Adres :
Aşağı Öveçler Çetin Emeç Bul. 1330. Cad. No:12, 06460 Çankaya - Ankara Telefon : +90 312 473 80 41 Faks : +90 312 473 80 46 E-Posta : sde@sde.org.tr

'Yeni' ve Keşmir

Muhammet Savaş KAFKASYALI
25 Eylül 2019 15:46

Pakistan Cumhurbaşkanı, 20 Eylül günü görüşmemizde, bugünün dünyasına söylenmesi gereken en mühim ve söylenebilecek en güzel cümleyi dile getirdi: “Dünya bugün bir ahlâkî liderliğe ihtiyaç duyuyor ve Türkiye ile Pakistan bu ahlâkî liderliği yapmaktalar”. Bu sözü, hikâyeyi başından anlatarak değerlendirelim ve bu vesileyle bir hakikati dillendirmenin de keyfini yaşayalım.

***

“Yeni”, nâm-ı diğer “new/neo” ya da “re”. Aydınlanmanın ve Modern Uluslararası Sistemin sihirli kavramı. Tabiatı itibariyle soysuz. Bütün köklü ve soyluları yıkmak için üretilmiş, çok sayıda yıkımı da başarmış “yeni”. Hayatta kalabilmiş köklüleri, soyluları ise “yeni”yi üreten bilinçlilerin ve onu anlamayan şuursuzların gayretleriyle yıkmaya devam eden bir virüs.

Evvelce yeni olan, eski olana, köklü olana ve soylu olana benzesin diye gayret edilirdi. Yeninin de köklü ve soylu olması için gayret edilirdi. Bunun için terbiye edilirdi. Terbiye zaten yenilikten, toyluktan, hamlıktan kurtulup, olgunlaşması, yetişkin ve olgun olması için verilirdi. Çünkü her yeni, köklü olmaya ve soylu olmaya namzetti. Her yeni zaten eskimeye mecburdu ve kendinden evvel eskiyenlerin serüvenlerinden ders alarak bu eskime sürecini en doğru şekilde geçirmeliydi. Eskimeye engel olmanın, hep yeni kalmaya çalışmanın ne kadar boşuna olduğunu eskiler göstermekteydi zaten.

Efsûs ki, modern/yeni eğitim, eskiden ve kökünden koparmak, gelenekten ve töreden uzaklaştırmak, yetişmesini ve yetmesini engellemek için verilmektedir. Şimdilerde eğitimden maksat insanın, adına ‘gelecek’ denen kilidin, ‘geçmiş’ adlı anahtarını ilelebet kaybetmesi ve varması gereken amaca yetmesi imkânını büsbütün yitirmesidir. Böylece verilen modern eğitimle, eğitimi verenlerin istediği amacı kendi tercihi ve ülküsü sayması, bu amaca yönelmesi hatta bunun için elinden gelen her şeyi yapması sağlanmaktadır.

Eğitim, zamana göre değişmeyen hakikati esas alarak, insanoğluna zamandan geçerken rehberlik etmektir. Amacı ise zamandan geçişin başında iken, henüz ‘yeni’ ve ham iken, mümkün olan en iyi şekilde yetişmeyi ve mümkün olan en yüksek seviyede olgunlaşmayı temin etmektir. En başta ise mümkün olanları, yani mümkin alanını göstermektir. Mümkin alanı, insanoğlunun zamandan geçerken bilmesi gereken evvelin/ilk husustur. Zira bu alanın dışında olan gâyeler ve bu gâyeler için gayretler, hayat denen süreci beyhûde geçirmek ve zamandan âvâre geçmektir.

Eğitimin en mühim takviyesi olan tarih/şimdiler hazinesi, bu rehberlikte lâzım olan numuneler ve kıssalardır. Hem hisse ve kısas için numuneler sunar hem de eğitimsizliğin veya farklı eğitimlerin neticelerinin numunelerini gösterir.  

Çocuklar ve gençler deveranın içinde eskimenin/yaşlanmanın yeni adaylarıdır. Yani yeni ‘yaşlı’ ya da ‘eski’ adaylarıdır. Genç için şimdi, tek seçenektir, elde olandır ve kıymetlidir. Başka şimdiler bilmediği için kendi şimdisinin aleladeliğinin farkında bile değildir. Dahası mümkin alanını ve bu alanda kendi yerini de bilmez. Bu sebeple eğitimle bir yandan mümkin alanı ve bu alanda eyleyebilmeye lâzım bilgiler verilirken diğer yandan doğru tarih anlatılarak gençlere kendi şimdilerinin kıymeti anlatılmalı ve şimdileri kıymetlendirilmelidir.

Gençlerin büyük çoğunluğu, kendisinin ve kendi şimdisinin aleladeliğini anlamadan, onun farklı hatta kıymetli olduğu ön kabulüyle yaşar. Akleden gençler, kendi hayatları boyunca tecrübe edebilme imkânının sınırlılığını, bilmek ve öğrenmek yoluyla genişletebilir. Ancak bu şekilde şimdi kıymetlendirilebilir ve belki diğer şimdilere göre daha kıymetli olabilir. Eskinden bunu isteyenler olduğu gibi istemeyenler de olurdu. İsteyenler, öğrenmenin ve bilmenin talibi olurdu. Talebe olurdu onlar.

Arz mecbur kılınınca artık adı talep eden, talebe olabilemedi. Öğrenici/öğrenci dediler adına. İstese de istemese de öğrenen, yani öğrenmek zorunda kalan. Artık öğrenci, eğitim-öğretimi mecbur edenlerin sunduklarını/gösterdiklerini dinliyor, öğreniyor, belliyor, lâkin akletmiyor ve muhakeme edemiyor. Kurgulanmış kelimelerin, kavramların, düşüncelerin, teorilerin ezberletildiği, bilgi sayıldığı ve veri kabul ettirildiği bir öğretim sürecinden geçen gençlerin bu kurgusal alanın sorunlarını teşhis ve tedavi edebilmesi mümkün olamamaktadır. Modern Uluslararası Sistemin ördüğü duvarların içine mahkûm edilmiş nesiller, formasyonlarına aykırı muhakeme edemediği için kendi hastalıklarının farkına dahi varamamaktadır. Nitekim mevcut eğitim-öğretim sistemi, rahatsız eden hususların da ‘tabiatın adil olmayışı’ sebebiyle olduğunu ve bunun için tabiatın bir düzene koyulması, kontrol edilmesi gerektiğini öğretmektedir.       

Formasyonun iki amacı vardır:

  1. Birincisi, mevcut ve istenmeyen formu bozmak (deformasyon) suretiyle yeni formu oluşturmak
  2. İkincisi ise vicdanı oluşturmak.

Aslolan meyvenin dalında olgunlaşması, aslına uygun olgunlaşmasıdır ve bizde eğitim süreci bu şekilde idi. Böyle bir eğitimle verilen formasyon da kendi özüne, yapısına ve fıtratına göre idi. Lâkin modern paradigma meyveyi, ham iken dalından koparıp, tamamen yapay ortamlarda kendi istediği kıvama getirmektedir. Önce kendi kökünden, yapısından ve fıtratından kopararak deformasyon sürecini ve ardından kendi kurguladığı formata soktuğu formasyon sürecini tamamlamaktadır.

Aslolan adalettir ve adaletin olması, her şeyin yerli yerinde olması demektir. Adalet olduğu vakit ilim, sanat, edebiyat, spor, teknoloji, ekonomi ve hayatın bütün alanlarının ahvâli olması gerektiği gibi olacaktır. Öyle eğitim verilmeli ki, eğitilenlerin herhangi bir numunesi adil olabilsin. Yöneten olunca adaletle hükmetsin, yönetilen olunca adil hükme boyun eğsin ve zulme isyan etsin. Fakat modern paradigma, adaletin sağlanamayacağını, çünkü tabiatta da adaletin olmadığı kabulüyle ancak sınırlarını, ilkelerini ve kanunlarını kendilerinin belirlediği hukukun üstünlüğünün sağlanması gerektiğini dayatır. Bu kabule dayanarak format atar.

Formasyon, insanın eğitim vasıtasıyla zihniyet bakımından şekillendirilmesine verilen addır. Bu sebeple insanın formasyonu onun vicdanı olur. Dolayısıyla insanın iyi-kötü ve doğru-yanlış tanımlamalarını belirler, böylece isteğin kendisini de belirlemiş olur. Formasyonuna göre tayin ettiği amaçlara ulaşmak için gayret ederken doğru yaptığını düşüneceği eylemleri de formasyon belirler. Vicdanen rahat etmek ya da olmak bunu ifade eder. Formasyonu Modern Uluslararası Sistem tarafından belirlenen insanlar, eyleyeceklerine karar verirken hem de eyledikten sonra vicdan muhasebesi yaparken mihenk taşı modern eğitim-öğretim sisteminin bellettikleridir. Zaten öyle olması için kurgulanmıştır. Bugün bizim için kabul edilemez gördüğümüz davranışları ve politikaları uygulayanlar, formasyonları/vicdanları itibariyle yapmaları gerekenleri yapıyorlar ve vicdanları çok rahat. Bu sebeple onlara vicdansız denemez, zira vicdanları var ve onlar vicdanen rahatlar. Hindistan’ın Müslüman Keşmirlilere yönelik uygulamaları bu cümledendir.

Vicdan muhasebesinin ve formasyona göre muhakemenin etkisi 2 yönlüdür:

  • Sizin alâkanızın sadece kendi ülkenizle olması gerektiği, bir ulus-devlet olarak ulusal çıkarlarınızla ilgilenmeniz gerektiği bilgisi/kabulü sebebiyle, kendiniz dışındakilere bigâne kalmanız vicdanen rahatsız etmez.
  • Herhangi bir devletin uygulamalarını kendi ulusal politikaları ve iç işleri olarak değerlendirip kabul etmeyi beraberinde getirir ve onların ulusal çıkarları/politikaları vicdana aykırı bulunmaz.

Bugün bütün dünyada yaşanan zulme dayalı politikaların ve uygulamaların, ulusal çıkar doğrultusunda belirlendiği, böyle değerlendirilmesi gerektiği kabulü, Modern Uluslararası Sistemin formasyonu sebebiyledir ve evvelâ bu kabulün yanlışlığı anlaşılmalı, anlatılmalıdır. Öncelikle fikrî temelleri itibariyle ahlâkî olana mugayir bir sitemin attığı formatın ve bu formasyonun belirlediği vicdanların yıkılıp ahlâkî olanla alâka kuran, fıtrata uygun vicdanın inşa edilmesi için gereken fikrî çalışmalar yapılmalıdır. Bize düşen, bir taraftan zulmü, zulmün sebeplerini, zalimi ve mazlumun hâlini anlatmak, diğer taraftan da adaleti ve ahlâkı anlatmak olmalıdır. Zira kurgulanmış sistem işleyecek, Keşmir’de yaşananlar meşrulaştırılacak ve bu meşruiyet yeni zulümlerin kapısını aralayacak. Dahası, bu yapılanlar vicdanları da rahatsız etmeyecek. Çünkü meşrulaştırma, yapılan bir hatanın yanlış olmadığını göstererek sonraki süreçte o hatayı vicdanın unsuru haline getirmektir ve bu hata yinelenirken yapılacak muhasebede vicdanen müsterih olmayı sağlar. Meşrulaştırma, vicdanın belirleyicilerindendir ve diğer kötülüklerine ilaveten bu sebeple de çok kötüdür.

Nice zulümler görmüş ve nice buhranlar geçirmiş, Allah’a ve O’nun takdirine teslim olan insan, Müslüman, ümidini yitirmeden bu sorunları da çözecek ve sıkıntılarından kurtulacaktır. Batıla, gayrimeşruya, meşrulaştırmaya ve zulme, hakkı tutup kaldırarak, meşru eyleyerek, tövbe ederek ve adaleti anlatıp tesis ederek galebe çalacaktır. Zalim olmaktansa mazlum olmak evlâdır, lâkin zulme isyan edip adaleti tesis etmek en âlâ olandır.