Adres :
Aşağı Öveçler Çetin Emeç Bul. 1330. Cad. No:12, 06460 Çankaya - Ankara Telefon : +90 312 473 80 41 Faks : +90 312 473 80 46 E-Posta : sde@sde.org.tr

Hüzün ve Umut

Muhammet Savaş KAFKASYALI
12 Haziran 2019 10:18

Geride bıraktığımız on yıla bugünden dönüp baktığımızda, yaşanan hadiselerin geleceği nasıl şekillendireceği konusunda bize fikir verecek emareler görülebilmektedir. Yeter ki, gereksiz ve sadece münferit hadiselerin teferruatından sıyrılıp, zamana bağlı olmayan ve hem şimdiye hem de geleceğe ait bilgileri ve hakikati yakalayabilelim. Çoğu insanın bilgi çağı diye adlandırdığı, esasında belki de gereksiz teferruatlar çağı dememiz gereken bu dönemde, yine teferruatlarına boğulduğumuz fevkalâde mühim meselelerden biriyle karşı karşıya kaldık. Bu meseleyi, zamana göre değişmeyen kaideler ışığında ele almalı ve aynı ışıkla müstakbel neticelere bakmalıyız.  

Yeni adlandırmayla ‘Büyük Orta Doğu’ bölgesinde bulunan birçok ülkede uzun yıllardır iktidarda bulunan yönetimler birer birer devriliyor. Başında bulunduğu halkın değerlerine yabancı olan, kendi kimliğinden, geleneğinden ve geçmişinden uzak, halka rağmen yönetimler sergileyen bu iktidarlar meşruiyetlerini ve kendilerini muktedir kılacak gücü halklarından değil başka yerlerden alarak varlıklarını devam ettirmekteydi. Bu yönetimlerin meşruiyetinin, onlardan duyulan memnuniyetin ve onlara ihtiyacın miadı dolunca da birer birer ge(tiri)ldikleri gibi gidiyorlar.

Bu liderlerin nasıl ve neden gittiklerini, gitmelerini sağlayanları ya da gitmelerinin sâiklerini ele almaktan evvel, gidişi ve gitmeyi düşünmek lâzım. Bu düşünceye ise gidişlerin bir fiil ya da eylem mi yoksa hareket mi olduğu sorusunun cevabını arayarak başlamak lâzım. Eylemde de harekette de olanın şekli esasında aynıdır. Fakat eylem ile hareket, olanın sebebi bakımından farklılık gösterir. Eylemi, hareketten ayıran, amaç ve niyettir. Nasıl sorusunun cevabı hareket, niçin sorusunun cevabı ise eylemdir. Amacını, eyleyenin belirlemediğine hareket, amacını belirleyenin eylediğine ise fiil ya da eylem denir. Gitmek kelimesinde bu fark, eylem olduğunda gitmek, hareket olduğunda ise gidiş şeklinde ifade edilir. Gitmeye niyetlenmiş ve gitmek isteyen, gidiyor/gitti/gidecek biçimlerinde belirtilir. Oysa gitmek, gidenin niyeti ve amacı değil ise onun gidişi denir.   

Ülkesinin işgaline karşı yıllarca süren mücadeleden sonra yakalanmış, 16 Eylül 1931 günü idam edilirken, kendisini idam edenlerin düşmanları yani İtalyanlar olmasına sevinen ve bunun için Allah’a şükreden, milletinin hürriyeti için ve vatanının zebûnküş Avrupa’ya peşkeş çekilmemesi için aksakallı olarak halkının başında yıllarca mücadele eden Ömer Muhtar’ın sevincini ve bu sevincin ehemmiyetini anlayamamıştık. Tam seksen yıl sonra, 16 Eylül 2011 günü Libya’nın yeni bayrağının ilk defa New York’taki Birleşmiş Milletler binasının önünde dalgalandı(rıldı)ğını görünce anlayabildik. Devleti başka yerde bayrağını başka yerde bırakan bu hazin durum, seksen yıl önce Ömer Muhtar’ın anlatmaya çalıştığı durumdu aslında. 

Kendi halkı ile karşı karşıya gelen ve halkı tarafından iktidardan uzaklaştırılan Tunus’taki Zeynelabidin bin Ali’yi, Mısır’daki Hüsnü Mübarek’i, Suriye’deki Beşar Esad’ı, Yemen’deki Ali Abdullah Salih’i ve Libya’daki Muammer Kaddafi’yi görünce düşmanı tarafından öldürülmenin nasıl bir mutluluk kaynağı olabileceğini anladık. Oysa Ömer Muhtar’ın yirmi yıl savaştığı İtalya idi, halkının “Ömer Muhtar Tugayları” şeklinde örgütlenerek alaşağı etmek istediği ve çatıştığı Kaddafi’yi kendine sığınması için davet eden.

Böylesine muazzam zıtlığa, geçen bunca zamanda ortaya çıkan böylesine anlaşılmaz tersliğe sebep olan, kendi değerlerine sahip çıkmamak, başkası gibi olmaya çalışmaktır. Kendi yolunda giderek gelişmeye gayret etmek yerine, başkalarını takip etmektir. Sahip olduğu değerlere düşman olan ve sahip olduğu değerlilere el koymak isteyene karşı, onun değerlerini benimseyerek elde edilmiş hiçbir başarı örneği yoktur tarihte. Kaldı ki, başkasının değerlerini benimsemekle ve buna mukabil değerlerinden ve değerlilerinden vazgeçmekle, yalnız şahsiyet değil, içinde başarının da olduğu amaç ve istekler de değişir. Artık evvelce uzak durmak istenen veya zinhar yaklaşılmaması gereken bir hâlin, başarı diye nitelenmesi pekâlâ mümkündür.

Başarının ve değerlinin tanımını doğal tanımına aykırı, kurgusal bir şekilde yapabilmek, hele bir de bu tanımları bütün dünyaya benimsetebilmek çok ciddi bir güçle mümkündür. Yapılan kurgusal tanımların kalıcılığını sağlamak ise ya bu gücün devamlılığıyla ya da olması gereken tanımların yapılabilmesini ve bütün dünyaya gösterilebilmesini sağlayabilecek zihniyetin kendini gösterememesiyle mümkündür.

Bugün sadece adını istekleri ve kurgusal tanımları doğrultusunda ‘Büyük Ortadoğu’ olarak koydukları bölgede değil, dünyanın birçok bölgesinde her geçen gün yaşananlar göstermektedir ki, kurgusal tanımlar üzerine inşa olmuş Modern Uluslararası Sistem kurgusal tanımlarını bütün dünyaya benimsetmeyi daha fazla sürdüremiyor:

(i) Bir taraftan bugüne kadar kurgusal tanımlarını benimsetmeyi başaran güç azalıyor. Zira istediklerini bu güçle doğrudan kendileri yapamadığı gibi özenle yetiştirdikleri maşalarını da artık eskisi gibi toplumların başında tutamıyor. Modern Uluslararası Sistemin güçlülerini taklit etmenin kendi zihniyetlerine mugayir olduğunu anlayan bu toplumlar, büyük bir kararlılıkla kurgusal tanımlamaları yapanları takip etmeyi ve bu tanımlamaları reddediyor. Her türlü baskıya ve saldırıya karşı muazzam bir direniş gösteren Venezüella halkının, Libya’da sükûn hiç olmasın diye gayret eden takipçilere ve taklitçilere karşı, halkının huzuru için savaşanların adları ve yaptıkları elbette Modern Uluslararası Sistemin yıkılış tarihine altın harflerle yazılacaktır.

(ii) Diğer taraftan da doğal ve olması gereken tanımlamaları yeniden bütün dünyaya ayân edecek zihniyet yeniden zuhur ediyor. Artık hem yanlışın, kirlinin ve karanın hem de doğrunun, temizin ve beyazın birlikte göründüğü ve bütün dünyanın zulmü reddedip sadece doğruyu, temizi ve beyazı, yani adaleti isteyeceği bir zamandayız. 

 

Kimileri taklit ve takip etmekteler.

Taklit bir asıl, takip bir önder ister.

Aslın fikri ve tavrı taklidi besler,

Emirdir takipçiye, önderden gelen sesler.

 

Ey taklitçi, takipçi leş kargaları!

Siz düşmanınızı öldüremezsiniz.

Yemek için birinin öldürmesini beklersiniz.

Bilmezsiniz ki, öldürdükleri sizlersiniz.