundeswehr Üniversitesi'nde (Alman Ordusu Üniversitesi) bu yıldan itibaren müfredata alınan yeni bir yüksek lisans programıyla Almanya'da ilk kez gizli istihbarat uzmanı üniversite tarafından yetiştirilecek. Ancak eğitime dışarıdan başvuru yapılamıyor.

Bundeswehr Üniversitesi 21 Ocak Pazartesi gününden itibaren öğrencilerine "MISS - İstihbarat ve Güvenlik Çalışmaları Masterı (Master in Intelligence and Secrurity Studies)" adı altında yeni bir yüksek lisans programı sunuyor.

Üniversitenin rektörü Profesör Dr. Uwe Borgdorf DW'ye yaptığı açıklamada, "Bu bir ajan yetiştirme programı değil, çatıdan çatıya sıçrayarak yapılan bir sıcak takip olmayacak" diye konuştu.

Bundeswehr Üniversitesince Münih, Berlin ve Brühl kentlerinde sunulan yeni master programında öğrencilere, temel ahlak bilgisi, siyasi sorunlar ve istihbarat faaliyetlerinin hukuki sınırları konularında derinleştirilmiş eğitimler veriliyor.

Master programını yürüten isimlerden Jan-Hedrik Dietrich, benzer yüksek eğitimlerin diğer ülkelerde de senelerdir verildiğini ve Almanya'da da bu tür bir uygulamanın başlatılmış olmasının son derece olumlu olduğunu söyledi.

Master programı kapsamında öğrencilere "İstihbarat Toplama", "Terör Araştırmaları", "İstihbarat Teşkilatları Arası İletişim ve Yönetim" gibi çeşitli dersler veriliyor. Programın ağırlık noktalarından bir diğeri de "Siber Savunma". İki yıllık yoğun eğitimin sonunda öğrencilerden yüz sayfalık bir bitirme tezi isteniyor.

Seçilmiş 35 öğrenci

Üniversiteden yapılan açıklamada programın ilk öğrencilerinin titiz bir belirleme süreci neticesinde tespit edildiğini ve programda 35 öğrencinin eğitim gördüğü kaydedildi. Ancak hangi istihbarat kurumuna kaç kontenjan ayrıldığı belirtilmedi.

Uwe Borgdorf, bu eğitimin yalnızca üniversite binasına giriş hakkı bulunanlara ait olduğunu ve bu programın bazı modüllerinde öğrencilerin özel güvenlik soruşturmasına da tabi tutulduğunu aktardı.

Almanya'nın yeni gizli istihbarat yüksek ihtisas programına ancak Alman istihbarat kurumları kadroları dahil olabiliyor. Adaylar, Alman Dış İstihbarat Teşkilatı BND, Alman Askeri İstihbarat Servisi (MAD), İç istihbarat faaliyetlerini yürüten federal ve eyaletler bazında görev yapan Anayasayı Koruma Teşkilatı ya da Alman Ordu mensupları arasından seçiliyor.

Milli Savunma Bakanlığı: 2018'de, 2 bin 442 terörist etkisiz hale getirildi."Etkisiz hale getirilenlerin 74'ü sözde lider kadroda"

Milli Savunma Bakanlığı, (MSB) etkisiz hale getirilen teröristler hakkında açıklama yaptı. Bakanlık açıklamasında, "2018'in başından bugüne kadar 74’ü sözde lider kadroda toplam 2 bin 442 terörist etkisiz hale getirildi" dendi.MSB açıklamasında, "FETÖ ile mücadele kapsamında 15 bin 213 personel ihraç edildi, 6 bin 838 personel hakkında adli, idari işlem sürüyor" ifadesi kullanıldı.

MUHSİN YAZICIOĞLU CİNAYETİNDE ÖNEMLİ GELİŞME

BBP Kurucu Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu'nun ölümüne ilişkinsoruşturmada, savcılığın takipsizlik kararı bazı şüpheliler yönünden kaldırıldı.

Kahramanmaraş 2. Sulh Ceza Hakimliği, Büyük Birlik Partisi (BBP) Kurucu Genel BaşkanıMuhsin Yazıcıoğlu ve 5 arkadaşının ölümüne ilişkin soruşturmada, savcılık tarafından verilen "kovuşturmaya yer olmadığına" dair kararı, bazı şüpheliler yönünden kaldırdı.

Muhsin Yazıcıoğlu'nun, 5 kişiyle ebediyete irtihal ettiği helikopter kazasına ilişkin, 132 şüphelinin yer aldığı "ana soruşturma dosyası" hakkında, Kahramanmaraş Cumhuriyet Başsavcılığının 20 Haziran 2016'da verdiği kovuşturmaya yer olmadığına dair kararına, Yazıcıoğlu ailesi ile parti avukatlarının yaptığı itirazın incelenmesi, Kahramanmaraş 2. Sulh Ceza Hakimliğince tamamlandı. 

Mahkeme, şüpheliler A.O.Ç, A.K, A.P, A.A, A.Ö, D.U, D.Ö, İ.D, M.K, M.S.Ç, M,Y, M.K, M.G, M.A, N.M, O.Ö, T.B.D, Y.Y, Y.Ç. ve Z.Ö. yönünden kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın kaldırılmasına, kararda adı geçen diğer şüpheliler yönünden yapılan itirazların reddine hükmetti. 

ŞÜPHELİLERİN FETÖ BAĞLANTISI.Şüphelilerden eski emniyet amiri D.Ö'nün, helikopter kazasına ilişkin, Kahramanmaraş 1. Asliye Ceza Mahkemesinde "görevi kötüye kullanmak" suçundan yargılanmasına devam ediliyor. Fetullahçı Terör Örgütü'nün (FETÖ) 15 Temmuz 2016'daki darbe girişimine ilişkin soruşturma kapsamında Isparta'da tutuklanan D.Ö, Sincan 1 Nolu F Tipi Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumunda kalıyor. 

FETÖ'nün darbe teşebbüsü sırasında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a yönelik suikast girişimi ve 2 polisin şehit edilmesine ilişkin davada, "Anayasayı ihlal" suçundan müebbet hapis cezası alan astsubay A.Ö. ile "Anayasayı ihlal", "Cumhurbaşkanına suikast" ve 2 kez "yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle kasten öldürme" suçunu işlediği gerekçesiyle 4 kez ağırlaştırılmış müebbet, "nitelikli kasten yaralama"dan 6 yıl, "nitelikli kişiyi hürriyetinden yoksun kılma"dan 18 yıl hapis cezası alan yarbay D.U. hakkında, helikopter kazasında Yazıcıoğlu ile hayatını kaybeden 5 kişi arasında bulunan gazeteci İsmail Güneş'in eşi Yasemin Güneş tarafından 18 Temmuz 2016'da kaza kırım ekibinde yer aldıkları ve parça çalanlar arasında oldukları gerekçesiyle suç duyurusunda bulunulmuştu.

12 EYLÜL DAVASI YENİDEN

12 Eylül darbesine ilişkin dönemin Genelkurmay Başkanı ve 7. Cumhurbaşkanı Kenan Evren ile dönemin Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Tahsin Şahinkaya hakkındaki dava, Yargıtay 16. Ceza Dairesinin sanıklar hakkında verilen hükmü usul yönünden bozmasının ardından Ankara 10. Ağır Ceza Mahkemesinde yeniden görülmeye başlandı.

Müdahil avukatları dosyaya giren belgelerin duruşmada okunmasını istedi. "12 Eylül darbecilerinin, darbe yapmak için ortamın ısınmasını bekledikleri en önemli olayın 1 Mayıs 1977'de yaşandığını" ifade eden Kavili, buna ilişkin belgenin dosyaya kazandırılmasını talep etti.

Devlet mezarlığından çıkarılsın.Mahkeme heyetinin taleplerini dinlediği TBMM vekili avukat Şebnem Demirhan, MASAK'tan yeniden rapor talep edilerek, sanıkların mirasçılarına intikal eden mal varlıklarına tedbir konulması ve söz konusu mal varlıklarının müsadere edilmesini istedi.

Cumhurbaşkanlığı vekili avukat Mehmet Faruk Öztürk de suçun işlemesiyle elde edilen maddi ve manevi tüm menfaatlerin müsadere edilmesini ve Kenan Evren'in naaşının devlet mezarlığından çıkarılmasını talep etti.

Avukat İlyas Danyeli, "Madem yasal açıdan bu sanıkların cezalandırılması mümkün değil, 12 Eylül darbesinden itibaren sanıkların elde ettiği maddi, manevi tüm kazanımların ellerinden alınmasını, rütbelerinin sökülmesini, cumhurbaşkanlığı, genelkurmay başkanlığı gibi sıfatlardan arındırılmalarını ve mirasçılarının mal varlıklarına el konulmasını talep ediyoruz." diye konuştu.

Avukat Mehmet Horuş da 12 Eylül darbesinin finans ayağının araştırılması talebinde bulundu.

TBMM ve Cumhurbaşkanlığının davaya katılma kararının kaldırılması talebini reddeden heyet, 1 Mayıs 1977 olaylarına ilişkin MİT'ten rapor aslının getirilmesi ve Bayrak Harekat Planının dosyaya kazandırılmasına ilişkin talebi de kabul etmedi.

Dava, 12 Nisan 2019'a bırakıldı.

Davanın geçmişi

12 Eylül 1980 askeri darbesinden sonra yürürlüğe giren, "Milli Güvenlik Konseyi üyelerinin yargılanamayacağı"na dair anayasanın geçici 15. maddesi, 12 Eylül 2010 referandumu ile kaldırıldı. Türkiye genelinde birçok kişi ve örgüt, darbenin sorumluları ile bu kişilerin emir ve talimatlarını uygulayanlar hakkında suç duyurusunda bulundu.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının Evren ile Şahinkaya hakkında hazırladığı iddianamenin Ankara 12. Ağır Ceza Mahkemesince 10 Ocak 2012'de kabul etmesiyle Türkiye tarihinde ilk kez bir darbenin sorumluları yargı önüne çıktı.

İddianamede iki komutan, ''Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın tamamını veya bir kısmını değiştirmeye veya ortadan kaldırmaya ve anayasa ile teşekkül etmiş olan Türkiye Büyük Millet Meclisini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasına engel olmaya cebren teşebbüs etmek'' ile suçlandı.

Evren ve Şahinkaya, savunmalarında, suçlamaları kabul etmeyerek, kurucu iktidar olduklarını, mevcut mahkemelerin kendilerini yargılayamayacağını öne sürdü.

Dava devam ederken çıkan yasayla Ankara 12. Ağır Ceza Mahkemesi kapatılınca yargılama Ankara 10. Ağır Ceza Mahkemesine devredildi.

Mahkeme, 18 Haziran 2014'te Evren ve Şahinkaya'yı, 1979'da verdikleri muhtırayla anayasa ve TBMM'yi ortadan kaldırmaya ve görevini yapmasını engellemeye teşebbüs, 1980'de de cebren anayasayı tağyir, tebdil veya ilgaya ve bu kanun ile teşekkül eden TBMM'yi ıskat ve cebren men suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırdı, takdiri indirimle cezayı müebbet hapse çevirdi.

Evren ve Şahinkaya hakkında, Askeri Ceza Kanunu'nun "askeri rütbelerin sökülmesi"ne ilişkin 30. maddesinin de uygulanmasına karar verildi.

Kararın ardından sanık avukatları kararı temyiz etti. Dosya Yargıtaydayken Evren, 10 Mayıs 2015'te 98 yaşında, Şahinkaya da 9 Temmuz 2015'te 90 yaşında hayatını kaybetti.

Yargıtay 16. Ceza Dairesi, temyiz incelemesinde, sanıkların ölümleri nedeniyle davanın düşürülmesine karar verdi.

Dosyayı yeniden görüşen yerel mahkeme, karara uyarak düşme kararı verdi ve dosya tekrar Yargıtay 16. Ceza Dairesine geldi.

Daire, yerel mahkemenin kararını bu kez usul yönünden bozdu.

Bozma kararında, yerel mahkemenin gerekçesinde lehe olan kanunun 765 sayılı Türk Ceza Kanunu (TCK) hükümleri olduğunun belirtilmesine karşın, hüküm fıkrasında 5237 sayılı TCK ve Ceza Muhakemesi Kanunu hükümleri uyarınca karar verilmesi suretiyle gerekçe ile hüküm arasında karışıklığa neden olunmasının kanuna aykırı olduğu belirtildi.

YABANCI GAZETELERDE KAPANIYOR

Dünyada  bayiden gazete ve dergi satışları ciddi darbe aldı; uzun yıllardır yayın yapanlar bile nefessiz kalıp kapılarını kapatma yolunu seçiyorlar.Yüzlercesi maalesef bu yola gitti.

Kervana en son katılan ABD’de çeyrek yüzyıldır muhafazakar kesime hitap eden periyodunu isminden de duyuran gerçekten itibarlı Weekly Standard dergisi oldu. Dergi son beş yıl içerisinde abonelerinin üçte birini kaybetmiş, yılda üç milyon dolar zarar etmeye başlamıştı.

O da sonunda havlu atmak zorunda kaldı.İngiltere’de aralarında 160 yıllık Oldham Evening Chronicle‘ın da bulunduğu çok sayıda yerel gazete kapılarını kapatmak zorunda kaldı. 2015 ile 2017 yılları arasında kapanan gazete sayısı 86. Biraz daha geriye gidip yılı 2005 olarak seçtiğimizde o yılla 2017 arasında kapanan gazetelerin sayısı 379 oluyor. 1986 yılında bağımsız gazetecilerin ürünü olarak çıkmaya başlamış ‘Independent’ gazetesi de zarara dayanamayıp baskıdan vazgeçmek zorunda kalmıştı.

Türkiye'nin sınır dışı ettiği gazeteci Ans Boersma'nın işine son verildi
Şubat 2017'den bu yana İstanbul muhabirliğini yaptığı Het Financieele Dagblad (FD) gazetesi, "Türkiye'deki rolü hakkında yeterince dürüst davranmadığı" gerekçesiyle Boersma'nın işine son verildiğini açıkladı.Ans Boersma, "El Nusra Cephesi üyesi Suriyeli erkek arkadaşının sahte belgelerle Hollanda vizesi almasına yardımcı olmakla" suçlanıyor.

FD gazetesinden yapılan açıklamada, Boersma'nın El Nusra Cephesi üyesi erkek arkadaşı ile ilişkisi konusunda kendilerinden bilgi sakladığı belirtilerek, "Türkiye üzerinden Hollanda'ya kaçan bir Suriyeli ile ilişkisini bilseydik işe almazdık" dendi.

Gazeteye göre Boersma, Suriyeli eski erkek arkadaşının Kasım 2017'de Amsterdam'daki bir etkinlikte konuşma yapmasından sonra medyanın gündemine gelmesi ve geçen sonbaharda tutuklanması konusunda da FD'ye bilgi vermedi.

FD gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Jan Bonjer, Hollanda Televizyonu'na yaptığı açıklamada, Boersma'nın, bir cihatçı ile olan ilişkisi konusunda bilgi vermesi gerektiğini savundu.

Bonjer, "Zor bir ülkeye, genç bir gazeteci olarak gönderiliyorsanız, güvenliğiniz için sorumluluk almak zorunda olan kişilere karşı açık olmalısınız. FD'de çalışmak isteyen biri, her şeyi açıkça masaya koyar. Ama ne yazık ki, bu olmadı" diye konuştu

Avukatı Maarten Pijnenburg ise, kadın gazetecinin, kısa bir süre arkadaşlık ettiği Suriyeli'nin terör örgütü üyesi olduğunu bilmediğini öne sürdü.Hollandalı avukat, böyle bir kişiyle kısa süren ilişkisi nedeniyle, Boersma'nın, 'terörle bağlantılı olduğunun düşünülemeyeceğini' söyledi.Hollanda Gazeteciler Sendikası (NJV) ise, Boersma'ya sahip çıktı. NJV Genel Sekreteri Thomas Bruning, savcılığın, Hollandalı gazetecinin güvenliğini tehlikeye attığını savundu. Bruning, FD gazetesini de, işten çıkarma konusunda acele davranmakla suçladı.

Hollanda medyasına göre Boersma, 2013 yılında İstanbul'da tanıştığı El Nusra Cephesi üyesi Suriyeli erkek arkadaşının, sahte belgelerle Hollanda vizesi almasına yardım etmekle suçlanıyor.Ans Boersma,  "cihatçı eski erkek arkadaşının Hollanda'ya gelebilmesi için evrakta sahtecilik yaptığı" iddiaları ile ilgili olarak polise ifade verecek.

MOLDOVYA’YA VİZE YOK

Türkiye ve Moldova vatandaşları,180 günlük süre içerisinde 90 günü aşmayacak şekilde vizesiz seyahat edebilecek

Moldova ile vizelerin karşılıklı olarak kaldırılması anlaşmasına ilişkin getirilen değişiklikler, Resmi Gazete'de yayımlandı.Kişinev’de 17 Ekim 2018’de imzalanan “Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Moldova Cumhuriyeti Hükümeti Arasında 1 Kasım 2012 Tarihinde Ankara’da İmzalanan Vizelerin Karşılıklı Olarak Kaldırılmasına İlişkin Anlaşmaya  göre, Türkiye ve Moldova vatandaşları, iki ülke arasındaki karşılıklı seyahatleri teşvik amacıyla, kimlik kartları dahil tüm seyahat belgeleriyle “birbirini takip eden 180 günlük süre içerisinde 90 günü aşmayacak şekilde karşılıklı ülkelere giriş-çıkış, transit geçişlerde, kısa süreli ikametlerde” vizeden muaf tutulacak.

Çiçero' filminin galası yapıldı!

2'nci Dünya Savaşı yıllarında bir casusluk hikayesini konu alan "Çiçero" adlı filmin galası,yapıldı."Ayla" ve "Müslüm" filmlerinin yapımcısı Mustafa Uslu'nun yapımcılığını üstlendiği, "Çiçero" filmi görücüye çıktı.
Mustafa Uslu, "Birbirinden kıymetli oyuncu kadromuzla Türk sinemasına çok iyi bir eser kazandırdığımızı düşünüyorum. İnşallah Çiçero da tıpkı "Ayla" ve "Müslüm" gibi Türk sinemasında hak ettiği yeri bulacak." dedi.Uslu, filmin insani ögeler taşıdığını ve izleyenlerin kalbine dokunacağını düşündüğünü belirterek, "Hayatımda ilk defa ajan filmi yapmaya çalıştım, elimizden gelenin en iyisini yapmaya çalıştık. Kusurlarımız varsa affedin." ifadelerini kullandı.Oyuncu Ertan Saban ise bu tarz filmlerin sektör açısından önem taşıdığını, yenilikçi ve faydalı bir filme imza attıklarını ifade etti.

Filmde, 2'nci Dünya Savaşı'nın seyrini değiştiren ve Almanya'nın bozguna uğramasında etkin payı olan casus Çiçero'nun savaştaki etkisi ve savaş sonrası yaşadıkları anlatılıyor.

YENİ SİNEMA KANUNU NEFESLERİ AÇIYOR

Yeni sinema kanunu  TBMM Genel Kurulu'nda kabul edilerek yasalaştı. Buna göre sinema salonu işletmecileri, mısır veya baska bir ürünü birleştirerek sinema bileti satamayacak.Yeni düzenleme ile milli kültürün uluslararası tanıtımına katkı sağlayacak dizi filmler ve sinema filmleri desteklenecek. Sinema sektörünün uluslararası alanda rekabet gücü artırılacak. İşte yasanın getirdikleri;

DESTEKLEME KURULLARI

Sinema alanında önemli değişiklik getiren yasaya göre destekleme kurulları oluşturulacak. Destekleme kurulları, ilgili alan meslek birlikleri tarafından belirlenecek dört sektör temsilcisi ile yapımcı, yönetmen, senaryo ve diyalog yazarı, oyuncu, sinema salonu işletmecileri, film dağıtımcıları, yayıncı kurum veya kuruluş temsilcileri ve üniversitelerin sinema alanında eğitim veren bölümlerinde görev yapan öğretim üyeleri arasından, Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından belirlenecek üç üye ve bir bakanlık temsilcisi olmak üzere 8 üyeden oluşacak. Bakanlık temsilcisi, kurulun başkanı olacak. Dizi film ile yabancı film yapım destek türlerinde yapılan başvuruları değerlendirmek ve desteklenecek olanları belirlemek üzere de 8 üyeden oluşacak Dizi ve Yabancı Filmleri Destekleme Komisyonu oluşturulacak. Ülke içinde üretilen veya ithal edilen sinema filmlerinin, ticari dolaşıma veya gösterime sunulmasından önce değerlendirilmesi ve sınıflandırılması yapılacak. Değerlendirme ve sınıflandırması yapılmamış olan sinema filmleri, festival, özel gösterim ve benzeri kültürel ve sanatsal etkinliklerde ancak "18+" yaş işaretiyle gösterilebilecek. Daha önce bakanlıkça değerlendirme ve sınıflandırması yapılan filmler, ilgili etkinliklerde aldıkları işaret ve ibarelere uygun olarak sunulacak.

GERİ ÖDEMESİZ

Destek başvuruları, ülke içinde yerleşik gerçek veya tüzel kişiler tarafından yapılacak. Destek tutarı toplam bütçenin yüzde 50'sini aşamayacak. Animasyon film yapım, kısa film yapım, senaryo ve diyalog yazımı ile yerli film gösterim destek türleri için başvuruda belirtilen toplam bütçenin tamamı desteklenebilecek. Yabancı film yapım destek türü için destek tutarı, ülke içinde harcanan, Kültür ve Turizm Bakanlığınca kabul edilen tutarın yüzde 30'unu aşamayacak. Kanun kapsamındaki bütün destekler, geri ödemesiz olarak verilecek. Kanun, yönetmelik ve destek sözleşmesinde belirtilen yükümlülüklerin yerine getirilmemesi veya desteğin haksız alındığının tespiti halinde destek tutarı faiziyle geri alınacak.
Kültür ve Turizm Bakanlığı, sinema alanındaki etkinlik, proje ve faaliyetleri destekleyebilecek, düzenleyebilecek, ödüller verebilecek. Uluslararası festivallere ve yarışmalara katılım ile bunlara ilişkin tanıtım faaliyetlerini destekleyebilecek. Bakanlık, ihtiyaç sahibi sinema sanatçılarına veya sinema sektörü çalışanlarına maddi destek sağlayabilecek.

REKLAM SÜRELERİ KISALDI

Sinema filmi öncesinde gösterilen reklamların süresi en fazla 10 dakika, Fragman gösterim süresi en az 3, en fazla 5 dakika olacak. Kamu spotları ve sosyal sorumluluk projelerine ilişkin gösterimler, bu sürelere dahil edilemeyecek. Sinema filmi gösterim arası 15 dakikayı aşamayacak.İlk seans, öğrenci halk günü gibi gelenekselleşmiş indirimler ile okullara, meslek gruplarına, belirli yaşın üzerindeki kişilere yapılacak benzeri indirimler, işletmeciler ile filmin yapımcısı ve varsa dağıtımcısı arasında yapılacak sözleşmelerle belirlenebilecek. Ancak sinema salonu işletmecileri, filmin yapımcısı ve varsa dağıtımcısıyla yapılacak sözleşme ile belirlenecek indirimli bilet fiyatlandırmaları hariç olmak üzere, sinema biletini içeren abonelik, promosyon, kampanya ve toplu satış faaliyetleri gerçekleştiremeyecek.

Sinema ve dizi film çekimlerine ilişkin ihtiyaç ve çözümlerin tespiti, kurumlar arası koordinasyonun sağlanması ile kamuya ait alanlardaki çekim ücret tarifesinin ve çekim güvenliği esaslarının belirlenmesini teminen ihtiyaç duyulan illerde bakanlıkça film çekim koordinasyon komisyonu oluşturulacak.

YAPIMCI-İŞLETMECİ KAVGASIYLA BAŞLAMIŞTI

Sinema yapımcılarıyla salon işletmecileri arasındaki promosyonlu bilet satışıyla ilgili tartışmalar Yılmaz Erdoğan'ın Organize İşler 2 filminin vizyon tarihi ertelenmesiyle ayyuka çıktı. Mars Cinema Grubu Yetkilisi Aslı Irmak Acar'ın 'Türkiye'de 4 tane yapımcı yok. Çok gişe yapan filmi olan başka yapımcılar da var. Cem Yılmaz yoksa yeni Cem Yılmaz'la buluruz' sözleri bardağı taşıran son damla oldu. Cem Yılmaz'ın sert tepki gösterdiği açıklama sonrası yapımcılar ve meslek birlikleri bu şartlar altında film çekmeye devam edemeyeceklerini, çekilen filmlerini de vizyona sokmayacaklarını belirtti. Yapımcılar patlamaşı mısır promosyonuyla bilet satışı yapılarak gelirlerinden düşüldüğünü söyleyerek boykot yaptı. Yasa teklifi için önerilenr sunuldu.

TELEVİZYON VE SİNEMA FİLMİ YAPIMCILARI MESLEK BİRLİĞİ: SEKTÖRÜ ÇOK İLERİ TAŞIYACAK

Üyeleri arasında işletmecilerle kavganın fitilini ateşleyen Cem Yılmaz ve Yılmaz Erdoğan'ın yapım şirketlerinin de olduğu Televizyon ve Sinema Filmi Yapımcıları Meslek Birliği (TESİYAP) TBMM'DE kabul edilen 5224 sayılı "Sinema Filmlerinin Değerlendirilmesi ve Sınıflandırılması ile Desteklenmesi Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi"ne desteğini açıklayan bir bildiri yayımladı. İşte o bildiriden alıntılar:

Kanun ile ülkemiz sinema sektörü çok daha ileri seviyelere taşınacak, kamu destekleri nitelikli şekilde artacak, sektörümüz güçlenecek ve kurumsallaşacaktır. 
Kanun hazırlanma sürecinin her aşamasında sinema meslek birlikleri yer almıştır.Kültür ve Turizm Bakanlığı Sinema Genel Müdürlüğü ile etkin bir işbirliği içinde olunmuştur. Meslek birlikleri hazırlık aşamasında bir kısım itirazlarını Bakanlık da bunların büyük çoğunluğunu karşılamıştır. Kanunun getirdiği yenilikler sektör için ön açıcı nitelikte. 
Kültür ve Turizm Bakanlığı Sinema Genel Müdürlüğü eliyle oluşturulacak bir yazılım ile sinema biletlerin henüz gişede satışı yapılırken Bakanlığın, ilgili yapımcının ve dağıtımcının görebileceği şeffaf sistemin koşulları oluşacaktır. 
 Ortak yapım ve yabancı film destekleri sayesinde yabancı film projelerinin ülkemiz içinde çekilmesi daha cazip hale gelecek. Teşvik sistemimizin çeşitlenmesi, kurumsallaşması ve yasalaşması ile gücümüz arttı. Desteklerin hibe şeklindeveriliyor olması önemli.

KAVGA SEYİRCİ SAYISINI AZALTTI

Organize İşler 2: Sazan Sarmalı ile 1 Ocak'ta izleyiciyi beyaz perdeye çekmesi düşünülen filmlere, normal şartlarda Karakomik Filmler de eklenecekti. Ancak bu iki filmin vizyon tarihini belirsiz bir güne ertelemiş olması, gişeyi olumsuz etkiledi. 2019'un ilk 10 gününde %55.5 izleyici kaybı yaşayan sinemalar, %58.8 oranında da hasılat kaybı yaşadı. Vizyondaki film sayısı ise geçtiğimiz yıla oranla 90'dan 77'ye düştü.

CEM YILMAZ: TEŞEKKÜR EDERİZ

Yaşanan kriz sebebiyle çektiği 'Karakomik Filmleri'n vizyon tarihini erteleyen komedyen Cem Yılmaz sinema kanunuyla ilgili yaptığı açıklamada "Yeni sinema kanunu ile her şey doğru güzel bir yere gidecek. Farkındalık yaratan seyircime, Kültür Bakanlığı"na hassasiyetinden dolayı teşekkür ederim. Herkes gibi film yapan da hakkını aramalıydı. Öyle de oldu. Konu sadece gösterildiği gibi ekonomik değil. Sağ olun." dedi.

TAFF Film Kurucusu Cemal Okan ise 'Mars Grubuna zeytin dalını uzatmıştık. Keşke yasa çıkmadan aramızda halledebilseydik. Kültür ve Turizm bakanımıza çok teşekkür ederiz. Konuyla yakından ilgilendi. Biz bilete zam yapılsın istemedik, şeffaflık istedik. Bilet fiyatımızı istedik. Bu şartlar altında film yapamazdık zaten. Yasanın çıkmasıyla artık büyük projeler yapabilir hale geleceğiz' diye konuştu.