Adres :
Aşağı Öveçler Çetin Emeç Bul. 1330. Cad. No:12, 06460 Çankaya - Ankara Telefon : +90 312 473 80 41 Faks : +90 312 473 80 46 E-Posta : sde@sde.org.tr

Kurban ve Öfke

Muhammet Savaş KAFKASYALI
30 Temmuz 2020 16:49
A-
A+

Tam bir yıl önce, Amerika Birleşik Devletleri Temsilciler Meclisi'nin Demokrat Partili üyelerinden Steve Cohen, ABD'nin Teksas eyaletine bağlı El Paso kentinde ve ardından Ohio eyaletine bağlı Dayton kentinde yaşanan silahlı saldırılar sonrasında beyaz ırkçılara seslenerek çok tartışılacak bir cümle sarf etmişti. Cohen, Twitter'dan paylaştığı mesajda beyaz ırkçılara “Bir saldırı silahı ateşlemek mi istiyorsunuz? Irak'a ya da Afganistan'a gidin! Gönüllü yazılın!”[1] demişti.

Bu ifadeleri Kurban Bayramı münasebetiyle, ‘kurban’ kavramı üzerinden değerlendirmiştim. Değerlendirmeyi yaparken zamana göre değişmeyen en yüce hakikat olan adaleti ve adalete mugayir eylemenin kaçınılmaz akıbetini düşünerek, bu yazıyı gelecek senenin Kurban Bayramına kadar demlenmeye bırakmıştım. İmdi, geçen bir yılda nasıl da değişsin istenenlerin değişmediğini ve her türlü gayretin gösterilmesine rağmen değişmesin istenenlerin değiştiğini akledelim. Akletmeyenin nasıl da perişan olduğunu görelim.

Kendi ülkenden binlerce kilometre uzaktaki bu ülkelere yalan ve düzmece sebeple gelmek, burada savaşıyor olmak, burada bulunmak dahi meşru kabul edilebilemezken, sana galebe çalma ihtimali olmayan bir Iraklıya ya da Afganistanlıya, onu öldüreceğini bildiğin bir silahla saldırmak, onun kendine kurban olmasını istemektir ve bu istek insan olma / kul olma haddini aşmaktır. Böyle yapmayı salık vermek ise haddi aşanlardan olma kararlılığını göstermektir. 

Kendinden olmayanın insan sayılmaması ve insan sayılmayanların kendine kurban olmasını meşru hatta gerekli görmek, tanrılık arzusunun ve iddiasının karinesidir. İnsan görülse şayet, savaşmak, çatışmak ya da mücadele etmek olur. Oysa savaşmak durumunun / seviyesinin mevcudiyetine mâni bir zayıflık ve acziyyet hâli, öldürülenlerin kurban edildiği sonucunu doğurmaktadır. Kurbanların Vietnam’dan, Afganistan’dan, Irak’tan, Suriye’den seçilmesi de işte böylesine tanrılık arzusu duyanların ve tanrılık iddia edenlerin buralardakileri insan görmediğinin delilidir. Nitekim düşman veya muhalif belledikleri liderleri Kurban Bayramı’nın ilk gününde öldürmeleri de bu zihniyetin mühim bir yansımasıdır.

***

Hikâyenin başını hatırlarsak şayet, Allah’tan oğlu olmasını dilemiş ve olursa oğlunu kurban edeceğini vaat etmişti Hz. İbrahim. Kıssanın hissesi ise en çok istediğinin karşılığı olarak kurban kesme icabını anlayabilmekti. Kurbandan maksat en kıymetlini feda edebilme iradesidir. Bayramdan maksat, evvelâ en kıymetlini Allah’a kurban edebilme iradesini ve kararlılığını gösterebilmiş olmak, sonra da onun yerine koç kurban edebiliyor olmaktır. Bayramın her sene olmasından maksat ise isteğin yani mütemadi isteklerimizin putlaşmaması, onları birer put hâline getirmememizdir. Zira bu yılın kurbanı, bir sonraki yılın dileklerine, arzularına ve isteklerine sayılamayacaktır. Her yıl kurban, insanoğlunun devamlı istemekte olmasındandır.

Allah’a yakınlaşmak[2] için edilen kurban, insanoğlunun tarafına ait bir kavramdır ve kurban edenle ilgilidir. Kurban etmekle yakınlık kurmaya çalışıyor, Allah’a daha yakın olmak istiyor demektir. Lâkin Allah’tan uzaklaşan veya uzaklaşmış olan, alâkasını Allah’tan başkasıyla kuran / kurmak isteyen, kurban edesi olmaktan çıkıp kurban olunası / sunulası olmak arzusunu duymaya başlar.[3] Temelde yine haddini aşmak meselesidir bu da elbette. Kendisi için belirlenmiş sınırları aşmaktır, yani ‘fahişe’ olmaktır, kendisine kurban edilmesini veya olunmasını talep etmek.

Allah’a yakınlaşmak, Allah’la yakınlık kurmak, alâkamızın Allah’a olduğunu göstermek içindir. Bu gösteri, iki yönlüdür: Hem Allah’a gösteririz yakınlığımızı ve yakınlaşma irademizi hem de diğer insanlara gösteririz tarafımızı, safımızı, yönümüzü, alâkamızın Allah’a olduğunu.

Kurban, sevilmeyesi olup da sevilenin, hak etmediği ölçüde hürmet gösterilenin, istenmemesi gerekirken istenenin, lâyık olmaksızın sahip olunanın, yanlış yere duyulan ve kurulan alâkanın feda edilmesidir. Kurban feda etmektir, vazgeçmektir, armağan etmektir.

***

Nasıl da benziyor geçen sene yaşananlar, bu sene yaşananlara. Bu yüzden geçen sene yazılan bir yazı aynı şekilde ve etkiyle hitap edebilir bu seneye. Aleladelik, en umumi sıfatıdır yaşananların zira. İnsanoğlunun yaşadıklarının birbirine çok benzemesi iki sebepledir: Birincisi yaşayanın aynı olması, ikincisi ise yaşamanın akletmek için olması. Yaşayan insan idi ve insandır. Yaşananı akletmek ise hisse almaktır. Tarihin hisse almak için olması ve “şimdiler hazinesi” olması, evvelce yaşananlar ile şimdi yaşananları benzetme ve kıyaslama imkânı vermesi sebebiyledir. Nasıl da benzer her yaşanan yekdiğerine diye düşünür ve düşünmelidir insan hep. Zira nasıl da benzer şimdiye geçmişin bir başka demi. Benzetmeli zaten anlamak için şimdiyi eski şimdilere ve aklederek eylemeli benzemesin eskinin hüsranlarına kendi şimdisi diye.

Amerika Birleşik Devletleri’nde bir siyahî vatandaşın polis tarafından öldürülmesinin ardından başlayan zulüm karşıtı ya da adalet talep eden gösteriler hızla yayıldı. Bu gösterilere damga vuran ve devleti kaygılandıran ise sömürgecilik döneminin önemli isimlerinin kent merkezlerinde bulunan abidelerinin yıkılması oldu. Modern Uluslararası Sistemin sömürgecilik üzerine inşa edilmiş olduğu düşünüldüğünde, sistemin sembollerinin yıkılmasını, sisteme ve sistemin işleyişinin sebep olduğu zulme isyan olarak değerlendirmek yanlış olmayacaktır.

Bir isyanın etkisi ve başarılı olup olmaması başkadır, ne için veya neye yönelik olduğu başkadır. Modern Uluslararası Sistemin CEO’su olan ve artık bu görevi hem sürdüremeyen hem de sistem tarafından sürdürmesi istenmeyen ABD’de zulme isyanlar sırasında yıkılanların, sistemin sembolü abidelerin olması, zamanın, geçmiş zamanlarda olduğu gibi zulme isyan ve adaletin önünün açıldığı zaman olduğunu göstermesi bakımından fevkalâde mühimdir.

Bu süreçte yaşananlar, akledenler veya akletmek isteyenler için çok değerli tecrübeler sunmaktadır:

  1. Öncelikle, her fırsatta dile getirmeye çalıştığımız, Modern Uluslararası Sistemde hukukun adalet için olmadığı hatta hukukun adalete aykırı olduğu bir defa daha görüldü. Nitekim ABD Başkanı Trump, ülkedeki tarihi anıtların korunmasını öngören Başkanlık Kararnamesini imzaladı.[4] Trump yaptığı açıklamada, “Amerikan anıtlarını ve heykellerini korumak ve son dönemde yaşanan şiddet içeren suçlarla mücadele için çok güçlü bir kararnameyi imzalama imtiyazına eriştim. Büyük ülkemize karşı bu yasa dışı eylemlere başvuranları uzun hapis cezaları bekliyor” ifadelerini kullandı. [5] Hukuk kuralları koyarak koruma altına aldığınız yahut almaya çalıştığınız heykeller sağlam kalabilir, lâkin bu kuralların adalet için olmadığı, ancak işleyen sistemin aksaklığa uğramaması için olduğu ve adalete aykırı olduğu hatta sistemin işleyişini devam ettirmeye hizmet etmesi sebebiyle zulüm olduğu er ya da geç anlaşılacaktır.
  2. İkinci olarak da korunmaya çalışılanların sadece birer heykel olmadığı, her ne kadar tapılmıyorsa da sistemin işleyişinin sembolü olduklarının vurgulanması ve bizatihi kanun çıkarılarak koruma altına alınmasıyla, bu sembollere verilen ehemmiyetin büyüklüğü görülecektir. Daha da kötüsü bunun sonrasında, Modern Uluslararası Sistemin hem üzerine inşa edildiği hem de işleyişini sağlayan fikirlerin, kabullerin, kavramların ve teorilerin yıkılışı gelecektir.

Daha bir yıl önce, beyazların siyahlara olan öfkesini Afganistanlılara, Iraklılara veya Suriyelilere yöneltenler, hükümranlığın / gücün sarhoşluğundan ötürü bilmediler ki,

  1. Öfkeyi yönlendirmek için değil engellemek için gayret edilmelidir. Her sorunun tek sebebi olan zulüm, elbette öfkenin de sebebidir. Öfkelenen değil, öfkelendiren düzeltilmelidir. Öfkelenenin sorun yahut sorunlu olduğu iddia edilse dahi, esas sorun sürekli öfkelenenin daha evvelce maruz kaldığı zulümdür ve bu sebeple çözüme daha geriden / derinden başlanmalıdır. Zulme duyulan öfkenin tek çözümü adalettir ve adaleti zulmün imtiyazına alışanlar tesis edebilemez. Öfke, zulme karşı ise her hâlükârda sorun öfkelendirendedir. Çünkü öfkelendiren zalimdir.
  2. Siyahlara öfke duyan beyazların öfkesini başka tarafa yönlendirmek isteyenler, öfkenin sebebini dahi anlamamış demektir. Mazluma öfkelenmek, zulmedebilme imkânına sahip olanın zulme ilaveten bir de mazluma öfke duyması demektir ki, bu durum insan için en aşağılık hâldir. Bu aşağılık hâlden kurtulmak olmaz, çünkü mazluma öfke duymak zulmün zirvesidir. Zalimin öfkesini başka tarafa yönlendirmek yahut öfkesinin dinmesini beklemek, zulmü alkışlamak ve zalimi sevmek demektir. Zalimi sevmek dahi zulmün delilidir ve zalime de zulme de sabır olmaz.
  3. Siyahlara öfke duyan beyazların durumuna çare arayanlar, yani sorunun beyazların öfkesi olduğunu sananlar, esas sorun olan ve olmaya devam edecek siyahların öfkesi karşısında maalesef (elbette kendileri için) hiçbir çare bulamayacaklar. Çünkü mazlumun ahını almak, onulmaz bir yaradır, onulmayacaktır.
  4. En kötüsü ise “birleşik” olmanın, birlik olmaya ve bir olmaya, birlenmeye kâfi gelmediği görülecektir. Nice birleşmişler, birleşik olanlar, bir olamadığı için, birlik olamadığı için dağıldılar. Yerken, içerken birleşenler, varlıkta birleşik olanlar, zor zamanlarda çoklaştılar, tam da iddialarından vuruldular. Birleşik rüyada yaşadıklarını, sahip oldukları varlığın ‘rüya’ olduğunu iddia edenler, gerçekte ayrışacaklar. Hem de kendi gerçekçilikleriyle / realizmleriyle.           

Modern Uluslararası Sistemin CEO’su olan ABD’nin, kendi vatandaşlarına uyguladığı zulme karşı isyanın sisteme isyan hâline gelmesi ve bu isyana ABD’nin kanunlarla karşı koymaya çalışması da sistemin yeni kurgularla ve aldatmacalarla işleyişini devam ettirmeye uğraşması fayda vermeyecektir. Çünkü isyan edilen zulümse ve istenen adaletse yolun sonuna gelinmiş demektir. Hukukla adaletin önüne geçilemeyeceği gibi adalete şartlar da koşulamaz. Adalet geciktirilebilir, fakat büsbütün engellenemez. 

Daha mühim olanı ve belki de her zaman gözden kaçırılanı da zulmün siyaseti aşan bir unsur olmasıdır. Hiçbir siyasî gerekçe veya bahane zulmü meşrulaştıramaz. Söz konusu zulme isyan olduğunda, fikir, politika, din, dil, ırk, ideoloji, coğrafya anlamını yitirir ve pek kuvvetli bir birlik oluşuverir. Nizâmın mizânı adalete aykırılık, insanları karşısında birleştiren en yüce müşterektir. Bugün Modern Uluslararası Sistemin zulmü, bütün dünyayı karşısında birleşik hâle getirecek ölçüde belirgindir ve her türlü rengin, düşüncenin, değerin, inancın fevkindedir.  

Bugün tanrılık hayâliyle ve serabıyla Modern Uluslararası Sistemi sürdürmeye çalışanlar da herkes gibi bilmelidir ki, adaletin şartı olmaz. Hakkını vermek, olması gerekeni yerine koymak için şart koşulmaz. Hakkı verilmesi gereken, isteyemeyebilir, söyleyemeyebilir, görmeyebilir, işitmeyebilir, gelemeyebilir, ulaşamayabilir, lâkin hakkıdır, hak ediyordur ve o hâlde hakkı verilmelidir. Adalete şart koşup şartı sağlamadı gerekçesiyle adalete aykırı eylenemez. Koşulan şartın yerine getirilmemesini adalete aykırılığın gerekçesi olarak gösterip bir müddet insanları kandırmak, aldatmak yahut bastırmak da zulümdür. Hakkın, hak etmenin şartı sağlanmışsa şayet, o hakkı vermek başkaca şarta bağlanamaz. Hülâsa hakkı şarta bağlamak her ne sebeple olursa olsun zulümdür.

Bu Kurban Bayramı’nı, Modern Uluslararası Sistemin yerine inşa edilecek ve insanlığa adalet sunacak yeni sisteme erişilince kutlanacak hakiki bayramın da arifesinde olduğumuzun şuuruyla idrak etmeliyiz. Kurban Bayramını idrak edip, kurbanı ve bayramı hem akletmeliyiz.

Öfkemizi kurban edip şuurla ve sükûnetle gemimizi inşa etmeliyiz. Zira bir Tufan kopacak evvelâ ve bahar olacak sonra.      

 

      Gönlümüz göynüyerek bekledik sabreyledik

      Aydınlıktan bakıp karanlığı seyreyledik

      Duyduk, gördük, yandık ama yalnız fikreyledik

      Hikâyet, şikâyet etmedik hep şükreyledik

 

      Artık biliriz deveranın neresindeyiz

      Kopacak büyük Tufan’ın arifesindeyiz

      Yıkacak, yıkayacak dünyayı ve insanı

      Yarınımız bayram, halâs tarifesindeyiz.

 

 

______________________________________________

[1] “You want to shoot an assault weapon? Go to Iraq and Afghanistan. Enlist!” https://twitter.com/RepCohen/status/1158034560891928576  

(Bu tweet kısa bir süre sonra silindi. Bizim erişim tarihimiz: 6.8.2019)

Ayrıca bkz: Margaret Kimberley, “Who’s A White Supremacist?”, Eurasia Review, August 7, 2019. https://www.eurasiareview.com/07082019-whos-a-white-supremacist-oped/

[2] Arapça’da gerek maddî gerekse mânevî her türlü yakınlığı ve yakın olmayı ifade eden kurbân kelimesi, dinî terminolojide kendisiyle Allah’a yaklaşılan şeyi, özel olarak da Allah’a yakınlık sağlamak, yani ibadet (kurbet) amacıyla belli vakitte belirli cinsten hayvanları kesmeyi ve bu amaçla kesilen hayvanı ifade eder. Ahmet Güç, “Kurban”, TDV İslâm Ansiklopedisi, C. 26, s. 433-453.

Arapça ḳrb kökünden gelen ḳurbān قربان “tanrıya sunulan adak” sözcüğünden alıntıdır. Arapça sözcük İbranice ve Aramice/Süryanice aynı anlama gelen ḳurbān קרבן sözcüğünden alıntıdır. Bu sözcük İbranice ve Aramice/Süryanice #ḳrb קרב ”1. yakın olma, yaklaşma, 2. hediye verme, adak sunma" kökünden türetilmiştir. 

Arapça ḳrb kökünden gelen ḳurb قرب “yakın olma, yakınlık, akrabalık” sözcüğünden alıntıdır. Arapça sözcük Arapça ḳariba قرب “yakın idi, yaklaştı, yanaştı” fiilinin mastarıdır. (Bu sözcük Aramice / Süryanice ḳrēb קרב “yakın olma, yaklaşma, ittifak etme” fiili ile eş kökenlidir. Aramice / Süryanice fiil Akatça aynı anlama gelen ḳerēbu fiili ile eş kökenlidir.)

[3] Allah’a edilen kurbandan ve kendine edilmesi / olması istenen kurbandan başka üçüncü bir kurban türü de putlara sunulan kurbanlardır. Putlara sunulan kurbanları ise kurulmuş ve birilerinin çıkarları doğrultusunda işleyen bir sistemin devamını sağlayan ve sistemin kontrolünü elinde bulunduranlara bağlılığın göstergesi olarak değerlendirmek gerekir. Putlara sunulan kurbanlar, esasında tanrılık iddiasındaki güçlülerin bizzat kendilerine değil de aracı olarak kullandıkları putlara sunulmaktadır.

“İslâm öncesi Arap toplumunda çocukların, köle ve esirlerin putlara kurban edilmesi âdetinin zayıf da olsa izlerine rastlanmakla birlikte (el-Muvaṭṭaʾ, “Neẕr”, 7; İbn Hişâm, I, 160-164; Cevâd Ali, VI, 191-193, 198-199) yaygın olan, putlara hayvanların kurban edilmesi şeklindeydi. Câhiliye Arapları, belli zamanlarda veya önemli kabul ettikleri olaylar vesilesiyle gerek Kâbe’deki gerekse Mekke’nin diğer bölgelerinde ve Mekke dışındaki putlarının yanında mâbede olan saygılarını, putlara olan bağlılıklarını göstermek, onlara yakınlaşmak gayesiyle deve, sığır, koyun, ceylan gibi hayvanları keserek kanını onların üzerine döker, kurbanı parçalayıp bu dikili taşların üzerine bırakır, yırtıcı hayvanların ve kuşların yemesini beklerlerdi.

İslâm döneminde Câhiliye Arapları’nın kurban âdeti tevhid inancına aykırı öğelerden temizlenerek Hz. İbrâhim’in sünnetine uygun biçimde ihya edilmiş ve sosyal işlevler de yüklenerek zenginleştirilmiştir. Putlar için hayvan kurban etme şirk, bu şekilde kesilen hayvanlar da murdar sayılmıştır (el-Bakara 2/173; el-Mâide 5/3; el-En‘âm 6/121, 145; en-Nahl 16/115).

Kur’an’da ayrıntısı verilmeksizin Hz. Âdem’in iki oğlunun Allah’a kurban takdim ettiklerinden söz edilir (el-Mâide 5/27) ve ilâhî dinlerin hepsinde kurban hükmünün konulduğu bildirilir (el-Hac 22/34). Kur’an’da hac ibadeti esnasında kesilecek kurbanlarla ilgili bazı hükümler yer alsa da (el-Bakara 2/196; el-Mâide 5/2, 95, 97; el-Hac 22/28, 36, 37; el-Feth 48/25) dolaylı bir işaret hariç (el-Kevser 108/2) hac dışındaki kurban ibadetine temas edilmez.

Resûl-i Ekrem’in hicretin 2. yılından (624) itibaren kurban bayramlarında kurban kesmeye başlaması, hac ve umre esnasındaki uygulaması ve kurbanla ilgili çeşitli açıklamalarından oluşan zengin hadis rivayeti (“Uḍḥiyye”, Mv.Fİ, XIII, 307-350; “Uḍḥiyye”, Mv.F, V, 74-107) bu alandaki dinî geleneğin, fıkhî yorum ve değerlendirmelerin ana zeminini teşkil etmiştir”. Ali Bardakoğlu, “Kurban”, TDV İslâm Ansiklopedisi, C. 26, s. 436-440.

[4] “Executive Order on Protecting American Monuments, Memorials, and Statues and Combating Recent Criminal Violence”, https://www.whitehouse.gov/presidential-actions/executive-order-protecting-american-monuments-memorials-statues-combating-recent-criminal-violence/

[5] https://www.amerikaninsesi.com/a/trump-heykelleri-koruma-kararnamesini-imzaladi/5479315.html