Adres :
Aşağı Öveçler Çetin Emeç Bul. 1330. Cad. No:12, 06460 Çankaya - Ankara Telefon : +90 312 473 80 41 Faks : +90 312 473 80 46 E-Posta : sde@sde.org.tr

Değer ve “Çakma”

Muhammet Savaş KAFKASYALI
17 Mayıs 2020 11:08
A-
A+

İçinden geçerken mâlik olduğumuz / sahiplendiğimiz ve ona ad koyduğumuz zamanın bu demine “korona günleri” deniyor. Daha geçmeden ad koymak nadir görülür, lâkin sonraya kalmadan, şimdiden “şimdiki zaman”, adıyla anılır oldu. Her an şimdiki zaman olmasına rağmen, onu belirledik ve artık bu şimdiki zaman diyebiliriz ve adıyla hitap edebiliriz ona. İşte bu şimdiki zamanın, adını vermek gerekirse “korona günleri”nin düşündürücü bir hadisesinin haberine rastladım.

Haber, televizyonda yayımlanan bir programda, Türkiye’nin “Süperstar”ının yaptığı açıklamaların haberiydi. Adına açıklama diyorum, çünkü kapalıydı ve o kişi açık hâle getirdi büyük bir hakikati. Elbette o açıklayabilenlerden olamazdı ve dillendirmek suretiyle açıklamış, açık etmiş, faş etmiş oldu. Daha münasip bir ifadeyle, mühim bir hakikatin farkına varılmasına vesile oldu. Söyledikleri şunlar:

- “Ne kadar çok koşturuyormuşuz. Hiç kendi değerlerimizle ilgilenmemişiz. Korona, bizlere bu değeri hatırlatıyor.

- Gösteriş için para harcamam. Çantalarım çakmadır. Doğru dürüst tektaşım bile yoktur. Öyle şeylere para harcamam ben. En önemli olan, insanın kendisi. Benden önemli şey yok bu hayatta.”[1]

En can alıcı kısmı tabiî ki, “çantalarım çakma” kısmı. Maalesef adına ortak bir adla yaşamak dediğimiz süreci benden oldukça farklı şekilde geçiren ve sayıları benim gibilerden çok fazla olan ve bu yüzden toplumun kahir ekseriyetini oluşturan kesim için bu ifadenin çok büyük tesiri olacak. Zaten tesir etsin diye söyle(til)miş olmalı. Çünkü o, Modern Uluslararası Sistemin toplumlara model olsun istediklerinden biri. Bu tesir iki türlü olacak:

  1. Birincisi, bir emsal olacak ve gösterilecek artık. Eylenmekte olanın meşruiyet vesilesi kılınacak ki, yeterince meşrulaştırıcı etkisi var bu kişinin. Zira o bir “mega star” ve daha da önemlisi toplum için model.
  2. İkincisi, önemli sayılan birtakım hususların önemli olmadığının kabulünü ve önem verilmemesini sağlayacak.
  3. Üçüncüsü ise yeni bir dönemin başlayacağını gösteriyor ve bu dönem başlasın isteniyor.

Dönemleri kapatıp başlatan böylesine hadiseler olacak deseler kimse inanmazdı belki. Eskiden yeni bir dönemi başlatması için bütün dünyayı etkileyen devrimler olmalıydı, defalarca en güçlü ordular tarafından kuşatılmış olmasına rağmen alınamamış bir şehir ele geçirilmeliydi.

İki konuşma çizgisiyle belirttiğimiz cümlelerden birincidekilerin anahtar kelimesi “değer” ve ikincisininki “çakma” kelimesidir.

Değer ve değerli, üç boyutu olan bir mefhumdur:

  1. Değer(i) veren,
  2. Değer verilen ve
  3. Biçilen değer

Modern Uluslararası Sistem dairesi içinde, değer ve değerli üzerine konuşulduğunda bu üç unsurdan söz edilir ve değerlendirmeler bunlar üzerinde yapılır. Lâkin hemen her defasında ihmal edilen ve değerlendirmelere katılmayan ve bu hâliyle de meselelerin anlaşılamamasına sebep olan bir unsur daha vardır ki, o da değeri ve değerliyi belirleyendir ya da değeri ve değerliyi kimin belirlediğidir.

Sabitesini insan aklı olarak belirlemiş ve bu sabiteye göre belirlenenleri rasyonel kabul eden bir sistem, işleyişindeki kurgularla rasyonel olanın sabit olmadığını dahası onun sabitesinin sabit ol(a)madığını görmezden gelmiş ve üzerinde durulmamasını, eleştirilmemesini, sorgulanmamasını sağlamıştır. Bu sebeple, sabit olmayan ama rasyonel olan, “ratio” tarafından belirlenen değerlerin ve değerli olanların benimsendiği bir “durum / state / status” oluşmuştur. Oluşmuş bu durum hem şartları ifade eden “durum” hem de yapıyı ifade eden “state / devlet”tir.

Bir tarafta duruma göre rasyonel davranıp çıkarlara göre hareket eden birey ve mümkünse onun çıkarlarına yardımcı olan, yardımcı olamıyorsa onlarla ters düşmeyen değerler, daha da önemlisi çıkarlar doğrultusunda değerli olan ve değerli olana biçtiği değerler vardır. Diğer tarafta ise zaten doğası gereği rasyonel olan devlet vardır. Hâl böyle olunca da rasyonel olanı belirleyen değeri ve değerliyi belirleyebilmektedir.

Literatürde ezberletilen ve benimsenen, “birine istemediğini yaptırabilme ya da istediğini yaptırmayabilme” şeklindeki güç tanımlaması kullanıldıkça nasıl güçlü olunacağının yolu da belirlenmiş olmaktadır. Bu güç tanımlanması sorgulanmadıkça güçlü olmak için atılacak adımlar, gidilecek yol hatta sahip olunması gereken değer, değerli ve değerliye verilmesi gereken değer de bilinecektir. Bütün bunların sebebinin bilmenin, anlamak olmayacağından veya anlamak anlamına gelmeyeceğinden kaynaklandığını söylemek fazla teorik olacağından, pratik örnekler üzerinden açıklama yapmak daha iyi olacaktır.

Hem birey için hem de devlet için birinci esas rasyonel olmaktır. Rasyonel olmanın nasıl olduğu ve usulü, Sistemin işleyişi doğrultusunda son derece itibar edilen “bilimsel çalışmalar”dan elde edilebilecektir. En son yapılan “bilimsel çalışmalar” gösteriyor ki, bireyin ya da devletin rasyonel olması, çıkarlarını belirleyebilmesi ile ve bu çıkarları elde etmek için gereken adımları atması ile mümkündür. Tabiî bu çıkarların neler olduğu ve bunun için hangi adımların atılması gerektiğini de yine “bilimsel çalışmalar” göstermektedir. İşte rasyonel olmak bunlara karar verebilmektir.

Sadece bireyler için değil cemiyetler hatta devletler için de zeki olmak, akıllı / rasyonel olmak daha en baştan belirlenmiştir. Bir devlet devletliğini ilan ettiği vakit, rasyonel davranacağını, rasyonel politikalar geliştireceğini ve uygulayacağını da beyan etmektedir zaten. Çünkü “devletler rasyonel davranır” ilkesi / kuralı koyulmuştur evvelce. Üstelik bu rasyonelin sınırları da, onun devletliğini tanıyarak onaylayan Modern Uluslararası Sistem tarafından çizilmiştir. Bireylere yönelik hazırlanan zekâ testleri gibi devletlerin de akıllı olanlarını tespit edebilmek ve bu tespitlerle bir yandan akıllı olduğu tescillenen devleti, yürüdüğü yolda daha kararlı kılmak, öte yandan da diğer devletleri aynı yoldan gitmeleri için özendirmek amacıyla kıstaslar koyulmuştur. Gelişme ve kalkınma oranları koymak, gelişme ve kalkınma modeli olarak sunmak, ekonomik ve siyasî yönden itibarlı saymak, hukuk sistemini ve devlet yönetimini ne türden olursa olsun uygun hatta aynı ölçekte / türden devletler için emsal göstermek gibi. Daha özelde ise Modern Uluslararası Sistemin kuruluşları ve enstrümanları vasıtasıyla yabancı yatırımlar için puanlar verme veya kredi derecelendirme kurumları tarafından ekonomisine notlar verme gibi devletlere yönelik IQ testi uygulama imkânlarıyla hangi devletin akıllı devlet olduğunu ya da hangi devletin rasyonel davranmadığını bütün dünyaya gösteren kıstaslar kullanılmıştır ve kullanılmaktadır. Modern Uluslararası Sistem, bu imkân ve kabiliyetlerle hem istediği bireyi hem de istediği devleti zeki ya da akıllı sayıp saydırabilmektedir. Böylece sistemin işleyişine kapılmışları / uyum sağlamaya teşne olanları yönlendirebilmekte ve istediği bireyi ya da devleti mutlu ederken istediğini de bunalımlara sokabilmektedir.[2]

Bir kere rasyonel davranmak ve güçlü olmaya çalışmak kararı verildi mi, gerisi çorap söküğü gibi gelmektedir. Çıkarları elde etmek için güçlü olmak ve güçlü olmak için değerliye sahip olmak gerekir. Herkesin değerli saydığı ne varsa ona sahip olmak gerekir. Nihaî hedef değerliye sahip olmaktır ve ondan ötesine ilişkin herhangi bir sorgulama yapılmaz. Rasyonel olmak da bunu gerektirir zaten.

Değerliye sahip olarak zenginleşenlerin, meselâ değerli olan petrole sahip olmakla zengin hâle gelenlerin, kendilerini güçlü görmeleri ve göstermeleri için müzayedelerden çok yüksek bedeller ödeyerek tablolar almaları, onların güçlerini gösterme biçimidir. Ya da çok değerli ya da pahalı birtakım nesnelerin koleksiyonunu yapmak güç göstergesi sayılır, rasyonel ve “gerçek / gerçekçi / realist” dünyada. Oysa şu soruların cevaplarını vermek, hiç rasyonel değildir, hatta irrasyonel olmakla itham edilir sistem tarafından:

  • Çok yüksek bedeller ödenerek aldıklarının değerini kimler belirliyor acaba?
  • Değere ve değerliye kim karar veriyor? Değeri ve değerliyi kim tayin ediyor?

Güçlü olmak,

  • Müzayededeki eserlerin değerlerini belirlemek mi, yoksa ona o belirlenen değeri vermek midir?
  • Değerliye sahip olanların, kendilerini güçlü göstermek için şirketler kurmaları, yatırımlar yapmaları mıdır, yoksa neye yatırım yapılması gerektiğine karar vermek midir?
  • Uluslararası sistemde bütün ülkelerin kullandığı paradan çokça biriktirmek mi, yoksa uluslararası sistemde hangi paranın kullanılacağını seçmek midir?
  • Karşılaşılan sorunlarla başa çıkabilmek ve onları çözebilmek için sahip olunan değerlileri kullanmak mı, yoksa neyin sorun olduğunu tanımlamak mıdır?

Mesele başlangıçta gücün, değerin ve değerlinin tanımını yanlış yapmaktır. Nitekim hiçbir sabitesi olmayan Modern Uluslararası Sistemin belirlediği doğru da, değer de, değerli de, güç ve güçlü de değişkendir. Bir gün doğru olan, başka bir gün yanlıştır. Bir gün değerli olan başka bir gün değersizdir. Değişken bir değere ve değerliye sahip olan da hâliyle bir gün zengin ya da güçlü sayılırken başka bir gün fakir ve güçsüz olmaktadır.

Latin Amerika ülkeleri evvelce değerli sayılan altına ve gümüşe sahipken güçlü değillerdi. Onları ellerinden alanlar, yeni bir değerli belirlediler ve bu yeni değerli olan şekere de sahip olan Latin Amerika ülkeleri yine güçsüz idiler. Yeni dönemin değerlisi olan petrole sahip Latin Amerika ülkeleri hâlâ güçlü değiller. Şimdi değerli olanın değiştirildiği ve yeni bir değerlinin ilan edileceği bir geçiş dönemindeyiz ve yeni dönemde yine hem bireyler hem de devletler rasyonel olacak ve bu değerliye sahip olmak için kıran kırana rekabet edecek hatta çatışacaklar.

Neyin değer ve değerli olması gerektiğine kendi başına karar vermektir esasında güçlü olmak. Kendi olmaktır, değerine ve değerline karar verebilmek. Kendi şuurudur / bilincidir, kendi değerine ve değerlisine sahip olmak, olmaya çalışmak ve onu kaybetmemek için mücadele etmek. Başkasının değerine sahip olmaya çalışmak başkalaşmaktır, ötekileşmektir. Başkasının değerli dediğine, yani başkasının değerlisine sahip olmaya uğraşmak, başkasının yolunda ve yolunu gitmektir. Gittikçe kendinden ve hedefinden, menzilinden uzaklaşmaktır. Üstelik varışı, sonu olmayan bir yoldur bu yol. Bu sebeple de yol değildir esasında, yol zannedilen yolsuzluktur. Yolu ve yolculuğu ehemmiyetli gören bir zihniyet için ise başkasının yolunda gitmek hem beyhude bir yolculuk hem de zûldür.

İkinci anahtar kelime olan “çakma” ise halk arasında kullanılan ve “gerçek” olanın “hakiki” olanın zıddını, yani “sahte” olanı ifade eder. Kendinde var olan bir durumu değil, eyleneni anlatır. Gerçek ya da hakiki, kendinde gerçek ya da hakikidir, fakat “çakma”, gerçek olmasın diye, gerçeğe karşı veya alternatif eylenmiştir. Öyleyse evvelâ “çakma” olanından bahsedilenin gerçeğinden bahsetmek icap eder.

Çok değerli çantalar, değerli olduğu belirlenmiş çantalar, çok değer biçilen çantalar varmış. Değerli olmasına ve çok değer biçilmesine ilaveten gerçekmiş bu çantalar. Değeri gibi gerçekliği de tayin yoluyla, yani atama yoluyla belirlenmiş. Tıpkı atanmış, atama yoluyla belirlenen ve bu makamlara atandığı için değerli hâle gelen bürokratlar gibi. Türkiye’deki bürokraside bu değerin ölçüsü, memuriyetteki “gösterge”dir. Tayin edildiğinde göstergesi değişir ve yeni göstergesi onun değerini gösterir. Yani değer ve değerli âşikârdır.

 Uluslararası Sistemin işleyişinde de bundan çok farklı değildir göstergeler ve değer. Markalar vardır değerli olan ve değeri gösteren, onlar değerliyi de gösteriverir hemen. Sadece değerliyi değil, gerçeği, yani gerçek olanı da gösterir. Modern Uluslararası Sistemin işleyişinde, değerli olarak tayin edilmiş markalar, hem gerçeğin hem de değerlinin göstergesiyken yakın bir zamana kadar, sistem bu işleyişi değiştirdi. Gerçeğin ve değerlinin göstergelerinin “çakma”ları ortaya çıktı. Mühim olan “çakma”nın ortaya çıkması değil. Çünkü tarihin her döneminde “çakma” ve sahte olmuştu. Lâkin bu sefer farklı olan sistematik olarak “çakma” üretimine izin verilmesiydi.

Modern Uluslararası Sistemin yeni bir döneme geçişini de gösteren ve sistemin, gerçeğin “çakma”sına verdiği iznin, yani sahte gerçeğe rıza göstermesinin iki boyutu var:

  1. Yeni dönem için dijitalleşme ile birlikte zaten gerçeğin ve gerçeği algılamanın sahtesi olan “sanal gerçeklik”in öngörülmesi, istenmesi
  2. Algılardaki “sanal gerçeklik”e koşut olarak somut nesnelerin gerçeklerinin yerine de “çakma”larının üretilmesinin öngörülmesi

Bu iki öngörü, Modern Uluslararası Sistemin fikren / teorik olarak yeni dönemde yepyeni bir hayat tarzı ve kabul inşa etmek istiyor demektir. Şimdiye kadar doğal olanı reddeden ve doğala karşı, doğala alternatif kurgusal bir hayat tarzı ve kabul inşa etmişti. Bundan sonrası için daha da ileri giderek bırakınız doğalı hedef almasını, takdir edilmiş kâinat nizamına karşı kurgusal bir sistem oluşturmayı, gerçek olana ve gerçeklerin olduğu hayat tarzına alternatif, gerçeklikten uzak ve hem gerçeği hem de gerçeğin sahibini unutturacak sanal bir hayat tarzı ve kabul inşa ediyor.

Soğuk Savaş döneminde Modern Uluslararası Sistem, sistemin lideri olan ABD ile rekabet eden ve iki kutuptan biri olan Sovyetler Birliği’nin yaptıklarına pek fazla karışmadı. Hatta büyük ölçüde izin verdi. Belli bir dönemden sonra ki, bu aynı zamanda yeni bir döneme geçiş anlamına geliyordu, icazetin miadı doldu ve ona engel olundu, Sovyetler Birliği bir gecede dağıldı. Bu hadise, sistemin tavrını anlamak bakımından önemli olduğu kadar, “dehşet dengesi”nin konuşulduğu bir ahvâlde bir nükleer gücün rekabetten nasıl düş(ürül)ebildiğini anlamak bakımından da fevkalâde önemlidir. Diğer bir ifadeyle, gücün ne olduğu ve mahiyeti konusunda ezber cümlelerle ve kabullerle değerlendirme yapmanın sakıncalarını göstermesi bakımından çok mühimdir.

Modern Uluslararası Sistemin liderliği konusundaki tartışmaların hayli çoğaldığı şimdilerde, Çin Halk Cumhuriyeti’nin ABD ile rekabeti konusuna da ışık tutacak şekilde Çin’in durumunu anlamak gerekmektedir. Sovyetler Birliği’nden farklı olarak sistem Çin’in yaptıklarına izin vermekten öte, Çin’in yaptıklarına destek vermiştir. En güçlü devletler ve bilhassa en büyük şirketler akın akın Çin’e yatırım yapmıştır. Üstelik Çin’in yaptıklarının önemli bir kısmı gerçeklerin yerine “çakma” üretmek olduğu düşünüldüğünde, bu destek çok daha anlamlı hâle gelmektedir.

Gerçeğin değiştirilmek istendiği yeni bir döneme geçiş, zaten Çin’in “çakma” üretimine verilen destekle anlaşılmıştı. Sitemin liderine rakip olacak bir devletin göz göre göre yükselişi destekleniyorsa bunu anlamak gerekir. Rekabet üzerine tahminler veya tartışmalar, sistemin işleyişini değerlendirmek bakımından çocukça ya da bahis alışkanlığı olarak görülmelidir. Kaldı ki, Amerikan Başkanı Trump’tan ve Amerika’da onun yanında yer alan bir kesimden başka kimse Çin’i hâlâ bir öteki[3] olarak görüp göstermemektedir. Oysa Sovyetler Birliği, Modern Uluslararası Sistem için bir diğeri idi. Buna rağmen rekabetin başlangıcından itibaren, öteki olarak görülmüş ve gösterilmiştir. Çin ise unutulmamalıdır ki, yükselmeye başladığından beri Modern Uluslararası Sistemin kurum, kuruluş ve ilkelerinden azamî ölçüde faydalanmaktadır. Gelinen noktada, Dünya Ticaret Örgütü ve bilhassa son zamanlarda Dünya Sağlık Örgütü gibi kurumlarda sistemin liderinden daha etkili olmaya başlamıştır. Dahası, Modern Uluslararası Sistemin iki yüz yıl öncesinde geliştirdiği ve çok başarılı şekilde uyguladığı mecburiyet kurgusu olan medeniyetin yerine son dönem için geliştirdiği / kurguladığı küreselleşmenin en önde gelen savunucusu ve temsilcisi durumundadır. Bu temsil daha fazla devam ederse, Modern Uluslararası Sistem işleyişini sürdürmekte başarılı olur ve yeni kurgularını gerçekleştirebilirse, Çin belki de ilk defa Modern Uluslararası Sistemde diğeri olmaktan kendi olmaya geçişi, yani kendileş(tiril)meyi başaran birim olacaktır. En azından kendileşmeye en fazla yaklaşan diğeri olacak demektir. Bu durum ise Çin’in, bırakınız küreselleşmenin en önde gelen temsilcisi olmasını, sistemin önderi olmasını dahi açıklayabilecek yeterliliktedir. Hâsılı Çin’in attığı adımların, yaptıklarının sistem tarafından desteklendiğini ve ona henüz netleşmemiş olsa da kendiyi temsil yetkisi dahi verildiğini ya da verilebileceğini göstermektedir. İlk defa Batı dışında bir birimin kendi olması ise çok önemli bir değişimin bizzat sistem tarafından istendiğinin ve planlandığının karinesidir.

Hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağının ve uluslararası sistemin değişeceğinin dile getirildiği bugün bir önce-sonra muhasebesi yapılabilir. Ne yazık ki, bir rekabetten hareketle veya çok dar ölçekli bazı hadiselerden hareketle Uluslararası Sistemin değişeceği yönündeki ifadeler, bilgiden ve Uluslararası Sistem konusuna vukûfiyetten hayli uzaktır. Neticede, sistemin değişmesi veya sistemde bir değişimin olması başka, Uluslararası Sistemin işleyişi içinde yeni bir rekabetin başlaması ve bu rekabetin sonucunun ne olacağı başkadır. Yapılan değerlendirmeler ve adeta bir maç üzerine konuşuluyormuşçasına yürütülen tartışmalar, bir rekabet üzerine taraftarların münakaşası gibidir. Hâlbuki anlaşılması gereken bir rekabet ve bu rekabetin sonucu değil, zaten bütünüyle kurgusal olan Modern Uluslararası Sistemin yeni bir dönem ve bu döneme ilişkin farklı özellikler tasarlıyor olmasıdır.

Modern Uluslararası Sistemin yeni bir dönem tasarısı ve isteği üzerine sistemdeki birimlerin yaklaşımı her ne kadar farklı görünse de uzun süren muhasebe ve muhakemeler neticesinde “sonra” için sergileyecekleri tavır aynı olacaktır:

1. Kendi: Modern Uluslararası Sistemi kurgulayan ve işleyişini kontrol eden ve sistem perspektifinden bakıldığında kendi olarak nitelenen üst birim, sırf kontrol etmek ve hükümran olmak için takdir edilmiş kâinat nizamına aykırı eylediklerini, bugüne kadar rasyonel diye meşrulaştırmaya çalışsa da uzun vadede doğru olmadığı ve insanoğlunun kendine zarar verdiği anlaşılmıştır. Bundan sonrası için bazı girişimleri elbette olacaktır, fakat içinden geçilen bu salgın hastalığın sebep olacağı sorgulamaların ve itirazların da etkisiyle yakın bir gelecekte, istediklerini herkese ve her şeye rağmen gerçekleştiremeyeceklerinin farkına varacaklardır. Doğal ve ahlâkî olanı benimsememek mümkün olsa da gerçek olanı değiştirmenin ve sahtesini, “çakma” olanı kurgulamanın, dahası bu kurguyla yeni bir hayat tarzı inşa etmenin başarılamayacağını anlayacaktır.

Yeni dönemde gerçeğin yerini “çakma”ların alması istense de, Modern Uluslararası Sistemin kurgusal hayatında zaten gerçek sanılanın da kurgusal olduğu ve değerli olduğu iddia edilenin de değerli olmadığı her geçen gün biraz daha fazla anlaşılmaktadır. Dolayısıyla bu şartlar altında büsbütün zulme dayanan Modern Uluslararası Sistemin, daha ileri bir aşamaya götürülmesi bir yana işlemeye devam etmesi bile tehlikededir. Sistemin kendisi “sonra” için şunları diyecektir:

      Kaçıp saklanıyorken

      Ateş düştü içime

      Alev alev yandım ben

      Yaktı ilk yüreğimi

      Ve sonra ellerimi

      El çektim beklemekten

      Çekemediklerimden

      Geçmişten, gelmemişten

 

      Uzatmışım evvelce

      Tutabileyim diye

      Aldım yerli yerine

      Bağladım birbirine

      Gayrı sahip olacak,

      Biri hep diğerine

 

2. Diğeri: Modern Uluslararası Sistemde diğeri olarak adlandırdığımız birimler, bugüne kadar Modern Uluslararası Sistemin doğrularını doğru belleyerek, değerli dediklerine değer verip sahiplenmeye gayret ederek sistemde daha güçlü olmaya çalışmıştı. Ancak “sonra” için aslında birçok kurgusal olanın farkına varmış ve kendi gibileşerek bir neticeye varamayacağını anlamış ya da çok kısa zaman içinde anlayacaktır. Modern Uluslararası Sistemin zulmüne maruz kalarak ve ona boyun eğerek güçlenmenin mümkün olmayacağını, güçlü olmanın da sistemdeki sıralamanın üst sıralarına çıkmak olmadığını görmüş ya da görecekler. Sistemin diğerileri ise “sonra” için şunları diyecektir:

      Kaçıp saklanıyorken

      Ateş düştü içime

      Alev alev yandım ben

      Yaktı ilk yüreğimi

      Ve sonra ellerimi

      El çektim beklemekten

      Çekemediklerimden

      Geçmişten, gelmemişten

 

      Uzatmışım evvelce

      Tutabileyim diye

      Aldım yerli yerine

      Bağladım birbirine

      Gayrı sahip olacak,

      Biri hep diğerine

 

3. Öteki: Modern Uluslararası Sistemin kendine düşman bildiği ve öteki gördüğü, fakat henüz bir yapısı / bedeni olmayan, sadece bir zihniyet olarak var olan birimdir. Modern Uluslararası Sistemin bütün kurgularıyla yeniden doğmasına mâni olmaya çalıştığı ve bir yapıya kavuşmasını engellediği öteki, er ya da geç sistemin zulmünden mustarip olan bütün birimlerin itirazını da fırsat bilip yeniden bir yapıya kavuşacaktır. Lâkin bugüne kadar temsilden mahrum kalmasına sebep olan bazı hataları da anlayarak bir bedene sahip olabilecektir. Bir kez bedene sahip olunca da zihniyetini hayata geçirerek Modern Uluslararası Sistemin kurgularına karşı mücadele verecek, ahlâka, adalete ve en önemlisi gerçeğe / hakikate aykırı eylediklerini düzeltecek, önce muazzam bir Tufan koparıp yanlışları hem yıkıp hem yıkayacak ve Modern Uluslararası Sistemi ortadan kaldıracak, ardından baharı getirecektir.

  1. Evvelâ, Modern Uluslararası Sistemin, sistemin içindeki birimlerin rekabetinden öte ve onun fevkinde bir yapı olduğunu, nasıl işlediğini, işlemeye devam etmesi için nelerin kurgulandığını ve yapıldığını iyi anlayıp anlatacaktır.
  2. Ardından bu yapının ve işleyişin hem takdir edilmiş nizama nasıl karşı çıktığını hem de daha önemlisi neden böyle bir karşıtlık istediğini iyi anlatacaktır.
  3. Nihayet bu kurgusallığın ve karşıtlığın nelere mâl olduğunu ve nasıl mütemadiyen sorun ürettiğini açıklayıp insanlığın bu sorunlardan kurtulmadığı takdirde bir felâkete doğru hızla sürükleneceğini, felâkete götüren sorunların nasıl çözülebileceğini ve en önemlisi sorunlardan kurtulmanın, bu sorunları kendi çıkarları (öyle sandıkları) doğrultusunda bile isteye üretenler için dahi huzur ve sükûn getireceğini gösterecektir.

Takdir edilmiş nizama karşı olmak veya ahlâkı benimsememek, kendi seçimini belirlemek ve yolunu seçmektir. Değeri ve değerliyi istediği gibi tayin etmek ve istediğine değer vermek dahi böyledir. Neticesi, bu tercihten kaynaklanan sorunların sorumluluğudur ve kendinedir. Bu imtihan alanıdır, mümkin alanındadır, yani mümkündür. Fakat gerçeği değiştirmeye yeltenmek başkadır. Çünkü gerçeğin değişmesi, mümkin alanının değişmesi demektir. Mümkin alanının değişmesi, sabitelerin değişmesi demektir. Gerçeğin sahibi, nizamının gerçeğinin değiştirilmesine müsaade etmeyecektir.

Modern Uluslararası Sistemin güç dediğine ulaşmaya, onun dediği şekilde güçlü olmaya çalışmanın doğru olmadığını anlayarak, sahip olduğu zihniyetin temsilcisi olmaya gayret edecektir. Zira literatürdeki güç tanımının, şu üç hususu kapsa(ya)madığını görecektir:

  1. Eyleme geçmemiş, bilkuvve / potansiyel hâldeki gücü,
  2. Kendin(d)e ve kendi için olan, kendi tercihlerini ve eylediklerini en doğru şekilde belirlemesini sağlayacak gücü,
  3. En önemlisi, Modern Uluslararası Sistemin yaptığı gibi isteğin bizzat kendisini belirleme durumundaki gücü.

Gerçeğin sahibinin nizamına tâbi olan ve O’nun takdirine boyun eğen öteki, kendine düşeni yapacaktır. Gafletten ve dalâletten kurtulup evvelâ zihniyetinin temsili için gereken yapının inşasını, sonrasında da bu yapıyla zihniyeti doğrultusunda, gerçeği olduğu gibi kabul ederek gerçek değerliye sahip çıkarak ahlâkın ve adaletin bayraktarlığını yapacaktır. Hülâsa Modern Uluslararası Sistemin ötekisi de “sonra” için şunları diyecektir:

      Kaçıp saklanıyorken

      Ateş düştü içime

      Alev alev yandım ben

      Yaktı ilk yüreğimi

      Ve sonra ellerimi

      El çektim beklemekten

      Çekemediklerimden

      Geçmişten, gelmemişten

 

      Uzatmışım evvelce

      Tutabileyim diye

      Aldım yerli yerine

      Bağladım birbirine

      Gayrı sahip olacak,

      Biri hep diğerine

 

 _________________________________________________

 

[1] Hürriyet, 26.04.2020.

https://www.hurriyet.com.tr/kelebek/magazin/ajda-pekkan-cantalarim-cakma-tektasim-yok-41503502

[2] Muhammet Savaş Kafkasyalı, “Akıl ve Zekâ”, Stratejik Düşünce Enstitüsü, https://www.sde.org.tr/muhammet-savas-kafkasyali/genel/akil-ve-zek-kose-yazisi-7017

[3] Uluslararası sistemin yapısını oluşturan ve işleyişini belirleyen en önemli unsur öteki algılamasıdır. Öteki algılamasını inşa eden veya öteki algılamasını yönlendirebilmek maksadıyla bir öteki kurgulayan hatta zaman zaman öteki algılamasına mukabil zuhur eden (oluşan) ise zihniyettir ki, biz buna öteki merkezli kavramsallaştırmamızda kendi bilinci diyoruz.

Kendi, öteki ve diğeri adlandırmalarımızda esas alınan husus zihniyettir. Kendi Batı’nın zihniyetidir. Öteki Batı’nın zihniyetine ve Batı zihniyetinin inşa edip yürüttüğü sisteme karşı olan zihniyettir. Diğeri ise kendi veya öteki olarak tanımlanacak müstakil bir zihniyet birimi olmayıp, aslında maddî unsurları itibariyle ötekiye ait olup, mevcut uluslararası sistemin yapısına ve işleyişine aykırılık göstermeksizin varlığını sürdüren, başka bir ifadeyle kendiye tabi olmuş birimlerdir. Bkz: Muhammet Savaş Kafkasyalı, Uluslararası Sistemin Yapısı ve İşleyişine Kendi Bilinci ve Öteki Algılaması Üzerinden Farklı Bir Yaklaşım, Basılmamış Doktora Tezi, Ankara, Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2010.