Adres :
Aşağı Öveçler Çetin Emeç Bul. 1330. Cad. No:12, 06460 Çankaya - Ankara Telefon : +90 312 473 80 41 Faks : +90 312 473 80 46 E-Posta : sde@sde.org.tr

NATO’nun Kuruluşu ve Konsept Değişiklikleri: “NATO 2030 Konsepti”

Bu yazı 2.07.2021 tarihinde yayınlanmıştır

Sinan TAVUKCU


14 Haziran'da Belçika'nın başkenti Brüksel'de gerçekleşen zirvede, NATO'ya üye 30 ülkenin devlet ve hükümet başkanları bir araya geldi. Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Başkanı Joe Biden'ın katıldığı bu ilk NATO toplantısında ana gündem maddelerini Çin Halk Cumhuriyeti ile ilişkiler, Rusya tehlikesine karşı alınması gereken önlemler ve NATO içindeki reform girişimi olan "NATO 2030" raporu oluşturdu.

NATO’nun şartlara göre değiştirilen NATO Konseptlerini ve gelecek 10 yılını planlayan kararları anlamak, muhtemel değişimleri ve başarı şansını analiz ve tahmin etme imkanını verecektir.

Konuya, Türkiye’nin İttifaka giriş teşebbüsleri ile başlamakta fayda var.

Türkiye’ye Sovyet tehdidi ve müttefik arayışı

Türkiye’nin NATO üyesi olma, daha doğrusu Batı siyasi ve askeri ittifakının bir parçası olma teşebbüsü 2.Dünya Savaşı’ndan hemen sonra başladı.

7 Kasım 1945'te süresi biten “Türk-Sovyet Dostluk ve Saldırmazlık Anlaşması” nın yenilenmesi için SSCB’nin Türk-Sovyet sınırında bazı değişiklikler yapılmasını ve Montreux Sözleşmesi'nin Boğazların ortaklaşa savunulmasına imkân verecek tarzda gözden geçirilmesini şart koşması, Türk Hükümetini Sovyet işgaline uğrama korkusuna sevk etmiş ve bu tehlikeye karşı müttefik arayışına yöneltmişti.

NATO’nun kuruluşu ve Türkiye’nin üyeliğe kabulü

İkinci Dünya Savaşının ardından 1945-1949 döneminde SSCB’nin Doğu Avrupa’ya doğru işgallerini genişletmesi, Batılı ülkeleri kendi aralarında askeri ittifak kurmaya mecbur etti. Mart 1948’de imzalanan Brüksel Antlaşması’yla Belçika, Fransa, Lüksemburg, Hollanda ile İngiltere arasında NATO’nun öncüsü sayılabilecek “Batı Avrupa Savunma Örgütü” kuruldu. Anlaşmaya göre taraflardan birisi Avrupa’da silahlı bir saldırıya uğrarsa, diğerleri sahip oldukları askeri ve diğer bütün imkanlarıyla yardım edeceklerdi. Ne var ki, bu ittifak Sovyet tehdidini önleyecek bir güce sahip değildi.

4 Nisan 1949‘da ABD, Kanada, İngiltere, Fransa, İtalya, Portekiz, Hollanda, Belçika, Lüksemburg, Danimarka, Norveç ve İzlanda’dan oluşan 12 ülke Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO)” nü kurdular. Üyelerin imzaladığı 14 maddeden oluşan kurucu Kuzey Atlantik Antlaşması’[1]nın 5. Maddesine göre müttefikler, birine yapılan saldırının diğerlerine de yapılmış sayılacağını, muhtemel bir saldırıya karşı BM Şartı’nın 51. Maddesi’ne dayanarak bireysel ya da kollektif meşru müdafaa hakkını kullanarak, silahlı kuvvet kullanımı da dahil olmak üzere gerekli görülen eylemlerde bulunarak, saldırıya uğrayan taraf ya da taraflara yardım edeceklerini taahhüt ettiler.

Bu Antlaşma ile taraflar; Birleşmiş Milletler Yasası'nın amaçlan ve ilkelerine olan inançlarını ve bütün halklar ve bütün hükümetlerle barış içinde bir arada yaşama arzularını teyid ettiklerini, demokrasi, bireysel özgürlük ve hukukun üstünlüğü ilkeleri temelinde bütün halkların özgürlüklerini, ortak miraslarını ve uygarlıklarını korumaya kararlı olduklarını, Kuzey Atlantik bölgesinde istikrar ve refahın geliştirilmesini amaçladıklarını, toplu savunma ve barış ile güvenliğin korunması için çabalarını birleştirmekte kararlı olduklarını beyan etmişlerdir.

Sovyet tehdidine karşı ittifak arayışında bulunan Türkiye’nin 11 Mayıs 1950 tarihindeki NATO’ya katılma talebi üyeler tarafından kabul edilmedi. Daha sonra üyelik için yaptığı iki başvurusu da reddedildi.

Kore Savaşı ve Türkiye’nin NATO’ya kabulü

Türk Hükümeti, BM Genel Sekreterliğinden gelen Kore Savaşı’na askeri destek talebini Batı ittifak sistemi içinde kalıcı olarak yer almanın yolunu açacağı inancıyla değerlendirdi ve 25 Temmuz 1950 tarihinde, 4500 kişilik bir Tugay gücündeki askeri birliği Kore’ye gönderme kararı aldı. Türkiye, 25 Haziran 1950 tarihinde başlayan savaşa ABD’nin ardından kara askeri gücü gönderen ikinci ülke oldu. 1953’te sona eren savaşta toplam 721 şehit verildi, 175 askerden ise bir daha haber alınamadı. Yaralı asker sayısı 2.147'ydi.

Kore Savaşı’nda Türk askerinin kahramanca mücadelesinin bir sonucu olarak, 1951 Eylül ayında Kanada’da yapılan NATO toplantısında, üye devletlerin parlamentolarının tasdiki kaydı ile Türkiye ve Yunanistan'ın NATO’ya katılmalarına karar verildi. 18 Şubat 1952’de Türkiye ve Yunanistan NATO’ya birlikte kabul edildiler.

1955’de Almanya ve 1982’de İspanya’nın İttifaka üye olmalarıyla ittifakın üye sayısı 16’ya ulaştı.

Batı Almanya’nın NATO’ya katılmasından sonra Sovyetler Birliği; Sovyet Rusya, Polonya, Arnavutluk, Bulgaristan, Doğu Almanya, Çekoslovakya, Macaristan ve Romanya’nın katılımıyla 1955 yılında Varşova Paktını kurdu.

NATO’nun kurucu üyeler arasında yer alan Fransa’nın cumhurbaşkanı General Charles de Gaulle 1966 yılında "Fransa'nın bağımsız bir savunma politikası olması gerektiği" düşüncesiyle ülkesini NATO'nun askeri kanadından geri çekti. 1967 yılında, NATO Genel Merkezi ve Avrupa Kuvvetleri Komutanlığı (SHAPE)’nın Paris'ten Belçika'ya taşınmasıyla NATO ittifakında ilk çatlak meydana geldi. Fransa’nın 5 Aralık 1995'ten itibaren NATO’nun askeri kanadına "aşamalı olarak" döneceğini açıklaması ile 28 yıl sonra geri dönüş süreci başlayacaktı.

Soğuk Savaş sonrası NATO

NATO, Soğuk Savaş dönemi boyunca (1947-1991) Avrupalı müttefiklerine yönelik muhtemel bir SSCB saldırısına karşı kollektif bir savunma örgütü olarak caydırıcı bir rol oynadı, bu dönemde iki taraf arasında sıcak bir çatışma yaşanmadı.

Varşova Paktı’nın çökmesi ve Sovyetler Birliği’nin dağılması ile iki kutuplu dünya sistemi sona erdi. Soğuk Savaşın sona ermesini müteakip, NATO’nun “açık kapı politikası” nın sonucu olarak,  1999’da Çek Cumhuriyeti, Macaristan ve Polonya, 2004’de Bulgaristan, Estonya, Letonya, Litvanya, Romanya, Slovakya ve Slovenya, 2009’da Hırvatistan ve Arnavutluk, Haziran 2017’de ise Karadağ NATO’ya üye oldular. 2020 yılında Kuzey Makedonya müttefik olarak İttifaka katıldı ve 30’uncu üye oldu.

NATO’NUN KONSEPTLERİ BELİRLEYEN MEKANİZMASI

NATO kuruluşundan itibaren, şartların değişmesine de paralel olarak, stratejisini sürekli olarak yeniledi. Soğuk Savaş döneminde misyonu Sovyetler Birliği’ni ve peyklerini çevrelemek olan NATO, hayatiyetini devam ettirmek için soğuk savaş sonrasında kendisine yeni misyon ve düşman bulma arayışlarına girdi. Bu amaca yönelik yeni strateji ve konseptler geliştirdi.[2]

İttifak'ın stratejik belgelerini benimseyen kurum Kuzey Atlantik Konseyi'dir (NAC). NATO tarafından 1949'dan beri yayınlanan yedi Stratejik Konsept’ten, MC 14/3 dışında tümü NAC tarafından onaylanmıştır. 1968'de yayınlanan MC 14/3, sorumluluk alanında NAC ile aynı yetkiye sahip olan o zamanki Savunma Planlama Komitesi (DPC) tarafından kabul edildi.[3]

Soğuk Savaş sırasında, stratejik konsept esas olarak ordu tarafından İttifak'ın siyasi yetkilileri tarafından onaylanmak üzere hazırlanırken, Soğuk Savaş'ın sona ermesinden bu yana taslağın hazırlanması orduların tavsiyesi doğrultusunda siyasi otoriteler tarafından yönetilmektedir. Bu değişikliğin arkasında,1999'dan beri NATO'nun diyalog ve işbirliğinin NATO'nun stratejik düşüncesinin ayrılmaz bir parçası olduğu düşüncesi vardır.

1991, 1999 ve 2010 Stratejik Konseptler, sınıflandırılmamış belgeler olarak düzenlendi ve kamuya açıklanmak üzere tasarlanıp yazıldı.

NATO’NUN KONSEPT DEĞİŞİKLİKLERİ

NATO'nun stratejik düşüncesinde (konsept) meydana gelen değişiklikler dört farklı dönemler halinde ele alınmaktadır;

  1. Soğuk Savaş dönemi (1949-1991)
  2. Soğuk Savaşın hemen sonrası dönem (1991-2001)
  3. 9/11'den sonrası dönem (2001-2010)
  4. 2010 Lizbon Zirve’si ile başlayan dönem

1- SOĞUK SAVAŞ DÖNEMİ (1949-1991)

NATO’nun kurulduğu 1949’dan SSCB’nin dağıldığı 1991 yılına kadar geçen ve Soğuk Savaş dönemi olarak adlandırılan dönemde NATO stratejisi, düşmana karşı “savunma” ve “caydırıcılık” (deterrence and defence) esasına dayanıyordu. Bu dönemin son yirmi yılında, iki blok arasında gerginlikten çok diyalog ve yumuşama (detant) politikaları etkili olurken, kuruluşundan hemen sonraki dönemde (1949-1971) iki kutup (Doğu ve Batı) arasında gerilim, çatışma, güvensizlik ve diyalog eksikliği hakimdi. Bu durum, kutuplar arasında tehlikeli ve pahalı bir silahlanma yarışına yol açtı.

Birinci Stratejik Konsept

(6 Ocak 1950 tarihli “Tecavüzü Caydırma” konsepti)

İttifak'ın ilk stratejik belgesi olan "Kuzey Atlantik Bölgesinin Savunması için Stratejik Konsept (DC 6/1)”te[4], NATO’nun temel görevinin tecavüzü caydırmak olduğu, caydırmanın başarılı olmaması ve bir taarruzun vuku bulması halinde NATO’nun kuvvetlerinin kullanılması öngörülüyordu. Her üyenin savunmaya katkısının kapasitesiyle orantılı olması, İttifak üyeleri arasında askeri yapının birbirini tamamlaması ve standardizasyonun sağlanması iç yapının oluşturulmasında temel alındı. Belgede, NATO’nun askeri kaynaklar açısından SSCB'ye kıyasla sayısal olarak düşük olduğu belirtilmekle beraber ABD'nin nükleer yeteneklerine olan güven de vurgulandı.

25 Haziran 1950’de Güney Kore’nin Kuzey Kore tarafından istila edilmesiyle, NATO’nun askeri yapısının etkinliğinin ve NATO kuvvetlerinin gücünün acilen ele alınması gereği ortaya çıktı. 26 Eylül 1950’de Karargahı (SHAPE) Paris’te bulunan Avrupa Müttefik Kuvvetler Başkomutanlığı ve Atlantik Yüksek Komutanlığı (SACLANT) oluşturuldu.

İkinci Stratejik Konsept

(3 Aralık 1952 tarihli Entegre Askeri Kuvvetin Oluşturulması Konsepti)

Güney Kore'nin Kuzey Kore tarafından işgali NATO’yu ikinci bir stratejik konsept hazırlamaya sevk etti.

3 Aralık 1952'de NAC tarafından onaylanan "Kuzey Atlantik Bölgesinin Savunması için Stratejik Konsept (MC 3/5)"[5]e göre NATO'nun genel stratejik amacı; NATO bölgesinin savunmasını sağlamak ve Sovyetler Birliği'nin ve uydularının savaş açma iradesini ve kabiliyetini yok etmekti. NATO bunu başlangıçta bir hava saldırısı düzenleyerek ve buna paralel olarak hava, kara ve deniz operasyonları düzenleyerek yapacaktı. Müttefikler hava saldırılarında "her türlü silahı" kullanacaktı.

Güncellenen ve NAC tarafından onaylanan "Stratejik Rehberlik (MC 14/1)” belgesinde amaç; NATO bölgesinin savunmasını teminat altına almak, Sovyetler Birliği ve peyklerinin savaşma azim, irade ve yeteneklerini yok etmek olarak açıklandı. Bu maksatla NATO öncelikle stratejik hava taarruzu gerçekleştirecek ve buna paralel olarak hava, kara ve deniz harekâtı icra edecek, Müttefik hava taarruzlarında “her türlü silah” kullanılacaktır.

Nükleer silahlar henüz NATO'nun stratejisine entegre edilmemişti. 1953’te Amerika Birleşik Devletleri, bir dizi Avrupalı ​​üyeyle birlikte, nükleer politikanın NATO stratejisine tam entegrasyonu çağrısında bulundu.

NATO’nun “ileri savunma” ya duyduğu ihtiyaç nedeniyle NATO savunmasının Demir Perde’ye yakın tertiplenmesi gerektiği görüşü benimsendi. Bu anlayış 1955 yılında Federal Almanya Cumhuriyeti’nin NATO’ya üye olmasıyla sonuçlandı.

Üçüncü Stratejik Konsept

(23 Mayıs 1957 tarihli “Topyekün Mukabele” konsepti)

Üçüncü Stratejik Konsept ihtiyacı Süveyş Krizi ve 1956 Macaristan kalkışmasının Sovyetler tarafından kanlı olarak bastırılması ile ortaya çıktı.

Ağustos 1953'te NATO bünyesinde oluşturulan ‘Yeni Yaklaşım Grubu’nun hazırladığı "Önümüzdeki Beş Yıl İçin En Etkili NATO Askeri Gücü Modeli (MC 48)” başlıklı belge 22 Kasım 1954'te Askeri Komite ve NAC tarafından onaylandı. Belgede ”Her ne kadar NATO savunma planlaması İttifak sorumluluk bölgesinin savunulması ile sınırlandırılmış ise de, NATO’ya karşı bölge dışında oluşabilecek tehlikelerin de hesaba katılması gerekmektedir” ifadesi yer aldı. (MC 48), nükleer silahların kullanımını açıkça tartışan ilk resmi NATO belgesiydi.

NATO'nun üçüncü Stratejik Konsepti olan "NATO Bölgesinin Savunması için Genel Stratejik Konsept (MC 14/2)"[6] ve "Stratejik Konsepti Uygulamaya Yönelik Önlemler MC 48/2)" son şekliyle 23 Mayıs 1957'de birlikte yayınlandı.

MC 14/2, NATO'nun yeni stratejisinin temel bir unsuru olarak "kitlesel misilleme"yi savunan İttifak'ın ilk Stratejik Konsept idi. MC 14/2 ve MC 48/2 belgeleri, "kitlesel misilleme" doktrinini içermenin yanı sıra, “alan dışı (NATO bölgesi dışındaki) Sovyet siyasi ve ekonomik faaliyetlerinin İttifak üzerindeki etkileri de dahil olmak üzere diğer endişeleri yansıtıyordu. Ancak, kitlesel misilleme stratejisi ittifak üyelerinin bir kısmı tarafından kabul görmedi.

Dördüncü Stratejik Konsept

(16 Ocak 1968) “Esnek Mukabele” konsepti)

1961’de ABD başkanı Kennedy’nin Viyana’da SSCB devlet başkanı Kruşçev ile görüşmesinden sonra iki blok arasında Yumuşama/Detant dönemi (1962-1991) başladı. 1962 Küba Buhranı ile dünyanın nükleer bir savaşın eşiğinden dönmesi, diyalog sürecini hızlandırdı.1963’te ABD, SSCB ve İngiltere arasında Moskova’da ilk kez “Nükleer Denemelerin Kısmen Yasaklanması Anlaşması” imzalandı. 

Doğu Bloku içinde SSCB ile Çin arasında devam eden güven bunalımı, Çin-ABD yakınlaşmasında ve Bloklar arasındaki ilişkilerin başlamasında etkili oldu.

Ancak yaşanan olaylar, Fransa'nın NATO'nun bütünleşik askeri yapısından çekilmesi, NATO İttifakının içinde güvenlik konularında iç istişarenin düşük olduğunu gösterdi ve NATO'nun siyasi rolünü güçlendirme ihtiyacı ortaya çıktı. 14 Aralık 1967’de kabul edilen Harmel Raporu bir bakıma İttifakı toparladı. Rapora göre; “Atlantik İttifakı'nın iki temel işlevi vardır. Birinci işlevi, hem saldırıyı ve diğer baskı şekillerini caydırmak hem de saldırı olduğu taktirde üye ülkelerin topraklarını savunmak için yeterli askeri güç ile politik dayanışmaya sahip olmak; ikinci işlevi ise, politik anlaşmazlıkların çözümüne temel oluşturacak daha istikrarlı ilişkilerin kurulması için ilerleme çabalarını sürdürmektir. Askeri güvenlik ve yumuşama birbirine karşıt değil ve fakat birbirini tamamlayan amaçlardır.”[7]

Harmel Raporu’nun benimsendiği bu ortamda, NATO'nun dördüncü Stratejik Konseptini belirleyen “Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü Bölgesinin Savunması için Genel Stratejik Konsept (MC 14/3)”[8] Savunma Planlama Komitesi (DPC) tarafından 12 Aralık 1967'de kabul edildi ve son versiyonu 16 Ocak 1968'de yayınlandı.

Yeni stratejinin göze çarpan iki temel özelliği bulunmakta idi: “esneklik” ve “tırmanma”.

NATO'ya yönelik tecavüze karşı üç tür askeri mukabele seçeneği belirlendi:

  • Doğrudan savunma: Tecavüzü düşmanın tercih ettiği savaş düzeyinde muharebe ederek mağlup etmek.
  • Kontrollü Tırmanma: Kriz tırmandıkça nükleer güç kullanma tehdidini kademeli olarak artırarak mütecavizi yenmek için bir dizi olası adım atmak.
  • Genel Nükleer Mukabele: Nihai caydırıcı yöntem.

Bu belgeler Soğuk Savaş'ın sonuna kadar geçerli kaldılar.

1969’da Helsinki’de ABD-SSCB arasında başlatılan görüşmelerin sonucunda savunma füzelerinin sınırlandırılmasının kararlaştırıldığı SALT-I Antlaşması 26 Mayıs 1972’de Moskova’da imzalandı. Bu antlaşma ile sorunların barışçı yollarla çözülmesi süreci başlatıldı. SALT-I Anlaşması’ndan sonra Arnavutluk dışında bütün Avrupa devletleriyle ABD ve Kanada’nın katıldığı Avrupa Güvenlik ve İş Birliği Konferansı (AGIK) Helsinki’de toplandı, uzun müzakereler sonunda Helsinki Nihai Senedi 1 Ağustos 1975’te imzalandı. Bloklar ve devletler arasında yumuşama politikası hâkim oldu.

18 Haziran 1979’da ABD ve SSCB arasında Viyana’da imzalanan SALT-II uzun menzilli nükleer silahların sınırlandırılması anlaşması yapıldı. Ancak SSCB’nin 1979’da Afganistan’ı işgali nedeniyle ABD kongresi bu antlaşmayı onaylamadı.

80'lerin ortalarından sonlarına kadar, her iki blok da karşılıklı güven oluşturmaya yöneldi.

2- SOĞUK SAVAŞ’TAN HEMEN SONRAKİ DÖNEM

Soğuk Savaş sonrası dünyanın güvenlik ortamı, çatışmadan işbirliğine geçerek derin bir dönüşüm geçirdi. Birçok açıdan AB (NATO’nun Avrupalı üyeleri), ABD baskısına boyun eğerek veya onun gündem belirlemesini kabul eden bir yol tuttu.

Soğuk Savaş sonrası dönemde NATO, güvenlik konusunda öncekinden daha geniş bir yaklaşımı savunan iki sınıflandırılmamış Stratejik Konsept yayınladı:

  • İttifak'ın 5’inci Stratejik Konsepti, Kasım 1991
  • İttifakın 6’ıncı Stratejik Konsepti, Nisan 1999

1991 Stratejik Konsepti

Kasım 1989’da Berlin Duvarı'nın yıkılmasından kısa bir süre sonra, İttifak'ı yeni bir strateji ve hedeflerle yeniden şekillendiren 5–6 Temmuz 1990 Londra Zirvesi'nde genişlemeye yönelik adımlar atıldı. Haziran 1991'deki Kopenhag Zirvesi, İttifak'ın amacını özgür ve birleşik bir Avrupa'nın yaratılmasına yardımcı olmak olarak tanımladı. 7-8 Kasım 1991 Roma Zirvesi, Kuzey Atlantik İşbirliği Konseyi'ni (NACC) kurarak ve yeni bir stratejik konsept benimseyerek genişleme için zemin hazırladı. Konseyin amacı, NATO ile Avrupa-Atlantik bölgesindeki üye olmayan devletlerle işbirliğini yürütmekti.

Temmuz 1990’da Londra Zirvesi’nde tespit edilen[9] ve Kasım 1991’deki Roma Zirvesi’nde yürürlüğe konulan “Yeni Stratejik Konsept[10] önceki stratejik belgelerden önemli ölçüde farklıydı. İlk olarak, halka açıklanmış, çatışma içermeyen bir belgeydi ve ikinci olarak, temel amacı (toplu savunma ile) üyelerinin güvenliğini korurken eski düşmanlarıyla ortaklık ve işbirliği yoluyla bir bütün olarak Avrupa'nın güvenliğini artırmaya ve genişletmeye çalıştı. Ayrıca nükleer güçlerin kullanımını barış ve istikrarı korumaya yetecek asgari bir düzeye indirdi.

“Yeni Stratejik Konsept” te, Avrupa’nın bölünmüşlüğünün sona erdiği, merkeze yönelik geniş çaplı bir saldırı tehdidinin kalmadığı açıklanmış ve siyasal, ekonomik ve sosyal istikrarsızlıklar, milliyetçi ve etnik çatışmalar, kitle imha silahlarının yayılması, toprak anlaşmazlıkları gibi konular güvenliğe ilişkin yeni riskler olarak sıralanmıştır. Ortada büyük bir tehdit bulunmadığı için, merkez bölgesi olarak tanımlanan bölgede daha esnek ve hareketli birlikler oluşturulması kararlaştırılmıştır.

Soğuk Savaş döneminde temel işlevi “savunma” ve “caydırıcılık” olan NATO, temel işlevlerinin yanı sıra, kendisine değişen koşulların gereği olarak “önleyici diplomasi ve kriz yönetimi gibi yeni misyonlar belirlemiştir. “Barışı koruma” operasyonlarında NATO’nun AB, BAB ve AGİT’le iş birliği yapabileceği, BM misyonuna katılabileceği belirtilmiştir.[11]

Soğuk Savaş döneminde çatışmaya girmeyen NATO ilk defa, Bosna-Hersek’te 20 Aralık 1995 günü 12 günlük hava harekatı icra etti ve sonrasında Dayton Barış Anlaşması çerçevesinde 60.000 mevcutlu Uygulama Gücünü (IFOR) ülkede konuşlandırdı. Bunu, Aralık 1996’dan itibaren 32.000 mevcutlu İstikrar Kuvvetinin (SFOR) konuşlandırılması izledi.

10-11 Ocak 1994’te yapılan Brüksel Zirvesi’nde örgütün genişlemesi ilke olarak benimsendi ve Rusya, Doğu Avrupa ülkeleri, Orta Asya (Tacikistan hariç) ve Kafkasya ülkeleri ile Slovenya, İsveç ve Finlandiya’nın katıldığı Barış İçin Ortaklık (Parnership for Peace) Girişimi oluşturuldu. Demokratik ilkelere bağlılığa dayanan Barış için Ortaklık'ın amacı istikrarı artırmak, barışa yönelik tehditleri azaltmak ve NATO ile Avrupa-Atlantik bölgesindeki üye olmayan ülkeler arasında güçlendirilmiş güvenlik ilişkileri kurmaktı.[12]

1995 yılında Akdeniz’de yer alan Mısır, Fas, Tunus, İsrail, Ürdün ve Moritanya’nın dahil olduğu bir işbirliği mekanizması olarak Akdeniz Diyaloğu (Mediterranean Dialogue) başlatıldı. Akdeniz Diyaloğu'nun genel amacı; bölgesel güvenlik ve istikrara katkıda bulunmak, daha iyi karşılıklı anlayışa ulaşmak ve diyalog ülkeleri arasında NATO hakkındaki tüm yanlış anlamaları ortadan kaldırmaktı.[13]

1999 Stratejik Konsepti

NATO’nun 50’nci kuruluş yıl dönümü olan 23-25 Nisan 1999 Washington Zirvesi’nde, Avrupa-Atlantik bölgesinin ortak savunması, barış ve istikrarı için yeni bir stratejik konsepti onaylandı.[14] Yeni Stratejik Konsept’te NATO’nun hem ittifak toprakları dışında hem de 5. Madde dışı operasyonlarda bulunabileceği kabul edildi. Böylece, 1990’ların sonlarına kadar NATO içinde tartışma konusu olan “alan dışılık” tartışmaları sona erdirildi. NATO, Avrupa merkezli bir savunma ittifakından küresel bir güvenlik sağlayıcısına dönüştü. BM Güvenlik Konseyi ve AGİT’in daveti üzerine İttifakın, barışı koruma operasyonlarına katkıda bulunabileceği teyit edildi.

1999 stratejik konseptinin bir diğer dikkat çekici boyutu, ittifakın Soğuk Savaş sonrası ortaya çıkan güvenlik ortamında karşı karşıya olduğu güvenlik sorunlarını belirlerken çok daha geniş bir güvenlik yaklaşımı kullanmış olmasıdır. Bu kapsamda politik, ekonomik, sosyal ve çevresel faktörler öne çıkarılmış, ittifakın mücadele etmesi beklenen sorunlar politik baskı, insan hakları ihlalleri, dinsel ve etnik çatışma ve ekonomik sorunlar gibi iç politik istikrasızlıklardan kaynaklanacak riskler, göç ve yaşamsal kaynaklara ulaşmanın engellenmesi ile kitle imha silahlarının yayılması, terörizm ve örgütlü suç olarak belirlenmiştir. İttifakın geleneksel görevleri olan caydırma ve savunma ile danışma ve uzlaşmazlıkların barışçı yolla çözümünü getirecek şekilde güvenliği sağlama, kriz yönetimi ve ortaklıklar yoluyla işbirliği ve diyaloğu desteklemek de ‘ittifakın temel görevleri’ olarak eklenmiştir.[15]

İttifak’ın görünür gelecek için uygun oranda konvansiyonel ve nükleer kuvvetleri elde bulundurmayı devam ettireceği taahhüt edilmiştir. 

3- 11 EYLÜL 2001 SONRASI NATO KONSEPTİ

11 Eylül 2001 terör saldırılarının ardından ABD, askeri müdahale, ulus inşası ve Ortadoğu siyasetini yeniden şekillendirme çabaları ile tanımlanan “terörizme karşı uluslararası bir savaş” başlattı. Terörizm, kitle imha silahları ve haydut devletler arasındaki bağlantının ulusal ve küresel güvenliğe yönelik en büyük tehdit olarak görülmesi 11 Eylül'den beri ABD politikasının odak noktası oldu. 

ABD’nin 2002 yılında ortaya attığı BOP (Büyük Ortadoğu Projesi) ile, Fas’tan Çin’e kadar bütün bir coğrafyanın –ki bu coğrafya İslâm coğrafyasıdır– siyasi ve ekonomik olarak yeniden yapılandırılması, mevcut devletlerin parçalanarak, mikro-devletlere bölünmesi öngörülüyordu. Bu proje ile ABD, kısa vadede Avrasya’yı kontrol etmeyi, Irak’tan başlayarak Ortadoğu’yu şekillendirmeyi, Körfez bölgesine hâkim olmayı ve uzun vadede tek başına dünya hâkimiyeti kurmayı hedefliyordu. Bunun için 20 Eylül 2002 tarihinde açıklanan “Yeni Amerikan Millî Güvenlik Stratejisi[16]  potansiyel tehdit oluşturduğu, ileride problem çıkarabileceği düşünülen her oluşum ya da ülkeye karşı nerede olursa olsun “ön alıcı saldırı” yapılmasını ve gerekirse düşman devletlerdeki rejimlerin değiştirilmesini öngörüyordu. 

NATO’nun en büyük ortağı ABD’nin stratejisi tabii olarak NATO konseptinin uygulamasına ve önceliklerine de şekil verdi. 11 Eylül saldırısından sonra NATO, Washington Antlaşması’nın 5. maddesi ilk kez uyguladı, terörizme karşı mücadeleyi Kuzey Atlantik Paktı’nın 5’inci Maddesi’nde öngörülen ortak savunma yükümlülükleri kapsamına dâhil etti. Bu kapsamda, Ekim 2001-Mayıs 2002 döneminde ABD’nin hava savunmasını desteklemek üzere yedi NATO AWACS uçağı, ABD hava sahasında “Kartal Yardımı” (Eagle Assist) Harekâtını icra etti.

11 Eylül saldırısının ardından, ABD ve Rusya Federasyonu terörizme karşı savaş çerçevesinde yakınlaşmaya başladı, 29 Mayıs 2002 Roma Zirvesi’nde “NATO-Rusya Konseyi” kuruldu. Rusya, terörle mücadele, kitle imha silahlarının yok edilmesi, kriz yönetimi, barış gücü, insani yardım operasyonları gibi konularda karar alıp harekete geçecek olan Konsey’de eşit söz hakkına sahiptir. Konsey’de kararlar uzlaşma yoluyla alınacaktır. Rusya’nın NATO’nun kararlarını veto hakkı bulunmayacaktır.[17] Rakip hatta düşman taraflar arasındaki bu işbirliğinin, teröre karşı mücadele söylemi altında, İslam’a karşı bir ittifak şeklinde işlediği görüldü.

2002 Prag Zirvesi’nde 21-22 Kasım günlerinde bir arya gelen on dokuz üye devletin Hükümet Başkanları, 1999’daki Çek Cumhuriyeti, Macaristan ve Polonya’nın üyeliğe kabulünden sonra Bulgaristan, Romanya, Slovenya ve Slovakya’yı da üyelik görüşmelerine davet ettiler. Prag Zirvesi’nde terörizme karşı askerî konsept ve Ortak Eylem Planının geliştirilmesi ve uluslararası toplumun bu yöndeki çabalarına destek verileceğine yönelik niyet beyanları, terörizmle mücadelede NATO’nun üstleneceği role açıklık kazandırdı. Müttefik Kuvvetler Dönüşüm Komutanlığı (ACT) ve NATO Mukabele Kuvveti (NATO Response Force – NRF)’nin kurulması kararlaştırıldı.

2004 İstanbul Zirvesi 28-29 Haziran’da gerçekleştirildi. İttifakın terörizmle mücadeledeki küresel rolünün bir kez daha teyit edildiği Zirve Bildirisi’nde[18]; NATO'nun bugün karşı karşıya olduğu tehditlerin özlü bir değişime uğradığı ve bunların geçmişte olduğundan çok daha geniş bir coğrafyadan kaynaklandığı, terörizm ve kitle imha silahlarının yayılmasının da yer aldığı tehditlerle karşı karşıya bulunulduğu, dünyanın birçok bölgesinde terörizmle mücadele etmeye devam edildiği, NATO’nun Balkanlarda ve Akdeniz'de askeri harekatlara öncülük ettiği ve Irak'ta Çokuluslu Tümeni desteklediği,  Avrupa Birliği'nin Bosna'da yeni bir harekat başlatma karan almasından memnuniyet duyulduğu ve işbirliğinin bundan sonra da sürmesinin arzu edildiği açıklanmıştır. Bildiride, İttifakın üyeliğin sorumluluklarını yerine getirmeye ehil ve arzulu tüm Avrupa demokrasilerine açık olduğu, NATO’nun Avrupa Birliği'nin yanısıra, Rusya, Ukrayna, Orta Asya ve Kafkasya devletleri de dahil olmak üzere Avrupa devletleri ve ayrıca Akdeniz ve Genişletilmiş Orta Doğu devletleriyle de ortak güvenlik kaygılan çerçevesinde işbirliğini geliştirmeye devam ettiği, değişen stratejik ortama ayak uydurabilmek amacıyla askeri yeteneklerini transformasyona tabi tutmakta olduğu, Müttefikler olarak istişarelerde bulunma, ortak karar verme ve birlikte hareket etme konusundaki kararlılığın yinelendiği ifade edildi.

28-29 Kasım 2006 Riga Zirvesi'nde NATO Devlet ve Hükümet Başkanları tarafından onaylanan Kapsamlı Siyasi Yönerge[19] de, ilk kez NATO’nun rolü küresel ölçekte tanımlandı. Öngörülebilir gelecekte, İttifak'a yönelik başlıca tehditlerin terörizm ve silahların yayılmasının yanı sıra başarısız devletler, bölgesel krizler, yeni teknolojilerin yanlış kullanımı ve hayati kaynakların akışının kesintiye uğraması olduğu kabul edildi.

Zirve öncesinde, ABD’nin 2002 konseptini yenileyen 2006 konsepti ilan edildi.[20] Ne var ki, Irak ve Afganistan işgallerinin yol açtığı kaos, farkında olmadan İslam Devleti de dahil olmak üzere yeni cihatçı grupların doğuşuna ve hızlı büyümesine yardımcı oldu. Bölgeyi istikrara kavuşturma veya cihatçı girişimi azaltma girişimi başarısız oldu. Bunun yerine, Amerika Birleşik Devletleri'nin görünür ve askerileştirilmiş varlığı, Ortadoğu'da terörizmin ve Amerikan karşıtı duyguların büyümesini beslemeye yardımcı oldu. 

2-4 Nisan 2008 Bükreş Zirve Bildirisi’nde[21]; tüm Müttefikler NATO'nun açık kapı politikasını desteklediklerini açıklayıp 21. yüzyılda uluslararası güvenliğe temel katkıyı sürdürmenin önemini vurguladılar ve Afganistan'da operasyonel sorumlulukları yerine getirme konusundaki kararlılıklarını ve dayanışmalarını teyid ettiler. Afrika Birliği barışı koruma misyonlarına desteği sürdürmeye ve Irak Güvenlik Güçlerinin gelişimine yardım etmeye söz verdiler. Balkanlar genelinde istikrara olan bağlılıklarını yeniden teyit ettiler ve KFOR'un Kosova'da kalacağını, Birleşmiş Milletler ve Avrupa Birliği ile daha yakın ilişkilerin geliştirilmesi gerektiğini vurguladılar.

4- LİZBON ZİRVE DEKLARASYONU VE KABUL EDİLEN YENİ STRATEJİK KONSEPT

NATO’nun 60. yıl zirvesi olarak bilinen 2-3 Nisan 2009 Strasburg Zirvesi’nde İttifak Güvenliği Deklarasyonu[22] ile yeni bir stratejik konsept hazırlanması kabul edilmiş, kısa bir belge olan deklarasyon yeni stratejik konseptin öncüsü olmuştur. Bu çerçevede, NATO’nun son stratejik konsepti[23] 19-20 Kasım 2010 Lizbon Zirvesi’nde kabul edilmiştir.

2010 konsepti kendisinden öncekinden önemli farklılıklar da içermektedir. Bir kere NATO’nun küresel sorumlulukları belirgin şekilde ön plana çıkartılmıştır. Belgede, Avrupa-Atlantik bölgesinin artık barış içinde olmasına rağmen, dünyanın başka bölgelerinden kaynaklanan sorunların ittifak için güvenlik tehdidi oluşturduğu anlayışından hareketle, İttifakın küresel rolünün altı çizilmiştir. Bir başka deyişle NATO, Avrupa-Atlantik bölgesinin güvenliği için dünyanın geri kalan kısımlarında barışa katkı vermek zorundaydı. Böylece NATO, 2010 konseptiyle birlikte artık Avrupa-Atlantik’e odaklı bir ittifak olmaktan çıkmıştır denilebilir (Ringsmose ve Rynning, 2001:8). Kitle imha silahlarının yayılması, terörizm, istikrarsızlıktan kaynaklanan sorunlar ile silah, uyuşturucu ve insan kaçakçılığı ittifakın güvenliğine yönelik doğrudan tehditler olarak tanımlanmış, ayrıca önceki konseptte yer almayan bir sorun olarak siber tehditten de söz edilmiştir. [24]

NATO’nun tüm Avrupa toplumlarını, topraklarını ve kuvvetlerini balistik füze saldırılarından koruyabilecek bir füze savunması yeteneği (füze kalkanı) geliştirme, siber savunma yeteneklerini güçlendirme kararları ile Afganistan’dan aşamalı olarak çekilme kararı ve Rusya’yla yeni bir sayfa açılması NATO’nun gündemine damga vuran başlıkları oluşturdu.

Zirve kararlarının bir sonucu olarak, Kürecik'te füze savunma sisteminin bir parçası olarak erken uyarı radarı konuşlandırıldı.

Zirve öncesi 5 Ocak 2011’de Başkan Obama, ABD'nin 21. Yüzyıl Küresel Stratejisi’ni (Natıonal Strategy for Counterterrorısm) açıklamış[25], Pentagon, Küresel Güvenlik Doktrini Raporu’nu (Sustaınıng U.S. Global Leadership Priorities For 21st Century Defense)[26] kamuoyu ile paylaşmıştı. Raporda esas olarak; ABD ordusunun küresel güvenliğe dair sorumluluklarını muhafaza edeceği, ABD'nin geleceğin dünyasındaki ana güç-rekabet-güvenlik eksenini (Avrupa ya da Ortadoğu üzerinde değil) Asya-Pasifik'te inşa edeceği, Avrupa'da NATO gücü şemsiyesi altındaki ABD gücünün büyük bir kısmının Pasifik'e kaydırılacağı açıklanmıştı.

2012 Şikago Zirvesi 20-21 Mayıs ayında Arap Baharı, Libya iç savaşı ve küresel mali krizin gölgesinde başladı. Zirve’de, “Akıllı Savunma“ adı verilen NATO füze savunma sisteminin geçici kapasiteye ulaştığı ilan edildi. Zirve sonucunda yayınlanan Şikago Deklarasyonu[27]na göre; NATO, Afganistan'ın genel güvenliğini 2013 yılı içinde Afganistan güvenlik güçlerine teslim edecek. Afganistan'daki muharip NATO gücü ise 2014 yılı sonuna kadar tamamen ülkeden çekilecekti.

2014 Galler Zirvesi, 4-5 Eylül 2014 tarihleri arasında Galler'in başkenti Cardiff'te icra edildi. Kırım’ın Ukrayna’dan bağımsızlaşarak Rusya’ya bağlandığının ilan edilmesi ile ortaya çıkan Rusya-Ukrayna krizi, Orta Doğu ve Kuzey Afrika’daki gelişmeler ve IŞİD terörü Zirve’nin gündemi teşkil etti. Zirve Bildirisi’ne[28] NATO liderlerinin Rusya’nın saldırgan tutumundan duydukları endişe yansıdı.  Alınan kararlarla Rusya’nın caydırılması hedeflendi. Doğu Avrupa ülkelerinde ilave tedbirler öngörülmesi, NATO Mukabele Kuvveti’nin parçası olarak Çok Yüksek Hazırlık Seviyesinde Kuvvet oluşturulması, Polonya’daki Yüksek Hazırlıklı Kolordu’nun yeteneklerinin artırılması, NATO kuvvetlerinin bir kısmının hazırlık düzeylerinin yükseltilmesi kararları alındı.

2016 Varşova Zirvesi, 8-9 Temmuz 2016'da Varşova’da yapıldı. Zirveye NATO üyesi 28 ülkenin devlet ve hükûmet başkanları katıldı. Ayrıca, NATO'ya üye olmayan 12 ülkeden devlet ve hükûmet başkanları ve bakanlar zirvede temsil edildi. Varşova, NATO’ya karşı 1955 yılında sosyalist blokun oluşturduğu askeri bloka ismini vermiş olması dolayısıyla burada yapılan zirvenin sembolik bir önemi vardı.

Zirve öncesinde, Rusya’nın Suriye iç savaşına Ekim 2015’ten itibaren rejime destek vermek üzere müdahil olması ve Akdeniz’de askeri üs edinmesi, 25 Kasım’da sınırlarını ihlal eden Rus uçağının NATO üyesi Türkiye tarafından düşürülmesi İttifak’ın Rusya ile ilişkilerini daha da germişti. Varşova Zirvesi, Rusya-Ukrayna krizi ile Orta Doğu ve Kuzey Afrika’daki gelişmeler ve özellikle IŞİD terörü gölgesinde icra edildi.

Zirve’de; İttifak'ın doğudaki askeri varlığını Polonya, Estonya, Letonya ve Litvanya'da gelecek yıldan itibaren kurulacak dönüşümlü dört taburla güçlendirmesi kararı alındı, NATO'nun Balistik Füze Savunmasının İlk Operasyonel Kabiliyeti ilan edildi. Müttefikler, kendi siber savunmalarını güçlendirme sözü verdiler ve siber uzayı yeni bir operasyonel alan olarak kabul ettiler. NATO AWACS gözetleme uçaklarının IŞİD'e karşı Küresel Koalisyon'a bilgi sağlamasına karar verdiler. Akdeniz'deki deniz varlığının genişletilmesi kararını, 2020'ye kadar Afgan kuvvetleri için fon sağlama taahhütlerini, Ukrayna için Kapsamlı Yardım Paketini onayladılar. İlan edile Zirve Bildirisi[29] 139 maddeden oluşuyordu. Zirve’de, 2014 Galler Zirvesi’nde teyit edilen müttefiklerin savunma harcamalarının milli gelirlerin %2’sine çıkarılması gerekliliği vurgulandı.

AB ile NATO arasında işbirliğinin derinleştirilmesi amacıyla 8 Temmuz 2016 tarihli ortak deklarasyonun imzalanması Zirve’ye damgasını vurdu.

Brüksel Zirvesi, 11-12 Temmuz 2018 tarihlerinde Brüksel’de NATO’nun yeni karargâhında yapıldı. Zirve öncesinde Trump Yönetimi, 18 Aralık 2017 günü ABD’nin yeni Ulusal Güvenlik Strateji Belgesi’ni açıkladı. NATO’nun en büyük ortağı bulunan ABD’nin yeni güvenlik stratejisi tabii olarak NATO’nun stratejik konseptini de etkileyecekti. Ve öyle de oldu.

Ulusal Güvenlik Strateji Belgesi, ABD başkanı Donald Trump'ın seçim vaadi olan “Önce Amerika” prensibinden hareketle dört temel unsura dayanıyordu. Bunlar “ülke savunması, Amerika’nın refahının korunup güçlendirilmesi, güç kullanarak barışı sürdürmek ve Amerika’nın nüfuzunu arttırmak”tı. Trump, Çin ve Rusya'yı Amerika'nın önemli ve sıkı iki rakibi olarak nitelendirdi ve iki ülkenin de dünya sahnesinde Amerika'nın savunduğu değerlerle, etkisi ve zenginliği ile ciddi bir mücadele içerisinde olduklarını belirtti. Amerika'nın Rusya, Çin ve diğer ülkelerle ilişkiler kurmaya, işbirlikleri yapmaya devam edeceğini ancak atılacak tüm bu adımlarda Amerika'nın çıkarlarını ön plana koyacaklarını söyledi.

ABD-AB ilişkilerinin, dolayısıyla NATO içerisinde ABD-Avrupalı üyeler arasındaki ilişkinin geldiği noktayı göstermek bakımından Avrupa Konseyi Başkanı Donald Tusk’un, Trump’ın demir, çelik ve alüminyum ithalatına getirdiği vergilere ve İran’ın nükleer programına dair anlaşmadan çekilmesine 16 Mayıs 2018 tarihli twitter mesajında verdiği cevap mânidardır: “Donald Trump’ın son kararlarına bakan biri şunu düşünecektir: Böyle bir dostu olan düşmana neden ihtiyaç duysun. Aslında Avrupa Birliği olarak kendisine minnettar olmalıyız, bizi bir hayalden uyandırdı, ihtiyaç duyduğumuz yardım eli yine kendi kolumuzun bitimindeki kendi elimizmiş[30]

Brüksel Zirvesi’nde ABD başkanı Trump, Avrupalı müttefiklere savunma harcamalarını artırmadıkları takdirde ABD’nin NATO’dan çekileceği ve güvenlik kalkanından yararlanamayacakları mesajını alenen verdi ve NATO müttefiki ülkelerden “adil yük paylaşımı” konusunda savunma harcamalarını artıracakları yönünde taahhütler almayı başardı.

Zirve Bildirisinde,[31] Müttefiklerin 30 mekanize taburu, 30 hava muharip filo ve 30 muharip gemiyi 30 gün veya daha az sürede göreve hazır olabilecek kapasitede tutulabilecek NATO Hazırlık Girişimi'ne onay verdiği, NATO'nun 2024'e kadar karadan, havadan ya da denizden askeri hareketliliği geliştirmeyi hedeflediği belirtildi. Belçika'da bir Siber Operasyonlar Merkezi kurulma kararı alındı, ABD Norfolk'ta bir Müşterek Kuvvetler Komutanlığı, birliklerin Avrupa’ya hızlı bir şekilde hareket etmesini desteklemek için de Almanya'da bir Müşterek Destek ve Etkinleştirme Komutanlığı kurulacağı açıklandı. Bildiride, NATO'nun nükleer caydırıcılığa ilişkin yeteneklerinin güvende olması ve etkili kalması için adımlar atıldığı belirtilerek İttifaka karşı olası bir nükleer silah kullanımının çatışmanın doğasını kökten değiştireceği uyarısında bulunuldu. Balistik Füze Savunması'nın (BMD) Rusya'ya dönük olmadığına dikkat çekilen bildiride, BMD'nin Avrupa-Atlantik Bölgesi dışından gelebilecek potansiyel tehditlere karşı savunma sağladığı kaydedildi. Afgan güçlerine 2024'e kadar mali desteğin devam edeceği, Libya'da genel seçim düzenleme kararının memnuniyetle karşılandığı, BM ve AB ile birlikte NATO'nun Libya'ya desteğini sürdüreceği vurgulandı.

Bildiride, Avrupa Birliği'yle (AB) iş birliğine destekte bulunuldu, AB ve NATO arasındaki stratejik ortaklık için AB üyesi olmayan müttefiklerin bu çabalara tam katılımının önem taşıdığı belirtildi. Enerji güvenliğinin ortak güvenlik için kritik role sahip olduğuna işaret edilerek, istikrarlı bir enerji arzı için enerji rotalarının çeşitlendirilmesi gerektiği kaydedildi.

2019 Londra Zirvesi, 3-4 Aralık'ta Devlet ve Hükümet Başkanlarının katılımı ile Londra’da toplandı. Zirve öncesinde (7 Kasım), Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un Economist dergisine verdiği röportajda, ABD'nin Suriye'den asker çekme kararı ve Türkiye'nin Suriye'de gerçekleştirdiği Barış Pınarı operasyonuna tepki olarak “NATO'nun beyin ölümünün gerçekleştiği” ifadesini kullanması ve bu kararların müttefiklerle istişare edilmemesini eleştirmesi Zirve gündemine damgasını vurmuştu.

Aralık ayında toplanan Zirve’de, tarihteki en güçlü ve en başarılı İttifak'ın yetmişinci yılını ve Demir Perde'nin yıkılışının otuzuncu yıldönümünü kutlamak için toplanıldığı vurgulandı.

Zirve Bildirisi’nde,[32] “NATO’nun hiçbir ülkeye tehdit oluşturmayan bir savunma ittifakı olduğu belirtilip Rusya isim verilmeden “ortak düşman”, Çin “yeni rakip” olarak isimlendirildi. Bildirgenin 6’ıncı maddesinde, “Çin’in artan nüfuzu ve uluslararası politikalarının ittifak olarak birlikte ele almamız gereken fırsatlar ve zorluklar sunduğunun farkındayız” cümlesiyle Çin’in artan etkisinden söz edildi.

Bildiride; teröre karşı savaşa devam edileceği, Rusya’nın Avro-Atlantik güvenliğine risk oluşturan yeni orta menzilli silahlar konuşlandırmasına önlem alınacağı, denizde ve havada daha fazla girişimde bulunulacağı, nükleer, geleneksel ve füze ile savunma kapasite ve gücünün geliştirilmeye devam edileceği, müttefiklerin Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Anlaşması’nın tam olarak uygulanmasına kendisini adadığı, Rusya ile yapıcı ilişki kurmaya açık olmaya devam edecekleri açıklandı. Uzayın operasyonel bir alan ilan edildiği, siber saldırılara ve hibrit taktiklere karşı savunma kapasitesinin artırıldığı, teknolojik üstünlüğü sürdürme ve iletişim güvenliğini sağlamaya devam edileceği, NATO’nun insan güvenliği konusundaki rolünün artırıldığı belirtildi. NATO ile AB arasındaki işbirliğinde daha önce eşi benzeri görülmemiş bir ilerleme olduğu, ‘Açık Kapı Politikası’na bağlılığın devam edeceği, Kuzey Makedonya’nın yakın zamanda yeni müttefik olacağı açıklandı.

Bu arada, Aralık 2019’da ortaya çıkan COVID-19 pandemisi NATO faaliyetlerini de etkiledi. Stratejik düzeyde (Exercise Cold Response 20, Defender Europe 20 gibi) büyük NATO tatbikatları iptal edildi veya kısıtlandı. Üye ülke orduları, İttifak'a yönelik diğer tehditlere odaklanmaktan çok iç sağlık tehdidine odaklandı. NATO, dünya çapında yüzlerce ton kritik sağlık malzemesini havadan taşıdı ve yaklaşık 100 sahra hastanesi inşa etti. Ekonominin yavaşladığı bu dönemde, savunma harcamalarının GSYİH içindeki payı artsa bile, üye ülkelerin GSYİH düşerken savunma harcamaları tabii olarak düştü.

Pandeminin bütün ağırlığıyla dünyayı etkisi altına aldığı bu dönemde, NATO ülkeleri liderleri 2010 yılında kabul edilmiş olan ve halen geçerliliğini koruyan konseptin yenilenmesi gerektiğine karar verdiler. NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg’e ittifakın siyasi boyutunu güçlendirecek, geleceğe dönük vizyon ortaya koyan bir değerlendirme sürecine öncülük etmek görevini verdiler. 

Genel Sekreter değerlendirme sürecini başlatırken üç hedefin yol göstereceğini açıkladı: NATO’nun askerî açıdan güçlü kalmaya devam etmesi; siyasi açıdan daha da güçlü hale gelmesi ve daha küresel bir yaklaşımı benimsemesi.

NATO 2030: YENİ ÇAĞ İÇİN BİRLİKTELİK RAPORU

Londra Zirvesi alınan kararla konseptin yenilenmesiyle görevlendirilen NATO Genel Sekreterinin oluşturduğu 10 kişilik Uzmanlar Grubu, sekiz aylık bir çalışma sonrasında 138 somut tavsiyeye yer verilen “NATO 2030: Yeni Bir Çağ İçin Birliktelik başlıklı kapsamlı raporu Genel Sekretere sundu. Rapora göre, 2010 yılında kabul edilmiş olan ve halen geçerli olan konsept günümüz gerçeklerini yansıtmaktan uzak hale gelmişti.

Uzmanlar Grubu’nda yer alan ve Raporu hazırlayanlardan Büyükelçi Tacan İldem’e göre önümüzdeki dönemde; yeni ve çığır açan teknolojilerin, inovasyonun NATO çalışmalarının merkezinde olması, İttifakın rakipleri karşısındaki teknolojik üstünlüğünün korunması, terörle mücadelenin İttifakın temel görevleri olan kollektif savunma, bunalım yönetimi ve işbirliğine dayalı güvenliğe daha açık biçimde dahil edilmesi, NATO’nun ihmal edilen Güney’e (Kuzey Afrika ve Orta Doğu’ya) ilişkin açık ve tutarlı bir yaklaşım belirlemesi, NATO’nun etkin nükleer caydırıcılığını korurken silahların denetimi çabalarına da desteğini teyit etmesi, coğrafi sınır tanımayan hibrit eylemler ve siber saldırılarla kendini belli eden günümüz sınamalarına karşı İttifaka daha güçlü bir durumsal farkındalık ve mukabele yeteneği kazandırılması, müttefik ülkelerde toplumsal dayanıklılığın (resilience) yaratılıp güçlendirilmesi, NATO’nun iklim değişikliğinin güvenlik üzerindeki yansımalarına ilişkin durumsal farkındalık, erken uyarı ve bilgi paylaşımı alanında imkân ve yeteneklerini artırması, NATO’nun Avrupa güvenliğinde köşe taşı olma vasfının korunması, AB’nin NATO içinde adil külfet paylaşımına da katkı sağlayacak yetenek geliştirmesi, iki örgüt arasındaki karşılıklı danışma, işbirliği ve şeffaflığın artırılması önem taşımaktaydı.[33]

NATO 2030 Raporunun gündeme alındığı Brüksel Zirve’si 14-15 Temmuz 2021 tarihlerinde Brüksel’de yapıldı.

Zirve’den hemen önce, 3 Mart 2021'de, ABD başkanı Biden tarafından önümüzdeki dört yıl için ABD dış politikasının ana hatlarını ortaya koyan “Geçici Ulusal Güvenlik Strateji Rehberi” (Interim National Security Strategic Guidance)[34] yayınladı. Bu rehberde Biden, AB ve NATO üyeleri başta olmak üzere müttefiklerini, Trump döneminde yaşanan kırgınlıkların üzerine sünger çekerek yeni bir başlangıç yapmaya, güçlerini Çin ve Rusya tehdidine karşı birleştirmeye davet ediyordu.

Brüksel Zirve Bildirisi’nde[35] 79 madde halinde alınan kararlar açıklandı. Liderler, İttifak'ın birliğinin nasıl güçlendirileceği, güvenlik yaklaşımının nasıl genişletileceği ve kurallara dayalı uluslararası düzenin korunmasına nasıl katkıda bulunulacağı. NATO'yu, Rusya'nın saldırgan davranış modeli, terörizm, siber saldırılar ve yıkıcı teknolojiler, Çin'in yükselişi ve iklim değişikliğinin güvenlik üzerindeki etkileri dahil olmak üzere bugünün ve yarının zorluklarına hazırlamak için kararlar aldılar.

NATO Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi sonrası düzenlenen basın toplantısında konuşan NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, bu Zirvede NATO ittifakı adına yeni bir sayfa açıldığını ve güvenlik konusunda önemi konuların ele alınarak kapsamlı kararlara varıldığını, ABD başkanı Biden’ın ABD’nin NATO’ya bağlılığı konusunda güçlü mesajlar verdiğini kaydetti.

Stoltenberg Zirvede, NATO 2030 gündemi üzerinde liderlerin 8 kilit alanda somut karar aldığını söyledi ve tehditleri sırladı:

*Bugün Liderler, iddialı NATO 2030 gündemimizi ittifakın bugünün ve yarının zorluk ve tehditleriyle yüzleşebilmesini sağlamak için kabul etti. 8 kilit alanda somut kararlar aldık.

İlk olarak, güvenliğimizle ilgili tüm konularda istişareler ve ortak eylemler için NATO’yu transatlantik forum olarak geliştirme konusunda anlaştık. Siyasi istişaremizi ve koordinasyonumuzu güçlendirmeye ve genişletmeye karar verdik.

İkincisi, Avrupa-Atlantik bölgesinin savunmasında çerçeve olarak NATO’yu güçlendirerek, caydırıcılığımızı ve savunmamızı güçlendirmeyi kabul ettik ve 2014’te verdiğimiz Savunma Yatırım Taahhüdü’nü yineliyoruz.

*Üçüncüsü, NATO liderlerinin yeni bir dayanıklılık taahhüdü ile toplumlarımızın direncini güçlendirme konusunda anlaştık. Kritik altyapımızı korumak için NATO çapında dayanıklılık hedefleri ve somut ulusal hedefler geliştireceğiz.

Dördüncüsü, teknolojik üstünlüğümüzü keskinleştireceğiz. Müttefikler, Kuzey Atlantik için Savunma İnovasyonu Hızlandırıcısı (DIANA) başlatmayı kabul ettiler. Yeni kurulan şirketler, endüstri ve üniversitelerle birlikte çalışan bu merkez, transatlantik işbirliğini teşvik edecek ve Müttefikler arasındaki boşlukların önlenmesine yardımcı olacaktır. Müttefikler ayrıca, gelişmekte olan ve yıkıcı teknolojiler üzerinde çalışan yeni şirketlere yatırım yapmak için bir NATO İnovasyon Fonu kurmaya karar verdiler.

Beşincisi, kurallara dayalı uluslararası düzeni korumak için çalışmalarımızı hızlandıracağız. Bu amaçla, Asya-Pasifik’te Avustralya, Japonya, Yeni Zelanda ve Kore ile ortaklıklarımızı güçlendireceğiz ve Latin Amerika, Afrika ve Asya’daki ülkelerle yeni ilişkiler arayacağız. Ayrıca, Avrupa Birliği (AB) ile işbirliğimizi daha da derinleştirmeye kararlıyız.

Altıncısı, Ukrayna ve Gürcistan’dan Irak ve Ürdün’e ortaklar için eğitim ve kapasite geliştirmeyi önemli ölçüde artıracağız.

Yedinci olarak, liderler iklim değişikliğinin güvenlik üzerindeki etkisini ele almanın ilk kez NATO için önemli bir görev olacağı konusunda anlaştılar. Bu, iklim değişikliğinin tesislerimiz, misyonlarımız ve diğer faaliyetlerimiz üzerindeki etkisinin düzenli değerlendirmelerini, iklim değişikliğini tatbikatlarımıza, savunma planlamamıza ve tedarikimize entegre etmeyi ve askeri faaliyetlerden kaynaklanan sera gazı emisyonlarını değerlendirmek için bir metodoloji geliştirmeyi içerecektir.

Son olarak, 2022’deki zirvemiz için NATO’nun bir sonraki Stratejik Konseptini zamanında geliştirme konusunda anlaştık. Değerlerimizi yeniden teyit ederek ve son 10 yılda güvenlik ortamımızdaki önemli değişiklikleri yansıtarak. NATO 2030 gündemi daha yüksek bir hedef düzeyi belirliyor ve İttifakımızın gelecekteki uyarlaması için net bir yön sağlıyor.”[36]

SONUÇ

NATO’nun stratejik konseptleri ve kurumları, operasyonel yetenekleri, kurulduğu 1949 yılından itibaren değişen küresel siyaset ve güvenlik şartlarına göre şekillenmiş ve revize edilmiştir. Sovyetler Birliği’nin yıkılması ve Varşova Paktı’nın dağılmasından sonra, açık kapı politikası ile, İttifakın kapısı Avrupalı Demir Perde ülkelerine açılarak NATO’nun bütün Avrupa’yı kapsayacak şekilde genişletilmesine çalışılmıştır. Malta, Avusturya, G. Kıbrıs, İsveç ve Finlandiya dışındaki bütün Avrupa ülkelerinin İttifakın üyesi olması sağlanmıştır.

Soğuk Savaş döneminde çatışmaya girmeyen NATO, Bosna-Hersek’te Aralık 1995’te düzenlediği hava harekatı ile artık çatışmaların içinde yer almaya başlamıştır. 1999 yılında kabul edilen Yeni Stratejik Konseptte NATO’nun hem ittifak toprakları dışında hem de 5. Madde dışı operasyonlarda bulunabileceği kabul edilmiş, böylece, 1990’ların sonlarına kadar NATO içinde tartışma konusu olan “alan dışılık” tartışmaları sona erdirilmiştir. NATO, Avrupa merkezli bir savunma ittifakından küresel bir güvenlik sağlayıcısına dönüştürülmüştür. Askeri yapısı yeni role göre sürekli biçimlendirilmiştir.

11 Eylül saldırısından sonra NATO, terörizme karşı mücadeleyi Kuzey Atlantik Paktı’nın 5’inci Maddesi’nde öngörülen ortak savunma yükümlülükleri kapsamına dâhil etmiştir. 2002 yılında asli düşman Rusya ile, terörle mücadele, kitle imha silahlarının yok edilmesi, kriz yönetimi, barış gücü, insani yardım operasyonları gerçekleştirmek üzere “NATO-Rusya Konseyi” kurulmuştur. 2004 yılından itibaren, Avrupa Birliği'nin yanısıra, Rusya, Ukrayna, Orta Asya ve Kafkasya devletleri de dahil olmak üzere Avrupa devletleri ve ayrıca Akdeniz ve Genişletilmiş Orta Doğu devletleriyle de ortak güvenlik kaygılan çerçevesinde işbirliğini geliştirmeye devam etme kararı verilmiştir.

2006 yılında ilk kez NATO’nun rolü küresel ölçekte tanımlanarak öngörülebilir gelecekte, İttifak'a yönelik başlıca tehditlerin terörizm ve kitle imha silahlarının yayılmasının yanı sıra başarısız devletler, bölgesel krizler, yeni teknolojilerin yanlış kullanımı ve hayati kaynakların akışının kesintiye uğraması kaynaklı olabileceği kabul edilmiştir.

2010 konseptiyle birlikte NATO, Avrupa-Atlantik’e odaklı bir ittifak olmaktan çıkmış ve Avrupa-Atlantik bölgesinin güvenliği için dünyanın geri kalan kısımlarında barışa katkı vermek zorunda olan bir örgüt olarak kendini konumlandırmıştır.

Bu dönemde, siber tehdit yeni bir sorun olarak İttifak gündemine alınmış, ayrıca silah, uyuşturucu ve insan kaçakçılığı ittifakın güvenliğine yönelik doğrudan tehditlere ilave edilmiştir. NATO’nun tüm Avrupa toplumlarını, topraklarını ve kuvvetlerini balistik füze saldırılarından koruyabilecek bir füze savunması (füze kalkanı) yeteneğine kavuşması, Akdeniz'deki deniz varlığının genişletilmesi hedefe konulmuştur. 2016 yılında siber uzay yeni bir operasyonel alan olarak kabul edilmiştir. AB ile NATO arasında işbirliğinin derinleştirilmesi öncelikli bir hedef olmuştur.

2018’den itibaren enerji güvenliğinin ortak güvenlik için kritik role sahip olduğu tespit edilmiş, siber saldırılara ve hibrit taktiklere karşı savunma kapasitesinin artırılması, teknolojik üstünlüğün sürdürülmesi, iletişim güvenliğinin sağlaması ve insan güvenliğinin korunması öncelikli hedefler olarak belirlenmiştir. 2019 yılından itibaren Çin’in yükselişinin NATO belgelerinde tehdit olarak değerlendirilmeye başlandığı görülmektedir.

Küresel güvenlik tehditlerine ilişkin Avrupalı müttefikler ile ABD görüşleri, tehdidin ciddiyeti ve bunlarla başa çıkmak için kullanılan yöntemler konusunda çoğu zaman farklılıklar arz etmiştir. İttifak içerisinde kararların istişareye dayalı olarak alınmaması ve ABD güvenlik stratejilerinin NATO eliyle dayatılması çoğu zaman üye Avrupa ülke halkları ve siyasi elitlerin itirazına ve tepkisine sebep olmuştur. Özellikle terörizmle mücadele konusunda Türkiye ile NATO ve NATO üyeleri arasındaki görüş farklılığı ileri düzeydedir. Türkiye, terörizmle mücadelenin sadece DEAŞ’la ve El Kaide’yle sınırlı olmadığını, PKK, PYD/YPG ve FETÖ gibi örgütlerle mücadelenin de kapsama dahil edilmesini isterken İttifakın bazı üyeleri, bu örgütlerle mücadele bir yana destek ve himaye sağlamaktadırlar.

ABD başkanı Donald Trump’ın “Önce Amerika” sloganıyla ilan ettiği Amerikan menfaatlerini önceleyen stratejisi, NATO ve Avrupa Birliği ülkeleri arasında NATO’ya güveni ciddi şekilde sarsmış, güven 2018 yılında en alt seviyeye inmiştir. AB üyesi ülkeler Avrupa Ordusu (PESCO) kurulmasını ciddi olarak gündemlerine almıştır.

Avrupa Dış İlişkiler Konseyi tarafından görevlendirilen Datapraxis ve YouGov şirketleri tarafından, 2020 Kasım ve Aralık aylarında, 11 ülkede 15.000'den fazla kişiyle yapılan ve Avrupa Dış İlişkiler Konseyi (ECFR) tarafından Ocak 2021'de rapor olarak yayımlanan bir pan-Avrupa anketinin[37] sonuçları AB halklarının ABD’ye ne derece güvendiklerini göstermenin yanında, NATO’nun geleceğine dair fikir vermek bakımından da dikkat çekicidir.

Joe Biden ABD başkanı seçildikten sonra yapılan bu anketin sonuçları, Avrupalıların ABD'ye yönelik tutumlarının büyük bir değişime uğradığını göstermektedir. Kilit üye ülkelerdeki çoğunluğun ABD siyasi sisteminin bozulduğuna (on kişiden altısından fazlası), Çin'in on yıl içinde ABD'den daha güçlü olacağına (on kişiden altısı) inandığı, Avrupalıların kendilerini savunmak için ABD'ye güvenemeyeceği, Avrupalıların kendi savunmalarına yatırım yapılmasını istedikleri (ankete katılan her ülkeden ankete katılanların en az yüzde 60'ının -ve tüm bu ülkelerde ortalama yüzde 67'si) bu çalışmada ortaya çıkmıştır. Ankette, katılımcılarının ortakları olarak Washington'dan çok Berlin'i görmeleri ilginçtir. Ankete katılanların sadece yüzde 23'ü ABD ile Rusya arasındaki bir çatışmada ABD'nin yanında yer alınması gerektiği görüşüne sahipken, yüzde 59'u ülkelerinin tarafsız kalmasını istiyor. Yine ankete katılan her ülkeden katılımcıların en az yarısı, hükümetlerinin ABD ile Çin arasındaki bir çatışmada tarafsız kalması gerektiği kanaatine sahip.

Daha birkaç yıl önce, tek küresel güç olmanın verdiği kibirle AB ülkelerine ve NATO müttefiklerine tepeden bakan, buyurgan ABD’nin askeri başarısızlıkları, 2020 yılında uğradığı siber saldırılar karşısındaki çaresizliği ve teknolojik yetersizlikleri yeni ABD yönetimini ilişkileri onarmaya çalışmak zorunda bırakmıştır. Ancak, bir sonraki seçimde Trump’ın ya da bir benzerinin seçilmeyeceğinin garantisi yoktur. Müttefik ülke halklarında ve yönetimlerinde ciddi bir güven kaybı ve ittifak ilişkilerini ABD patronajında götürmeye karşı isteksizliğin ortaya çıktığı görülmektedir.[38]

NATO’nun ABD’nin küresel politikalarının aracısı ve meşrulaştırıcısı rolü İttifaka olan güveni oldukça azaltmıştır. NATO içinde istişare mekanizmalarının düşük seviyede olması, maliyetlere katlanmadaki isteksizlik ve Doğu Blokundan İttifaka katılan üyelerin uyumsuzluğu, 2030 planlaması yapan NATO için ciddi krizlerle karşı karşıya olunduğunun işaretlerini vermektedir. Öte yandan, Avrupa’nın siyasi ve ekonomik gücünün hızla gerilediği ve güç dağılımının değiştiği bu dönemde, ABD için NATO üyesi olmayan Asyalı müttefikleri daha değerli hale gelecektir.

İttifak üyeleri arasındaki güvensizlik ve farklı politika arayışları, ileriki günlerde NATO ittifakı içinde bazı üyelerin “iç düşman” ilan edildiği gelişmelere bile yol açabilecektir.

Dipnotlar

[1] Kuzey Atlantik Antlaşması-1949

https://www.nato.int/cps/en/natohq/official_texts_17120.htm?selectedLocale=tr

[2] Strategic Concepts

https://www.nato.int/cps/en/natohq/topics_56626.htm#:~:text=After%20having
%20described%20NATO%20as,crisis%20management%20and%20cooperative%20security

[3] Fransa'nın 1966 yılında entegre askeri yapıdan çekilmesinden sonra, Fransa'nın katılmadığı tüm savunma konularının sorumluluğunun Fransa'nın üyesi olmadığı DPC'ye verilmesine karar verildi. Ancak, Fransa'nın NATO'nun askeri yapılarına tam olarak katılmaya karar vermesinden kısa bir süre sonra (Nisan 2009), DPC, çalışma prosedürlerine daha fazla esneklik ve verimlilik getirmeyi amaçlayan NATO komitelerinin büyük bir revizyonu olan Haziran 2010 sırasında feshedildi.

[4] Decısıon on D.C. 6/3-1950

https://www.nato.int/docu/stratdoc/eng/a500401a.pdf

[5] MC 3/5 (Final)-1952

https://www.nato.int/docu/stratdoc/eng/a521203a.pdf

[6] MC 14/2(Revised)(Final Decision)-1957

https://www.nato.int/docu/stratdoc/eng/a570523a.pdf

[7] Yrd. Doç. Dr. Nejat Doğan, “NATO'nun Örgütsel Değişimi, 1949-1999:
Kuzey-Atlantik İttifakından Avrupa-Atlanik Güvenlik Örgütüne”

https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/36093

[8] MC 14/3(Final)-1968

https://www.nato.int/docu/stratdoc/eng/a680116a.pdf

[9] The Alliance's New Strategic Concept-1991

https://www.nato.int/cps/en/natohq/official_texts_23847.htm

[10] Rome Declaration-1991

https://www.nato.int/docu/comm/49-95/c911108a.htm

[11] Fırat Purtaş, “Soğuk Savaş Sonrası NATO’nun Dönüşümü ve Genişlemesi Çerçevesinde Türk Amerikan Askerî İlişkileri”

http://www.savunmasanayiidergilik.com/public/images/uploads/Makale/GSD-2-Art-1-122005.pdf

[12] Partnership for Peace programme

https://www.nato.int/cps/en/natohq/topics_50349.htm

[13] Mediterranean Dialogue

https://www.nato.int/cps/en/natohq/topics_52927.htm?

[14] The Alliance's Strategic Concept-1999

https://www.nato.int/cps/en/natohq/official_texts_27433.htm

[15] Dr. Fulya Aksu Ereker, “NATO’nun Güvenlik Anlayışı ve Stratejik Konseptleri”

https://trguvenlikportali.com/wp-content/uploads/2019/11/NATOStratejikKonseptleri_FulyaAksuEreker_v.1.pdf

[16] National Strategy for Combating Terrorism-2002

https://fas.org/irp/threat/ctstrategy.pdf

[17] Fırat PURTAŞ, “Soğuk Savaş Sonrası NATO’nun Dönüşümü ve Genişlemesi Çerçevesinde Türk Amerikan Askerî İlişkileri”

http://www.savunmasanayiidergilik.com/public/images/uploads/Makale/GSD-2-Art-1-122005.pdf

[18] Istanbul Summit Communiqué-2004

https://www.nato.int/cps/en/natohq/official_texts_21023.htm

[19] Comprehensive Political Guidance-2006

https://www.nato.int/cps/en/natohq/official_texts_56425.htm

[20] National Strategy for Combating Terrorism-2006

https://2001-2009.state.gov/s/ct/rls/wh/71803.htm

[21] Bucharest Summit Declaration-2008

https://www.nato.int/cps/en/natohq/official_texts_8443.htm?selectedLocale=en

[22] Declaration on Alliance Security-2009

https://www.nato.int/cps/en/natohq/news_52838.htm

[23] Active Engagement, Modern Defence-2010

https://www.nato.int/cps/en/natohq/official_texts_68580.htm

[24] Dr. Fulya Aksu Ereker, “NATO’nun Güvenlik Anlayışı ve Stratejik Konseptleri”

https://trguvenlikportali.com/wp-content/uploads/2019/11/NATOStratejikKonseptleri_FulyaAksuEreker_v.1.pdf

[25] Natıonal Strategy for Counterterrorısm-2011

https://obamawhitehouse.archives.gov/sites/default/files/counterterrorism_strategy.pdf

[26] Sustaınıng U.S. Global Leadership Priorities For 21st Century Defense

https://archive.defense.gov/news/defense_strategic_guidance.pdf

[27] Chicago Summit Declaration-2012

https://www.nato.int/cps/en/natohq/official_texts_87593.htm?mode=pressrelease

[28] Wales Summit Declaration-2014

https://www.nato.int/cps/en/natohq/official_texts_112964.htm?mode=pressrelease

[29] Warsaw Summit Communiqué-2016

https://www.nato.int/cps/en/natohq/official_texts_133169.htm?selectedLocale=en

[31] Brussels Declaration-2018

https://www.nato.int/cps/en/natohq/official_texts_156620.htm

[32] London Declaration-2019

https://www.nato.int/cps/en/natohq/official_texts_171584.htm?selectedLocale=en

[33] Tacan İldem, “NATO 2030: Yeni Bir Çağ İçin Birliktelik”

https://fikirturu.com/jeo-strateji/nato-zirvesi-ve-nato-2030-yeni-cag-icin-birliktelik/

[34] Interim National Security Strategic Guidance

https://www.whitehouse.gov/wp-content/uploads/2021/03/NSC-1v2.pdf

[35] Brussels Summit Communiqué-2021

https://www.nato.int/cps/en/natohq/news_185000.htm

[36] https://www.iha.com.tr/haber-nato-liderler-zirvesi-sona-erdi-942061/

[37] The crisis of American power: How Europeans see Biden’s America

https://ecfr.eu/publication/the-crisis-of-american-power-how-europeans-see-bidens-america/

[38] Sinan Tavukcu, “ABD’nin Geçici Ulusal Güvenlik Strateji Rehberi: Kırılan Vazoyu Yapıştırmaya Çalışmak”

https://www.sde.org.tr/sinan-tavukcu/genel/abdnin-gecici-ulusal-guvenlik-strateji-rehberi-kirilan-vazoyu-yapistirmaya-calismak-kose-yazisi-21615