Adres :
Aşağı Öveçler Çetin Emeç Bul. 1330. Cad. No:12, 06460 Çankaya - Ankara Telefon : +90 312 473 80 41 Faks : +90 312 473 80 46 E-Posta : sde@sde.org.tr

Yüceltilen Cüceler

Muhammet Savaş KAFKASYALI
26 Nisan 2019 10:08

Varlığın sebebini ve amacını idrak etmek, insan için en başta gelen mecburiyettir. Neden var olduğunu / edildiğini anlayabilmek için gösterilen fikrî gayretlerin tarihidir hem bilim hem de felsefe tarihi. Varlığın sebebini anlamaksızın tayin edilmiş amaçlar uğruna ömür tüketmek ve bütünüyle hevesler, arzular ve ferdî menfaatler üzerine inşa edilip yüceltilen hedeflere ulaşmak için var olduğunu zannetmek en hafif ifadeyle ahmaklıktır. Oysa akıllı olmak ve akletmek, var olmayı mânâlı kılacak yegâne durumdur.

Bilim tarihi, bilmeği amaç edinmiş ve ne için bilmesi gerektiğini dahi bilememişlerin hazin numuneleriyle doludur. Bilmek, hayatını bildikleriyle inşa edebilmenin vasıtası olmadıkça veya vasıtası haline getirilmedikçe bir hırstan ve hevesten farksız olmuştur. Bu hırs veya heves, bilmek ya da sözde bilim adamı olmak şeklinde belirdiği gibi başka bir hırsın veya hevesin vasıtası şeklinde de zuhur edebilmiştir.

Yirminci yüzyıl, savaşın dehşet sayılabilecek seviyede toplu yıkımlara ve kıyımlara yol açtığı bir tecrübe dönemi olmuştur. Savaşın yıkımlara ve kıyımlara açtığı bu yol, birilerinin amaçlarına giden yol idi. Böylesine bir yolun yol olmaması gerektiği düşüncesiyle, insanlığın yaşadığı korkunç üzüntülere ve sıkıntılara, büyük emeklerle kurulup geliştirilen birikimlerin yok olup gitmesine sebep olduğu için meşru müdafaa hakkı dışında tamamen yanlış görülen savaşın engellenmesi kararlaştırılmıştır. Lâkin çok geçmeden, bu amaç doğrultusunda kurulan örgütlerin savaşı, bırakınız engellemeyi, daha öncekilerin amaçları için araç kılmasından farksız olarak bir vasıta haline getirdiği (belki baştan beri bunun için kurulduğu) görülmüştür. Zaman zaman savaşı engellemeye çalışanlar, bütün dünyanın gözü önünde barış, huzur, insan hakları ve demokrasi götürmek için savaşmış (!), özgür ve eşit bir şekilde yaşama hakkını kazanması için insanları hatta bütün bir cemiyeti öldürmüştür.

Bir insanı veya bir toplumu esir eden her zaman düşman değildir. Sahte bir özgürlük için kendisi de mahkûm olabilir. Amacın, esasında yüceltilmiş başka bir gayeye araç kılınması tam da böyle bir mahkûmiyettir. Neden var olduğunu / edildiğini idrak etmeden niçin ve nasıl yaşaması gerektiğini düşünmeden çizilen yollar esaretin yollarıdır. Bilmeden ya da bilmeyerek belirlenen doğruluktan, adaletten ve merhametten uzak, erdemsiz, zalimce ve hırs dolu her hedef, insanın veya toplumun kendine vurduğu prangadır. Kendi değerleri ve insanlığın değerleri üzerine inşa edilmemiş, zulmün ve yalanın menfaat zannedilen neticelere vasıta kılındığı her yapı, devlet bile olsa bir zindandır.

Devlet, adaletin ve sükûnun tesisi için var olduğunu unutup, var kalmayı esas gâye edindiği ve bu gâye uğruna adaletten taviz verdiği yahut vazgeçtiği vakit fitnenin, huzursuzluğun ve zulmün hüküm sürdüğü bir zindan olmuş demektir. Nasıl var olması gerektiğine ehemmiyet vermeksizin var olmaya gayret etmek, sadece binlerce yılın devlet anlayışından ve geleneğinden sapmak, başkaca bir yol tutmak değil esasında yolsuzluktur. Oysa ki, uçarım deyû uçurumu kestirme yol belleyen niceleri, konmayı bilemediği için ziyân oldu bu yolsuzluklarda.     

Her yücelik bir engel sonsuza koşan için,

Her engel aşağılık yüceden aşan için.

 

Helvadan yapmaktadır beşeriyet yüceyi,

Hevesle tapmaktadır yücelterek cüceyi.