Adres :
Aşağı Öveçler Çetin Emeç Bul. 1330. Cad. No:12, 06460 Çankaya - Ankara Telefon : +90 312 473 80 41 Faks : +90 312 473 80 46 E-Posta : sde@sde.org.tr

Haftanın Medya ve Sivil Toplum Değerlendirmesi (30 Mart -5 Nısan 2020)

Bu değerlendirme son bir hafta içinde yerli ve yabancı basında dikkat çeken medya ve sivil toplum alanındaki haberlerin değerlendirmesini kapsamaktadır.
SDE Editör
06 Nisan 2020 23:50

TÜRKİYE,ACİL DURUM YÖNETİMİNE GEÇTİ

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, koronavirüs salgını nedeniyle 7/24 alarmda kalmayı gerektiren 'acil durum' yönetimine geçtiklerini açıkladı.

Salgının başından itibaren sahada ölçümler yaptıklarını belirten Soylu, "Ölçümlerin yanı sıra özel araştırmalar da yapıyoruz, telefon görüşmeleri ve diğer yöntemlerle. Bunlarda üç temel noktaya bakıyoruz. Birincisi, vatandaş hangi kaynakların söylediğine itibar ediyor" dedi. Soylu şunları kaydetti:

"Burada görüyoruz ki Sağlık Bakanlığı ve hükümet tarafından açıklanan bilgiler ilk sırada. İkinci sırada da Bilim Kurulu üyelerinin açıklamaları geliyor. Televizyon ve gazetelerde yer alan yorumcu görüşleri epey geriden geliyor. İkincisi, vatandaş evinden ne sıklıkta çıkıyor. En çok çıkan yaş grupları, sosyal gruplar, vb kimler? Bu verileri başka önlemlerde yararlı olması amacıyla değerlendiriyoruz. Üçüncüsü de, vatandaşın koronavirüse karşı aldığı önlemler. Burada memnuniyetle görüyoruz ki vatandaşın kendi temizliğine verdiği önem iyi, kendi izolasyonuna da. Sosyal izolasyon konusunda da gelişme var ama devam etmemiz gerekiyor."

 Soylu'nun açıklamaları şöyle:

'Şehirlerarası ve şehir içi trafik düştü'

- Büyük şehirler arasındaki trafik engellendi, ama şehir içleri serbest. Buralarda son durum nedir? 

Acil durum çerçevesinde yeni bir uygulamamız da şehirlerarası trafiğe getirilen kısıtlamaların denetim ve ölçümü. İlk kademe önlemlere geçildiği 2 Mart’ta yüzde 15 kadar azalmış olan şehirlerarası trafiğin, geçtiğimiz cumartesi-pazar (4-5 Nisan) yapılan ölçümlerde yüzde 99.9 azaldığı görülüyor. Bu önemli bir veri. Şehir içi grafikte, ölçülebilir toplu taşımada 18 büyük şehirde, 10 milyon 89 bin olan yolcu sayısı yine bu hafta sonu yüzde 95 azalarak 612 bin seviyesine inmiş durumda. Cumhurbaşkanımızın geçen cuma günü (3 Nisan) ilan ettiği kısıtlamalardan sonra hafta sonu ev-dışı hayat büyük şehir merkezlerinde yüzde 85-90 durdu. Hafta içinde bu trafiği yüzde 10-15 seviyesinde tutmayı hedefliyoruz; bu da sağlık, güvenlik, temizlik gibi zorunlu hizmetler ve tedarik zincirinin kırılmaması için gerekli.

- Ben Ankara’yı biliyorum uyulduğunu gözlüyorum ama bazı şehirlerde sorunun devam ettiği haberleri var. Bu konuda ne yapılıyor?

Acil durum yönetimi çerçevesinde Güvenlik Acil Durum Merkezi'nde büyük şehirlerdeki meydanlar, ana caddeler gibi toplanma merkezlerinde gruplar görünce hemen müdahale ediyor ekiplerimiz. Ayrılmaları gerektiğini anlatıyor, gerekirse ceza kesiyor, ama müsaade etmiyoruz. Büyük ve orta ölçekli şehirlerin merkezlerinde genel olarak kurallara riayet yüksek; insanlar evlerine çekildi. Yine de istisnai durumlarda özel önlemler alıyoruz. Örneğin, İzmir Karşıyaka’da ana caddeyi kapattık; yaya gezmeleri dahil. Sorun şehirlerin çeperlerinde, dış mahallelerinde; şimdi oralara yoğunlaşıyoruz. Bazı ilçe, mahalle, köy ve mezralardaki karantina uygulamalarından sonuç almaya başladık. Ama şehir merkezlerinde de karantina uygulamaları var. Örneğin, İstanbul, Bağcılar da bir binayı tamamen karantina altına aldık. Sürecin başlangıcından bu yana 212 bin işyerinin kapattık. Bunlar sosyal temasın azaltılması, sosyal mesafenin artırılması için gerekliydi.

'Şu anda sokağa çıkma yasağına gerek yok'

- Bilim insanları ve muhalefet partileri sokağa çıkma kısıtlamasının genişletilmesini istiyor. Düşünüyor musunuz?

Şu anda sokağa çıkma kısıtlamasının genel nüfusa yaygınlaştırılmasına gerek duyulmuyor. Zaten 25 milyon nüfus 20 yaşın altında, 8 milyon 65 yaşın üzerinde. Buna rahatsızlıkları nedeniyle, öteden beri evden çıkamayanları kattığınızda 40 milyona yakın bir nüfus zaten fiili sokağa çıkma yasağında. Ayrıca kendini sakınmak için gönüllü olarak mecbur kalmadıkça evden çıkmayan milyonlarca kişi var. Böyle devam edebilirsek ihtiyaç kalmayabilir ama yine de her ihtimale karşı hangi yeni kısıtlama adımları atacağımız belli. Ben doktor değilim ama bize verilen bilgilere göre, bazı ülkelerde salgının ikinci dalgası başladı. Bu dalganın Türkiye’ye gelme ihtimaline karşı da yeni adımları devreye alabiliriz.

- Hükümetin belediyelerle işbirliği yapmaması eleştiriliyor. İşbirliği düşünüyor musunuz?

İl Pandemi Kurulları'nın oluşumuyla birlikte yerel yönetimlerle birlikte çalışmaya da başladık. Belediye başkanları il ve ilçelerde vali ve kaymakamların başkanlığında kurulan bu kurulların doğal üyesi. Pandemi Kurullarının karar alma yetkisi olmadığı için burada oluşan kararlar İl Hıfzıssıhha Kurulları'nda karara bağlanıp uygulanıyor. Vefa Sosyal Destek gruplarında da yerel yönetim ve sivil toplum örgütleri yer alıyor. Şu ana dek 65 yaş üzerindeki 1 milyon 319 bin küsur vatandaşa hizmet götürüldü; emekli maaşı olsun, gıda, ilaç olsun. Dünyada bir örneği olup olmadığını bilmiyorum. Ancak tehlike henüz geçmiş değil. İşi sıkı tutmamız gerekiyor. Evde kalmakta biraz daha sabırlı olmamız, sosyal mesafe ve şahsi temizliğe biraz daha devam etmemiz gerekiyor.

ALMAN DEUTCHE BANK’TAN ÇOK MANİDAR TEKLİF

BİYOLOJİK PASAPORT

Deutsche Bank’ın ortaya attığı biyolojik pasaport önerisi ışığında, AB ve dünyada yakın gelecekte gerçekleşmesi beklenen değişim ve dönüşümü, Kıdemli Avrupa Birliği ve Teknoloji Uzmanı ve Demokrasi 4.0 Düşünce ve Eylem Kuruluşu Kurucusu Kader Sevinç, Sputnik’e anlattı.

Dünyayı etkisi altına alan koronavirüs salgını sonrası, ülkeler artık sınırlarını diğerlerine açmak konusunda eskisinden çok daha az istekli hale gelebilir. Bu tespit Almanya merkezli Deutche Bank’a ait.

Deutsche Bank geçen hafta, dünyayı etkisi altına alan Kovid-19 salgınından en çok etkilenecek olan sektör turizm olacağını ve bu durum farklı ülkelere seyahat eden insanların koronavirüs taşıyıcısı olmadığını kanıtlayacak 'biyolojik pasaportların' ortaya çıkmasına neden olabileceğini açıkladı.

Daha kapalı bir AB mi geliyor?

Biyolojik pasaport uygulaması henüz hayata geçirilmeye hazırlanan bir prosedür değil. Ancak bu uygulama gelirse bunun sonuçları ne olur? Kovid-19 sonrası daha kapalı birAvrupa Birliği (AB) tablosuyla mı karşı karşıya kalacağız? Konuyu, Kıdemli Avrupa Birliği ve Teknoloji Uzmanı ve Demokrasi 4.0 Düşünce ve Eylem Kuruluşu Kurucusu Kader Sevinç değerlendirdi.

‘Salgın sonrası dünyanın öncelikleri bambaşka olacak’

Sevinç’e göre, salgın sonrası dünyanın öncelikleri büyük ölçüde değişecek. Sevinç“Koronavirüs salgını sonrası her bakımdan bambaşka önceliklerin devreye gireceği yeni bir dönem başlayacak. Daha doğrusu uzunca süredir ertelenmiş olan değişimler hızla yürürlüğe girecek. Bunu zaten çalışma hayatının neredeyse tamamendijitalleşmesinden ya da hayatın farklı öncelikler etrafında yeniden düzenlenmesinden de görebiliyoruz. Yapay zeka, öğrenen makineler, büyük veri gibi dönüştürücü teknolojilerin çağında elbette hibrit tehditlerle mücadele uzun yıllardır batıda baştaNATO olmak üzere uluslararası kurumların gündemindeydi. Hibrit tehditler siber saldırılardan yalan haber yaymaya, biyolojik saldırılardan, nükleer, kimyasal ve radyolojik olanlara kadar uzanıyor. Hatta 2017'de NATO ve AB ortak bir hibrit tehditlerle mücadele merkezi açtı Finlandiya'da; lakin eylemsellik kapasiteleri ilk kez ciddi anlamda test ediliyor” diyor.

‘Biyolojik pasaport uygulaması demokrasi açısından oldukça sorunlu olur’

Deutsche Bank yetkililerinin gündeme getirdiği biyolojik pasaport uygulamasının ‘sorunlu’ olacağına işaret eden Sevinç “Salgının durdurulması süreciyle sınırlı dönemi dışında tutarsak biyolojik pasaport uygulaması demokrasilerde sorunlu bir konu. Salgınla mücadele için olsa bile kısa sürede altyapısını oluşturmak da zaten güç. Kişisel bilgilerin korunması kanunları Avrupa'da oldukça katı.

Örneğin Belçika'da kişinin kişisel sağlık bilgilerinin bir hastaneden diğerine aktarımı dahi kolay olmayan bir süreç ve hastanın onayı gerekiyor. Biyolojik pasaport türü uygulamaların devlet aygıtının, saydığım yüksek teknolojinin imkanlarını da kullanarak toplum üzerinde gözetimkapasitesini güçlendirmesi ve hak ihlalleri riski çok yüksek” diye anlatıyor.

‘Adı henüz konmamış olsa da biyolojik pasaport uygulamaları otoriter rejimlerde mevcut’

Sevinç “Orwellyen bir sisteme ait olan bu tür uygulamalar dünyada mevcut. Adı konmuş bir biyolojik pasaport olmasa da özellikle günümüzün otoriter rejimlerinde benzer uygulamaları görüyoruz. Yapay zeka temelli yüz tanıma teknolojileri, büyük veri temelli profilleme ve gözetim.

 Üstelik çağımızın otoriterleri bu Orwellyen uygulamaları çekici hale getirecek, teşvik edecek yol ve yöntemler de geliştirerek 'Cesur Yeni Dünya'da tasvir edilen eğlence yoluyla kitlelerin kontrolünü hibrit bir model ile sağlıyor. Bunu bir yazımda ele almıştım. Yandaşına alim, muhalifine zalim ama iki kitleyi de itinayla birbirinden yalıtarak bir ülke içinde iki ayrı dünyayı var eden bir model” diye devam ediyor.

‘AB içinde de büyük bir çatışma, kakafoni var’

Sevinç, Avrupa Birliği içerisindeki tezat uygulamaların artık çok sesli ve uyumlu olma özelliğini yitirdiğine, birlik içinde adeta ‘kakafoni’ olduğuna işaret ediyor:

“Avrupa her konuda olduğu gibi bu konuda da çok katmanlı bir yapıda. Avrupa içinde en ileri demokrasi uygulamalarını da, otoriterleşmenin sınırlarını zorlayan Macar Viktor Orban gibi rejimleri de görüyoruz. Bu maalesef eskiden çok seslilikle olduğu gibi bir harmoni değil kakafoni yaratıyor Avrupa'da bugün.

Avrupa içinde her zaman iki eğilimin mücadelesi söz konusudur. Biri özgürlükçü, ortak değer ve standartlar etrafında birleşmiş bir Avrupa'ya inananlar diğeri ise içine kapanmacı, birleşmiş Avrupa'ya ve açık topluma inanmayan, ortak değerleri dini bir referansla yorumlayanlar.

Bugün bu iki grup arasındaki mücadele, ister iklim gündemi olsun ister AB genişlemesi, isterse de koronavirüsü ile nasıl mücadele edileceği konusu olsun, giderek sertleşiyor.”

‘Avrupa ülkeleri koronavirüste dayanışma gösteremedi, ülkeleraası güven büyük yara aldı’

AB ülkelerinin koronavirüsle mücadele noktasında da dayanışma gösteremediğini    ve bunun ulusal çıkarların Avrupa çıkarlarının önüne geçtiği değişimin sonucuolduğuna değinen Sevinç şunları söyledi:

“Ekonomik kriz, büyük göç dalgaları ve Koronavirüs salgını gibi büyük krizlerin yarattığı dalgada bu ikinci grup adeta sörf yapıyor."

"Bu krizlerin yarattığı stres altında kalan halk bir virüs gibi ülkeden ülkeye yayılan bu tür otoriter anlayışların etkisi altına giriyor. Bu nedenle 2009/2010'a kadar yaşanan açık topluma, birleşik Avrupa'ya dayalı tezlerin yerini içinde olduğumuz süreci de kapsayan şekilde kapalı toplum, ulusal (ve hatta bölgesel) sınır ve çıkarların ortak Avrupa çıkarlarının önüne geçtiği bir süreci yaşamamız muhtemel önümüzdeki yıllarda.

Zaten koronavirüsü ile mücadelede, salgından feci biçimde etkilenen İtalya gibi ülkelerin yeterli ve zamanlı bir Avrupa dayanışması görememesi bunun önemli bir göstergesi. Koronavirüsü ile mücadele geride kaldığında Avrupa'da ülkeler arası güvenin aldığı yaranın nasıl iyileştirileceği büyük bir sorun olacak."

‘Birleşik Avrupa fikrinin kabulü ancak Avrupa çapında yeni bir toplumsal sözleşmeyle mümkün’

"Bu sürecin tersine çevrilebilmesinin ve yeniden demokratik ortak değerler, birleşik bir Avrupa fikrinin kabul görmesi ancak Avrupa çapında yeni bir toplumsal sözleşmeylemümkün olacağını düşünüyorum. Bu hem siyasetin yenilenmesi ve işleyiş reformunu kapsıyor hem de ulus-üstü özellik taşıyan AB'nin kurumlarıyla ciddi bir değişim ve işlerlik kazanma sürecini kapsıyor.

AB daha yerelleşmeli, vatandaş odaklı hale gelmeli, karar mekanizmaları katılımcı olmalı. 20. yüzyıl mantığıyla çalışan kurumların 21. yüzyılın sorunları karşısında etkisiz kalması kaçınılmazdır. Hem siyasetin paradigmasının hem de kurumların bu yönde değişmesi şart.”

KORONA SONRASI DİJİTAL DÜNYA

(Bülent Erandaç. Takvim Gazetesi Yazarı)

DÜNYA üzerinde bir hayalet dolaşıyor Koronavirüs (Covid 19) hayaleti. Koronavirüsün bir salgın, görünmez düşman olarak kısa bir sürede bütün bir dünyayı sarması karşısında, küresel ülkelerin vatandaşlarını koruma konusunda aciz ve çaresiz kalması herkesi şaşırtmıştır.

Trilyonlarca dolar harcanarak dünya üzerinde hegemonya kurmak, düşmanlarla savaşmak için organize edilmiş ordular bugün, ülkelerin sokaklarında kamu güvenliğini sağlayan polis durumuna girmiştir.

İnsanların evlerine kapanması, ticari hayatın durdurulması, dünya hegemonyası peşinde koşan ABD, Rusya, Çin ve AB başta olmak üzere büyük güçlü ekonomiye sahip ülkeleri sarsmıştır.

Dünya bugünkü yaşanan pozisyona nasıl getirildi? Endüstri 4.0 ya da 4. Sanayi Devrimi.

Bu terimler ilk olarak 2011 yılında Almanya Hannover Fuarı'nda kullanıldı. Bu devrim nesnelerin interneti, internetin hizmetleri ve siberfiziksel sistemlerden oluşan bir değerler bütününü ifade ediyordu. Ve endüstri 4.o, 2ooo yılından bugüne nesnelerin İnterneti, Hücresel Taşıma Sistemi ve Otonom Etkileşim ve Sanallaştırma kavramlarının kolektif bir bütünü oldu.

Sahip oldukları bilgileri yeni teknolojiler ile harmanlayarak Endüstri 4.0 çağına en hızlı ayak uyduran ABD'li dev şirketler oldu. ABD'nin en popüler 10 mobil uygulamasının 8'i Google ve Facebook'a ait...

Facebook. Messenger, Instagram, Google YouTube sistemleriyle dünya insanları, özellikle Amazon Mobile, Apple, Google ve Facebook'un baskın gücü farklı uygulamalarla çok yönlü bir şekilde büyüyor ve bu hâkimiyet korona sonrası yepyeni bir dünyayı karşımıza çıkardı.

Sadece eğitim alanında değil alışveriş-ticaret alanında da giderek hacmi genişleyen sanal alışveriş, sanal ticaret kendisine özgü biçimde daha da genişleyeceğini gösteriyor.

Dünyayı örümcek ağı gibi sarmış dev şirketler "Korona sonrası dünya" hazırlıklarına başladılar.

Batı'nın teknolojik gelişmelere öncülük etmesi özellikle son 20 yılda insanların zaten gün içinde çok sık kullandıkları sosyal medyayı cep telefonları üzerinden daha fazla kullanmalarına sebep oluyordu. Bu süreçten bütün ülkelerin az çok sarsıldığı bir sırada,

HERKESİ DİJİTAL SiSTEMLERİN KONTROLÜNE ALARAK YENİ DÜNYA DÜZENİNİ KURMA YOLUNDA YÜRÜNÜYOR.

Evlerine çekilmiş insanlar, bugün yoğun olarak sosyal medyayı kullanıyor, ayrıca online oyunlar ve dizi film kanalları veya siteleri insanların yoğunlaştıkları alanlar durumunda.

Türkiye'nin başarılı şekilde uyguladığı, EBA - yeni bir eğitim yöntemi olarak uzaktan eğitim tekniğinin devreye sokulması, dünyanın eğitim alanında nasıl bir yol izleyeceğini de gösteriyor. Dünya sanal sosyalleşme ve sanal eğitim yeni teorileri işaret ediyor. Korona’nın hayatımızı etkileyen bir dönüşü, kredi kartlarından kullanımında gözlendi.

Temassız kartlarla alışveriş üç katına çıktı;

Bankalararası Kart Merkezi (BKM), Mart 2020 kartlı ödeme verilerini açıkladı. BKM verileri, sosyal mesafenin kredi kartlı alışverişlerde de etkili olduğunu ortaya koydu: Mart ayında temassız kartlarla yapılan ödeme adedi, geçtiğimiz yılın aynı dönemine göre yaklaşık 3 katına çıktı ve 85,8 milyona ulaştı.

18 Mart itibarıyla temassız ödemelerde şifresiz işlem limitinin 250 liraya yükseltilmesi ile birlikte daha fazla ödemede temassız ödeme teknolojisi kullanılabilir oldu. Mart ayında her 5 mağaza içi ödemeden 1'i temassız yapılırken; 2,5 milyon farklı kart ilk kez temassız ödemelerde kullanıldı. Temassız ödemeler özellikle sosyal izolasyon sürecinin başladığı mart ayının ikinci haftasında zirve yaparken, en fazla temassız ödeme yapılan sektörler market, restoran ve sağlık/kozmetik oldu.

3 milyon kart ilk kez internetten ödemelerde kullanıldı.

Mart ayında her 5 TL kartlı ödemenin 1 TL'si internetten yapılırken, 3 milyon kart ilk kez internetten ödemelerde kullanıldı. İnternetten kartlı ödeme tutarı, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 19 artarak 16,5 milyar TL'ye ulaştı.

DİJİTAL’E GİREN MÜZELER

Tüm dünyayı etkisi altına alan koronavirüs salgını nedeniyle milyonlarca insan evlerine kapanmış durumda. Google aracılığıyla, evden çıkmadan ziyaret edebileceğiniz 10 farklı müze devreye sokuldu.

  1. GUGGENHEIM MÜZESİ - İSPANYA
  2. MUSEE DE O'RSAY - FRANSA
  3. ULUSAL MODERN SANATLAR MÜZESİ - GÜNEY KORE
  4. BOBOLI BAHÇELERİ - İTALYA
  5. MACHU PICCHU - PERU
  6. MUSEU ARTE DE SAO PAULO - BREZİLYA
  7. DOLORES OLMEDO – MEKSİKA
  8. CHICAGO SANAT MÜZESİ - ABD
  9. VERSAY SARAYI – FRANSA
  10. TOKYO ULUSAL MÜZESİ - JAPONYA

KORONA İNSAN IRKININ GELECEK KORKUSU MU?

(İbrahim Karagül. Yenişafak Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni)

Corona (Korona) sadece bir virüs, sadece bir sağlık sorunu, sadece şu an yüzleştiğimiz bir salgın değil.

Bir gelecek korkusudur.

İnsanlığın bütün kurulu düzenlerini sarsan, çökertebilecek bir uyarıdır.

Sars’tan, Kuş gribinden, Domuz gribinden sonra Corona.. Ya sonrası? Ya bir sonraki salgın ne olacak? Nasıl bir hasar verecek?

Ne tür korkuları besleyecek, büyütecek? Bizi nasıl bir panik bekliyor?

CORONA "ÜRETİLMİŞ" BİR VİRÜSTÜR. BİR BİYOLOJİK SİLAH DENEMESİ Mİ?

Evet, insan ırkı çok daha büyük felâketleri atlattı. Üstesinden geldi. Corona’yı da yenecek, bundan hiçbir şüphe yok.

Kişisel olarak Corona virüsünün, doğal bir virüs olmadığına, “üretilmiş” bir virüs olduğuna ilişkin kanaatim her geçen gün artıyor.

Bu da, “bir sonraki adım”a ilişkin yaygın, etkili, sorgulayıcı ve sonuç doğurucu bir tartışma ve bilinçlenmenin nasıl bir zorunluluk olduğunu önümüze koyuyor.

Yıllardır insan ırkını sınırlandırmaya, buna bağlı olarak biyolojik silah üretmeye, virüslerden yararlanmaya, “seçkin bir ırk oluşturma” ya, yeryüzünün kaynaklarını bu “seçilmişler”e bahşetmeye dönük planlar yapıldığını biliyoruz.

O FİLMLER, DİZİLER SADECE HAYAL GÜCÜ MÜ?

Yıllardır insanın “kötü yönleri”ne dair bu tür hikâyeler, iddialar her yerde. Bu yönde filmler, diziler yapılıyor, milyonlar bunları izliyor.

Bu filmler sadece bir hayal gücü mü? Sadece sinema endüstrisinin para kazanmasına yönelik bir tür işletmecilik yöntemi mi?

Yoksa başka bir şeye hazırlık mı?

21. YÜZYIL "AŞIRILIKLAR ÇAĞI"DIR. İNSAN IRKI "İMKANSIZ"I ZORLUYOR.

21. yüzyıl “aşırılıklar çağı”dır. “İnsan”ın “en uç noktaları”zorladığı, en kestirmeden gitmeyi kafasına koyduğu bir çağdır.

İçimizdeki iyilikleri yayma varken, kötülükler üzerinden güç inşa etme yöntemlerine en fazla ilgi duyulan, duyulacak çağdır.

İnsan zihninin, ruhunun “imkânsızları zorladığı”, zorlayacağı bir çağdır.

Bu imkânsızı zorlamalar, var olan bütün sistemleri çökertebilir. Ekonomiyi bitirebilir, çökertebilir. Sosyal alanı mahvedebilir.

Bireyin, toplumun, devletin, örgütlü yapıların çılgınlıkları, “imkânsızı zorlamaları” 21. yüzyılı insanlık tarihinin en büyük değişimlerinin yüzyılı yapabilir.

YENİ BİR NUH TUFANI MI? HİÇ ÖYLE SINANMADIK

Bu iyi yönde de kötü yönde de olabilir. Ama her ne olursa olsun, tarihin sayfalarını değiştirecek, çok radikal sarsıntılar yaşanacaktır. 21. yüzyıl, yeni bir “Nuh Tufanı” ölçeğinde değişimlere tanıklık edebilir.

Bu bir kâbus senaryosu değildir. Sadece bir virüsün, sadece yapay zekânın nelere yol açabileceğini, azıcık düşünürsek, görebiliriz.

İnsanlık, hiçbir zaman bu ölçekte bir sınavla, köklü değişimle sınanmadı. Bu sınavın sonucu bugüne kadar öğrendiğimiz her şeyi yerinden oynatabilir.

Önümüzdeki gelecek budur. Dolayısıyla, iyi olanı güçlendirmek için, insan ırkını yeni kötülük dalgalarından korumak için savunma hatları, savunma bağları, dayanışmaları, değerleri üretmemiz gerekiyor.

CORONA BUGÜNÜ DEĞİL YARINI ANLATIYOR BİZE

Cirona; insanın gen yapısına, hayvanın gen yapısına, tabiatın bütün kurulu düzenine müdahalelerin insan ırkını nasıl tehdit edebileceğine, gezegenimizin tüketilmemiş hiçbir yanının bırakılmamasının bir sonraki adımının neler olabileceğine dair korkularımızı, korkmamız gerekenleri gösterdi bize.

Corona bize bugünü değil yarını, yarınlarımızı anlatıyor.

İnsanlığın, yeryüzünün, yaşanabileceklerin, ne kadar çılgınlaşabileceğimizin fotoğrafını gösteriyor.

Refahın, şehirleşmenin, teknoloji çılgınlığının, güç ve ihtirasın, bencilliğin ve acımasızlığın bizi nerelere savurabileceğini, inançlarımızın, sosyal bağlarımızın, toplumsal düzenlerimizin nasıl çökebileceğini gösteriyor.

CORONA DEĞİL, ÇİN KARANTİNA ALTINDA

Çin’de şehirler kapatılıyor. Milyonlarca insan karantina altına alınıyor. Ekonomi duruyor, ticaret duruyor, turizm duruyor. En basit insan ilişkileri duruyor, insanlar evlerine hapsediliyor.

Çin’deki göstergeler, devlet otoritesi güçsüz, toplumsal duyarlılığı zayıf ülkelerin böyle bir tehditle asla başa çıkamayacağına da işaret ediyor.

ABD ile rekabete giren Çin’in bir virüse yenilmesini, dünyaya açılan bir gücün bir virüs yüzünden içe kapanmasını, bütün rekabet alanlarında ağır yara almasını izliyoruz.

Corona hastaları değil, Çin karantina altına alınmış, tecrit edilmiştir.

Sadece bu bile, geleceğin dünya düzeninin bizim ezberlerimiz, hazırlıklarımız, siyasi düşüncelerimiz dışında faktörlere göre şekil alabileceğini, umulmadık dalgalanmaların, çıkışların insanoğlunun bütün güç yapılarını altüst edebileceğini göstermeye yetiyor.

VİRÜS İRAN'I ÇÖKERTTİ

İran’da virüs, devletin en üst isimlerine kadar uzandı, ülkenin sağlık sistemi dağılmış durumda. Okullar kapatılıyor, hastalık bütün şehirleri esir alıyor. Camiler, türbeler, devlet daireleri kapatılıyor, toplantılar iptal ediliyor, bütün etkinlikler duruyor.

“Takdir-i ilâhi” diyerek, hiçbir şey yapmadan, işleri kendi haline bırakmak bütün ülkeyi felâkete sürükledi. Oysa ilâhi takdir, mücadele etmeyi, tedbir almayı öğretiyor. Burada bile bir “inanma sorunu” karşımıza çıkıyor.

“Düşmanlarımız İran’a komplo kuruyor” der, sadece bağırıp çağırırsanız, ülkenizi de, insanlarınızı da asıl siz felâkete sürüklersiniz. İran’da bunu gördük.

İran, salgını bütün Ortadoğu’ya dağıtan ülke haline geldi.

KÂBE’DE TAVAF DURDU!

Suudi Arabistan’da Umre yasaklanıyor. Kâbe’de tavaf durduruluyor. Belki bu yıl Hac bile yapılamayacak. Bir rivayete göre Corona yüzünden, bir rivayete göre siyasi endişelerle ülkenin kara sınırları kapatılıyor.

Sağlık tedbirleri kapsamında Kâbe’ye insan sokulmaması, dini terminolojideki bütün örnekleri, Kur’ân-ı Kerim’deki kıssaları akla getiriyor.

Bu bile inançla ilgili konuları önümüze getirmeye yetiyor. Corona daha bu aşamada bu hafızayı uyandırıyor.

İTALYA: MİLYONLARCA İNSAN TEHDİT ALTINDA, AVRUPA TESLİM OLUYOR

İtalya’da milyonlarca insan karantina altında. Virüs, Avrupa’nın her yerine, ABD’ye, Japonya’ya, Kore’ye ulaşmış durumda. Hindistan gibi dev nüfuslu ülkede neler oluyor, kimse bilmiyor.

Bu da, salgının gelişmiş-gelişmemiş ayırımı yapmadığını, insanın yaşam biçimini yok etmeyi amaçladığını gösteriyor.

Corona’nın kendisi değil, sonuçları tehdit. Kendisi sağlık sorunu bir salgın, üstesinden gelinecek. Ama sonuçları, kurulan düzenleri, birikimleri yok ediyor.

Bu yok ediş Corona’dan çok kendi korkumuz aslında. Kendimizden, kötülük duygumuzdan, ihtiraslarımızdan, açgözlülüğümüzden, acımasızlığımızdan, geleceğimizden vebirbirimizden korkuyoruz.

BU BİR TATBİKAT MI? PANİK VE HAZIRLIKLAR HASTALIKTAN ÇOK.

Yıkıcı olan virüs değil, yıkıcı olan biziz. Neler yapabileceğimizi, neleri hayal edebileceğimizi, içimizde bu planların peşinde olanlar olduğunu biliyoruz çünkü.

Hastalığın ölümcül oranının çok ötesinde bir endişe, alarm, hazırlık var.

Bu bir tatbikat mı? Daha kötüsüne hazırlık mı?

İNSAN KENDİ KIYAMETİNİ Mİ ZORLUYOR?

İnsan kendisinden ve gelecekten korkuyor. Kendi kıyametinden korkuyor.

İdeolojiler çöktü, doğru. Ama devletleri, güç alanlarını sınırlayacak hiçbir mekanizma, teamül, değer kalmadı.

Korkunç bir hükmetme, yağma dönemi başladı.

Uluslar, bu tehlikeyi gördü ve içeri kapanıyor, kalelerini savunmaya hazırlanıyor. Çünkü milletleri sınırlayacak hiçbir üstyapı ve ortak söz kalmadı. Ortak mücadele alanları kapatıldı.

Ama asıl savunma, insanın kendi kıyametini hazırlayanlara karşı olmalı. Belki de 21. yüzyılın siyasi kamplaşması, seferberliği bu alanda olacak.

Bazılarına fantastik gelebilir ama Âdem’den bu yana bütün tarihi savaş tarihi olan insan ırkı içinde, bu kıyametleri hayal edenler hatta planlamaya çalışanlar yok mu?

KORKUMUZ BU YÜZDEN BU KADAR BÜYÜK!

Hele de ileri teknolojinin bu kadar kolaylaştığı, sınırsızlaştığı, denetimsizleştiği, bireyselleştiği, şirket kârlarının ve insan ihtiraslarının her şeyin önüne geçtiği bir çağda..

Eğer Corona “üretilmiş” bir virüs ise ki ben öyle inanıyorum, bir sonraki gelecek demektir. Salgının yıkıcı etkileri de, önleme çabaları da, korku ve panik de, insanların nelere direnebileceği de ölçülüyor böylece.

Tehdit Corona değil, tehdit biziz.

Korkumuz bu yüzden bu kadar büyük.

ATLANTİK’İ SARSAN KORONA DARBESİ

(Bercan Tutar-Sabah Gazetesi Dış Haberler Müdürü)

Dünyayı kasıp kavuran koronavirüs krizi daha şimdiden küresel sistemi değiştirmeye ve şekillendirmeye başladı. Geçmişte de olduğu gibi dünya düzenleri başlarda yavaş yavaş değişim gösterir sonra köklü dönüşüm süreçleri devreye girer.

Örneğin 1956 yılındaki Süveyş krizi, Ortadoğu'daki güç haritasını birden alt üst etti. Hegemonik gücü II. Dünya Savaşı'ndan sonra tedricen azalan İngiltere, Süveyş krizi ile İslam dünyasındaki ve küresel sahnedeki yerini ABD'ye bırakmak zorunda kaldı.

Şu an küresel sistem de 'Süveyş süreci'ne benzer bir aşamadan geçiyor. Korona ile mücadelede sınıfta kalan AB ve ABD'ye karşı başını Çin, Rusya, Japonya, Güney Kore ve Türkiye'nin çektiği Asya ülkeleri, küresel güç dengelerinde yükselişe geçti.

ABD liderliğindeki Atlantik ise 1945'ten sonra dünyada her anlamda hegemonya kurmuştu.

Bu hegemonyanın dayanağı sadece ABD ve Avrupa'nın sahip olduğu askeri güç, maddi zenginlik ve demokratik değerlerden kaynaklanmıyordu.

ABD'yi dünyada cazibe merkezi yapan ve hegemonyasına meşruiyet kazandıran en önemli faktörler, krizler karşısında içeride ve dışarıda sergilediği koordinasyona dayalı başarı öyküsüydü.

Ne var ki korona krizi ABD'nin küresel gücünün en kritik üç saç ayağını da çökertmiş durumda.

İç siyasette sergilediği yönetim kalitesi, küresel fayda sağlayan stratejik vizyonu ile krizleri yönetme ve sorunlara çözüm bulmada ortaya koyduğu uluslararası liderlik kabiliyeti artık tamamen yok olmuş durumda.

***

Bir anlamda korona krizi Atlantik için SSCB'nin çöküşüne yol açan Çernobil faciasına dönüştü.

Oysa Wuhan'da ilk vaka ortaya çıktığında Amerikan yönetimi ve medyası zafer naraları atarak Korona krizini "Çin'in Çernobil'i" diye nitelemişti.

Ancak işler sarpa sardı. Kriz tablosu ters yüz oldu. Daha şimdiden dünyada "Doğu nasıl oldu da koronaya karşı savaşta Batı'yı yendi?" sorusunun cevabı tartışılıyor.

Özellikle salgın hastalıklarda en büyük felaketin insanı insan yapan değerlerin kaybedilmesi olduğunu unutmamak lazım. İşte Batı dünyası bu erdem ve vicdan sınavında çuvalladı.

Bu bağlamda ağır bedeller ödeyen İtalya, kendisini yalnız bırakan Avrupa Birliği'ne haklı olarak sert tepkiler gösteriyor.

Son olarak İtalya'nın eski Başbakanı SALVINI AB’nin 'Birlik' olmaktan çok bir 'çakallar ve yılanlar mağarası' olduğunu söyledi. Salvini, "Önce virüsü yenelim, sonra tekrar düşünelim. Gerekirse teşekkür etmeden veda edelim" diyerek AB projesinin çöktüğünü ilan etti.

***

Özellikle Batı'daki sosyal ayrımcılık ile kötü siyasi liderlik bu başarısızlıkta önemli rol oynadı.

Bu nedenle krizde en büyük vaka ve ölümlere ABD, İtalya, ispanya, Almanya, Fransa ve İngiltere gibi ülkeler maruz kaldı.

Batılı toplumlar ile devletleri arasındaki güven bunalımı daha da derinleşti.

Asya ülkeleri ise inanılmaz bir başarı performansı sergiledi. Asya ülkelerinin dinamik bir sağlık sistemine ve güven veren birer liderliğe sahip olmaları krizle mücadelede önemli rol oynadı. Asyalı liderler halklarını organize etmede ve toplumsal sağlığı öne çıkarmada adeta seferber oldu.

Atlantik'i sarsan korona kasırgası bu yüzden sadece Batılı ülkelerin ekonomik yapısında değil bundan sonraki siyasi geleceklerinde de derin bir resesyona yol açacak.

Çünkü Sosyal Darwinizm'in ultra versiyonu olan 'sürü bağışıklığı' ile hareket eden Batılı siyasilerin can derdindeki halkı değil bir sonraki seçimleri düşündüğü ve bu yüzden de hayati önlemleri almada tereddüt ettikleri ortaya çıktı.

Ne var ki korona kasırgası bu küçük hesapları alt üst etti... İşte bu yüzden kritik süreçlerdeki her tereddüt küresel düzeyde büyük oyunu değiştiren devasa birer dalgaya dönüşüyor hemen.

MÜESSES NİZAMIN ÇÖKÜŞÜ

(Serdar Turgut. Habertürk Washington Temsilcisi)

Salgın stabilize olduktan sonra yeni bir dünya düzeninin kurulmasına girişileceği kesin.

Çünkü global dünyanın bu son yediği darbeden sonra kapitalist dünya sisteminin sadece piyasaları kurtarmak için insanları harcamaktan kaçınmayacağı görüldü.

Yaşananlar nedeniyle Amerika’da müesses nizam değişecek Türkiye’de de sosyalist bilinç yükselişe geçecek. Geç kapitalizmin ve onun dünya sistemi olan emperyalizmin nasıl yetersiz kaldığı ve aslında kâğıttan kaplan olduğu ve çöktüğü görüldü.

Kısa sürede hızla piyasasına 2.3 trilyon dolar dökebilen Amerika buna rağmen sistemi nasıl toparlayabileceğini bilemiyor.

Çünkü insan merkezli bir düşünce sistematikleri yok. Bu olmayınca da düzen insana hizmet için çalıştırılamıyor.

Önümüzdeki yıllarda kapitalist dünya sistemin merkezinde düzen değişirken çevre ülkeler de yeni gerçekliğe uyum sağlamak için yeni fikirlere açık olmak zorunda kalacaklar.

Global düzeyde ara mal ve hammadde olarak tedarik sistemlerinin yeniden düzenlenmesi gündeme gelecektir.

Dünyanın ana tedarikçi olarak Çin’e bu kadar bağımlı olmasının yarattığı sorunları son krizde gördük.

Salgın Çin’de patlar patlamaz alıştığı global mal tedariki sistemleri aksayan merkez ülkeler paniklediler.

Dolayısıyla global sistemin işleyişi üzerine yeni düşünceler gerekecek.

Yani kapitalizmin merkez ülkeleri ara mal ve ithal ürünlerini sağlamak açısından Çin gibi tek bir noktaya bağlanmak yerine bu kanallarını çoğaltmanın sistemini kurmak isteyeceklerdir.

TÜRKİYE'YE FIRSAT

Salgın öncesinde kendisini altyapı yatırımlarıyla, köprüler ve otoyollarıyla ve tartışılan Kanal İstanbul'uyla Çin’in tedarik sistemi hâkimiyeti süreceği ve Türkiye’nin bu sistemde önemli konumu olabileceğini düşünerek konumlandırmakta olan Türkiye’nin yeni gerçekliğe göre kendisini yeniden konumlandırması gerekebilecek.

Bence geldiğimiz noktada gelecek için verilen sinyaller Çin’in ‘tek yol, tek kuşak’ projesi yakında büyük darbe yiyeceğini ve belki de bu projenin sonu bile gelebileceğini gösteriyor.

Birçok ülke bu projenin dünya sisteminde Çin’in yeni hegemonyasını işaret ettiğini düşünüp kendilerine bu sistem içinde uyum sağlamalarına yol açacak projelere giriştiler.

Eğer Türkiye’de dâhil bu ülkeler şimdiden alternatifleri düşünmezlerse kurulacak yeni dünya düzeninde zayıf durumda kalabilirler.

Sakın ha bu diyeceklerimi moral olsun diye söylediğimi sanmayın.

Akademik kariyerim ve son okumalarım çerçevesinde bu gelinen noktayı Türkiye’nin kendi avantajına dönüştürme imkânı yüksek görülüyor.

Çin’in oluşturmaya çalıştığı global yeni düzeni çöktükten sonra Amerika da kendi iç düzenin yeniden kurmaya girişeceğinden doğacak global boşlukta en az sendeleyecek ülke Türkiye gibi gözüküyor.

Ancak doğabilecek bu fırsatı iyi kullanabilmesi için atmamız gerekecek bazı kaçınılmaz adımlar var.

Tamam, ölecek miyiz kalacak mıyız henüz belli değil salgın ne yöne gider o da bilinmiyor ama korku ve endişeye boğulup beklemek yerine genç kuşağımıza salgın sonrasında nasıl bir Türkiye sunacağımızı oturup düşünmemiz lazım. Beyin fırtınalarının zamanı bu aslında. Bu yazı da ona bir katkı girişimi.

1- Çin’in global tedarik sistemindeki tartışılmaz hegemonyası çökünce bu bazı ülkelere Çin kadar büyük olmasa da bazı sektörlerde yeni global tedarikçi olmak, yani ihracatını arttırma fırsatını açacaktır. Türkiye’de bu potansiyel kesinlikle var. Üretim maliyetlerimizi nasıl düşürebiliriz, üretimimiz için gereken ara mal ve hammaddeyi nasıl daha uygun tedarik ederiz bunları iyi düşünür planlarsak Türkiye’nin önümüzdeki yıllarda Çin kadar büyük olmasa da global sistemin önemli tedarikçilerinden bir tanesi olacağını düşünüyorum.

TÜRKİYE'YE MERKEZİ PLANLAMA

2- Bunu yapabilmemiz sadece piyasa mekanizmalarına güvenerek olamaz. Türkiye mutlaka hızla teşvikçi, yol gösterici merkezi planlı ekonomi düzenine geçmelidir. Bunu dün de Amerika için yazdım onlar da buna zorunlu olarak geçecekler.

Türkiye’nin ihtiyacı piyasaları daha iyi ve düzgün çalıştıracak yön gösteren planlı ekonomidir. Bunun için gereken bilgi birikimi, ekonominin tümü için girdi çıktı tabloları elimizde bulunuyor.

Salgın sonrasında yeni bir dünya kurulacak ve Türkiye de o dünyada yerini alacak.

YENİ PARADİGMA İLE PLAN

Türkiye için hazırlanacak yeni planın tarımı nasıl kurtarırız, turizme neler yapılabilir, yeni ihracat imkanlarını nasıl kullanabiliriz sorunlarını öne çıkaran yeni paradigmaya ihtiyacı var. Türkiye’nin müesses nizamı bunu yapacak potansiyele sahip. Buna rağmen yapmazsa da maalesef şansını kaybeder.

EURONEWS HABER ANALİZ

Covid-19 salgını sonrası, tek kutuplu küresel sistem sona mı erecek?

 Tüm dünya koronavirüs ile nasıl mücadele edileceğini bulmaya çalışıyor. Virüsün yayılma hızı artıkça yaşanan kaygı seviyesi de yükseliyor.

Almanya Şansölyesi Merkel’in de ifade ettiği gibi, insanlık II. Dünya Savaşı’ndan beri yaşanan en büyük felaketle yüzleşiyor. Virüsün yayılma hızını engellemek için sokağa çıkma yasakları uygulanıyor. Demokratik rejimler virüsün yayılmasını önlemek için gerekli tedbirleri almamakla itham ediliyor.

Dünyanın koronavirüs sonrasında hem siyasi hem de ekonomik olarak yeni bir hal alacağı konusunda kimsenin şüphesi yok.

Peki, daha önce Berlin Duvarı’nın yıkılması ile varlığı tartışılmaya başlanan NATO’nun, salgın sonrası oluşacak yeni uluslararası sistemde rolü ne olacak? NATO, dünyanın daha da belirsiz bir hal alacağı demokratik hak ve özgürlüklerin varlığının tehlikeye girebileceği yakın gelecekte güncel tehditlerle mücadele için ne yapmalı?

Koronavirüs küresel dengeleri nasıl etkileyecek?

Yeni NATO Stratejik Konsepti “Aktif Katılım ve Modern Savunma” temasıyla 19-20 Kasım 2010 tarihinde Lizbon’da kabul edildi. Buna göre NATO; değişen dünyada yeni yetenek ve ortaklıklarla yeni tehditlere karşı BM ve AB ile yakın iş birliği içerisinde mücadele kararı aldı. Dünya değişse bile, NATO ittifakının temel değerlerinin; özgürlük, barış ve ortak değerler toplumunu oluşturmak olduğu bir kere daha vurgulandı. Terörizm, uyuşturucu ticareti, insan kaçakçılığı, siber tehdit, enerji güvenliği, sağlık riskleri, iklim değişikliği ve su kıtlığı yeni güvenlik riskleri olarak belirlendi.

Bireysel özgürlük, demokrasi, insan hakları ve hukukun üstünlüğü koruma konusunda NATO’nun kararlı tutumun devam edeceği ve bu konuda ihtiyaca göre her zaman gerekli değişim ve dönüşüm yapılacağı da vurgulandı.

Şu anda koronavirüs ile mücadelede Avrupa ülkeleri başta olmak üzere dünyada bir liderlik krizi yaşanıyor. ABD küresel bir güç olarak virüs ile mücadelede öncü rol üstlenemedi. AB ve kurumları krizle mücadelede yetersiz kaldı. NATO ise henüz aktif olarak virüs ile mücadeleye katılmış değil. Virüs bu şekilde yayılmaya devam ederse, uluslararası sistemin güç yapısı değişecek, bunun küresel ölçekte hem siyasi hem de ekonomik sonuçları olacak.

Yaşanan kriz küresel üretimin temel ilkelerini şimdiden sarstı, küresel tedarik zincirinde sorunlar yaşanmaya başladı. Hükumetler şirketleri, çok aşamalı, çok ülkeli tedarik zincirlerini yeniden değerlendirmeye zorluyor. Ortaya çıkan ekonomik hasar ve toplumsal çöküş, milliyetçiliğe, büyük güç rekabetine, stratejik ayrışmaya neden olacak.

Uzun vadede, işletmelerin kapanması ve işsizliğin artması küresel büyümenin düşmesine neden olacak. Uluslararası sistem de büyük bir baskı altında kalacak. Ülkelerin kendi içerisinde yaşanacak istikrarsızlık çatışmalara neden olacak, otoriter eğilimler güç kazanacak.

Covid-19: Otoriter ve milliyetçi eğilimler güçlenebilir, demokratik haklar tehlikede mi?

Vatandaşlar ve şirketler kendi devletlerinden koruma beklerken, devletler de kendi kırılganlıklarını azaltmak için yeni arayışlar içerisine girecek. Sınırlarının kapatılmasında olduğu gibi dünyada tüm dünyada küreselleşme yavaşlayacak ülkeler daha korumacı politikalar izleyecek.

Daha kapalı, daha fakir ve daha baskıcı bir dünya ile karşılaşma ihtimalimiz hiç de az değil. Şimdiden hükümetler krizi kontrol altına almak için olağanüstü tedbirler uygulamaya başladı. Çin vatandaşlarını dijital karantina aldı. Vatandaşlarının tüm hareketlerini yakından izlemeye başladı. Singapur, Güney Kore ve Çin virüsü kontrol altına alırken, İtalya’da yaşanan durum dünyada BATI ülkelerinin imajını zedelemeye başladı.

Çin, Rusya ve Küba zor durumda bulunan İtalya’ya yardım eli uzatıyor. Çin virüsün yayılmasında sorumlu olmasına rağmen uyguladığı baskıcı yöntem ve dijital kontrol sistemi ile dünyaya kendi propagandasını yapıyor. Hatta Çin kendi dilindeki anlamına uygun olarak krizi fırsata çevirmeye başladı bile diyebiliriz.

ABD’nin oluşturduğu küresel liderlik misyonunu Çin tarafından doldurulması ihtimali, tüm dünyada kendi vatandaşlarının yaşadığı ölüm korkusunu otoriterleşme için fırsat olarak kullanmak isteyen liderlerin iştahını kabartıyor

İtalya’nın AB tarafından yalnız bırakılması, sınırların kapatılması kıta çapında halkın AB değerlerine olan inancını sarsacağı gibi, daha otoriter bir yönetim anlayışı benimseyen aşırı sağcı ve milliyetçi akımların Avrupa ülkelerinde kuvvetlenmesine neden olacak, demokrasi, insan hak ve özgürlükleri ile serbest piyasa ekonomisi kuralları daha çok tartışılacaktır.

Koronavirüs insanların canını tehdit ettiği gibi demokrasi ve serbest piyasa ekonomisi kurallarının hâkim olduğu ABD liderliğindeki uluslararası sistemi de tehdit ediyor.

Trump liderliğinde kendi menfaatlerini öncüleyen bir Amerika’nın, tek başına dünyanı içerisine düşeceği bu küresel krizden kurtarması, demokrasiye, insan haklarına ve serbest piyasa ekonomisi değerlerine tek başına sahip çıkması kimseyi ikna edemeyecektir. Dünyanın artık tek kutuplu bir küresel mekanizmayı kabul etmesi de mümkün değil.

Dünyanın yeniden bir otoriterlik girdabına girmemesi için uluslararası sistemde liderlik sorununun çözülmesi gerekiyor. Berlin Duvarının yıkılmasından sonra varlığı sorgulanan, ancak dünyadaki değişime ayak uydurarak bugüne kadar varlığını korunan NATO için bundan sonra yaşanacaklara uyum sağlaması daha da önemli.

NATO küresel bir liderlik sergilemeli

2010 Stratejik Konsepti ile birlikte küresel bir güvenlik teşkilatı rolüne bürünen NATO belirsizliğin ve öngörülemezliğin artacağı belki de kaotik şartların hâkim olacağı küresel sistemi; salgın hastalıklar ve küresel ısınmanın tehdit olarak kabul edileceği yeni bir güvenlik anlayışı ve teşkilatlanma ile üstleneceği liderlik sayesinde, yol kazasına uğratmadan demokrasi ve bireysel özgürlükler temelinde yeniden kurgulayabilir.

Daha önce enerji güvenliği, siber tehditle mücadele, uzayın barışçıl amaçlarla kullanılması gibi konularda üstlendiği öncü rolünü salgın hastalıklar ve neden olabilecekleri ekonomik ve sosyal krizlerin yönetilmesi konusunda da göstererek, küresel dünyanın ihtiyacı olan çoklu liderlik mekanizması boşluğunu doldurabilir.

ERDOĞAN’DAN FATİH PORTAKAL HAKKINDA SUÇ DUYURUSU

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Fox TV Ana Haber sunucusu Fatih Portakal hakkında Twitter'dan yaptığı bir paylaşım nedeniyle İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulundu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın avukatı Ahmet Özel, Erdoğan'ın dünkü kabine toplantısı sonrası yaptığı açıklamada koronavirüs salgınında milli dayanışmanın önemini vurguladığını ve tarihsel bir örneklik olarak Tekalif-i Milliye Kanunu'ndan bahsettiğini kaydetti.

Portakal'ın attığı tweet ile Erdoğan'ın kastetmediği ve söylemediği bir takım iddialarla tasarruf ve mevduat sahiplerinden zorla para isteneceği yönünde beyanlarda bulunduğunu belirten Özel,

"Bunlar tamamen yalan ve halkı manipüle etmeye yönelik ifadelerdir. Bu nedenle Fatih Portakal hakkında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına Türk Ceza Kanunu ve BDDK mevzuatı kapsamında tarafımızca suç duyurusunda bulunulmuştur" açıklamasını yaptı.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilen dilekçede de Fatih Portakal hakkında, Twitter mesajında Türk Ceza Kanunu'nun 299/1-2. maddesinde hükmü bulunan Cumhurbaşkanına hakaret suçu ve resen belirlenecek suçlar gereğince soruşturma yapılıp hakkında kamu davası açılması istendi.

Portakal Twitter paylaşımında,  "Tekalifi Milliye hatırlatılıp 'zor günlerden geçiyoruz' denilerek mevduatı veya tasarrufu olanlardan para istenmesin bir de! Korona sonrası ödeyelim derlermiş bir de! Olmaz olmaz diyemiyorum maalesef!" ifadelerine yer vermişti.

Diğer yandan Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu'nun (BDDK) da, sunucu Fatih Portakal hakkında, sosyal medyadan bankacılık ve finans sistemine yönelik gerçeğe aykırı ve maksatlı ifadeler paylaştığı gerekçesiyle suç duyurusunda bulunduğu bildirildi.

BDDK Hukuk İşleri Daire Başkanlığından yapılan açıklamada 5411 sayılı Bankacılık Kanunu'nun, "İtibarın korunması" başlıklı 74. Maddesine atıfta bulunularak aykırı davrananların "bir yıldan üç yıla kadar hapis ve bin günden iki bin güne kadar adli para cezası" ile cezalandırılmasının öngörüldüğü anımsatıldı.

Açıklamada, "Bu bağlamda içinden geçtiğimiz dönemin hassasiyeti de dikkate alındığında, panik havası yaratmaya ve tasarruf sahiplerinin bankalardaki birikimlerinin güvende olmadığı izlenimi yaratmaya matuf ifadeler kullanan söz konusu kişinin eylemlerinin Kanun'un 74 ve 158. maddeleri anlamında suç teşkil ettiği değerlendirilmektedir.

Bu çerçevede, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulunun kararı ile itibarın zedelenmesi suçuna ilişkin olarak Fatih Portakal isimli kişi hakkında ilgili Cumhuriyet Başsavcılığına yazılı başvuruda bulunulmasına ve Twitter paylaşımına erişimin engellenmesine karar verilmesinin talep edilmesine karar verilmiştir" denildi.

TBMM’NİN KURULUŞU’NUN 100. YILI NASIL KUTLANACAK?

TBMM Başkanı Mustafa Şentop, vatandaşları 23 Nisan'ı evlerinden kutlamaları için çağrıda bulundu.

TBMM Başkanı Mustafa Şentop, "23 Nisan 2020 Perşembe akşamı, saat 21:00’de tüm Türkiye’yi, evlerinde ve balkonlarında bayraklarıyla 100. Yıl coşkusunu İstiklal Marşı’nı söyleyerek kutlamaya çağırıyoruz. Aynı saatte görsel medyamız İstiklal Marşı yayınıyla bu coşkuya eşlik edecek. Milli Mücadele’nin ruhunu yansıtan o mısralarla, 100. Yıl’ın heyecanını milletçe hep birlikte yaşayalım." ifadesini kullandı.

ANADOLU AJANSI ANALİZ

19 Mayıs 1919'dan TBMM'nin açılışına

Mustafa Kemal Paşa'nın önderliğinde Kurtuluş Savaşı'nı başlatacak ve Cumhuriyete giden yolda adımlar atılmasını sağlayacak Büyük Millet Meclisi 99 yıl önce açıldı. TBMM’nin açılışı, kurtuluş mücadelesinin en önemli safhalarından birisi oldu.

Düşman işgali altındaki Anadolu ve Rumeli topraklarında, Mustafa Kemal Paşa'nın önderliğinde Kurtuluş Savaşı'nı başlatacak ve Cumhuriyete giden yolda adımlar atılmasını sağlayacak Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) 99 yıl önce 23 Nisan'da açıldı. TBMM’nin açılışı, kurtuluş mücadelesinin en önemli safhalarından birisi oldu.

Osmanlı İmparatorluğu'nun 1. Dünya Savaşı'ndan yenik çıkmasının ardından, Mondros Mütarekesi'ne rağmen ülkenin işgal edilmeye başlanması üzerine Mustafa Kemal Paşa, 19 Mayıs 1919'da Samsun'a çıktı.

Amasya Tamimi ile Erzurum ve Sivas kongrelerinde alınan kararlar, ''ulusun egemenliğini yine ulusun sağlayacağı''nı ortaya koydu.

1919 sonbaharında yapılan seçimlerden sonra Osmanlı Mebusan Meclisi 12 Ocak 1920'de, 168 üyesinden 162'sinin katılımıyla toplandı.

Mustafa Kemal, Erzurum mebusu seçilmişti ancak o Ankara'da kaldı. Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti yanlısı milletvekillerinin çoğunlukta olduğu bu Meclis, 28 Ocak 1920'de yaptığı gizli oturumda Misakımilli'yi kabul etti. İstanbul'un 16 Mart'ta işgali ve Milli Mücadele yanlılarının tutuklanmaya başlamaları üzerine, milletvekilleri ve aydınlar, Ankara'ya kaçmaya başladı.

Mebusan Meclisi de 18 Mart'ta son kez toplanarak, Meclisin süresiz olarak tatil edilmesini kararlaştırdı.

Mustafa Kemal, 19 Mart 1920'de yayımladığı genelgeyle ''Ankara'da olağanüstü yetkili bir Meclis''in toplanacağını duyurdu.

Genelgede, ''Ulusun bağımsızlığını ve devletin kurtarılmasını sağlayacak önlemleri düşünüp uygulamak üzere ulusça olağanüstü yetki verilecek bir Meclisin Ankara'da toplantıya çağrılması ve dağıtılmış olan mebuslardan Ankara'ya gelebileceklerin de bu Meclise katılmaları'' istendi.

Bu amaçla yapılacak seçimle belirlenen milletvekilleri ile dağıtılan Osmanlı Mebusan Meclisinden kaçarak Ankara'ya gelebilenlerden 84'ü, ilk Mecliste yer aldı. Mustafa Kemal, 22 Nisan 1920'de Büyük Millet Meclisi'nin açılışını duyurduğu genelgesinde ise bundan böyle ''bütün sivil ve askeri makamların ve bütün ulusun emir alacağı en yüksek kat''ın bu Meclis olacağını kaydetti.

23 Nisan 1920'de, Hacıbayram Camisi'nde cuma namazı kılınıp, kurbanlar kesildikten sonra ilk TBMM, İttihat ve Terakki Kulübü olarak yapılan binada açıldı.

Cumhuriyete giden yolda büyük adımlar atılmasını sağlayacak Türkiye Büyük Millet Meclisinin 99 yıl önce 23 Nisan'da açılması, Türkiye Cumhuriyetinin kurtuluş mücadelesinin en önemli safhalarından birisi oldu.

Milli irade-

TBMM, açıldığından bu yana milli iradenin yansımasının simgesi oldu. TBMM'nin ilk Başkanı Mustafa Kemal Atatürk, 1 Mart 1920 tarihinde Meclisin 4. toplantı yılının açılışında da bunun önemine dikkati çekti.

Atatürk'ün sözleri tutanaklara şöyle yansıdı:

"Hep birlikte bakışlarımızı, vicdanımızın merkezi olan millete dikelim. Orada erdemin, vefa ve içten bağlılığın, yenileme arzusunun, egemenlik aşkının ve geleceğin sönmeyen ateşi yanmaktadır. Bu kutsal ateş, kendi içindeki bilgisizlik ve karanlığı yakacak ve bağımsızlığımızın önüne dikilecek olan bütün engelleri yıkacaktır. Efendiler, millet önünde, onun hak ettiği bağımsızlığın önünde, onun layık olduğu gelişme ve yenileme arzusu önünde, her kuvvet ancak milletin irade ve amaçlarına uymak şartıyla yaşayabilir. Milletin irade ve amaçlarına uymayanların talihi hüsrandır, çökmedir.